-
Yazan: 27 - 10 - 2009 : 14.29 - sdt23
Fotokopi olduğu için altındaki imzanın kime ait olduğu bulunamayan belgenin aslının ortaya çıktığı iddia ediliyor.
Bakın yandaş medya değil, Oktay Ekşi'nin dediklerine:
[I]TOPUN tüfeğin yenemeyeceği tek güç vardır. Ona “gerçek” derler. O güç döner dolaşır bir gün kendisini dayatır ve kabul ettirir.
Galiba Albay Dursun Çiçek imzalı “İrtica ile Mücadele Eylem Planı
-
Yazan: 23 - 10 - 2009 : 19.20 - şukufe
Selamlar,
Ben gerçekten çok merak ediyorum,tüm bu yaşadıklarımızla,gördüklerimizle,hazmettiğimiz ve hazmetmeye çalıştıklarımızla....
Sadece son dönemdeki açılım ironisi değil,geçmişte kalan 7 yılla sizce RTE'nin sonu nasıl olur?
Rahmetli tombul başbakanımızın söylediği gibi bu millet herşeyi unuturmu,gün gelir bunların hesabı sorulurmu?
-
Birleşmiş Milletler- Genel Sekreter Ban, ''24 Ekim Birleşmiş Milletler Günü'' dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Mesajında BM'nin ''Birleşmiş Milletler Halkları için çalıştığını'' belirten Ban, dünyada en yüksek miktarda insani yardımı, en zorlu bölgelerde BM'nin dağıttığını belirtti.
Cumhuriyet /
Dünya
Birleşmiş Milletler- Gen
-
Cumhuriyet Gazetesi ve Oda Tv Hakkında Soruşturma
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, "Ergenekon" soruşturmasını yürüten emniyet görevlileri ve savcılar ile davaya bakan hakimlerin, geçen yıl Ramazan ayında emniyet tarafından düzenlenen iftar yemeğinde çekildiği iddia edilen fotoğraflarını yayınlayan Cumhuriyet Gazetesi ve Oda TV hakkında soruşturma başlattı.
İstanbul Cumhuriyet Başs
-
İzmir Barosu avukatlarından Tarcan Ülük, kısa adı ER Parti olan Ergenekon Partisi'ni kurmak için çalışmalara başladıklarını bildirdi.
Ülük, düzenlediği basın toplantısında partinin çalışmaları hakkında bilgi verdi.
"Ergenekon, ’Ne mutlu Türk’üm’ diyen herkesin övünç duyduğu değerler manzumesinin simge adıdır" diyen Ülük, partinin kuruluş işlemlerini 29 Ekim’e yetişt
-
Hancı Sarhoş, Yolcu Sarhoş..
Küresel krizde yaşanmakta olan bu ekonomik sarhoşluk nereye kadar?
Kim ne derse desin, ´Görünen köy kılavuz istemez´ diye boşuna söylememiş atalarımız. Küresel ekonomik kriz gelişmekte olan ülkelerdeki çoğu ailelerin ocaklarını söndürdü. Anayı oğula, kardeşi kardeşe düşürdü. Tüketim toplumu olmayı hemen benimseyenler, kredi kartlarını sorumsuzca alışverişlerde veya
-
Daha evvel açılmış olup fakat site yenileme işlemleri esnasında teknik nedenlerle silinmiş bulunan bu konuyu tekrar açmakta yarar görüyorum.
Ülkemiz için hayırlısı ne ise o olsun demekten başka diyecek bir şey bulamıyorum ancak yaşanmış ve yaşanmakta olan acılar; ekonomik sorunlar; halkların kardeşliklerinin yitirme noktasına gelmiş olması; Ortadoğ'daki savaş ve huzursuzluklar derken
-
Yazan: 17 - 10 - 2009 : 08.26 - sdt23
Doğan grubuna vergi cezası hakkında Haberturk'te yayınlanan yorum.
Doğan ne umdu, ne buldu?
Cumhuriyet tarihinin en büyük haciziyle sonuçlanan sürecin analizi...
17.10.2009 12:28
Herşey, Doğan Grubu’nun Axel Springer’e yaptığı satışla başladı... Bu satışta Doğan Grubu neler elde etmek istedi, şimdi neleri kaybedebilir, hep birlikte bakalım...
Doğan TV, Axel S
-
Filmler bize genellikle yaşamak istediğimiz hayatları gösterir. Bunların başında da aşk vardır ne garip değil mi aşk vardır.... Zengin kız veya erkek fakir kız veya erkek e aşık olur ... Köylü kızı erkeği eğitimli şehirli sosyete erkeğine kızına aşık olur.. Genç kız yaşça kendinden büyük erkeğe erkek kendinden oldukça küçük kıza aşık olur ... Ama nedense hepsi filmlerde olur gerçek yaşamda ise duv
-
Av. Abbas Bilgili
Gezme Ceylan Bu Dağlarda Seni Avlarlar
“Ölüm bu,
Fukara ölümü
Geldim, geliyorum demez.
Ya bir kuşluk vakti, ya akşamüstü,
Ya da seher, mahmurlukta,
Bakarsın, olmuş olacak.
Bir hastan vardır umutsuz,
Hayreti uykularda,
Hayreti soğuk sularda.
Gayrı, iki korku çiçeğidir gözleri,
İki mavi, kocaman korku çiçeği,
Açar, derin kuyularda... “
-
İzmir'de temaslarını sürdüren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, AK Parti İzmir İl Başkanlığında bulunduğu sırada aynı sokakta yer alan bir hukuk bürosunun penceresine çıkan bir avukat, sokaktaki partililerle tartıştı. Tartışmanın büyümesi üzerine polis ekiplerinin girdiği binanın pencere ve perdeleri kapatıldı.
Erdoğan, Sabancı Kültür Merkezi'nde düzenlenen Dokuz Eylül Üniversitesinin yeni akad
-
1 Ekim tarihinden itibaren Maliye, Türkiye'deki bütün doktor, avukat ve eczacıları incelemeye alacak
Maliye Bakanlığı, 1 Ekim Perşembe gününden itibaren Türkiye'deki bütün doktor, avukat ve eczacıları vergi incelemesine alacak.
AA muhabirinin Gelir İdaresi Başkanlığından edindiği bilgiye göre, vergi denetim elemanları, Perşembe gününden itibaren 6 ay boyunca 38 bin 590 avukat, 23 bin
-
Bu asla ciddi bir yazı değildir. Hatta tam tersine komik bir yazıdır... Bana çok sevdiğim bir arkadaşım mail attı belki sizlerede gelmiştir... Amma kaybolmasın kalsın istedim.. E bir de okumayanlar okusun... Yazının sonunda yazarı yok .. O yüzden bende de yok ....
Almanya’dan gazeteci bir dostum aradı.
Bir meslektaşımızın Ankara’ya geleceğini ve Türkiye-AB ilişkileri konusunda
-
1914 yilinda Anafartalar...
Anafartalar' da savaşın nadir bir dinlenme aninda,
çadırınıza gelirsiniz postallarınizi cikartirsiniz.
Kisa da olsa dinlenmeniz gereklidir.
Bedeniniz ve beyniniz cok yorgundur
Ama O'nun icin dinlenme diye bir kavram yoktur !
kucucuk cadirinda,
tahta bir masanin uzerinde ,
Macar Türkoloğu Nemetin, Fransız Türkoloğu
Devinin Türkoloji albümleri kitapla
-
İkisini de Tv den seyrettim... Teki gerçekten bu kötü günlerde gülümseten bir olaydı... Onun için ondan başlayayım...
Benim futbolla olan ilgim karşımdakinin fanatikliği ile orantılıdır. Yani aslında hiç haberim olmaz, bir gün sonra vay may diye konuşurum. Ama karşımda ki fanatikse... Sanki spor yazarıyım... Konu futbol olunca sallamakta kolay... İşte böyle bir adam olarak ben Perşembe akşamı
-
Nazan Doğru, Necdet Urak, İsmail Açıkgöz depreme Avcılar’da yakalandı. Kimi hafif atlattı, kimi yakınını kaybetti. Murat İnce, daha bir çocuktu Yalova depreminde, göçük altında kaldı, kız kardeşini kaybetti... Arızlı Konutları’ndaki depremzedelerse evsiz kalma tehlikesi ile karşı karşıya... 17 Ağustos’un 10. yılı ve yaralar hâlâ sarılamadı...
Esra Açıkgöz/Cumhuriyet
-
Mehmet Ali Kılıçbay Newsweek Türkiye'deki köşesinde yazdı
Türkiye de dahil, hemen her adın kökeni yabancı
Ülkemiz toprakları, dünyanın ilk yerleşik toplumlarının vatanı; o halde kökü en aşağı 10 bin yıl gerilere giden ayrıntılı bir coğrafya adlandırması söz konusu.
Her toplum, temasta bulunduğu coğrafyanın unsurlarını, hem coğrafi uzamın engebelerini cins adlarıyla tasnif eder (neh
-
Arkadaşlar herkese merhaba, öncelikle soracağım konuylailgili forumda araştırma yaptığımı belirteyim ancak biraz farklı bir durum olduğundan konu açmak istedim. Lütfen bilgili arkadaşlar yardım etsin.
Ben oturduğum evde 3. yıla girdim. İlk seneden sonra kontrat yenilenmedi ve zam yapılmadı. Bildiğim kadarıyla yeni sözleşme yapılmazsa eksisi aynen bir yıl boyunca daha geçerli oluyor? doğru muyum
-
Kurtalan Ekspress in efsane ismi Bahadir Akkuzu'yu 5 dakika once kalp krizi neticesi kaybettik
-
50 yılda çok şey değişti, başvuru sonucu hariç
Eski adıyla Ortak Pazar bugünkü adıyla Avrupa Birliği'ne girmek için Türkiye bundan 50 yıl önce başvuru yaptı. O zaman sadece 6 üyesi (Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda) olan AB'nin şimdi 27 üyesi var; Türkiye hariç. Hala birliğe kabul edilmeyen Türkiye ile müzakereler hala devam ediyor. Bugüne kadar yapılan 35 müzakere
-
Anavatan Partisi'nde toplu istifa
Mardin'de Anavatan Partisi'nde var olduğu öne sürülen olumsuzluklara tepki göstermek amacıyla il yönetiminin yanı sıra 6 ilçe, 26 belde yöneticileri topluca istifa etti.
İnternethaber - 29 Temmuz 2009
Anavatan Partisi Mardin İl binasında bir araya gelen parti yöneticil
-
Hasan Cemal 29/07/2009/MİLLİYET
h.cemal@milliyet.com.tr
Şimdi hep birlikte avazımız çıktığı kadar bağırma zamanıdır: Yaşasın tam bağımsız Türk yargısı
Bu ülkede yargı bağımsızdır! Darbecileri soruşturmaz. Yargı bağımsızdır!
Darbecileri yargılamaz.
Yargı bağımsızdır!
Askerimizi el üstünde, hukuk üstünde tutar.
Yargı bağımsızdır!
Suikastçıları soruşturmaz!
Yargı bağı
-
Sayın Demirel yine ilginç bir laf etmiş,
"Devlet, devlet politikası gereği olarak adam öldürür" demiş.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.as... icleID=946478
-
Yazan: 23 - 07 - 2009 : 16.05 - sdt23
Haberturk'ten Balçiçek Pamir'in haberi:
http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/07/19
[i]Geçtiğimiz günlerde Yeni Şafak, Ergenekon soruşturması kapsamında ifadesine başvurulan bir gizli tanığın söylediklerini okuyucularına şöyle aktardı.
“Fadime Şahin, aslında pavyonda çalışan bir telekızdı. Oradan alınıp, özel bir görevle Aczmendi Lideri Müslüm Gündüz
-
Yazan: 22 - 07 - 2009 : 17.50 - gecem1970
Bekledim bekledim dayanamadım. Nerde bu meslek liseliler? Hani elektik mühendisi olacağım yazıktır bana lütfen kaldırın katsayı engelini diye haykıran gençlik? Daha bir eşit olmanın sevinci nerde?
Yapılan düzenlemeden haberlerimi yok? Artık bütün liseliler eşit. Hani açıkgöz tüccarlar gibi önce bindirdik sonra indirdik. İki gözü iki çeşme Türkiyede bilmem kaçıncı oldum ama ancak filanyüksek oku
-
Özel bir Gazetenin Ankara temsilcisi Hakan Çelik'in yazısı:
BİR TÜRK OLARAK KÜRTLERE SORUYORUM
Bir TÜRK olarak Kürtlere soruyorum; ''Kürtler bu ülkeye ne vermiştir ?'' Kürtlerin, Türkiye'ye bugüne kadar ne katkıları olmuştur ? Sosyal, bilimsel ve sanatsal anlamda yaşamımıza neler katmışlardır ?
Kendilerini etnik kökenlerini ön plana çıkararak tanımlayan ve kendilerine verilmiş en büyük
-
Bu iki üç gündür yazmayı düşünüp bir türlü parmaklarımın klavye ye gitmediğinden gecikmiş bir yazıdır... Kaldı ki hiç üşenmeyip bildiğim şeyleri teyit bile ettim ...
İşte üç dört gece önce oturmuş kitap okurken yanımda arkadaş olsun diye açtığım TV ye bakmamla başladı herşey... BBC kanalında takılıp kalmış tv... Bir kadın sunucu iki adamla konuşup duruyor. Doğal olarak İngilizce konuşuyorlardı
-
Topkapı sarayında İdil Biret ile The Whitehall Orchestra nın konseri vardı . Ben saçma sapan işler ve kişilerle uğraşmaktan açıkça ''bastım'' ve konseri tamamıyla unuttum. Unutmam gerekenler gereksiz yere aklımdayken unutmamam gerekenleri unuttum... Ama akşam saatlerinde gelen haberlerle ''ne oluyoruz yahu'' demedim elbette ama sarsıldım...AKP RTE ve 11. nin getirdiği nokta artık çok açık ortaya
-
Kimi Kandırıyorsunuz? Salı, 30 Haziran 2009/Cumhuriyet
Ali Sirmen
Okurlarım bilirler, askeri mahkemelerden çok çektim. İçlerinde güvenilirleri yok demek istemiyorum. Ama ilke olarak askeri mahkemelerin alanlarının elden geldiğince dar tutulmasına taraftarım.
Son zamanlarda askeri mahkemelerin yetki alanları ve kompozisyonlarında da değişiklikler oldu.
Ama yine de, bunların s
-
Yazan: 10 - 07 - 2009 : 15.41 - çoban
Tüketiciler Birliği Çin ürünlerine boykot çağrısında bulundu. Doğu Türkistan Göçmenler Derneği üyeleriyle birlikte Çin Konsolosluğu önünde toplanan grup, Çin mallarını da ateşe verdi.
Tüketiciler Birliği ile Doğu Türkistan Göçmenler Derneği üyelerinden oluşan grup, Sarıyer'deki Tarabya Mahallesi Çobançeşme Çıkmazı'nda bulunan Çin'in İstanbul Başkonsolosluğu önünde basın açıklaması yapmak istedi
-
İzmir'de internetteki evlilik sitelerine üye olup kendini avukat olarak tanıtan bir kişi, tanıştığı kadınları icradaki otomobilleri ucuza almalarına yardımcı olacağını söyleyerek dolandırdığı iddiasıyla gözaltına alındı.
Asayiş Şube Müdürlüğü Yankesicilik ve Dolandırıcılık Bürosu'na başvuran bir kadın, evlilik sitesinde tanıştığı ve kendini avukat olarak tanıtan kişi tarafından dolandırıldığını
-
Bu tartışmayı bir de siyaset bilimci, sosyolog ve hukukçulara sorduk...
Rejimin teminatı kim? Başbakan Erdoğan’ın “Rejimin teminatı polistir” şeklindeki açıklamasının ardından bu soru tartışılıyor ancak sorunun kendisi bile demokrasiyle bağdaşmıyor. Öncelikle, militarist bir terim olan ‘rejim’ yerine, ‘demokratik sistem’ ifadesini koyalım ve soruyu
-
Yazan: 28 - 06 - 2009 : 13.36 - milo
İSLAMCILARA BİR ALIŞVERİŞ TEKLİFİ
google_protectAndRun("render_ads.js::google_render _ad", google_handleError, google_rend
[b]Türkiye’de İslamcılar neden sağcıdır? Bu soruyu bugün sormamın nedeni İran’daki gösterilerdir. Komşudaki olaylar Türkiye’deki İslamcı medyanın kafasını karıştırdı. Ancak yavaş yavaş “Batı’nın İran’a müdahale etmek i
-
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, Anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılmasında geç kalındığını savunarak, "Sanıkların bir kısmı öldü. Azrail, geçici 15. maddeden evvel gerekli temizliği yaptı" dedi.
Haberin Devamı İçin
Tıklayınız
Geriye kalanlar yargılansın mı?
-
Uzun zamandır tartışılan mayın yasası sonunda Cumhurbaşkanı tarafından da imzalandı.
Kimileri vatan hainliği diyor, kimileriyse ülke menfaatleri diyor.
Haberin tamamı için:
http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/06/17
-
Uzun süredir tartışılan meclisin ve cumhurbaşkanının görev süresi yavaş yavaş netleşiyor.Başbakan'ın ardından Meclis Başkanın da aynı yönde açıklama yapması kafalardaki soru işaretlerini netleştirmeye başladı.
Haberin tamamı için
http://haber.vatanim.com.tr/haberdet...7&Categoryid=1
-
Ülkede işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, açlık, eğitimsizlik gibi bir yığın ciddi sorun varken buyrun size yeni bir tartışma konusu... (Ülke gündemimize baktıkça gülesim geliyor ağlanacak halimize.)
CHP, CeHePe (ya da CeHaPe) iken; MHP, MeHePe (ya da MeHaPe) iken; DSP, DeSePe iken vs. AKP'ye AKePe demek neden edepsizliktir? AKePe değil de AKaPe demek daha mı edepsizliktir?
AKP
-
Miting öncesi Anıtkabir
Atatürkçü Düşünce Derneği öncülüğündeki demokratik kitle örgütleri bugün Tandoğan Meydanı’nda düzenleyecekleri cumhuriyet mitingi öncesinde dün Anıtkabir’i ziyaret etti
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD), 2007 yılında AKP protestolarına sahne olan ve daha sonra Ergenekon soruşturmasına dahil edilen cumhuriyet mitinglerinin bir benzerini bugün s
-
Yazan: 16 - 05 - 2009 : 17.48 - milo
"Geçtiğimiz pazar günü Saadet Partisi lideri Sayın Numan Kurtulmuş'un Habertürk Gazetesi'ne verdiği mülakat basında epey tartışıldı ve yeni bir tartışmanın açılmasına vesile oldu.
Bu mülakatta Sayın Kurtulmuş, Gülen cemaatiyle ilgili bir dizi siyasal analiz yapıyor ve cemaatin politik duruşuna olan itirazlarını dile getiriyordu. Bu itirazların başında cemaatin hiçbir dönemde olmadığı kad
-
Yazan: 15 - 05 - 2009 : 14.00 - milo
Geçtiğimiz günlerde eşinin yurt dışına çıktığı söylentisiyle Uğur Dündar' ı da Ergene-kon soruşturması [b]içine çekmeye çalışıp da, milyonlarca izleyicinin önünde Uğur Dündar' dan zılgıtı yiyince, bu kez hırslarını alamayıp 3 kişi olduğu ve Vakit-Zaman mürekkebi bir yazar kadrosuyla Uğur Dündar hakkında kitap yazmaya başladılar.
Bunun öz hazırlığı olarak Zaman gazetesinde Uğur Dündar' ın e
-
RTÜK ün Türkiye için ne kadar gerekli bir kurum olduğu ve ne kadar adil olduğu gene ortaya çıktı. Ben gibi boş yere feryat edenler ise bu tokat gibi uygulama karşısında sustuk kaldık Yaşasın RTÜK yaşasın padişahlık... Opss Cumhuriyettik değil mi... Pardon.. pardon...,
YSK ''Kanal Biz'' e seçim döneminden dolayı üç gün yayın yasağı koyar... Ve bu uygulama Kanal Biz in bir bomba haberi patlataca
-
Yazan: 14 - 05 - 2009 : 14.19 - milo
Nihayet bazılarının akılları başlarına gelmeye başladı. Derin işler, ilişkiler Batı'dan Doğu'ya doğru dönüp, Batı'daki Doğu'nun etkinliği artmaya başlayınca söylemler de değişmeye başladı.
İzleyip görelim.
-
İhtiyar adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu;
'-Oh. . be ferahladım. Ölümlü dünya'.
Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu dairesinde çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı. Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi;'
-Biz öldükten sonra bir sürü iş
-
Gündemdeki en ciddi ama içeriğine bakıldığında en gereksiz maddesi sanırım budur. Anayasa değişiklikleri toplumun temel değişiklikleridir. Ancak hali hazır iktiradın ille değiştirmek istediği maddeler ise ''toplumu '' asla ilgilendirmeyen tam tersine yeni gelilimlere yol açacak AKP SALTANATINA gidecek maddelerdir. Öyle yada böyle her ne kadar toplumun temel sorunlarına teğet bile geçemeyen değişi
-
Başbakan Erdoğan TRT Türk'ün açılışında konuştu
Açılış töreninde bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan,
TRT Türk ile tüm dünyaya seslenmenin haklı gururunun yaşandığını ifade ederek,"İnanıyorum ki, Ortadoğu'da bizleri daha etkin kılacak adımları arka arkaya atacaklar. Gerek TRT Arapça yayınla ağ
-
Yazan: 08 - 05 - 2009 : 11.16 - milo
Bir taraftan milli bayramlarda çocukların, gençlerin asker düzeni içinde yürümemesi için düzenleme yapacaksınız, (askeri zayıflatmak, içimizdeki askeri öldürmek için)
Öte yandan valinin koruması, valiye selam durmayan öğretmeni dövecek.
Demek ki bunların özlemi de kendilerine göre bir otorite, ama yemezler.
Vali konvoyuna selam vermeyen öğretmene dayak
Ferit DEMİR/TUNCELİ, (DHA)
[IM
-
[FONT='Arial','sans-serif']POLİSİ BAYILTAN CEZA[/font]
[FONT='Arial','sans-serif'][/font][FONT='Arial','sans-serif'][/font]
[FONT='Tahoma','sans-serif']Alanya'da Savcı ile takışan polis, kelepçeli olarak Adliye binasına getirildi. Silahı alınan ve 8 saat sonra gece yarısı 02.00'da Nöbetçi Mahkemeye çıkartılan polis, aldığı cezayı duyunca şok oldu.[/font][FONT='Arial',
-
Yazan: 06 - 05 - 2009 : 13.23 - milo
AKP'li Belediye Başkanı Serdar Kalaycı'nın kapattığı Meram Belediyesi Bayan Voleybol Takımı, Konya'da tartışmalara neden oldu. Sporcular ve aileleri başkanın, maçlarda şort giyilmesini eleştirerek takımı kapattığını öne sürerken başkan Kalaycı, kapatma gerekçesinin ekonomik olduğunu söyledi......................
29 Mart'ta yapılan yerel seçimlerde Meram Belediye Başkanlığı görevine seçilen Ser
-
Yarın Hıdırellez. Hızr peygamber ile İlyas peygamberin buluşması. Kavuşamayan aşıkların kavuşma günü, baharım müjdecisi, İslamiyette olmasa bile müslüman gibi kutlanan bir gün.
Hadi bakalım, yumurtaları soğan kabuğuyla kaynatın, kapalı yerde kalmayın, evde uyumayın; Sakın ha yıkanmayın, Hayata dair ne istiyorsanız bir kağıda çizin ve onu bir gül ağacının dibine asın. Bunları yapın ki dilekleriniz
-
Yazan: 05 - 05 - 2009 : 14.53 - milo
Bu gün 44 kişi düğünde can verdi, sizden tık yok:(
-
Bugün Karadeniz Bölgesi'nde özellikle de doğu kesiminde sıradan 100 kişiye bu soruyu sorsanız en az 95'inden "balık değildir" yanıtı alırsınız:)
İşin ilginci 14.12.2002 tarih ve 24963 sayılı Resmi Gazete'de Samsun Valiliğince yayınlanan aşagıdaki kararda da hamsinin balık olmadığı zımni olarak kabul edilmektedir. Balık mı, değil mi? Gel de çık işin içinden:) :)
[b]Samsun Valiliğinden :
[
-
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları, katıldığı bir törende basın mensuplarının sorularını yanıtladı
İnternethaber - 30 Nisan 2009
''Domuz gribi konusunda bir çalışmanız var mı?'' sorusu üzerine Mirmahmutoğulları, bu konuda Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Ba
-
Kadın sığınsın ama bizim mahalleye sığınmasın!
Antalya'da mahalleye kadın sığınmaevi açılacağını öğrenen mahalleli ayağa kalktı: 'Burası çoluklu çocuklu semt. Huzurumuz bozulur. Başka yere yapsınlar...'
Mahallelerine kadın sığınmaevi yapılacağını öğrenen çevre sakinleri, [color="Red"][b] “Bu yerde kalacak kadınlara kötü gözle bakılacak”[/B
-
İşte biz böyleyiz. Önce kafayı kırarız, sonra kırdığımız kafayı okşarız.
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/Son...u%20iyi&ver=47
-
Barolar ve Akademisyenler "Hukuk devletinin yaşama geçirildiği, hukuk güvencesinin sağlandığı bir Türkiye için" kamuoyuna yönelik 50 maddelik bir duyuru yayınladılar. Duyuru 54 baro başkanı ve 13 akademisyenin imzasını taşıyor.
Duyuruda açıklanan 50 madde şöyle:
1.Anayasamıza, Ceza Muhakemesi Kanunu'na, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve taraf olduğumuz diğer uluslararası antlaşmalara göre h
-
Yazan: 24 - 04 - 2009 : 07.34 - Bagaytuğ
Anayasa Mahkemesi'nin girişine Yargıtay gibi diğer yüksek yargı organlarının aksine "Adalet Tanrıçası"nın değil ona benzeyen bir heykel konulduğu görüldü.
Birbirine çok bezeyen iki heykel arasındaki farklar ise dikkat çekici. Adalet Tanrıçası'nın gözü bağlı iken "Anadolu Genç Kızı"nın gözünün açık olduğu görüldü. Oysa heykelin gözünün kapalı olması yargının tarafsızlığını simgeliyor.
ADALETİ
-
Tek bir soru sormak gerekliliğini duydum. Savcılar bile Ergenekon sanıklarını suçlarken ''mevcut hükümeti yıkmak'' diye bir kavram icat ettiler. Kimse bir şeyi yıkamadığına göre bu ''teşebbüs'' aşamasında kalmış olsa gerek . Gerçi ben tam olarak algılayamadım hükümeti yıkmanın neresi suç olduğunu fasaryadan ilavelerle altı doldurulmaya çalışsada anlamadım. Çünkü silah zoruyla hükümeti devirebilec
-
Yazan: 20 - 04 - 2009 : 05.58 - teknik_er
Hukuk; Bir gün gelir herkese lazım olur.Görüşleriniz nedir?
Hukukun olmadığı yerde adaletten söz edilemez.Gecikmiş adalet ise adalet değildir.Hukuksuzluk bir gün gelir,hukukun üstünlüğünü tanımayan kişiyi bulur.
Yaşasın Hukuk!
-
Yazan: 18 - 04 - 2009 : 16.17 - ayazoglum
Başbakana göre kriz; Türkiye'nin ekonomi atmosferinden yatay bir açıyla teğet geçiyordu.
''ohh! demiştik'' ne kadar muhalifte olsak.
sonra hiçte öyle olmadığı anlaşıldı ama krize müdahale etmekte geç kalınmıştı.
Zevahir sandık sonuçlarıyla kurtulur diye beklenirken, türban narkozuyla derin bir uykuda olan yurdumun insanı, ardı ardına gelen soğuk duşlarla,
uyanma belirtileri gösterip sand
-
Bursa'da F4 düştü
Fuat KARS/BURSA, Hürriyet (DHA) 14 Nisan 2009
Balıkesir 9'uncu Ana Jet Üs Komutanlığı'nda kalkan bir askeri uçağın Bursa'nın Kemalpaşa İlçesi sınırlarında düştüğü öne sürüldü. Köylülerin ateş topu gördüklerini belirttikleri bölgeye üs komutanlığında gece görüşlü helikopter sevk edilirken, jandarma da karadan arama kurtarma çalışması başlattı.
Balıkesir 9'uncu Ana Jet
-
Yazan: 13 - 04 - 2009 : 11.30 - nikon
1 Mayıs sizce tatil olmalı mı?
Yıllık tatillerin toplam günlerine baktığımızda ne kadar "Tatil" yaptığımız ortada iken,yeni bir resmi tatil gününe ihtiyaç var mı? Hele ki ekonomonin bu kadar kötü olduğu bir dönemde,daha çok çalışmamız gerekirken ?
Yoksa işçilere resmi tatil günü verilmesi doğru mu?
-
Yazan: 12 - 04 - 2009 : 09.42 - ayazoglum
Bilim ve din
DİN değişmez kuralları olan statik bir inanç öğretisidir. Dogmatik oluşu sebebiyle hiç sorgulama şansımız yoktur.
.oysa BİLİM gözle görülen yada görülmeyen canlı yada cansız tüm varlıkların değişiyor sanılan evrelerinden yola çıkıp değişmez prensiplerini rasyonel biçimde sorgulayarak ortaya koyan bir tekniktir.
DİNde şüphe asla mümkün olmamasına karşın; BİLİM tamamıyle ş
-
TRT, Türkmen Milli Televizyonu'nun hazırladığı programların TRT-Avaz'ın Türkmen dili bölümünde yayınlamaya hazırlanıyor.
TRT Haber - 10.04.2009
TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Türkmen Televizyonu'nun hazırladığı programların
TRT Avaz kanalıyla bütün dünyaya
-
Çanakkale yi düzden o kadar yazdık ki nasılsa kimse okumuyor birde tersten yazalım dedim. Ama sakın başlığa bakarak ''gayri resmi tarihçilerin'' bol palavra dolu dini sömürerek kullanan kendi hayali senaryolarına uygun gelişmeleri anlatacak veya onlara karşı bir yazı yazacak değilim. Hatta daha ilginci 18 Mart 1915 ve sonrasına pek fazla gitmeyeceğim bir iki tamamlama notu dışında. Yani kısacası b
-

Türkiye İnterneti 12 nisanda 16. yılını doldurmuş olacak. Türkiye İnternet Kamuoyunu, 6-21 Nisan'da gerçekleşecek 12. İnternet Haftasını, tüm ülkede İnternete verdiğimiz öneme yakışır bir şekilde; interneti savunmaya, interneti konuşmaya ve bu doğum gününü kutlamaya çağırıyoruz. Tüm kesimlerden, Üniversiteler, Ticaret ve San
-
Yazan: 28 - 03 - 2009 : 18.56 - pinpon
Bildiğiniz üzere her şey 12 Haziran 2007 tarihinde Trabzon'da jandarmanın Alo 156 ihbar hattına gelen bir telefonla başlamıştı. Bunun üzerine alınan arama kararı neticesinde yapılan aramada Ümraniye'de bir gecekondunun çatısında meşhur el bombaları bulunmuştu.
Bunun konumuzla ne ilgili var diyenlere?
12 Haziran 2007 tarihinde başlayan bir soruşturma neticesinde hazırlanan iddianamede (2. idd
-
Yılmaz Özdil bugünkü yazısında Hürriyet'te yazmış.
Son helikopter kazasını örnek vererek, belki kurtulabilirlerdi demiş, eğer 112 ye telefon açan gazeteci, 112 servisindeki bayan, polis memurları bu konudan haberdar olsaydı, belki daha erken yer tespiti yapılabilirdi diye anlatmış.
Eğer gazeteci "Neredeyim" yazıp 7777'ye gönderseydi koordinatlar cebine gelirmiş. Tabi telefon kapsamı alanı dışınd
-
İki farklı giriş yapacağım beğenen beğendiğini alsın beğenmediğiniz bana kalsın. İkiside iki farklı yerden ama ikiside benden iki değişik kitabın girişi....
Celal Talabani İdil'de bir onbaşı tarafından alınmıştı. Talabani ilk olarak onbaşı'nın karşısında hazır ol konumuna geçerek '' Ne mutlu sizi gördüğüme komutanım'' dedi. Onbaşı şaşırdı ama fazla bir şey demedi. Kürt lideri kaymakamla görü
-
Yazan: 21 - 03 - 2009 : 20.13 - nikon
2009 seçim sonuçlarını gösterecek en iyi site hangisi? Daha doğrusu hem seçim anketleri hem de 2009 yerel seçim sonuçları en doğru hangi sitede yayınlanır?
2009 Yerel Seçim Sonuçları, 2009 Seçim Sonucu, 2009 Seçim Sonuçları, Genel Seçim Sonuçları, Seçim Anketi, Anket Sonuçları, Partiler, Milletvekili Adayları
-
Genelkurmay Başkanlığı Nevruz Bayramı nedeniyle hazırlattığı 4 afişi web sitesinde yayınladı
Genelkurmay Başkanlığı, '21 Mart Nevruz Bayramı'nı internet sitesinde yer alan afişlerle kutladı.
Genelkurmay Başkanlığı,
-
ÖTV indirimi yoldaki araçları bile sattırdı
AJANSLAR Giriş Saati : 19.03.2009 11:44
ÖTV indiriminin ardından otomobil satışlarında adeta patlama yaşanırken, özellikle yurt dışından gelen araçların henüz yoldayken satıldığı bildirildi...
ÖTV indiriminin ardından otomobil satışlarında adeta patlama yaşanırken, özellikle yurt dışından gelen araçların henüz yoldayken satıldığı bildirildi.
Opel
-
Ekonomik kriz ruh sağlığımızı tehdit ediyor. Depresyon, kaygı bozuklukları, madde kullanımı, intihar girişimleri artıyor. İnsanlar tedirgin, olabilecekleri düşünmekten ve beklemekten yorgun. İşini kaybetmemek için dişini sıkıyor, hakaretlere kulaklarını tıkıyor, düşürülen ücretlere ve kaybedilen güvencelere ses çıkaramıyorlar...Korkular saldırganlığa da yol açıyor, içe kapanıklığa da. Dr. Ejder Ak
-
"Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire” adlı tıp okulunun açılış tarihi olan 14 Mart 1827, ülkemizde modern tıp eğitiminin başlangıcı olarak kabul ediliyor.
14 Mart 2005 — Tıp Bayramı, ilk kez, 1. Dünya savaşı sonunda, İstanbul’un işgal edildiği günlerde, yabancı işgal kuvvetlerine karşı tıp öğrencilerinin bir tepkisi olarak 1919 yılında kutlandı. Günümüze kadar gelen bu 14 Ma
-
"Aile İçi
Şiddet Acil
Yardım Hattı", Hürriyet gazetesinin 2003 yılında aile içi şiddeti
önleme amacıyla kurduğu[url="http://dosyalar.hurriyet.com.tr/aileici/default.asp"] kuruluşt
-
Yazan: 08 - 03 - 2009 : 13.54 - milo
Miting öncesi gözaltı
Başbakan'ın ‘Ananı da al git’ dediği çiftçiye önlem
DHA
BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın 11 Şubat 2006’daki Mersin gezisinde ‘Çiftçinin hali ne olacak? Anamız ağladı. Hangi yüzle geliyorsun buraya?’ diye bağıran, Erdoğan’ın d
-
Yazan: 08 - 03 - 2009 : 10.16 - sdt23
Ayşe Arman 3 büyük partinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayları ve eşleriyle röportaja başlamış. Gazetedeki fotoğrafta soldan sağa doğru Mansur Yavaş, Melih Gökçek ve Murat Karayalçın eşleriyle görülüyor.
Arman'ın esas yazı günü olan Pazar, Karayalçın çiftine ayrılmış.
Pazartesi Gökçek, Salı Yavaş çiftinin röportajı yayınlanacak.
Karayalçın çiftiyle yapılan röportaja damgasını vuraca
-
Yazan: 07 - 03 - 2009 : 17.56 - çoban
Hiç bu kadar İzm'i bir arada gördünüz mü? Nedir bu izm lerden çektiklerimiz! Hangisi iyi izm, hangisi kötü!
İngilizce'de -ism soneki Türkçe'de -cilik, -culuk, -lıkçılık şeklinde bir kelimenin sonuna gelir. Sonu -ism ile bitmesine rağmen Türkçe'de birçoğu aynıyla kullanılıp -izm sesiyle kullanılır. Bu kelimeler bir doktrine, akıma, teoriye, politik ya
-
Kadınların sürüş hataları nedeniyle ''trafikte tehlike saçtığı'' iddiası, istatistiklere göre pek gerçeği yansıtmıyor
Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) ''Trafik Kazaları-2007'' istatistiğine göre, 2007 yılında trafik polisinin sorumluluk bölgesinde, 86 bin 947'si ölümlü-yaralanmalı olmak üzere 749 bin 434 kaza meydana geldi. Kazalarda toplam 3 bin 462 kişi yaşamını yitirdi, 149 bin 814
-
Peki "işsizler" ne yapar? Ne yer? Ne içer? Nerede yaşamını sürdürür? Giderlerini nasıl karşılar?
-
Yazan: 05 - 03 - 2009 : 16.07 - milo
[quote]Bakan Unakıtan'dan sonra eşi Ahsen Unakıtan konuştu:
"Önce her zamanki gibi Rabbime şükrediyorum. Bakan Türk milletine hizmet aşkı dolu bir insan. Hacettepe’ye grip nedeniyle başvurmuştuk. Damarlarının tıkalı olduğunu öğrenince kabullenemedim. Bakan, by pass gerekiyorsa bu olacak, ben sadece san
-
[i]TPAO, Amerikalı Exxon ile Güneydoğu'da birlikte arama yapmak için gizlilik anlaşması imzaladı.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdürü Mehmet Uysal basın toplantısında Exxon Mobil ile Güneydoğu Anadolu bölgesinde arama yapmak için gizlilik anlaşması imzaladıklarını duyurdu. Uysal ABD'li EOG Resources firmasıyla Güneydoğu Anadolu'da iki ruhsatla arama yapacaklarını belirtti.
-
Rus askerinin gözünden Sarıkamış!
90 bin askerimizin şehit olduğu Sarıkamış Faciası'nın Rus askerler tarafından çekilen görüntüleri ortaya çıktı. Rus askerler tarafından çekilen görüntülerde, şehitler kar üzerinde görülüyor.
Dikkatli bakıldığında askerlerin hiç birinde ayakkabı olmadığı görülüyor. Bazılarında ise üniforma bulunmuyor. Bunun sebebi ise hayatta kalan askerle
-
Hukuki net gibi ciddi bir sitenin memlektin önemli sorunlarından birisi olan Yıldız Tilbe ile İbrahim Tatlıses kavgasını gözardı etmemesi gerekir. Bu nedenle işsizlik, yolsuzluk, kriz, seçim, geçim, ergenekon, terör gibi sorunları yorumlarken, bu önemli derdimizi de unutmamak lazım gelir.Bu kavgada kim haklı acaba?
-
27/02/2009 - MİLLİYET
Melih Aşık
PARTİ VALİSİ...
Bilmiyorduk, değerli hukukçu dostumuz Ahmet Mumcu hatırlattı... Tek parti döneminde CHP il başkanları aynı zamanda bulundukları ilde vali görevini yaparlarmış. O sisteme döndük sayılır. Valiler - birkaçı hariç - artık AKP il başkanı gibi çalışıyor. Kimileri gözlerine karartmış, Yüksek Seçim Kurulu’nu bile dinlemiyorlar. Kırklareli V
-
Yazan: 25 - 02 - 2009 : 14.51 - çoban
[quote]
[www.internethaber.com]
"Örneğin bugünkü şartlarda bir polis memurunun bir ´dost´u olması, memuriyeti ile bağdaştırılamaz. Bir polis memurunun
´dost hayatı´ yaşaması utanç verici olarak görülüyor. Bundan sonraki dönemlerde bu tür durumlara karşı daha yumuşak bakılacak ve memuriyeti ile birinci derecede alakalı olmayan cezalar ile geçişt
-
Yazan: 22 - 02 - 2009 : 16.09 - Harun Gür
...
Ben yazmadan siz yazın da bilelim...:o
-
Yazan: 22 - 02 - 2009 : 14.23 - Harun Gür
Hasan Pulur'un deyimi ile "O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler."
"DP milletvekillerinden Ahmet Gürkan, bir gün Meclis kürsüsünden, İsmet Paşa'nın eşi Mevhibe Hanım'ın Malatya gezisinde Sümerbank fabrikasından 3 metre kumaş aldığını, parasını vermeyerek devleti soyduğunu söyler. Paşa akşam eve dönünce, özel muhasebecisi Vecihi Bereketoğlu'nu çağırır, böyle bir kumaş me
-
Gazanfer Özcan 1.5 ay önce rahatsızlanarak Amerikan Hastanesi'nde yoğun bakım ünitesine alınmıştı. Ünlü oyuncunun durumu bugün kötüleşmiş ve bilincini yitirmişti.
"TAHSİN BEY" TİYATROYU ÖKSÜZ BIRAKTI
Gazanfer Özcan, İlkokulu Cihangir Firuzağa İlkokulu'nda, ortaokulu Beyoğlu Ortaokulunda, liseyi ise Vefa Lisesi'nde tamamladı.
Lisedeyken oynadığı "Hisse-i Şayia" adlı oyundaki Bican Efendi
-
Yazan: 16 - 02 - 2009 : 14.21 - horasan
Eğer varsa böyle bir konu başlığı şimdiden özür dilerim ama
baktım "dünyadan kısa kısa" yazarak fethe çıkmışız
ARKAYI SAĞLAMA ALMAK İSTEDİM...
BİSMİLLAH VİRA!
Mustafa Boydak: İş dünyası uyardı ama hükümet krizi algılayamadı
Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Boydak, Türkiye'nin krizden çok etkilendiğini belirterek 'Türkiye'de krizi algılamamız yetersiz kaldı. Bunun nedeni belki
-
Arkadaşlar geçtiğimiz günlerde Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir mitinginde çok güsel bir noktaya değindi. Değindiği nokta şuyduki "bize laiklik elden gidiyor diye dava açan savcılar ! bu chp nin yaptığı organizasyonlara (kuran kursu ve çarşaf açılımı) niye gözünüzü kapıyorsunuz ?" Eğer hukuk önünde eşit ve hiçbir farkı bulunmayan 2 partinin yaptıkları davranışların birine ' Suçtur ! Kapatılsın ' den
-
Değerli forum üyeleri,
Krizin etkilerinin can yakıcı şekilde hissedildiği bu günlerde sizlere yerli malı kullanmanın önemini hatırlatmak istedim. Bir çoğumuzun bildiği üzere ülkemizde üretilen mamüllerin uluslararası barkod kodu 869 ile başlamaktadır. Bir çoğumuzun işini gücünü kaybettiği, kalanların ise bu tehdidi hissetmeye başladığı bu süreçte, ihtiyaçlarımızı tedarik ederken lütfen aldığınız
-
Bu karar tüm Türkiye'yi ilgilendiriyor!
Bugun/10 Şubat 2009
Türkiye için tarihi öneme sahip bir kararı 19 Şubat'ta açıklayacak.
Avrupa Topluluğu Adalet Divanı (ATAD), Türkiye için tarihi öneme sahip bir kararı 19 Şubat'ta açıklayacak.
Akdeniz Üniversitesi (AÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Harun Gümrükçü, Avrupa Adalet Divanı'nın v
-
Yazan: 08 - 02 - 2009 : 06.15 - LİTERA
Televizyonda tartışma programı yöneten biri olarak, farklı görüşten konuklara adil davranma zorunluluğunu ve ateşli bir tartışmada eşit süre ilkesine sadık kalmanın zorluğunu iyi biliyorum.
Bu gözle, Gazze oturumunu Davos’un resmi sitesinden bir kez daha, dikkatle izledim.
(
http://gaia.world-television.com/wef...n=7017&lang=en)
Gö
-
Yazan: 02 - 02 - 2009 : 06.56 - ozfik
Meclis’in gündemine gelen yeni ‘Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’na göre yanlış karar veren hakim aleyhine tazminat davası açılabilecek. Yüksek yargı mensuplarını da kapsayan tasarıda devlet, tazminatı hakimden rücu edecek.
YARGI sisteminin hızlı ve doğru karar verebilir hale getirmek amacıyla hazırlanan ‘Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı’ hukuk sistemine büyük y
-
Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Başyazarı Abdi İpekçi, ölümünün 30. yılında Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında düzenlenen törenle anıldı.
Milliyet - 1.2.2009
Törende konuşan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Orhan Erinç, Abdi İpekçi’yi bir kez daha saygı, sevgi ve özlemle andıklarını söyledi.
"Aradan geçen 30 yılda b
-
Ermeni aydınlar, Türkiye'de büyük tartışma yaratan "Ermenilerden özür kampanyası"na, "Türklerden özür kampanyası" ile karşılık vermeye hazırlanıyor. Ermeni diasporasından bazı aydınlar, Ermeni çetelerinin ve ASALA'nın eylemleri için Türklerden özür dileyecek.
CNNTürk / Dünya - 01.02.2009
Türk Ermeni diyalog grubu eşbaşkanı Dr. Armen Gakavian, Radikal gazetesi
-
Prof. Dr. Muammer AKSOY
Ateşli bir hatip, inanmış bir laik ve kararlı bir Atatürkçü.. Muammer Aksoy'un 1950'li yıllardan bu yana taşıdığı kimliği ve kişiliğini yakından tanıyanların, onu tanımlarken kullandığı üç sıfat bu. 1917 yılında Antalya'da doğan Muammer Aksoy 1937 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
-
Türkiye de Fettullahçı bir organizasyon var mı? Devletin kurumlarını bu çerçevede bir bir ele geçirip rejimi değiştirme gayreti var mı? Samanyolu TV, Bankasya, Anafen Dersaneleri,Zaman Gazetesi, Fem,.. hangi paralarla kurulmuştur?
-
ABD başkanlığına seçilen Barack Obama, bugün Kongre'de düzenlenecek törenle yemin ederek dört yıllık görevine resmen başlayacak. Obama, törenler çerçevesinde ilk olarak, görevi sona ermek üzere olan Başkan George W. Bush ile Beyaz Saray'da buluşacak, ardından iki lider birlikte Kongre'ye gidecek.
Kongre'de çeşitli müzikli gösterilerin yer aldığı törende önce yeni Başkan Yardımcısı Joe Biden yem
-
Yazan: 19 - 01 - 2009 : 16.48 - milo
Yeni AKP'liye anne şoku
'Oyumu oğluma değil MHP'ye vereceğim'
Zeynep TURAN/BODRUM(Muğla), (DHA)
[font=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][size=2]BODRUM'un Mumcular Beldesi'nde, MHP'nin seçim bürosunun açılışı gövde gösterisine dönerken, törene AKP'li Belediye Başkanı Kazım Avcı'nın anne
-
Bence G.Kömürcü ile T.Çömez arasındaki konuşmanın üzerinde dikkatle durulması gerekiyor. Henüz kendileri hakkında bir gözaltı işlemi uygulanmadan yapılan bu konuşma iddianamenin sayfaları arasında dikkatimi çekti ve bana inandırıcı geldi..
Bu konuda siz değerli üyelerimizin görüşlerini merak ediyorum..
Eklenmiş Resim
-
Yazan: 16 - 01 - 2009 : 16.09 - deniz02
TRT’den Lazca yayın talebi
Laz Kültür Derneği, TRT’de “Lazca yayına” yer verilmesi istemiyle TRT Genel Müdürlüğü’ne başvurdu.
ANKARA - TRT Genel Müdürlüğü’ne gelen dernek üyeleri, kurumdan ayrılırken basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, 11 Haziran 2008 tarihli, 5767 sayılı “TRT Kanunu ile Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında K
-
Yazan: 11 - 01 - 2009 : 17.49 - nikon
Bugünkü Hürriyet gazetesinde site yöneticilerimizden sayın Av. Abbas Bilgili'nin adı geçince haberi eklemeden edemedim:)
Maaşına haciz gelen işçinin işine son verilebilecek
GİDEREK derinleşen kriz ortamında, en önemli sorunlardan biri de işten çıkartmalar ve işsizlik...
Yargıtay’ın bir kararına göre; maaşına üçüncü kişiler (bankalar, mal aldığı firmalar vs.) tarafından haci
-
Ergenekon operasyonu kapsamında gözaltına alınan ve tutuklananların tamamı hükümete muhalif isimler. Bir diğer özellikleri ise laiklikten yana olmaları. Artık görsel medyada Ergenekon mağdurlarını savunan kimse kalmadı. Sadece Emin Çölaşan ve Mustafa Balbay Avrasya TV de her hafta proğramlarını Ergenekon Operasyonları na ayırıyor. Ve operasyonu yapanlara ve yaptıranlara veryansın ediyor. Sıra Çöla
-
Yazan: 09 - 01 - 2009 : 22.20 - pinpon
Bugünlerde bu mahkeme çok sık arama, yakalama ve tutuklama kararı vermiyor mu? Neden hep 9. Ağır Ceza Mahkemesi? Bu bir tesadüf mü yoksa bu gibi kararları hep 9. Ağır Ceza Mahkemesi mi verir?
-
Yazan: 09 - 01 - 2009 : 04.49 - c_selin
Yanıt isteyen sorular
KENDİSİNİN rolü, iştiraki, rızası, teşviki gibi bir şey var mı bilmiyoruz. Ama şu anda Türkiye’yi yönetme sorumluluğunu taşıyan Başbakan Tayyip Erdoğan’a açık bir dille söyleyelim ki, o Hamas’ı kurtarmaya soyunurken Türkiye elinden kaymaktadır.
Nereye mi?
Türkiye tek kelimeyle "faşizme" doğru gitmektedir.
İnanmazsa,bugünlerde Ankara
-
Mustafa Mutlu
Yazara ulaşmak için :
mmutlu@gazetevatan.com
‘Laikleri şişe geçireceğim’ diyen adam, Başbakanlık Basın Müşaviri oldu!
Başbakan Erdoğan’ın danışmanı ve Başbakanlık Basın Sözcüsü Akif Beki görevinden ayrılınca dün sormuştum:
“Bakalım bu kez Kanal-7’den hangi isim bu göreve atanacak?”
Yanılmadım... Başbakanlık’ın yeni Bası
-
İzmir Baro Başkanı'nın beyin ölümü gerçekleşti
7 Ocak 2009DHA .
İZMİR'de, yüksek tansiyona bağlı beyin kanaması sonucu kaldırıldığı hastanede tedaviye alınan Baro Başkanı Avukat Nevzat Erdemir'in, beyin ölümü gerçekleşti.
Haftalık yönetim kurulu toplantısına katılan, mesleğe yeni adımlarını atacak 10 avukata cüppesini giydirmek üzere hazırlanan [URL="http://www.hurriyet.com.t
-
Çok değil, bugün gündüz saatlerinde Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Ergenekon soruşturması kapsamında bugünki gözaltılar üzerine gösterilen ağır tepkilere karşılık, "Tamamen yargısal bir faaliyet, siyasi bir faaliyet değil." açıklamasında bulundu.
Çok değil, az önce, alevi vatandaşlarımızın iftar yemeğinde konuşma yapan Başbakan canlı yayında, 6 yılda çok şey yaptıklarını, Türkiye'
-
İsrail basınında maç yorumu: Türkiye'de terör
ANKA
[b]Jerusalem Post gazetesi, Türk Telekom ile İsrailli takımı Bnei Hasharon arasındaki maçta yoğun protestolara ilişkin haberinde “Bnei Hasharon Ankara’da iki saat terör yaşadı” derken İsrailli oyuncuların iki uzun saatten sonra ancak çok büyük bir
-
İstanbul'un 3 aylık doğalgazı kaldı.
Türkiye'nin Ukrayna üzerinden aldığı Rus gazının kesilmesiyle gözler doğalgaz kullanan büyük illere çevrildi. CNN TÜRK'e konuşan İGDAŞ Genel Müdürü Bilal Aslan, "İstanbul'da doğalgaz sıkıntısı yok kente üç ay yetecek doğalgazımız var" dedi.
Bulgaristan doğalgaz krizine çözüm arıyor
Rusya, Özbek gazına 301 $ ödeyecek
Rus gazı kesildi, Avrupa endişeli
-
Aklı başında diye bildiğim ve değer verdiğim birinin ilginç bir yazısı..
Rıza Türmen 5 Ocak Pazartesi 2009/MİLLİYET
“Öteki” ile birlikte yaşamak
“Türkiye’de Farklı Olmak, Din ve Muhafazakârlık Ekseninde Ötekileştirilenler” başlıklı araştırmanın ortaya çıkardığı gerçek, özellikle Anadolu’da yaşayan ve laik bir yaşam biçimini seçmiş insanların, üz
-
-
Vakit'e göre 7 gencin ölüm nedeni
Hürriyet
2 Ocak 2009
Türkiye yeni yıla Ankara'dan gelen bir felaket haberiyle uyandı. 7 Üniversiteli genç doğalgaz kaynaklı karbonmonoksit gazından zehirlenerek yaşamlarını yitirdi. 7 ailenin ocağına ateş düştü. Türkiye acıya boğuldu. Vakit Gazetesi ise, "Yılbaşı felaketi" başlığıyla sürmanşetine taşıdığı bu haberi insanın kanını donduran bir biçimde duyurdu.
-
Türkiye'de bu gece tedavüle çıkan Türk Lirası banknotlarla birlikte, 1 Ocak 2005 tarihinde paradan 6 sıfır atılması ve paranın önüne "yeni" kelimesinin eklenmesi ile başlayan süreç, bu ibarenin kaldırılması ile sonuçlanmış oldu.
CNNTürk / Ekonomi
Tedavüle çıkan Türk Lirası banknotlar 5, 10, 20, 50, 100 ve 200 TL, madeni paralarda 1, 5, 10, 25, 50 K
-
Yazan: 31 - 12 - 2008 : 19.35 - erdem53
Sitede aktif üye ve avukat sayısı düşünce bu haber tekrar aklıma geldi. Bu avukatlar Hukuki Net'in avukatları olmasınlar...:)
ANTALYA
01.01.2009 02:13:42
Antalya'da her yılbaşı denize girerek yılın ilk eylemine imza atan Antalyalı avukatlar, bu yıl Ermenistan'dan özür kampanyası için soyundular. 3 derecede Akdeniz'in mavi sularına kendilerini bırakan avukatlar, denizde açtıkları "Tarihe
-
Bu garip üzücü ve utandırıcı fotoğrafı gördüğümden beri bu soru içimde iyice dert oldu. Ortada oturan tip ülkesinin nüfusunu bilmeyen, kadınları saymayan, Atatürk ü sevmeyen bir çöl bedevisi kendisine kral diyor. Halkı sürünürken kendisi petrol zengini... Sağındaki ile solundakini ise söylemeye gerek yok... As
-
Yazan: 30 - 12 - 2008 : 13.15 - deniz02
CNN TÜRK, 2008'in "en"lerini seçtikleri:
HABER
İlk 10 "gaf"
Türkiye'de ilk 10 "olay"
[URL="http://www.cnnturk.com/Gallery/Video/Default.aspx?VideoGalleryID=1103
-
İnançlara saygılı olalım demek gerçek anlamda ne demektir ? Hiç düşündünüz mü?
Aslında çok zor bir şeydir inançlara saygılı olmak söylemesi kolay uygulaması zordur. Çoğu yobazın kibar kibar ağzından düşürmediği bir sözcüktür bu işin ilginç olan yanıda budur. Gerçekten inançlara saygılı olan ise bu sözü kullanmaz direk uygular.
Örneğin Ezan'ın arapça okunmasını istemek bir inanç işidir. S
-
Yazan: 27 - 12 - 2008 : 16.09 - milo
Bu gün Gazze' de İsrail'in saldırısı sonucunda 200 den fazla insan öldü...
Hamas'ın ateşkesi uzatmayacağını açıklaması ve İsrail'e roketatarlı saldırısı sonrasında Ortadoğu' da bu gün bir vahşet yaşandı.
Çoluk çocuk demeden 200 den fazla insan ölürken, ABD yine İsraili kınamadı ve olaydan Hamas'ı sorumlu tuttu.
Korkarım bu olay Ortadoğu'da pimi çekmiş olacak. Bundan sonra intikam saldırıları, c
-
Bir avukatın kaydı olduğu barodan bir başka baroya naklini istemesi durumunda bilindiği üzere bazı barolarca nakil ücreti adı altında büyük miktarda avukttan para talep ediliyor.Avukatlık Yasasında bununla ilgili yani nakil ücreti ile ilgili bir hüküm bulunmamaktadır.İşin hukuki değerlendirmesi yapılmış ve nakil ücretinin hukuki dayanağının olmadığı belirtilmiştir. Nakil ücretinin hukuki ve yasal
-
Anayasa Mahkemesi üyelerinden Kılıç'a tepki 25 Aralık 2008 Hürriyet
Danıştay'ın verdiği kararın ardından Anayasa Mahkemesi'nden yapılan açıklamanın yarattığı gerginlik sürüyor.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın Danıştay'ı eleştiren açıklamanın 6 üyenin onayı ile yapıldığı açıklamasına 8 üyeden tepki geldi. Söz konusu üyeler Kılıç'ın sözlerine katılmadığını bildirdi.
Anayasa Mahk
-
Yazan: 21 - 12 - 2008 : 20.09 - erdem53
İstanbul’da kısa zamanda 19 cami kundaklandı. Cami yangınlarının arkasındaki karanlık ellerin amacı, alevi-sünni çatışması çıkarmak.
Bu eylemleri planlayanlar özellikle cem evlerine yakın camileri hedef alıyorlarmış. Yarın hedef cem evleri olursa sürpriz olmaz. Asıl hedef milletimizin birliği, bütünlüğü, huzuru…… Halkımızın sağduyusu sayesinde bu provokatörler de amaçlarına u
-
Acaba bu aydınlar yakında çok kesin delillerle belli olan ve tarihe de geçmiş hatta çağ değiştirmiş bir olay hakkında da özür dilerler mi? Malumunuz Osmanlı İmparatorluğu Fatih Sultan Mahmet dönemine 1453 yılında Doğu Roma İmparatorluğunu (Bizans) tarihe gömmüş ve İstanbul'u İŞGAL etmişti. Doğu Roma İmparatorluğu'na bugün Helenler yani Yunanlar sahip çıktığına göre acaba diyorum YUNANLARDAN DA İST
-
Yazan: 15 - 12 - 2008 : 14.54 - deniz02
Cezaevlerindeki nüfusta tarihi rekor. Tutuklu ve hükümlülerin sayısı son üç yılda iki misline çıkarak 101 bin kişiye yükseldi.
ADALET Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye'deki 384 cezaevinde 43 bin 157 hükümlü, 57 bin 943 tutuklu yatıyor. Bu bir rekor. Kitle tutuklamalarıyla ünlü 1980 darbesinde bile cezaevlerindeki nüfus 79 bin 786'ydı.
[
-
Yazan: 15 - 12 - 2008 : 13.47 - sdt23
Bugün Veli Küçük nihayet hakim karşısına çıktı.
Bu sayede aslında onun hakkında yanlış bildiğimiz bazı şeyler de ortaya çıktı:
Mesela Susurluk komisyonuna çağrıldığı halde gelmediği doğru değilmiş. Bugün atv haberde Veli Küçük hakkında konuşan Fikri Sağlar'a göre komisyon çağırmak istemiş ama bazıları sürekli engellemiş. Yani Veli Küçük'ün
"Çağrılmayan yere simitçi ile leblebici gider" sözü
-
Yazan: 13 - 12 - 2008 : 09.04 - marita
Aydın kimlere denir?
[b][i]Aydın sözcüğünü sık kullanırız. Bazı kişileri ''aydın'' olarak nitelendiririz. Aydınların toplu bildirilerine, açıklamalarına, yazılarımızda konuşmalarımızda yer veririz. Bu tür bildirileri anlamaya, yorumunu yapmaya çalışırız. Peki, ''aydın kimdir?'' . Aydın sıfatının genel kabul görmüş, tüm öğelerini içeren bir tanımı var m
-
Bu konuyu hukkuki.net gündemine getirmesi için sağcı yada dinci partileri tutupta ha bire sola yazanlardan tepki bekledim sağıra yattılar normal olarak...Ve bu iş gene başa düştü...
Diyanet’ten Sorumlu Devlet Bakanı Said Yazıcıoğlu saçmaladı da saçmaladı.... Kimseden nedense ses çıkmadı. Ben yuh olsun dedim. Çünkü Alevilik mantık bazında umrumda değil tıpkı diğerleri gibi... Ama hak savunu
-
Aleksis Grigoropulos’u tanıyanınız duyanınız var mı? Topçu popçu veya manken değil. 15 ini bitirmek üzere olan tap taze bir gençti....
Tüm dünyaca bir anda tanınması ve herkesin gözünün Yunanistan'a çevrilmesine neden olan olay 6 Aralık ta Epaminontas Krokoneas isimli bir polis memurunun açtığı ateş sonucu ölmesiydi...
Ölüm haberinin ardından Yunanistan'da hayat bir anda durdu. Hiç bir
-
Yazan: 09 - 12 - 2008 : 08.31 - c_selin
CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ve Ankara'da yirmi yılı aşkın bir süredir Belediye Başkanlığı görevi yapan Melih Gökçek'in bir televizyon programında karşı karşıya geleceği haberlerini okudum.
Konu ise, Melih Gökçek hakkındaki sayısını hatırlamadığım yolsuzluk iddiaları ve Melih Gökçek'in mal varlığı.
Bu konuyu çok önemsiyorum.Konunun ne olduğunun altını özellikle çizmek i
-
Sn. Başbakan, "Hamdolsun, kriz bizi etkilemeyecek. Bu krizi fırsata dönüştüreceğiz. IMF ye ümüğümüzü sıktırmayız" dedi. Peki siz ne diyorsunuz?
-
Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'ne
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 144’üncü maddesinde hâkim ve savcıların denetimini ;
2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 6’ncı maddesinde; hâkim ve savcılar hakkında denetim, inceleme, soruşturma ve kovuşturmanın bu Kanuna göre yapılacağı, altıncı kısmında ise disiplin cezaları ve görevden uzaklaştırma usulü,
299
-
Yazan: 07 - 12 - 2008 : 12.35 - milo
http://haber.gazetevatan.com/haberde...?Newsid=211898
Bence çok yerinde bir davranış olmuş.
Böylece internette KİMLERİN ÖZÜR DİLEDİĞİNİ İSİM İSİM GÖREBİLECEĞİZ.Sonrasında gereği düşünülür.
-
5 Aralık 2008 günlü Milliyet'te değerli hukukçu Rıza Türmen'in "Yeni bir sol partiye ihtiyaç var" başlıklı bir yazısı çıktı. Bu yazı nedeniyle "CHP sol bir parti değil mi?" sorusu yine kafama takıldı. Solcu (ya da kendisini solcu sanan) arkadaşlar şimdi bana "solun derdi sana mı düştü" diyecekler.. Ama ben yine de meraklısı için yazıyı aşağıya kopyaladım..
Rıza Türmen
Yeni bir sol partiye i
-
Seçmen listesinde isminiz var mı?
BANU ŞEN Milliyet Ege 1-12-2008
Seçmen listeleri, muhtarlıklarda askıya çıkarıldı. Kütüklerde adını bulamayan vatandaşlar, kaydını nüfus müdürlüğüne yaptıracak, buradan aldığı belgeyi muhtara getirecek
29 Mart 2009’da yapılacak yerel seçimlerde oy kullanacak vatandaşların isimleri muhtarlıklarda askıya çıkarıldı. 5 Aralık günü saat 17.00’ye
-
Referans/ Türkiye
Cezaevindeki Peker'in eşi hamile
01/12/2008
Kandıra Cezaevinde tutukluyken avukat Özge Yılmaz ile evlenen Peker baba oluyor
Kandıra Cezaevinde tutukluyken avukat Özge Yılmaz ile evlenen Peker baba oluyor. Peker'in eşinin hamile olduğu bebeğin de erkek olduğu öğrenildi. Kandıra Cezaevi bu durum üzerine kaynıyor.
Çıkar amaçlı çete kurmak ve yönetmek ile gaspa teşebbü
-
Kanada 265 bin göçmen alacak
Milliyet| 1.12.2008
Kanada gelecek yıl 265 bin yeni göçmen kabul edeceğini açıkladı. İşte aranan meslekler...
Kanada’nın gelecek yıl 265 bin göçmen kabul edeceği açıklandı. Kanada Vatandaşlık ve Göçmenlik Bakanı Jason Kenney, yaptığı yazılı açıklamada, 2009 yılında 156 bin 600’ü ekonomi kategorisinde, 71 bini ailelerin yakınları ve geri kalan 37
-
Yazan: 30 - 11 - 2008 : 12.15 - milo
Bu Millet Oyunu Bir Torba Kömüre Satmayacak Kadar Onurludur. RTE
-
Batan bankalarda asıl hata yönetim kurullarında
26.11.2008
&
Küresel krizde yara alan bankalarda en büyük sorumluluğun kurumda olan bitenden haberi olmayan yönetim kurullarında olduğunu belirten The Value Alliance CEO'su Eleanor Bloxham'a göre Citigroup'ta da benzer bir durum vardı.
Pazar gününü pazartesiye bağlayan gece yarısı gelen Citigroup'un kurtarıldığı haberi aslında küresel k
-
Yazan: 23 - 11 - 2008 : 10.16 - sdt23
AYIP I
Nurettin Yılmaz, 1938 Cizre doğumlu bir Kürt. 1980 öncesi CHP Mardin milletvekili. 12 Eylül askeri yönetimiyle birlikte yolu Diyarbakır Askeri Cezaevi'ne düşüyor. İşkence görüyor. Başı, dışkı dolu çukura sokulup nefessiz bırakılıyor.
1980'lerde tekrar milletvekili, bu kez Özal'ın ANAP'ından. Yaşadıklarını kitaplaştırıyor 2007'de. Televizyona çıkıp anlatıyor, 12 Eylül'deki işkence günlerin
-
Güçlü hafıza için 11 öneri
Unutkanlık herkesin en büyük düşmanlarından biri. Aklimizi daha iyi kullanmak ve unutkanlığı azaltmak elimizde. Nasıl mı?
Unutkanlık sorunu, yaslanan insanin en önemli korkularındandır. Özellikle 50'li yaslar sonrasında ufak tefek unutkanlıklar ile ciddi bellek sorunları birbirine karıştırılır.
Orta yaslıların nerdeyse yarısı kendilerinde bir belle
-
Konya'da 14 yaşındaki genç, otomobil kullanırken yakalandı. Gencin babası ise oğlunu, 5 yaşından bu yana araç kullandığını söyleyerek savundu.
KONYA - Konya'da 14 yaşındaki genç, otomobil kullanırken yakalandı. Merkez Karatay ilçesi Yeni Adliye Parkı yakınlarında uygulama yapan polis, E.K'nin kullandığı (14) 07 plakalı otomobili durdurdu.
Otomobil sürücüsü E.K'nin yaşının
-
Mahkeme, alkol testiyle ehliyetine el konulan sürücünün itirazını haklı buldu ve kan tahlili yapılmadan ehliyete el konulması işleminin geçersiz olduğuna karar verdi.
İZMİR- İzmir'de 9 yıldır avukatlık yapan Cem Nemutlu, geçen mart ayında, ailesiyle birlikte misafirlikten dönerken Bozyaka semtinde trafik kontrolü için durduruldu.
Trafik polislerinin, alkolmetreyle yaptıkları kontrolde 76 pr
-
Mustafa Kim ? isimli forumu yazarken aklıma geldi bu konu daha öncede gelmişti amma unuttumdu. Şimdi saat 0245 ama yazmadan uyursam ölürüm bu sefer...
Konu malum kesinlikle siyasi bir yazı değildir bu onu belirteyim. AK Parti mi ? AKP mi ?
Ülke enteresan bir şekilde bu konuda ikiye bölünmüş durumda ve herzaman ki gibi kanun kural imla teamüller hak getire...
Bir taraf diyor ki ;
-
07.08.2008 /MİLLİYET'TEN BİR HABER
Hakim uyudu, dava bozuldu!
SYDNEY AA
Avustralya’da Yargıtay, duruşmalarda sık sık horlayarak uyuyan hâkim nedeniyle uyuşturucu kaçakçılığından mahkûm olan iki sanığın davasının yeniden görülmesine karar verdi
Yargıtay, hâkimin duruşmalar sırasında uyuyakaldığını adli hata nedeniyle sanıkların yeniden yargılanmasına hükmetti.
Bu arada muayene e
-
Ben aslında commodore1tr a veda etmiştim. Yazmamaya karar vermiştim. Sadece okuyordum. Amma şartlar buna el vermiyor. Ben commodore1tr ı yok edemiyorum...
Aslında bu konuda iki forum var üçüncüsünü açmamak gerekli tekinin altına devam etmek yeterli gibi fakat ikisine de dikkatlice okumamam rağmen aradığım dikkati bulamadım. Konular kopuyor bir yerde , bense masal gibi anlatmayı seviyorum ora
-
Yazan: 05 - 11 - 2008 : 06.46 - ayazoglum
Mustafasız Mustafa…………
Göğün kenarlarındaki kurşini renklere bakıp akşamın olduğunu sanabilirdiniz.
Ama ankarada henüz öğle vaktini yenice geçmiştik.. ulusa doğru giden uzun caddenin ışıkları yanıyordu.
Kaldırımlar kirli bir yağmurla ıslanmış cadde kasvetli bir havaya bürünmüştü.
Yürüdüğüm yolun solunda bitmeyen bir trafik akıp gitmekte sağında ise hiçbir kıpırtı
-
Yazan: 04 - 11 - 2008 : 09.49 - sdt23
Aydın Doğan'ı Kurtarma Planı
Aydın Doğan ile Başbakan Erdoğan arasındaki kavganın dumanları tüterken ilginç bir gelişme yaşanıyor. İki AKP'li vekilin verdiği önergeyle Aydın Doğan'ın uykularını kaçıran vergi yükü 800 milyon YTL'den 20 milyon YTL'ye düşürülüyor… Yani 800 trilyondan 20 trilyona…
Meclis Plan Bütçe Komisyonu'nda görüşülüp Genel Kurula sevk edilen "Bazı Varlıkların Mi
-
[size=3]BİR BAŞKA ERGENEKON...
SONER YALÇIN
sonery@hurriyet.com.tr
Başka Ergenekon'u yazdım kimse üzerine alınmasın!
[color=black]Ergenekon duruşması başladı. Slovenya, Hırvatistan, Sırbista
-
Yazan: 29 - 10 - 2008 : 13.18 - zatzot
---------------
Odanın içinde hoparlör varmışçasına inleyen ezan sesiyle uyandım sabahın köründe.Sanki sözleri değişmiş gibiydi.O an buna dikkat etmedim,çünkü sanki televizyon açık kalmış,iftar vakti son ses ezan var gibi.Perdeyi aralayıp bakıyorum,o da ne,hoparlör koyulmuş,küçük bir tane ve o küçükten o kadar ses çıkıyor.Bir anlam veremiyorum,şaşkınım.
Hemen salona,anneme sormaya gidiyorum.Ve bi
-
Yazan: 28 - 10 - 2008 : 17.02 - gecem1970
Daha 15 yıl var biliyorum. Kimilerimiz aramızda olmayacak belki ama o günde gelecek. Ben cümleyi tamamlamayı size bırakıyorum.
100. yılında Türkiye Cumhuriyeti,
-
Mail yoluyla gelen bu şiiri siz üyelerimizle paylaşmak istedim :) Denizli dolaylarındandır..
'İrecep Bey!..' 'İrecep bey!
sen bize, meydanlarda söz veedin.
Memleketi düzlüğe, götcem dedin götümedin.
Garşımızda safilce, boynu büküp durdun,
Haydut, hırsız, haksıza, çatcem dedin çatmedin.
* * *
Müslümanız çok şükür, 'Batıyınan işimiz
Olmaz bizim, bizlere yeter gendi aşımız'
-
BASIN BİLDİRİSİ
Türkiye Ruh Sağlığı Platformu, Bebek Ruh Sağlığı Derneği, Koruyucu Aile Evlat Edinme Derneği, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği, Türkiye Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı, Ergen Sağlığı Dernekleri TARAFINDAN
KAMUOYUNA DUYURULUR
9-10 Ekim 2008 tarihlerinde Adalet Bakanlığında düzenlenen bir toplantıda;
“Medeni Kanunda evlenme yaşının 14’e indirilmesi,
-
Dünyanın en popüler video paylaşım sitesi YouTube’u Türkiye’den izleyen okurlar, “Bu siteye erişim engellenmiştir” yazısını ilk gördüklerinde, bu kararın altında Savcı Kürşat Kayral ve Hakim Yusuf Ziya Arıcan’ın imzası vardı. Savcı Kayral, aslında Türkiye’de bir internet sitesinin kapatılmasını talep eden ilk savcı; gerekçe “TSK’ya hakaret!” Am
-
Vatan Sağolsun (
[www.hukuki.net] ) forumunda bir üyemizin tepkisi üzerine bu konuyu sorgulamak gerektiğini düşünüyorum.
Terörle Mücadele K. kapsamında Terör suçları işleyenler hakkında idam cezası verilmesi için kanun değişikliği yapılmalı mıdır?
-
Yazan: 08 - 10 - 2008 : 17.21 - Delizehra
Artık yeni bir yapılanmaya gidilmesi gerekmiyor mu sizce?Doğuya pkkyla savasmaya artık özel ve profesyonel birliklerin gitmesi gerekmiyor mu?Anadolu'nun bağrından kopmuş,saf ve vatansever gençlere doğru dürüst eğitim verilmeden,onları ölüme yollamak strateji mi oluyor?Hükümetin kararını beğenmediğinizde 'ordu göreve'diyerek darbe sloganları atan insanlar,neden şimdi askeri noksanlıklardan dolayı b
-
Aydınlık Dergisi, yeni sayısında Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün 'bilinmeyen 4 yılını' sayfalarına taşıdı. Dergi, Zekeriya Öz’le ilgili hazırladığı dosyada çok çarpıcı iddiaları gündeme getiriyor. Buna göre Öz’ün ilk görev yeri bilinenin aksine Bitlis’in Mutki ilçesi değil. Dergi, Ergenekon Savcısı Öz’ün Aydın’ın Çine ilçesinden Mutki’ye sürgün edildiğini
-
Yazmayayım yazmayayım diyorum amma dayanamıyorum. 17 şehidimizin üzerine yazabilecek ne var ki? Hangi yazı, hangi cümleler duyguları ifade edebilir bir anlam kazanabilir. Duyguların bu yoğunlukta yaşandığı sözcüklerin yetersiz kaldığı noktalar vardır ya işte o durumdayım. Hele hele sitedeki akla zarar yazıları okuyunca boğazıma da birşeyler düğümleniyor... Yahu insan bir gün olsun kendi derdinin ö
-
Şehit askerlerden Selçuk Can evin tek erkek çocuğuydu. 29 yaşındaki Bahattin Erturhan 2.5 yaşında bir kız çocuğu babasıydı, eşi 5 aylık hamile... Artvin’li Muhammet Aydemir şehit olan arkadaşı Mert’in adını verdiği 40 günlük bebeğini göremedi. 10 aylık asker Halil İbrahim Arlık kendi köyünden bir kızla sözlüydü ve asker sonrası evlilik hayalleri kuruyordu.
[b]ASTSUBAY ÇAVUŞ HASAN ÖNAL
-
Değerli Hukuki Net üyeleri,
ABD de ne krizi yaşanıyor?
Neo-Liberal politikaların ekonomik yapılanmasının küresel cukkalama yaptırımlarının özelleştirme kuralı ile işletilmesi sonucu geliştirilen ortamda, şimdi kamulaştırma kararları alınarak hala ben piyasacıyım diyenler, ikiz kuleler benzeri bir senaryo yazıp oynuyorlar mı?
Örnek; Bankalarımızın çoğu bu ülkelere satıldı.Şimdi o ülkelerde bu ba
-
Yazan: 01 - 10 - 2008 : 17.28 - arıza
http://www.milliyet.com.tr/Siyaset/H...yildiz%20krizi
Peki buna da soruşturma başlatılacak mııııııııı???? :kızgın: :kızgın: :kızgın: :kızgın: :kızgın:
[www.gumruk.gov.tr]
-
Bugün CHP Gurup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ile AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat TBMM'deki Meclis Basın Toplantısı Salonu’nda gazeteci Uğur Dündar'ın başkanlığında biraray gelerk gündemdeki iddialar hakkındaki delillrini sundular.Tartışmanın genel ekseni AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat'ın bir zamanlar yöneticisi olduğu MENAS şirketindeki hayali ihr
-
Yazan: 25 - 09 - 2008 : 06.30 - milo
Kemal abi (Kemal unakıtan) yerel seçimlerde İzmir' i TESLİM ALMAK istiyormuş
http://haber.gazetevatan.com/haberde...Categoryid= 9
Benim bildiğim İzmir'li darıcıya,ampulcüye, fenerciye teslim olmaz,olamaz, olmamalıdır.
İzmir bir başkadır.
İzmir asimile olmaz, asimile eder.
İzmir aydındır,aydınlıktır.
İzmir
-
Yazan: 22 - 09 - 2008 : 16.43 - milo
İnsanlığa kötü haber: Zekamız giderek geriliyor!
Uzmanlar, insanoğlunun ortalama zekasının ve IQ seviyesi giderek düştüğünü bildirdi.
İsveçli araştırmacılar, düşünmeye gerek bırakmayan basit hayat tarzının giderek yaygınlaşmasıyla birlikte insanoğlunun ortalama zekasının ve IQ seviyesi giderek düştüğünü ortaya koydu.
Yerel basın, ülkenin tanınmış profesörlerinden James R. Flynn'ın [I
-
Yazan: 22 - 09 - 2008 : 15.32 - deniz02
"Çocuk Hakları Evrensel Beyannamesi’nin en çok gözardı edildiği ülkelerden biri olan Türkiye’de çocuklar her gün çeşitli biçimlerde onarılmaz yaralar almakta ve toplumda bu olaylar sanki çok sıradan günlük hadiseler gibi sunulduğundan mıdır bilinmez insanlar gerekli duyarlılığı göstermek bir yanadursun, olan bitenlere seyirci kalmakla yetinmektedirler."
Linklerdeki haberlere tıkladığı
-
Yazan: 20 - 09 - 2008 : 17.02 - milo
Kabe'yi yok etme planı!
Suudi yönetimi, Kâbe'yi gökdelenlerle ve dev alışveriş merkezleriyle çevirme kararı aldı. Habertük'ten Murat Bardakçı yazdı...
[font=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][size=2]Yandaki fotoğrafa dikkatle bakın: Uzay filimlerinden kopup gelmiş hayâlî bir şehri andıran
-
Son günlerde sayın Başbakanın basınla ilgili açıklamaları ve bazı gazetelerin alınmaması yönündeki boykot çağrısı basın özgürlüğü ve demokrasi açısından büyük bir kuşku ve tehlike yaratacak niteliktedir.
Demokrasinin "olmazsa olmaz" koşullarından birisi özgür basındır.
Günlük yaşantımızda şu ya da bu gazeteyi, dergiyi okuyoruz. Beğeniyoruz ya da beğenmiyoruz. Görüşlerine katılıyoruz ya da ka
-
YARGI süreci Almanya da olmasına rağmen Türkiye de de büyük tartışma yaratan Deniz Feneri e.V.davasının sonucu, dünkü Alman gazetelerinde de yer aldı. Gazetelerde öne çıkan başlık ve yorumlar özetle şöyle oldu:
TAGESZEITUNG-TAZ: Rüşvet ve yolsuzlukla mücadele için seçilen Tayyip Erdoğan'ın, ilk kez ak gömleğinde leke var.
BİLD: AŞAĞILIK VURGUNCULARA HAPİS. Dava kapanmış değil. Frankfurt Sa
-

BÖYLE DEDİ AMA ÇÖZÜMSÜZLÜK BÜYÜDÜ

SİZ HASTALIĞIN ADINADA ALDANMAYIN KIRIMDA DA YOK KONGODA DA... HELE BU DÜNYADA YOK.

AMA NE ÇIKARSA BUNLARDA ÇIK
-
Yazan: 17 - 09 - 2008 : 14.37 - milo
commodore1tr den özendim başlık için:)
Sitede bunca hukukçu var şu sorumu yanıtlasınlar.
KOOPERATİFLERDE FAHRİ ÜYELİK NASIL OLUYOR?
Bildiğim kadarıyla kooperatifler belli bir amaç için bir çok kişinin bir araya geldiği bir ticari kuruluştur. Kooperatif=vakıf veya dernek midir ki üyeleri belli bir maddi katkı yapmak zorunda olan kooperatif üyeliği fahri olabilsin? Yoksa Alman Kanunları bizden fa
-
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/98...d=229&sz=71368
Hürriyetin bu günkü bir haber başlığı. Haber ilginç olmakla birlikte yorumlar da ilginç. Ulusalcı (!) yorumları atlayarak diğer yorumları aldım sadece.
[quote] [url="http://benimsayfam.hurriyet.com.tr/ahmetsackesen/"][u]
ahmet saçkesen
-
Dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcısı “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı” (LHC), 13,7 milyar yıl önce meydana geldiği düşünülen Büyük Patlama’dan hemen sonraki başlangıç şartlarını oluşturarak maddenin sır perdesini aralayabilmek amacıyla faaliyete geçirildi.
HAWKING, CERN"E GÜVENİYOR
Dünyaca ünlü fizikçi Stephen Hawking, CERN"in faaliyete geçirdiği "Büyük Hadron Çarpı
-
Yazan: 12 - 09 - 2008 : 14.11 - arıza
-
Yazan: 12 - 09 - 2008 : 05.44 - gecem1970
Adalet Bakanlığı, Tayyip Erdoğan’ı 3 yeni kuruş ödemeye mahkum eden Sevgi Övüç hakkında dava açtı
ANKA
[font=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][size=2]Adalet Bakanlığı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı 3 yeni kuruş ödemeye mahkum eden Kartal 2. Sulh Hukuk Mahkemesi Başkanı Sevgi Övüç hakkında “g
-
RTE AKP nin Kadıköy ilçe teşkilatı tarafından verilen iftar yemeğine katılmış ( Bugün Maçtan önce sanırım. ) Orada da konuşma yapmış. İddia bununla ilgilidir. Ancak tanımlamalar iddiaya dahil değildir. Örneğin ''İstikrar ve güvenin yerleştiği bir ortamda huzur ve barış vardır.'' bir tanımlamadır. Bu iddiaya dahil değildir. Ancak biz yaptık ettik sözleri iddiaya dahildir. Hodri meydan bulun bakalım
-
Yazan: 10 - 09 - 2008 : 15.02 - deniz02
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneğince (TÜSİAD) hazırlanan “Türkiye’de Su Yönetimi: Sorunlar ve Öneriler” başlıklı rapor, kamuoyuyla paylaşıldı.
Su kısıtını oluşturan bileşenlerin iyi irdelenerek, etkisinin azaltılmasına yönelik önlemlerin alınmasında su yönetiminin önemine vurgu yapılan raporda, su yönetiminin genelde devlet tarafından yapıldığı, ancak günümüzde özelleştir
-
Yazan: 10 - 09 - 2008 : 12.48 - horasan
"...
Çalıştığım halkevinin bölümlerinden biri, “Köycülük Şubesi”ydi. Ne bir üyesi köylere gider, ne bir köylü oraya gelirdi. O zamanlar, halk kavramının içine “köylü” kavramı girmiş değildi. Gerçekte asıl halk, bir tür parya idi. Halkçılık bölümü toplantılarında bir alay halkçılık yapılır, Behçet Kemal’in palavraları ve şiirleri dinlenirdi.
Bana gelince, o sıral
-
Yazan: 09 - 09 - 2008 : 14.24 - deniz02
Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan, Başbakan Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle verilen 5 kitap okuma ve öfke kontrol sistemi programına katılma cezası için “Cezayı anlamadım. Ne yapacağım ben?” diye avukatlarına sormuştu.
NTVMSNBC’ye bilgi veren Denetimli Serbestlik Uzmanı, Cem Uzan’a denetim planı hazırlacağını ve “Ne öğrendin, faydalı oldu mu?” diye
-
Yazan: 08 - 09 - 2008 : 16.40 - milo
En dürüst, en çevreci, en demokrat, en laik, en cumhuriyetçi, en milliyetçi, en yakışıklı, en kültürlü, en kibar, en hoşgörülü lider sizce hangisidir?
-
Aslında bu forumu ben açacaktım bekledim birilerinden açmadılar amma beklemediğim birisi açtı forumu ... Sayın arıza açtı tam arızalık yaptı.... Yorumsuz haber mantığı ile yansıttı olayları tıkandı kaldı ... Aslında bırakacaktı bana ne diyorlar ona anckorman ne demekse !!! öyle açacaktım. Haber ağırlıklı yorum.... Takip ettim ettim uyum sağlayamayacağım kesin dedeim aç kendi kendine... En azından
-
Yazan: 06 - 09 - 2008 : 14.02 - arıza
Deniz Feneri'nde Yolsuzluk
[b]Deniz Feneri Derneği’nin topladığı yardım paralarını yandaş şirketlere aktarması ile ilgili itiraflar gündeme bomba gibi düştü. Almanya’da süren davada paraların nasıl hortumlandığı tutuklanan isimlerce bir bir anlatılıyor. Bugün büyük medyanın gündemine düşen bu itirafları araştırmacı gazeteciliğin deneyimli adı Tuncay MOLLAVEİSOĞLU 2007 yı
-
Ankara'da Avukat Erdal Güzel, "Ramazanda nasıl sigara içersin. Burası Ermenistan mı?" diyen dolmuş şoförünün saldırısına uğradı.
soL (HABER MERKEZİ) Avukat Erdal Güzel, bugün saat 10.30 sularında trafikte tartıştığı bir minibüs şoförü tarafından oruç tutmadığı gerekçesi ile darp edildi.
Güzel, Ankara'da meydana gelen olayın gelişimini "Sabah saat 10.00 sıralarında kendime ait otomobille adliy
-
Borç içindeki bir kadın, bakan eşine seslendi:
AHSEN BİZE DE KREDİ VERSEN
Kemal Unakıtan ın eşi bu çıkış karşısında,"Devlet şahısların kredileriyle uğraşmaz" dedi. Akla, Çalık'a verilen kredi geldi.
İbretlik olay Edirne de yaşandı. Maliye Bakanı Unakıtan için karşılama töreni yapıldı. Bu sırada Ruşen Terlemez adlı bir kadın Ahsen Unakıtan ın yanına gitti. " Güzellik salonum var. Borçlarım
-
Bu sitede CHP'yi çok eleştirdim ve CHP'li dostlarımı da sanıyorum biraz üzdüm. Biraz da kendi partimizi eleştirsek iyi olur diyerek aşağıdaki haberi kopyaladım. Gerçi ben bir kaç defa kafama göre parti olmadığını bu sitede yazmıştım. Ama bir yerlerden de politikayla ilgilenmek gerekir. Hep eleştirmekle olmaz. Sorumluluk taşıyan bir yurttaş olarak bir şekilde taşın altına elimizi sokmamız gerekir.
-
CHP'li dostlar "CHP'nin halini düşünmek sana mı kaldı?" diye bana yüklenecekler belki ama, aşağıdaki haberi okuyunca Baykal'ı kutlamak gerekir diye düşündüm. Kendi partisini eleştirebilmek her babayğidin harcı değildir. Ayrıca öz eleştiri hem bir meziyet hem de hataları düzletmede bir başlangıçtır. Darısı (benim partim DP de dahil) diğer partilere.. Ayrıca Milliyet'te Devrim Sevimay'ın "Sol Çıkış
-
Yazan: 01 - 09 - 2008 : 17.24 - milo
Önümüzde bir genel seçim olsa kime oy verirsiniz
-
Yazan: 01 - 09 - 2008 : 17.13 - milo
Birileri aşağıdaki alıntıyı benim için tercüme eder mi lütfen:p
[quote]
12.02.2008
Bir zamanlar RTE ona “Ağlayan Şeytan” derdi. Kadere bakın ki şimdilerde onlar “kanka” oluverdiler. Yedikleri, içtikleri ayrı gitmez oldu. Hatta birinin içine ettiği kaptan, diğeri yemek yer hale geldi.
2007 Milletvekili Genel Seçimleri öncesinde Armenian and Kurdish Party’n
-
Yazan: 01 - 09 - 2008 : 16.52 - aysemebe
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, töre cinayetlerinde "aile meclisi kararı' alınmış olmasını şart koştu. Yargıtay'ın bu kararına göre, "aile meclisi'nin verdiği karar sonrası cinayet işlendiği ispatlanmazsa sanıklar "töre' suçundan hüküm giymeyecek ve daha az ceza alacaklar.
Yargıtay, verdiği kararda, "Kardeşe, çocuğa ve gebe olduğu bilinen maktüleye karşı işlenen öldürme suçunun alınan aile meclisi ka
-
Yaklaşık 18 gündür şaşkınlık öfke ve sabırla bekliyordum. Acaba ne olacak ki nasıl olacak ki diye... Buradan da bir devlet terörünü mevcut hükümetin belediyeler eliyle şeriata geçişini savcıların uyumasını ve aslında bu hükümet sayesinde bağımsızlığımızın da tehlikede olduğunu anlatacağım. Tabiiki aksi görüşleride dinleyeceğiz okuyacağız ama önemli olan ülkemizin gerçeği... Hiç bir zaman Türkiye b
-
Yazan: 27 - 08 - 2008 : 13.52 - milo
[quote]Geçenlerde bir üniversiteli gençle yaptığımız söyleşiyi çok önemsediğim için yazmak istiyorum.
Karşımdaki cin gibi, bilgili, donanımlı, iç ve dış gelişmeleri dikkatle izlediği anlaşılan bir genç.
Üniversiteyi yeni bitirmiş, askere gitmeye hazırlanıyor. Bir yandan da kendisine bir gelecek çizmek için zemin yokluyor.
Genç, mezun olduğu üniversitedeki gariplikleri anlatıyor.
-
[www.beyazrenkler.org]
--------------------------------------------------------------------------------
DVDRIP Belgesel Türkçe
www.beyazrenkler.org ÖZEL
Sarı Gelin
Sarı Gelin, ilk kez ulaşılan bilgi - belgeleri, çeşitli ülkelerde ilk kez girilen mekanları, yine ilk kez yayınlanan itirafların bulunduğu röportajları ve g
-
Şu medya köşe yazarlarının yazdıklarından buraya aktarma modasına biz de uyalım bakalım:) Sonradan yorum yazacağım yalnız. Evet, Ece Temelkuranın bu yazısına noktasına virgülüne kadar katılıyorum bu arada.. Okuyalım isterseniz..
Ben de ‘mağdur olmak istiyorum!’
(Ece Temelkuran)
Bugün Türkiye’de insanlar ikiye ayrılıyor: Tatil yapabilenler ve onlardan nefret edenler!
-
Üniversitede deprem
HABER MERKEZİ / BAHAR ATAKAN GÖKÇER TAHİNCİOĞLU Ankara
Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı rektör atamalarına tepki gösteren bazı öğretim üyeleri istifa etti. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde en yüksek oyu almasına rağmen rektör olarak atanmayan Prof. Dr. Faruk Karadoğan ve öğretim üyeleri kararı protesto etti
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaptığı rektör at
-
Hep arayıp duruyordum kim ki bu yüzde kırkyedi diye. Öylesine ki sitemizde ne AKP yanlısı yazı yazan RTE nin savunucusu olanlar dahi ben AKP li değilim dediği bir ortamda kimdi yahu bu yüzde kırkyedi ?
Antalya'da yüzılın yangını daha doğrusu kundağı oldu. Yangın çok zor söndü aslında kepazelikti bu tam anlamıyla ama ''destan'' ve ''kene yok oldu'' olayıyla açıklandı...
Konya'nın Taşkent i
-
-
Derya Sazak 07.08.2008/MİLLİYET
dsazak@milliyet.com.trAraba meselesi
Siyaset Günlüğü
Genelkurmay Başkanlığı’nı Orgeneral İlker Başbuğ’a devretmeye hazırlanan Yaşar Büyükanıt’a, “emeklilik” günleri için alınan zırhlı araç CHP yönetiminin tepkisini çekti.
CHP Meclis Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, ağustos şûrasında bu yıl ordudan ihraç k
-
Az Muhteremleri takdimimdir.
-
Adana Barosu'nun adli tatilin başlaması nedeniyle basına yaptığı açıklama metni aşağıdadır.
Bilindiği üzere, 1 Ağustos ile 5 Eylül arası adli tatildir.
Adliyelerin yıl içerisindeki yoğun mesaisine ayak uydurmaya çalışan meslektaşlarımızın adli tatillerinde birazcık olsun dinlenmeleri ve yeni bir yıla taze bir zihin ve dinlenmiş bir vücutla başlamaları hepimizin temennisidir.
Adliy
-
Anayasa mahkemesi bugün verdiği kararla Ak Parti yi Kapatmadı .
-
İştambul'da 2 patlamada şu an itibariyle 13 ölü 70 yaralı var
-
Yazan: 27 - 07 - 2008 : 07.56 - roTiNda23
YARGIMIZ YAZGIMIZ...!
2007-2008 koca iki yıl koca bir ülkeyi koca bir medya ordusunu koca iktidarları koca muhalefetleri
koca koca hatta kocaman çeteleri yargının çemberine düşürüp bütün dikkatlerin yargıda olduğu iki yıl..!
önce danıştay sonra şemdinli sanıkları için gözümüzü yargıya çevirdik..
sonra 367 için hem gözümüz hem kulağımız bütün muhabirlerimiz anayasa mahkemesi önünde toplu pi
-
Yazan: 26 - 07 - 2008 : 12.47 - roTiNda23
AVUKAT BEY VINNN...
bundan bir kaç gün önce anamuhalefet partisinin hukukçu ama
hukusuz lideri..!
her platformda ergenekon'u savunur dururdu nerede bombalar nerede silahlar getirin görelim
inanalım derdi..
avukatlık mesleğinde sadece bülent ersoy'u savunmakla yetinen işsiz avukat
ergenekon gibi büyük bir davanın avukatlığına soyundu.. ama giyinemedi vesselam.
şaka bir yana deniz bayka
-
Hep hakaret tehtit gelecek değil ya bu seferde çok hoş bir mail geldi.
'' Sizi ne zamandır arıyordum sonunda buldum. Nickiniz değişmiş ama karakter aynı sertlik aynı. 5000 son demiştiniz inanmamıştık. Resmen sır olup uçtunuz. Sonrada site yok oldu. Ençok çıktı almadığıma yanıyorum.
Veda yazınız belkide en güzel aşk yazısıydı ne nette bulabildim nede bir yerde ama adını anımsıyorum hala
-
Mahkeme iddianameyi kabul etti. İlk duruşma Ekim'de silivri'de.
Ergenekon iddianamesinin içeriği açıklandı. Sanıklar, kasten adam öldürmeye teşebbüs, terör örgütü kurmak, yönetmek ve hükümeti ortadan kaldırmakla suçlanıyor. İşte ilk ayrıntılar geliyor:
Şüpheliler kısmının ilk başında Oktay Yıldırım’ın ismi var.
ERGÜN POYRAZ: Silahlı terör örgütüne üye olma, T.
-
Türk Tiyatrosu gerçek bir devini duayenini kaybetti. Başımız sağ olsun.
75 yaşındaki Suna Pekuysal, geçen hafta akşam saatlerinde evinde düşerek kalça kemiğini kırmıştı. Usta oyuncu, İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırılıp Ortopedi Kliniği'nde tedavi altına alınmıştı
Asıl adı Suna Belener olan Suna Pekuysal, 24 Ekim 1933 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Be
-
Yikmayi planliyorda muhakkak yerine baska bir sey dikmeyi planliyordur,sizce bu "sey" ne olabilir?
-
Yazan: 19 - 07 - 2008 : 20.04 - cognis
"Ne olacak bu memleketin hali" sorusunu soranların ülke ekonomisine baktıklarında ilk karşılaşacakları veri, ülkenin iç ve dış borçlarına ilişkindir. "Akademik ekonomi" ya da düpedüz "iktisat bilimi" terimleriyle ifade edersek, bir ülkenin iç ve dış borç "stoku", o ülkenin ne kadar borçlandığını göstermenin ötesinde, bu borçları için ne kadar faiz ödemek zorunda olduğunu da gösteren verilerdir. Tü
-
Yazan: 16 - 07 - 2008 : 11.03 - sedatif
Mailime gelen bu dosyayı hukuki.net kullanıcıları ilede paylaşmak istedim.
Önder DEDEOĞLU'nun derlediği MUSTAFA KEMAL’İN TBMM GİZLİ OTURUM KONUŞMALARI okunup arşivimizde bulunması gereken güzel bir kaynak.
Göz atmak için ekli dosyayı indirmeniz yeterli.
Not : Dosyayı son sayfasındaki site reklamını silmeden bana geldiği gibi ekledim. ilgili editör incelediğinde uygunsuz bulursa o kıs
Eklenmiş Dosya
-
Önce konuşma ;
İstanbul Adliyesi'nde basın açıklaması yapan Aykut Cengiz Engin, "48'i tukuklu 38'i tutuksuz toplam 86 sanık, Silahlı terör örgütü kurmak, silahlı terör örgütünü yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütüne yardım etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırmak ve görev yapmasını engellemeye teşebbüs etmek, halkı silahlı isyana ta
-
Yazan: 14 - 07 - 2008 : 12.21 - sedatif
zaman gazetesinin haberine gülermisin ağlarmısın. ama ne yazıkki kamuoyunu etkileme stratejileri büyük ölçüde başarı kazanmış gibi görünüyor. bu haberi okurken hem güldüm hemde çok sövdüm. buyrun aşağıya kopyalıyorum.
Gizli tanıktan savcıya çarpıcı ifade: 2007'de 'kalpaklı darbe' yapacaklardı
'Gizli tanığın' ifadesine göre, cuntacılar 2007 yılında 'kalpaklı' bir darbe planı yaptı. Buna
-
Yazan: 13 - 07 - 2008 : 17.25 - milo
[font=Times New Roman] OBSESİF - KOMPULSİF BOZUKLUK Obsesif- kompulsif bozukluk bireyde çok fazla sıkıntı yaratan ve gündelik işlerin yapılmasında sorun yaratan, aklın ısrarlı ve kontrol edilemeyen düşüncelerle dolduğu ya da kişinin bazı davranışları tekrar tekrar yapma zorunluluğu hissettiği bir kaygı bozukluğudur. Bazı durumlarda kişide genel
-
Ergenekon kapsamında biliyorsunuz ki göz altına almalar tutuklamalar sürüyor. Ancak bir takım taraflı basın bir numara yakalanamadı bir numara olmadan bu iş bitmez diye bağırıp duruyorlar. Sanırsınız ki hepsi kuyruğu koparılmış birer dana , böğürüp duruyorlar. Onların bu içler acısı durumuna daha fazla dayanamadım. Hepsinin verdiği tariften yola çıkarak bir numarayı buldum. Benden bu kadar gerisin
-
Yazan: 09 - 07 - 2008 : 15.05 - milo
Hollanda, Fethullah Gülen cemaatini takibe aldı
Amerika'da yaşayan ve bir süre önce Rusya'da mahkemece faaliyetleri yasaklanan Fethullah Gülen teşkilatına bir kötü haber de Hollanda'dan geldi. Fethullah Gülen'in faaliyetleri Holllanda'yı kaygılandırdı. Hollanda Parlamentosu, entegrasyon ve eğitim adı altında Gülen Cemaati'ne bağlı
-
Ben
[www.hukuki.net] formunda '' Ergenekon denen ne olduğu belirsiz olaydan bir şey çıkmayacak içi boş bir balon '' diye söz ettim. Yanılmışım hemde çok yanılmışım. Ben bu kadar büyük bir ''şeyler'' çıkacağını beklemiyordum.
Bu iletiyi oraya yazacaktım ama içim elvermedi. İnsan hata yaptımı bunu özel olarak belirtmeli.
Öncelikle bu olaya hangi ş
-
Haberlerde izlediğim kadarıyla Abdüllatif Şener yeniden siyasete döndüğünü açıkladı ve yeni bir parti kuracağının sinyallerini de vermiş oldu. Söylediği şu söz dikkatimi çekti: Ben parti değiştirmedim, benim girdiğim partiler değişti. Son seçimlerde AKP den aday olmayarak üniversiteye geri dönen ve siaseti bırakan Şener in bu girişimi acaba diyorum AKP nin yeniden başka bir parti çatısı altında to
-
Yeni Harman dergisinin son sayısında yer alan habere göre, Gülen cemaatine bağlı olduğu anlaşılan girişimcilerin Antalya ve İstanbul’da, “Fethullah Gülen” ismiyle bira, rakı, şarap, prezervatif ve cinsel oyuncaklar üretmek için Türk Patent Enstitüsü’nden gerekli izni alması Antalya’da yerel bir dergide haber olunca ortalık karıştı. Bu olay üzerine cemaatin bütün gücüy
-
Ankara güne şok gözaltılar ile başladı
Ankara güne şok bir gözaltı ve arama ile başladı. Ergenekon soruşturması kapsamında sabah erken saatlerde emekli Orgeneral Hurşit Tolon gözaltına alındı. Ardından Atatürkçü Düşünce Derneği ADD Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygun'un gözaltına alındığı haberi başkente bomba gibi düştü.
Son olarak Tercüman Gazetesi Genel Yayın yönetmeni de göz
-
Yazan: 30 - 06 - 2008 : 15.15 - deniz02
Bugüne kadar Türkiye'nin her yerinde aynı fiyata satılan trafik sigortasının primleri, 1 Temmuz'dan itibaren hem sigorta şirketlerine hem de illere göre değişecek.
1 Temmuz’dan itibaren zorunlu trafik sigortasında yeni uygulama başlıyor. Bugüne kadar sigortanın teminat limitlerini ve primlerini Hazine’nin belirlediği trafik sigortasında, yarından itibaren sigorta şirket
-
Isparta Cumhuriyet Başsavcısı görevinden alındı
ANKA
[font=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif][size=2]Anayasa da yapılan değişiklik sonrası türbanlı öğrencileri üniversiteye almayan Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Metin Lütfi Baydar hakkında soruşturma izni isteyen Isparta Cumhuriy
-
ATATÜRK'ÜN SÖZLERİ
● Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.
● Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik"ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir...
● Bütün ümidim gençliktedir
-
Yazan: 28 - 06 - 2008 : 08.15 - deniz02
AKP’nin kapatılmasıyla gündeme gelen yedek parti tartışmaları sürürken amblemi güneş olan “Yeni Parti” isimli bir parti kuruldu.
Türk siyasi hayatına 56. parti olarak giren Yeni Parti’nin Alper Tunga Aykaş ve Mehmet Ali Türk başta olmak üzere 32 kurucusu bulunuyor.
İçişleri Bakanlığı’na mesai saati biterken yapılan başvuruyla resmiyet kazanan Yeni Parti’ni
-
GENİŞ YÜREKLER
Otistik çocuklar okulunda rehber öğretmen olarak çalışan birinden yaşanmış olay ;
okulda rehber öğretmen olarak çalışan bir öğretmen Musa..
Okulun öğrencilerinden bir otistik çocuğun ailesi, bir gün Musa öğretmene dert yanıyor;
Çocukları normalde çok su içmesine karşın; 3 aydır ağzına bir damla su koymuyormuş.
-
Yazan: 21 - 06 - 2008 : 04.34 - Humble
Ahmet Altan dan Genelkurmaya atfolunur...
"Hepimiz yaşlanıyoruz(paşam), umarım ölmeden önce sizinle bir masada buluşup, sizin gazetecilerin "irticasavar" olarak gördükleri rakılardan içerek bugünleri konuşup gülüşebileceğimiz "demokrat" bir ülkemiz olur."
Humble in dileği...-"İnşallah".
Kaynak: Taraf gazetesi- Ahmet Altan-"Düşman değiliz be paşalar"
-
Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi, yürütülen bir soruşturma kapsamında, Genelkurmay Başkanlığınca basın ve yayın organlarına verilenler dışındaki, ''PKK terör örgütü mensuplarının anlık istihbarat görüntüleri ve Irak'ın kuzeyinde icra edilen harekata ilişkin gizli nitelikteki bilgileri içeren her türlü belge ve dijital kayıtların yayımına 'yayın yasağı' konulmasına'' karar verdi.
Alınan b
-
Yazan: 10 - 06 - 2008 : 12.54 - CixGkn
10 Hazirandan başlayalım...
10/06/1909 Telsizle ilk " S.O.S " imdat sinyali Slavonia adlı İngiliz gemisinden verildi.
10/06/1915 Amerikalı romancı Saul Bellow.
10/06/1916 Osmanlı yönetimindeki Mekke Arap İsyanı sırasında Arapların eline geçti.
10/06/1923 Fransız yazar Pierre Loti. Bir çok kez İstanbul'a gelen yazarın adı Sultanahmet'te oturduğu sokağa
-
Yazan: 05 - 06 - 2008 : 15.52 - imbat3838
Merhaba; ben 12 yıllık lise tarih öğretmeniyim. Aslına bakarsanız anlayamadığım daha doğrusu içinden çıkamadığım bir sorum var. Geçenlerde lise 3. sınıflardan, çok zeki, bol okuyan, meraklı bir öğrencim bana şu soruyu sordu; " 1961 Anayasasında Atatürk İlkelerine yer verilmediği doğru mu? Doğruysa neden?"
Bizler 1961 Anayasasından pek bahsetmeyiz, bahsetsek de sadece genel özelliklerini aktarırı
-
Yazan: 04 - 06 - 2008 : 16.20 - migiri
Lost teorileri araştırırken tanıştığım bir deney. Kadro çok çok sağlam -einstein, nicola tesla- bir araştırma grubu tarafından yürütülmüş, gerçek olup olmadığı belli olmayan ya da belli olsa da olmayan ilginç bir deney. Wikipedi'den kopyalayarak sizinle de paylaşmak istedim, hoş daha milyonlarca site var bununla ilgili ama kabataslak gördüketn sonra araştırıp araştırmamak elbet size kalmış.
Yazın
-
Yazan: 03 - 06 - 2008 : 11.15 - arıza
Dinleme skandalında çifte standart
3 Haziran 2008

[b]Ankara 11. Ağır Ceza’nın Mahkemesi’nin Emniyet ve MİT’e ‘izleme yetkisi’ vermesine ses çıkarmayan Adalet Bakanlığı, aynı yetkinin Jandarma’ya verilmesine “insan haklarına ihlal!” gerekçesiyle karşı çıktı.Yargıtay’
-
Yazan: 03 - 06 - 2008 : 04.15 - cognis
Ayşe Hanım Teyzemin suratından düşen bin parça... ”Böyle pahalılık görmedim... Fiyatlar çıldırmış durumda” diyor. Takılmak istedim... ”Biz ne enflasyonlar gördük Ayşe Hanım Teyzeciğim” dedim. ”IMF’nin desteği, hükümetin ekonomi politikası ve Merkez Bankası’nın omuz vermesi sayesinde enflasyon yüzde 10’un altına indi...
Geçen aybaşı açıklanan resmi
-
Yazan: 02 - 06 - 2008 : 19.51 - cognis
Susanna Zetterberg, 18 Nisan 2008 tarihinde, arkadaşlarıyla eğlendikten sonra, gece 4 :30 sıralarında Montmartre’daki evine dönmek için, yalnız olarak bir taksiye biner. Bir saat sonra cesedi Paris’in biraz dışındaki Chantilly ormanında bulunur. Taksi korsan, taksici daha önce tecavüz ve kanunsuz olarak taksicilik mesleğini icra etmek suçlarından mahkum edilmiş bir eski hükümlüdür. Kur
-
Eşek sürücüsü, 2.20 promil alkollü çıktı
2 Haziran 2008 /DHA (HÜRRİYET)
Eskişehir’in Mihalıççık İlçesi’ne bağlı Dinek Köyü’nde aşırı miktarda alkol aldıktan sonra eşeğe binerek tarlaya gitmek isteyen Hasan Akpınar (43), dengesini kaybederek düştü.
Akpınar, düşme sonucunda kafası ve kollarından yaralandı. Baygınlık geçiren Akpınar, yere yığıldı, eşek ise köye dönd
-
Hayrünnisa Gül 1 Nisan günü Dolmabahçe Sarayı’nı gezdi. Dönemin günlük kullanımındaki eşyalarının sergilendiği depo müzeye de uğradı; burada beğendiği bazı objelerin yasak olmasına rağmen fotoğrafını çektirdi.
Fotoğrafını çektirdiği objeleri daha sonra Meclis’ten Çankaya Köşkü için istetti. İstenen objelerin sayısı 35. Bunlar arasında, dönemin padişahları veya diğer saray halkı ta
-
Bugün 2 Haziran Orhan Kemal ile Ahmed Arif in ölüm yıldönümleri allahtan rahmet diliyorum. Ama konum bu değil. Muhtemel 3 haziranda yokum o yüzden bugünden yazayım istedim.
3 Haziran 1963 te Büyük yazar şair düşünür Nazım hikmet RAN vefat etti bundan tam 40 sene sonrada Bir dangalak otobüs şöförü Ercan ARIKLIYI öldürdü ve serbest dolaşıyor... Şimdi diyeceğim ki eğer birini öldüreceksen... Neyse
-
1 Haziran 2008/HÜRRİYET
Yılan, adliyeye girerken yakalandı
Esma ÇAKIR
Bakırköy Adalet Sarayı’na, avukatların girdiği kapıdan girmek üzere olan bir yılan panik yarattı.
Avukat girişindeki su borusundan inen yaklaşık 1,5 metre boyundaki yılanı yakalamaya kimse cesaret edemedi. Özellikle kadınlar çığlık atarak çevreden uzaklaştı. Askerliğini komando olarak yaptığını sö
-
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 08.49 - arıza
Nasıl bir demokrasidir bu, cevap verebilecek biri var mı?.. Cumhuriyet yazarı İlhan Selçuk'u, "Örgüte üye olmaksızın örgütün amaçlarını bilerek örgüt adına vazife yüklenmek" suçundan gözlem altına alanlar, hakkında soruşturma yürütenler, bu kadın bu sözleri nasıl bu kadar pervasız ve korkusuzca savurabiliyor, bu nasıl bir hukuktur yanıt verebilecek misiniz bana?..
**************
-
Görevlerinin gerektirdiği yetki ve sorumlulukları yerine getiren kurumlar Yargıtay ve Danıştay kamuoyunu bilgilendiriyor.
"Danıştay'dan Yapılan Açıklamada Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun Yaptığı Açıklama Sonrası Hükümetin Karşı Açıklamasına Bu Kez Danıştay Başkanlar Kurulu Bir Bildiri İle Katıldı. Danıştay Tarafından Yayınlanan Bildiride Yargıtay'ın Bildirisine Destek Çıkıldı. Danıştay Başkanlar
-
Yazan: 21 - 05 - 2008 : 08.48 - Harun Gür
Kuruluşunun 85. yılında Cumhuriyetin temel niteliklerinin tartışmalara ve yeni tanımlamalara konu edilmesinden ve Yargı erkine yönelik sistemli saldırıların ivme kazanmasından duyduğu kaygıyla Yargıtay Başkanlar Kurulu;
Aşağıdaki görüş ve önerilerini, adına yargı yetkisi kullanmaktan onur duyduğu Yüce Milletiyle paylaşmak gereğini duymaktadır.
Tartışılmaz bir gerçektir ki;
“Demokratik, lâik
-
Aziz Nesin 30 Aralık 1959 da Akşam gazetesine bir yazı yazmış. İrtica yoktur diye. Bakın bakalım neler değişmiş...
Genelkurmay Başkanlığı”nın “Erkân-ı Harbiye-i Umumiyye Reisliği” olduğu bir dönemde, bir milletvekili çıkar, ‘ekim, kasım, aralık, ocak’ aylarının adlarını yine eskisi gibi ‘teşrinievvel, teşrinisani, kanunuevvel, kanunusani’ diye çevireli
-
Yazan: 19 - 05 - 2008 : 12.50 - c_selin
Gözünde bulaşıcı iltihap tespit edilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan doktorların tavsiyesi üzerine 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamalarına katılamadı. Doktorlar, Erdoğan’a birkaç gün istirahat önerdi.
Başbakanlık Basın Merkezi’nden yapılan açıklama şöyle: “Gözünde beliren bir sağlık sorunu sebebiyle doktorların ısrarlı istirahat tavsiyesi üzerine S
-
Yazan: 19 - 05 - 2008 : 05.48 - mkocagul
Türk Telekom Bu ay içinde görüntülü telefon Videofone uygulaması başlatıyormuş.
Yoğun ve ilgi çeken reklam kampanyası ile aslında tüketiciler kandırılmış olmuyormu? Çünkü bu hizmet için telefon hattı ve en az 1024 mhz hızında ADSL hattına ihtiyaç var. (Kaynak Telekom web sitesi) Evinizde ADSL hattınız varsa, hele konuşma yapacağınız karşı taraftada bunlar varsa evinizde bir bilgisayar da var deme
-
Ehil her 19 kişiden birinde ruhsat var
"Türkiye'de bireysel silahlanmayla ilgili çok net istatistikler yok" Ancak, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün Ağustos 2005 tarihli verilerine göre, polisin yetki alanındaki bölgelerdeki rakamları:
Taşıma ruhsatı sayısı: 284,289
Bulundurma ruhsatı sayısı: 312,832
Toplam tabanca sayısı: 597,121
Kayıtlı olan yivli av tüfeği sayısı: 4,568
[b]R
-
Yazan: 18 - 05 - 2008 : 11.15 - milo
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun
-
'Türkiye acımasızca krize doğru kayıyor'
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris, Bush yönetimini, AKP hakkındaki kapatma davası konusunda net bir tavır takınmadığı gerekçesiyle eleştirirken “ABD’nin kilit bir müttefiki ve Ortadoğu’nun en önemli demokrasilerinden biri, acımasızca krize doğru kayıyor” görüşünü dile getirdi.
[COLOR="Blue"
-
Pekçoğumuzun haberi yok sanırım.2009 sonuna kadar tüm ehliyetlerde
TC kimlik numarası olması lazım.Biliyorsunuz trafik kazasına karışanlar artık
tutanağı kendileri tutuyor.Bu iş içinde yeni ehliyet gerekecek.
Belli bir geçiş süresi tanınmış.
Şu anda kuyruk yokken biran önce ehliyetinizi değiştirin.
Gereken evrak:
-6 tane vesikalık foto.
-Herhangi bir hastaneden sağlık raporu (tam teşekküll
-
Yasa, alkollü içkilerin orjinal ambalajları dışında bölünerek satışını engelliyor. Bu nedenle, restoranlarda rakı, şarap viski gibi alkollü içki içmek isteyenlerin birer şişe satın almaları gerekecek. Uymayan işletme 10 bin YTL’ye kadar ceza yiyecek.
ALKOLLÜ içki satışındaki yeni mevzuat herkesin kafasını karıştırıyor. Sektör temsilcilerinin bile tam olarak anlayamadığı bu düzenlemeler i
-
Tuncay Özkan Kanaltürk'ü satmış
güncellenme zamanı 11.51 | 13.5.2008
Bizkaçkişiyiz.com'da isyan var
Tuncay Özkan'ın Kanaltürk'ü Koza Grubu'na satmasının ardından Bizkaçkişiyiz.com'a üye olanlar ve Kanaltürk izleyicileri büyük bir hayal kırıklığı içinde. "Ulusalcı" görüşleri savunanların biraraya geldiği 'bizkaçkişiyiz.com' a gelen yorumlar Tuncay Özkan'a ağır eleştiriler getirirken, sitede se
-
İlginç bir konu ama bizim ulusalcılar hoşlanmayacaklar galiba;
11 Mayıs 2008
Cüneyt ÜLSEVER
culsever@hurriyet.com.tr
Yaşayan 100 entelektüel
ULUSLARARASI ilişkiler alanında etkin bir dergi olan Foreign Policy (
www.foreignpolicy.com) yaşayan en büyük 100 entelektüeli İngiltere'de çıkan Prospect Dergisi ile ortaklaşa belirledi. Ortaya çıkan isimler arasınd
-
RİSKLİ DAVRANIŞLAR NEDİR?
Şiddet eğilimi
Sık sık kavga etme
Madde veya alkol kullanımı
Evden kaçma
Okuldan kaçma
Kendine zarar verme
Sokakta çalışma
Riskli cinsel davranış
Davranış sorunları
Bu davranışlardan bir yada birden fazlası bir arada olabilir.
Okuldan Kaçma:
Okuldan kaçma bir yaşam tarzıdır
Tek başına riski ifade etmez.
Düzenli olarak okuldan
-
Bu sefer başlığın amacı bir şeyleri eleştirmek ya da yolunda gitmeyen bir şeye duyulan tepkiyi dile getirmek değil. Bu sefer amaç bir şükran borcumuzu dile getirmek..
İzzet Baysal'a yani Bolu nun babası bildiğimiz, boludan yolu geçen herkesin dikkatini çekecek bir isme ve onun hayırseverliğine duyulan bir minnet, bir şükranı dile getirmek..
Bu arada Bolu değilim. Ancak onu t
-
Yazan: 12 - 05 - 2008 : 12.57 - deniz02
İngiltere Kraliçesi 2’nci Elizabeth’in tahta çıkmasından bu yana Türkiye'ye gerçekleştireceği ikinci resmi ziyaretin programı belli oldu. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ziyaret nedeniyle ilk kez smokin giyecek.
Kraliçe Elizabeth de, resmi ziyaret nedeniyle uzun tuvalet giyecek ve tacını takacak. Ankara başta olmak üzere, İstanbul ve Bursa’da da temaslarda bulunacak olan
-
Yazan: 12 - 05 - 2008 : 08.01 - gurdalan
Ben mi paranoyakım
yoksa bu iktidar herşeyimizi sattı bitirdi de
sıra sokağımıza, yolumuza, milli parklarımıza mı geldi !!?
http://www.haberler.com/yap-islet-de...-kapsamini.../
Yani tek beğendiğim icraatları karayollarında yaptıkları düzeltmeler idi,
onun da sebebi satmak mıy mış yani !!?
Şimdi 2020 yılında :
- Bir Türk çocuğu, Edirne'den Van'a karayo
-
[www.hukuki.net] bu forumda değerli meslektaşım Sayın
Av.Abbas Bilgili, Trafik polisinin usulsüz olarak yazdığı trafik cezasını iptal ettirmişti.
Elimde şu an yine değerli bir meslektaşım
Av. Celal Ülgen tarafından yayınlanmış
"Plakaya Düzenlenen Trafik Para Cezalarının İptali Davaları" isimli kitabını bir ihtilaf nedeniyle okuma
-
Önce haberimizi okuyalım sonra da düşündürdüklerinden bahsedelim... İşte haber..
Kongre üyesi alkollü olarak kırmızı ışıkta geçti, hayatı karardı
ABD’de Cumhuriyetçi Partili Kongre üyesi Vito Fossella, alkol limitini 2 kat aşmış bir halde, otomobil kullanırken kırmızı ışıkta geçince, özel yaşamının karanlık noktaları ortaya çıktı ve siyasi krize neden oldu. Fossella’
-
Biliyorum ki bunu bitiremeyeceğim. Bir oraya bir buraya derken ha bire gündem değişirken bitirebilmek mümkünde gözükmüyor. Ama tarihe not düşmek amacıyla ben bir başlayayım nerede kalırsa ağır ağırda bitirmeye çalışırım.
Ama bu konunun yazacağım dediğim ''dinimizde kadın''la ilgisi yoktur. O bitti de burada yazılamayacağını daha önce belirtmiştim. O benim arşivimde BENİM olarak kalacak... Bu ise
-
Bu konuyu tekrar gündeme taşımak istiyorum..Zira artan vakalar gösteriyor ki bu konudaki caydırıcılar çok da yeterli değil....
Çocuk istismarına müebbet önerisi
22 Ağustos, 2007 15:54:00 (TSİ)
İlgili Haberler
• Erkek çocuğa tecavüz iddiasında baba gözaltında
• 8 yaşındaki erkek çocuğa tecavüz iddiası
• 'Makamının gücünü kullanmamal
-
Yere düşen ya da yerde oturan bir eylemciye vurup geçmek ne kadar orantılıdır? Orantı kaça kaçtır? ! Ülke polislerinin büyük bir kısmını tek bir ile yığmak ne kadar orantılıdır?:) İzin verilmiş alanlarda bile (Sıhhiye gibi) Eylemcilere müdahale etmek ne kadar orantılıdır? Bir sendikanın Genel Merkezini ablukaya almak, sabahın ilk saatlerinden itibaren gaz bombalarıyla ortamı doldurmak, olayla ilgi
-
Kadın avukattan eski kocaya soyadı çalımı
02 Mayıs 2008/HÜRRİYET
Oya ARMUTÇU/ANKARA
Ankara'da avukatlık yapan Filiz Poyraz, kendisi gibi avukat olan eski kocasının soyadını kullanabilmek için aynı soyadını taşıyan bir başka kişiyle evlendi. İki ay süren bu evlilik, eski eş Mesut Poyraz'ın "Soyadımı kullanamazsın" diye giriştiği hukuk savaşını kaybetmesine neden oldu.
AVUK
-
03.05.2008 /MİLLİYET
Dünyanın en genç profesörü
DIŞ HABERLER SERVİSİ
8 aylıkken okumaya başlayan, 10 yaşında üniversiteden mezun olan, 14 yaşında doktorasını bitiren Alia Sabur, şu an 19 yaşında ve Güney Kore’de profesör sıfatıyla ders vermeye hazırlanıyor
Okuma yazmaya başladığında 8 aylıktı... Yani bebeklerin daha yeni agu demeye başladığı dönemlerde...
1999 yılında, henüz 10
-
03.05.2008/MİLLİYET
Başsavcı vekiline ‘cinsel saldırı’ cezası
ANKARA ANKA
Eski İzmir Başsavcı Vekili Zafer Sipahi, bir zabıt kâtibesine cinsel tacizde bulunmaktan 3 yıl hapis cezasına çarptırıldı
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, eski İzmir Başsavcıvekili Zafer Sipahi’yi “cinsel saldırı” suçu işlediği gerekçesiyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına mahkum etti.
Konya
-
Yazan: 01 - 05 - 2008 : 15.59 - milo
Genç Kızın ağrıyan dişini tedavi etmeye çalışan şefkatli polisimiz.
1 Mayıs bahar bayramınının Taksim' de güneşlenerek tadını çıkartmaya çalışan vatandaşımız.
[IMG]http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/LiveImages%5CFoto%20H
-
Doktor ve avukata kıskaç
Doktor, diş hekimi, veteriner ve avukatlara yönelik özel bir vergi denetim sistemi geliyor
30.04.2008 10:09
Maliye Bakanlığı, vergi kayıp ve kaçağının yoğun olduğu avukat, doktor ve diş hekimlerine özel yapım kredi kartı cihazı bulundurma zorunluluğu getiriyor.
Uygulama haziranda başlayacak.Maliye Bakanlığı, vergi kayıp ve kaçağının büyük boyutlara ulaştığı
-
Kadınların Medya İzleme Grubu, “Medyada Cinsiyetçiliğe Son!” adıyla bir kampanya başlatıyor. 25 Nisan-25 Mayıs tarihleri arasında yapılacak kampanyada medya iki hafta süreyle takibe alınacak ve sonuçlar düzenlenecek konferansta paylaşılacak.
Medyanın arka sayfasında ‘güzel’, TV’lerin gündüz kuşağında ‘kurban’, cinayet haberlerinde ‘iyi aile kızı
-
AHMET KAYA ('bildirge' tüm yorumları) 28.04.2008 08:42:26
TÜRKİYEDE AVUKATLIKTAN BOL KAZANDIRAN KOLAY MESLEK YOK. MEZUN OL. HEMEN GİT BİR KAÇ BANKA İLE KREDİ KARTI VEYA TELEKOM ŞİRKETLERİ İLE TAHSILAT ANLAŞMASI YAP. SONRA DİKİL MİLLETİN KARŞISINA. 300YTL İCRALIK BORCA 700YTL AVUKAT VEKALET PARASI AL. MİLLETİNDE PSİKOLOJİK EKONOMIK DURUMUNU ANLAMAZLAR.
AHMET SARIŞEN ('alpturk-06' tüm yoruml
-
Keçiören ilçesi Sanatoryum Caddesi üzerindeki bir işyerine icra işlemleri için gelen Ankara Barosu avukatlarından Cengiz Kaya (25) ile işyeri sahibi Yılmaz Ketenci (46) arasında kavga çıktı.

Yaşanan kavga sırasında avukat Av.Cengiz Kaya`yı silahla vurarak öldüren Yılmaz Ketenci, daha sonra tabancayla kendini de vurarak intiha
-
Aslında bu forumla sitemizde bulunan
[www.hukuki.net] forumu bir bakıma aynı özellikleri taşıyor temel ilke görüş aynı . Ama ben yüce yönetici konu birleştirme uzmanı muhteşem avukat canım kardeşim Av. Dilek Kuzulu Yüksel hanımın aksine siyasi forumlarda temel farka göre konuların içiçe geçmemesinden yanayım o yüzden böyle ayrı bir forum açtım ve gördüğ
-
21.04.2008/HÜRRİYET
Bir Türk yılda kaç kitap okur
A.A.
Türkiye'de ihtiyaç maddeleri sıralamasında kitabın 235. sırada yer aldığı bildirildi. Bağımsız Eğitimciler Sendikasından (BES) yapılan yazılı açıklamada, sendikanın AR-GE biriminin “Türkiye'nin Okuma Alışkanlığı” adlı bir rapor hazırladığı belirtildi.
Rapora göre, Türkiye'de okunan kitaplar, genellikle
-
İktidardaki milletvekilleri Mecliste adam dövmeye başladıklarında acaba yumruk atmak da bir hitabet şekli midir?
Atanlarla yiyen arasındaki fark nedir?
Saygılarımla.
-
-
Hollanda genelkurmay başkanının oğlu Afganistan'da bomba (veya mayın) patlaması sonucu ölmüş. Olayı taliban üslenmiş.
Bu olay üzerine, bizim devlet başkanlarımızın, başbakanlarımızın, bakanlarımızın, genelkurmay başkanlarımızın ve de üst düzey diğer komutanlarımızın oğullarının nerede askerlik yaptığını veya yapmadığını merak etmeye başladım.
-
Avrupa Birliği medyum ve falcılara dava açılabilmesine olanak tanıyan bir yönerge çıkardı. Artık Avrupa’da, geleceğe dair verdiği haber doğru çıkmazsa medyum mahkemeye verilebilecek.
Avrupa Birliği, insan hakları ile ilgili Kopenhag kriterlerinden sonra falcılık ve medyumculuğa de el attı. AB artık "fal kriteri" getirdi.
İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Independent, medyum
-
-
Yazan: 14 - 04 - 2008 : 17.04 - ilkine
İtalyan sanatçı Pippa Bacca' nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde başlattığı "Gelin Yolculuğu" 31 Martta Gebze' nin Tavşanlı Köyünde acı bir şekilde son buldu.
Dünyadaki savaşlara karşı barışın sesi olabilmek için yola çıkan sanatçı Avrupa ve Balkanlardaki iç savaşlarla çalkalanmış ülkelerden geçerek Türkiye üzerinden Beyrut'a ulaşarak yolculuğunu tamamlayacaktı. Ne yazık ki bu barış yolcu
-
Yazan: 10 - 04 - 2008 : 18.08 - milo
Alıntı:
Erdoğan ile Barroso'nun toplantısı sırasında Anadolu Ajansı tarafından çekilen bir fotoğraf Ankara kulislerinde "İşte günün önemini anlatan en önemli fotoğraf" yorumuna yol açtı. Hürriyet.
|
Sizce bu fotoğrafın anlamı nedir???
-
AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, TCK'nın 301'inci maddesiyle ilgili değişikliğe yönelik eleştirileri yanıtlarken, "Teklifle, biz, tabiri caizse, belki minareyi düzelttik" dedi.
Haberin devamına
buradan ulaşabilirsiniz.
Sizce söz konusu olan değişiklik gerekli midir?
-
Sayın Harun Gür'ün ve sayın milo'nun çok sevdikleri bir yazarın marksizmle ilgili ilginç bir yazısı yayınlandı. Kendisi marksist olmayan yazar, bakın ne diyor. Tabi bu arada sayın Harun Gür ve sayın milo'nun bu konuda da ne inciler döktüreceklerini merak ediyorum.
07.04.2008 Milliyet
Taha AkyolObjektif
t.akyol@milliyet.com.tr
Marksizmi özlemek!
BENİM gibi biri Marks
-
Dün akşam sitemizde hiç iatenmeyen bir durum yaşandı. Kendi cinsel kimliğiyle ulu önder ATATÜRK' ün ismini bir araya getiren bir ŞEREF yoksunu on dakika süreyle bir kaç foruma DANGALAK fikirlerini ( daha doğrusu fikirsizliğini) yazmış engin GERİZEKALILIĞINI dahada perçinlemek üzereyken siteden uzaklaştırılmış AKLA ZARAR yazıları görünebilir olmaktan çıkarılmıştır. Bu insanlıktan nasibini alamamış
-
Tc nin 60. Dönem Başbakanı RTE Başbakanlıktan Milletvekilliğinden ve partisinden istifa etti.
Anayasa Mahkemesinin dünkü oy birliği ile aldığı karar sonrası bir açıklama yapan başbakan RTE
'' Gerilimin taraftarı olmadık olmayacağız. Ülkenin önünü açmak aydınlık çağdaş bir Türkiye için kaybetmeyeda hazır olduğumuzu belirttik. Bu uğurda çarşafımız yanımızda dedik sonunda çarşaf ayağımıza dolandı
-
Ülkemizin önde gelen "siyaset bilimcilerinden" Aysun Kayacı, "vergi vermeyen dağdaki çobanın oyu ile benim oyum neden eşit?" diyerek önemli bir sorunumuza parmak basmış görünüyor.
Gerçi Müjde Ar, "o zaman çok vergi veren 60 tane oy kullansın" diyerek demokrasi dersi vermeye kalkışmış ama Kayacı'yı ve onu destekleyen Pınar Kür'ü ikna edememiş.
Bu arada Aysun Kayacı, AKP'ye oy verenlere "ayak
-
Yazan: 29 - 03 - 2008 : 17.26 - sonpişman
Ulusalcılık artık aşırı sağ faaliyetler kapsamında terörle mücadale kapsamında ele alınıyor. Haberi detayını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz. Ben anlamadım. Lütfen anlayanlar anlatsın. Terörle bağını çözemedim. "Geniş kitleleri etkileme ve yönlendirme arayışındaki ulusalcı blok tarafından kullanılan söylem ve birtakım aşırı yaklaşımların, amacını aşan propaganda amaçlı bazı gelişmeleri tetikledi
-
Yazan: 29 - 03 - 2008 : 08.30 - deniz02
Bildiğiniz üzere, son bir hafta içerisinde aşağıda belirtilen "gençlerin işledikleri cinayetler hakkında" ki manşetleri çok sık görmeye başladık. Acaba bu bir tesadüf müdür, yoksa toplumsal bir ruh çöküntüsü içerisinde miyiz?
Psikologlar, ilk iki cinayet durumunu şöyle değerlendirmiş:
[url="http://www.internethaber.com/news_detail.php?id=134354"] "Gençlere ne oluyor?" [
-
Yazan: 29 - 03 - 2008 : 07.49 - deniz02
Bursa Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından sigorta poliçelerinde sahtecilik yaparak 1 milyon YTL'lik dolandırıcılık yaptıkları idida edilen 14 kişi gözaltına alındı.
7 aylık çalışmaların ardından yapılan 'Son Poliçe' kod adlı operasyon kapsamında 110 bin poliçeyi inceleyen mali polis ilk olarak 2 bin 700 poliçenin sahte evraklarla düzenlendi
-
DTP İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın cevaplaması istemiyle Said-i Nursi hakkında soru önergesi hazırladı. DTP Batman milletvekili Bengi Yıldız Said-i Nursi’nin devlet nazarında hala suçlu bulunup bulunmadığını ve mezarının nerede gömülü olduğunu sordu.
Said-i Nursi’nin, ölümünün 48 yılında DTP tarafından Meclis gündemine getirildi. DTP'li Bengi Yıldız, soru önergesinde Nursi'nin mez
-
DENİZLİ'de eşi emekli imam olan ev kadını Fatma Durmuş'un yazdığı `İlahilerle Hakka Çağrı' adlı ilahi kitabı ortalığı karıştırdı. CHP İl Başkanı Ali Kavak ve CHP Merkez İlçe Başkanı Osman Bartal, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından onaylanan, 10 bin adet bastırılan ve ücretsiz dağıtılan kitapta, halkın kin ve düşmanlığa teşvik edildiği, Atatürk'e hakaretlerde bulunulduğu, Başbakan Recep Tayyip Er
-
[quote] ADANA Valisi İlhan Atış, daha önce denetim için gittiği bir lisede öğrencilere Çanakkale Savaşları’nın nerede olduğunu sorduğunda, “Kars ile Erzurum arasında bir yerde” yanıtını alınca şoke olduğunu söyledi.
Atış, öğrencilerin ayrıca Adana’nın ilçelerini, Türkiye’nin komşularını da sayamadıklarını da belrtere, öğrencilere her gün 10 dakika çevreyi ve ili
-
Hep ben mi ciddi ciddi yazacağım yahu dostlar... Nasılsa okuyan yok kendi kendime günümüzün mizahi olayıyla tarihi gerçeği yazayım dedim. Azıcık abarttım sayılabilir mi bilemem Olur mu olur adamın kafasının içinde değilim ya....
17 Mart akşamı Başbakanlık konutu...
Yardımcısı RTE ye yarın Çanakkaleye gidileceğini belirtir. RTE bakar bakar bir anlam veremez çünü usul emirden Türkiye sınırları içers
-
İlhan Selçuk ustanın mahkemeleride meşhurdur. İşte size mahkemeye verildiği ve beraat ettiği bir yazı . Son satırını iyi okuyun. Değerine binaen ayrı bir forum açtım. Çünkü çok farklı... çok...
İrticanın Dibi Yoktur...... ../ İlhan Selçuk
Amerika Irak'ı işgal ederken ne düşünüyordu:
Diktatör Saddam 'i devireceğiz, yerine demokrasiyi
kuracağız; halk bizi çiçeklerle bekliyor...
Ne old
-
Tuncay Özkan ne zaman tutuklanacak? Tahminlerinizi bekliyorum. Ya da başka kimler tutuklanacak? Öngörülerinizi denemeye ne dersiniz??
-
Bugün gazetede bir haber okudum güldüm geçtim. Aynı haberi röpörtaj olarak tv dede izleyince gülmem biraz donuklaştı cidden amma garip olay olmuştu. Olmuştuda adamın başına gelenlerde gerçekten olmuştu. Kabak bankanın ilgilisinin başına patlayack gibi görünsede aslında düşündürücüde. okuyun istedim.
Nevşehir Lale Sanayisinde kasa imalatı yapan bir işyerinde kaynakçı olarak çalışan Yaşar Sert
-
Ergenekon soruşturmasında şok bir gelişme yaşandı. Cumhuriyet Gazetesi başyazarı İlhan Selçuk ve İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu gözaltına alındı. Ankara'da gözaltına alınan Perinçek uçakla İstanbul'a getirildi
İşçi Partisi (İP) Genel Başkan Yardımcısı Erkan Önsel, polisin partinin İstanbul İl Başkanlığı ile Ulusal Kanal'da ara
-
Yazan: 20 - 03 - 2008 : 15.34 - fulya1212
Önde marş yayını yapan bir araç ardında gençler meşalelerle. Her bayramdaki görüntü. Aynı yerden başlayan aynı güzergahta tamamlanacağı belli bir yürüyüş.
Önce kalabalıktan kaynaklandığını bu nedenle mecburen ayrıldıklarını düşündüm. Öndeki şamatacı, neşeli bayram havasındaki gruptan çok değil, 2-3 metre arkada, ikinci bir grup oluşmuştu. Taşıdıkları "Atatürkçü Düşünce Derneği" pankartı bölüyord
-
20 Mart 2008
Soner KOCAER/ANTALYA, (DHA)
ANTALYA'daki yerel bir gazetenin sahibi olan 54 yaşındaki eşi Bulut Aydeniz'i yatakta başına tek kurşun sıkarak öldürdüğü gerekçesiyle ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan 28 yaşındaki Esra Aydeniz, ikinci kez hakim karşısına çıktı.
Eşini kendisiyle sürekli değişik fantezi yaparak cinsel ilişkiye girdiği ve grup seks yapmaya zorl
-
Biliyorsunuz halihazırdaki TC başbakanına delikanlı diyorlar. Delikanlı yaşamımızda olan bir sözcük değildir aslında yeni çıktı . Ne anlama geldiği pek belli olmasada kitabı yazıldı çizildi . Bir birine ters tanımlarda yapılsa abuklukları bir yana bırakırsak delikanlı '' sözünün eri, dürüst, namuslu ,kıvırmadan konuşan, mert '' gibi yüceltici sıfatlar topluluğudur. Arkadan konuşmaz sözleri tam sö
-
Bir çok forumda tartışma yapılırken defaeten ''islamdakadın'ın yeri hakkında bir çalışma yaptığımı söyleyip bittiğinde buradan paylaşacağımı belirttim. Gerçektende başta Kur'an- ı Kerim olmak üzere hadislerden ve din bilgini kabul edilenlerin eserlerini okudum ( İmam Gazali başta olmak üzere.) Kendimce aldığım notları düzenledim yazdım ve ortaya yaklaşık 250--300 sayfalık bir kitap çıktı kendimde
-
Bakan Çelik: "Elin çocuklarýna Türk olmadýklarý halde yalan mý attýralým?"
20.03.2008 14:53
Milli Eðitim Bakaný Hüseyin Çelik, Türkiye'de yaþayan ve Türk okullarýna giden yabancý çocuklara her sabah "Türküm, doðruyum, çalýþkaným" þeklinde öðrenci andýný söyletmenin yanlýþ olduðunu belirterek, "Bu konuda karar çýkardýk herkes bize tepki gösterdi. Ne yani yabancý çocuklara her sabah Türk olmad
-
hurriyet.com.tr
Türkiye çapında, Kıbrıs dahil üniversitelerin hukuk fakültesi dekanları, az önce bir toplantı yaparak bir bildiri yayınlama kararı aldılar. İşte o bildiri:
YİRMİ ALTI HUKUK FAKÜLTESİ DEKANININ KAMUOYUNA DUYURUSUDUR
1. Yargı organları, yasama organı gibi, millet adına egemenlik yetkisi kullanır.
2. Cumhuriyet Savcıları, kanuni görevleri gereği dava açar. Bu nedenle, Cumhu
-
Yazan: 18 - 03 - 2008 : 20.04 - illegal
MHP'nin bir yaptığı bir yaptığına benzemiyor. Bir orda bir burda. Ben bir vatandaş olarak çok merak ediyorum... MHP ne yapıyor? Ne demeye çalışıyor?
Bir AKP'ye destek oluyor, bir olmuyor. Lütfen biri bana MHP nin YENİ politikalarını anlatsın. Ben MHP'li olmasam da eski MHP'yi özler hale geldim...
BU soruyu sormama neden olan ve olayların ÖZETİ haber şu :
[color="DarkRed"]Demokrasi kahrama
-
Sonsuz saygıyla, derin sevgiyle ve yürekte bir sızıyla....
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
-
Yazan: 17 - 03 - 2008 : 16.01 - sedatif
Biraz önce memurlar.net sitesinde haberlere göz atıyordum site ekranının hemen sağ tarafında şerit şeklinde bir haber sitesinin konu başlıkları geçiyor.
[www.stratejikboyut.com]
Sizlerde göz atarsınız sanırım. haberde herkez tarafından bilinen youtube sitesine, mahkeme kararı ile erişimin yasaklandığı duyuruluyor. buraya kadar tamam. Ancak daha sonra devam
-
Yazan: 15 - 03 - 2008 : 17.51 - admin
AKP'nin kapatılmasına dair C.Savcılığı iddianamesi tam metni aşağıdaki dosya ekindedir...
T.C.
YARGITAY
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
SP. Hz.2008/01 14/03/2008
[b][u][font=Arial]İ D D İ A
Eklenmiş Dosya
-
20 yıl önce bu sözü red kararına gerekçe gösteren hakim,boş yere mi ceza almış.?
Alıntı (Hasan Pulur):.....AKLIMIZA 20 küsur yıl önceki bir olay geldi...
Kadın, koca dayağından şikâyetçidir, mahkemeye başvurmuş, boşanma davası açmıştır.
Hâkim bu isteği reddeder. Hâkime göre, kavga evliliğin tuzudur, evliliği pekiştirir, hem Anadolu'da bir deyi
-
Bu konu hakkında hukuki boyutta düşünceleriniz nelerdir.
Sizce gerçekten AKP anti-laik alanda bir odak haline gelmiş midir?
Tekrarlıyorum. AKP'nin şu anda TKP'den, BTP'den vs. diğer siyasi partilerden bir farkı yok. Yani % 99 oy alsa dahi bir şey farketmez. Hukuk her kuruma eşit yaklaşır. Mamafih tartışma lütfen HUKUK ekseninde olsun.
-
Mehmet SÜMER, VERİMSİZ MİKRO BELEDİYECİLİĞİN TASFİYESİ
--------------------------------------------------------------------------------
Beldelerden nüfusu 2000 in altına düşenlerin kapatılmasını yadırgayacak çevrelerin olduğu, bu çevrelerin konuyu çok değişik mecralara çekebileceği istismar edebileceğini biliyoruz.
Kapatılan belediyelerin durumuna kısaca baktığımızda, öncelikle izlenen sür
-
Gazeteport'tan bir yazı;
Sevilay Yükselir
sevilayyukselir@gmail.com
O söz Atatürk’e ait değil ama Atatürk’çe bir söz!
26.02.2008
“Yazma! Gerek yok” dedi bir arkadaşım.
Ama ben yazmadan edemedim…
Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, kısa bir süre önce kullandı bu sözleri hatırlarsanız.
Yine türban tartışmalarının yaşandığı bir vakit de.
Ardında
-
Sayın Başbakan'ın "en az 3 çocuk yapın" önerisini nasıl buldunuz dostlar?
-
Sayın Başbakan'ın geçen hafta basına yansıyan ve eleştiri konusu olan "katili affetmesi gereken devlet değil, maktulün ailesidir" şeklindeki sözlerinin bir hukuk sitesinde de tartışılması gerektiğini düşünüyorum.
-
Danıştay 8. Daire, üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmayı amaçlayan anayasa değişiklikleriyle ilgili düğümü çözdü.
Danıştay, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'ın rektörlüklere gönderdiği "değişikliklerin yürürlüğe girmesinden sonra YÖK Kanunu'nda ayrıca bir değişikliğe ihtiyaç olmadığı, türbanlı öğrencilerin üniversitelere girebileceği" yönündeki talimatını "genelge" olarak nitelendi
-
ANKARA - Türkiye Barolar Birliğinden (TBB) Yönetim Kurulu, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun, Danıştay’ın zorunlu din dersleri kararı ile ilgili sözlerine yönelik yazılı açıklama yaptı.
Türkiye’de “yasama ve yürütme üyelerinin, işlerine gelmeyen yargı kararlarını ulu orta eleştirdiği” savunularak, şunlar kaydedildi: “Ülkemizde ‘çoğulcu demokrasi&#
-
Yazan: 10 - 03 - 2008 : 08.25 - bihaber
Konunun başlığı, Mustafa Yıldırım'ın bir kitabının adı olup tüm üyelere okumalarını ve de herkese okutmalarını şiddetle tavsiye ediyorum.
Konu ile ilgili olarak Cumhuriyet yazarı Mustafa Özbek'ten bir yazı aktaracağım ve yine Mustafa Özbek'in Cumhuriyet'in Strateji ekindeki bugünkü "Çağdaşlaşma mı, çağdışılaşma mı?.." başlıklı yazısını da okumanızı tavsiye ediyorum. (Web sitesinden okumak için
-
Yazan: 09 - 03 - 2008 : 16.29 - matise
07 Mart 2008 -
Söyleşi Nuray Başaran
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner, 'Deniz Baykal ve Devlet Bahçeli'nin çok ciddi üslup problemleri var. Eğer bu işi bilinçli yapmıyorlarsa üç odağın oyununa geliyor. Bunlar ABD, Barzani ve tek derdi darbe bir olan kesim"
Operasyonda bazı talihsizlikler oldu. Bazıları Büyükanıt'ı yaylım ateşine tutmak için bun
-
Gelir İdaresi Başkanlığı, 2007 yılında KDV beyannamelerinde bildirdiği hasılat tutarı, aynı yıl içinde banka hesaplarına yatan paralar ile aldıkları araba ve gayrimenkullerin en az 100 bin YTL altında olan 40 bin serbest meslek erbabına tek tek uyarı mektubu göndermeye başladı.
--------------------------------------------------------------------------------
A.A muhabirinin edindiği bilgiye
-
06.03.2008 Günlü Milliyet'ten bir haber;
Cumhuriyet'te 30 yıldır karikatür çizen Tan Oral Yeni Şafak'taki açıklamaları ve karikatürü yüzünden Cumhuriyet'ten uzaklaştırılmış.. Haber metni aşağıdadır;
Cumhuriyet gazetesi Oral’la yollarını ayırdı
İSTANBUL Milliyet
Gazetenin 30 yıllık karikatüristi Tan Oral, Yeni Şafak’a röportaj ve karikatür verince işinden oldu. Cumhuriyet’ten bir yetkili, “Gazetenin politikasına ters düştü” dedi
Karikatürist Tan Oral, geçen hafta Yeni Şafak’ta yayımlanan röportajında hem CHP’yi ve Deniz Baykal’ı hem de türban serbestisine karşı çıkan rektörleri eleştirmişti.
Habere yorum yaz
Haber ile ilgili mail gönder
Sitene ekle
Sayfayı yazdır
Cumhuriyet gazetesi, kendi gazetesiyle aynı gün Yeni Şafak gazetesine de aynı karikatürü veren ve türbanlı kızlara destek sözlerinin yer aldığı röportajı yayımlanan karikatürist Tan Oral’la yollarını ayırdı. Üst düzey bir yetkili, “Gazetenin politikasına ters düştüğü için kendisiyle yollarımızı ayırdık” dedi.
Rektörlere eleştiri
Cumhuriyet gazetesinde 30 yıldır karikatürist olarak görev yapan Oral’ın, 28 Şubat’ta Yeni Şafak gazetesinde röportajı yayımlandı. CHP lideri Deniz Baykal’ı eleştirerek, Baykal’ın tavrını 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’e benzeten Oral, “Yıllar önce Kenan Evren’i çizmiştim, aynı şekilde şimdi de Baykal’ı çizdim. Çünkü Evren’in yaptığının aynısını Baykal yapıyor. Ayetlerle insanların inançlarını çürütmeye çalışıyor. Oysa inanç tartışma dışıdır. İnanç ne savunulabilir ne de çürütülebilir” dedi.
Oral röportajında ayrıca CHP’nin demokratik bir tavır takınmamasını da normal karşıladığını belirterek, aksi bir durumda CHP’nin silahlı ve silahsız bürokratik tabanını kaybedeceğini savundu. Oral, türbanlı kızları üniversiteye almayan rektörleri şöyle eleştirdi:
“Rektörler televizyonlara çıkıp, ağızları köpürerek gergin suratlarla, korku dolu ifadelerle açıklamalar yapıyorlar. Bu hiç sağlıklı bir durum değil. Bu acılar kısa bir süre daha yaşanacak. Ama merak etmeyin, bu insanlar saçmaladıklarını bir gün anlayacaklar.” Oral’ın röportajının manşetten duyurulduğu Yeni Şafak’ta, bir karikatürü de, “Cumhuriyet karikatüristi Tan Oral Yeni Şafak için çizdi” başlığıyla yayımlandı. Ancak bu karikatürün aynısı, aynı gün Cumhuriyet gazetesinin arka sayfasında da yer aldı.
Tan Oral kimdir?
1960’lı yıllardan bu yana karikatür çizen Oral’ın günlük karikatürleri ilk kez 1976’da Politika gazetesinde yayımlanmaya başlandı. Daha sonra Cumhuriyet gazetesinde günlük karikatürler çizen Oral, Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Oral halen, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor.
-
06.03.2008 Günlü Milliyet'te Melih Aşık'ın köşesinden bir yazı;
Dilberdudağı
Samanyolu TV’de Osman Usta‘nın sunduğu yemek programında kadını çağrıştıran yemek ve tatlı isimleri değiştirilmiş. Haber, Medyatava’da gözümüze ilişti. kadınbudu köftenin tarifi verilirken izleyiciler:
- Ancak buna Kadınbudu demeyin, bunun adı “pirinçli köfte” diye uyarılmış...
Bir gün sonra ise aynı programda dilberdudağı tatlısının tarifi verilmiş... Bu tatlının adına da dilberdudağı yerine ay tatlısı adı verilmesi istenmiş...
Ne olur yemeklere kadınsı adlar verilirse? Bunu Türkiye’yi etkisi altına alan “yeni kültür”ün temsilcilerine sormalı!..
(Benim yorumum: Allah akıl fikir versin. Abbas Bilgili)
-
Anayasa metinleri, toplumsal kesimlerin kamuya ve özel hayata yönelik hak ve menfaatlerinin sağlanması açısından önem arzeden klozlar içermelidir.
Bazı vehimlerin birçok normları kendi doğruları yönünde yorumlayarak, azınlığın çoğunluğa tahakkümünü tesis etme gayretleri kaydadeğer olduğu yeni tesbit edilmemiştir. Bu değerlendirmeler insanlık tarihinin derinliklerinden bugüne değin ONLAR DÜŞÜNEMEZ, BİZ ONLAR İÇİN DÜŞÜNÜRÜZ diye düşünen garip bir felsefi yaklaşımı olan aristokrat azınlığın davranış biçimidir.Tabi, ülkemizde azınlığında çoğunluğunda toplumsal birliktelikleri oluşturmaya taban teşkil edecek esas ve kaideler hakkında söz söyleme hakkı olduğu bir gerçekdir. Sadece dar kesimlerin geniş kesimlere baskısı değil, geniş kesimlerin de dar kesimlere baskısı insan hak ve özgürlüklerini ihlal eden bir davranış şeklidir.Biz onlar için düşünürüz, onlar için üretiriz, şeklindeki işgüzarlık, daha sonra onlar için kazanır ve yaşarız keyfiyetine kadar uzanır. Ortak yaşam alanı ve kişinin evrensel hak ve özgürlüklerine temel olacak özgün esasları devlet sağlamak zorundadır.Bireyin sözkonusu bu asgari kapasitesini sağlamak kamu idaresinin yükümlülüğündedir.İDEALİMİZ, ZAMAN, MEKAN, DOĞRULTU, ŞEKİL, NİCELİK, NİTELİK GÖZETMEKSİZİN, SONSUZ BİLGİYE ULAŞABİLECEĞİMİZ GÜNÜMÜZDE,evrensel pozitif ve doğru dökümanları girdi değelendirip, kişilikli,erdemli hak ve yükümlülüklerini bilen, ülkemizin, tarih süzgecinden geçerek kazandığı müsbet güzel norm ve hasletlere sadece saygı değil, sahip çıkan bireyler yetiştirmek tüm kesimlerin görevi olsun. Birey, aile, millet gelişir ve güçlenirse ülkemiz de çağdaş medeniyetler seviyesine taşınır.
Gelişme ve kalkınmanın sadece fiziki, materyal bazda olmayıp, onlarla birlikde insan hak ve özgürlükleri, birlikde yaşama hassasiyetlerinin kazanıldığı optimum ortamdır.Bireysel ve müşterek alanların huzurlu olmasına baz oluşturacak metinlerin üretilmesi ve derlenmesi tüm kesimlerin asgari müşterekde birleşmesiyle olmalıdır.
ANAYASALAR VE YASALAR ; HİTAB ETTİKLERİ BİREY VE ÜLKELERE YÜK DEĞİL PROBLEMLERİN ÇÖZÜMÜ,HUZURUN TEMİNİ ÖNGÖRÜ OLUŞTURMAYA YÖNELİK KILAVUZ VE ESAS OLMALIDIR.Haklı gerekçelere dayalı bireyciliğin öne çıktığı,fırsat eşitliğinin sağlandığı,özel farklı yetenek potansiyel olan kişi,kurum ve organizasyonların motive edildiği bir platformun üretilmesine esas oluşturmalıdır.Özgürlükler insiyatifi ele geçirmiş veya kazanmışların lütfuyla tadılmamalı ve yaşanmamalıdır.Milletin oluşturduğu kamu düzeninin eseri olmalıdır.
MEHMET SÜMER
(ekonomist)
-
AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın talebiyle yeni anayasa taslağını hazırlayan akademisyen heyetinin başkanı Prof. Ergun Özbudun, henüz resmen açıklanmayan ve TBMM'ye iletilmeyen anayasa taslağını ABD'ye taşıyor.
ABD'nin tanınmış akademik kuruluşlarından Columbia Üniversitesi'nin Demokrasi, Hoşgörü ve Din Çalışmaları Merkezi (CDTR) ile Din, Kültür ve Kamu Yaşamı Enstitüsü'nün 3 Mart'ta New York'ta düzenleyeceği konferansta Fırat ve Prof. Özbudun'un yanı sıra AKP Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel ile demokratikleşme ve Anayasa yapımı konusunda önde gelen akademisyenlerden Alfred Stepan ve Andrew Arato da konuşmacı olacak.
Taslağın Türkiye'de resmen açıklanmadan ABD'de tartışılması konusunda ise Prof. Özbudun, "Bu benim değil AKP'nin sorunu. Ben Columbia'nın ricasıyla hazırladığımız taslağı dünyanın önde gelen Anayasa uzmanlarıyla tartışacağım" dedi. Muhalefet temsilcilerinin çağrılmaması konusunda ise Prof. Özbudun, "Bu da Columbia'nın takdiri. Benim katılımcılar hakkında bilgim yoktu" dedi.
-
Yazan: 29 - 02 - 2008 : 13.12 - milo
TERSANE İŞÇİLERİ DİRENİYOR
DİSK’e bağlı Limter-İş Sendikası, işçi ölümleriyle gündemden düşmeyen Tuzla tersanelerinde grev kararı aldı. “Bir ayda 6 arkadaşımız öldü, başka çaremiz kalmadı” diyen sendika başkanı Cem Dinç, 27 ve 28 Şubat’ta grev yapacaklarını söyledi.
15 YILDA 82, SON 7 AYDA 18, SON BİR AYDA İSE 6 TERSANE İŞÇİSİ İŞ KAZASI SONUCU VEFAT ETTİ.
Bütün bu ölümler işverenlerin hırsı sonucudur. Emeğin sömürülerek sermayeye dönüştürülmesinin eseridir. Yüzbinlerin iş aramaktan vazgeçtiği için işsizlik istatistiklerine dahil edilmediği ortamda buldukları bu ağır ve tehlikeli işte nazi kamplarındaki görüntüleri aratmayacak barakalarda birlikte uyuyan, sosyal sigortaları ya hiç yapılmayan yada eksik gösterilen, fazla mesaiye zorlanan, zorlandıkça yorulan,yoruldukça iş kazası riskini artıran insanların sırtından kazanılan kanlı paralar…
Ve günün birinde sabır taşıp da işçi sağlığı ve güvenliği kurallarını TALEP EDEREK direniş ve greve hazırlanan işçilere Devletin Bakanı fırça çekmek, sendikacıları “ideolojik eylemlere teşvik etmek” gibi suçlamaları yapabilme CÜRETİNİ gösterebiliyor.
Oysa ki tersane işçileri bakın ne ideolojik(!) taleplerde bulunuyorlar.
Tersanelerde, Ağır ve Tehlikeli İşkolu Yönetmeliği uygulansın
Günlük çalışma saati 7.5 saat olarak acilen hayata geçsin
Sigortalarımız, aldığımız ücret üzerinden ana firma tarafından tam ödensin
Ücretlerimizin ödenmesi, ana firma tarafından güvence edilsin
Sağlıklı barınma evleri, soyunma dolapları, işkoluna uygun kaliteli yemek
Saat 10.00’da ve 15.00’te çay molası ile sosyal haklarımız eksiksiz verilsin
Tüm tersanelerde temsilcilik açma olanağı sağlansın.
İdeolojinin, ideolojik suçlamasının aslında ne olduğunu bakın Umur Talu nasıl açıklıyor.
Tersane ittifakı
Tersane ve gemi sanayi patronlarının dört temsilcisi, yanlarına "sakin" bir sendika temsilcisi alarak bugün basın toplantısı yapıyor. Harika slogan şu: "Gemileri yakmayın."
Gemileri yakan olmadığına göre, Tuzla'da 8 ayda 19 ölü çıktığı için, "bizi çok sıkmayın."
"Tuzla'nın çağdaş gazetesi" nden mektup geldi. Bir ölümün arka planı.
Özetleyeyim:
1. İstanbul Denizcilik, tersane sahibi, "iş önlemleri almadığı için" yüzde 40 suçlu.
2. Umut Gemi, taşeron firma, yüzde 30 suçlu.
3. Cengiz Tatlı 36 yaşında ardında üç çocuk bırakan, sizin tabirinizle "elektriğin çarpıp kaçtığı" işçi. Müfettişlere göre ölümünde yüzde 30 suçlu.
4. İstanbul Tersanesi' nin ortağı AKP'den Büyükşehir Belediye Meclisi Üyesi.
5.. Umut Gemi' nin, taşeron firmanın sahibi, üç dönemdir CHP İlçe Başkanı.
6.. CHP'li İlçe Başkanı' nın şirketi AKP'li Meclis Üyesi'nin şirketinden yılda 2.5 trilyonluk iş alıyor.
7. CHP'li milletvekilleri, Mehmet Sevigen ve Çetin Soysal sizin "fitili ateşleyen" manşetinizden 6 ay sonra, Baykal' ın baretli ziyaretinden birkaç gün önce Tuzla'daydı. Soysal, "Burada 19. yüzyıl koşulları var. Elektrik çarpmasıyla vefat çok ilkel ölüm" dedi.
8. Birkaç gün sonra bir TV kanalına canlı bağlandı, insanın haklarını gözeten komisyonun üyesi Soysal. Sunucu sordu: "CHP İlçe Başkanı da taşeron. Cengiz Tatlı onun işçisiydi. Bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?.." Soysal cevap verdi:
"Hasan'ı bilirim. İyi çocuktur. Sosyal demokrattır, çağdaştır."
Memlekette "köle düzeni" dair yazdığım onca yazının ana fikri bu büyük, "Muhafazakar, milliyetçi, cumhuriyetçi, ulusalcı, sosyal demokrat, liberal, çağdaş, maneviyatçı, laik" ittifaktı zaten! İşçi Tatlı, yüzde 30 suçlu sayılarak böyle acı acı yüzde 100 ölmüştü!
-
1 Nisan 2008 tarihinden itibaren maddi hasarlı trafik kazalarında trafik polisi gelmeyecek. Bu nedenle taraflar aralarında tutanak tutacaklar. Aracınız da bulunmasında fayda var.
Kaza tespit tutanağı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği çerçevesinde yalnız maddi hasarla sonuçlanan trafik kazalarında tarafların serbest iradeleriyle dolduracakları: "Maddi Hasarlı Kaza Tespit Tutanağı" uygulaması 1 Nisan 2008 tarihinden itibaren başlayacaktır.
Örneği çoğaltarak aracınızda bulundurunuz , yakınlarınıza da iletiniz.
Eklenmiş Dosya
-
Kıdem tazminatı kaldırılıyor
Hükümet ‘kıdem tazminatı’ yerine, her çalışan için çalışırken aldığı maaş tutarının üzerinden yapılacak kesintiye göre bir fon oluşturacak. Çalışanın işsiz kalması durumunda bu fondan para alması sağlanacak Hükümet ‘kıdem tazminatı’ yerine yeni bir düzenlemeye gidiyor. Buna göre ‘kıdem tazminatı’ yerine her çalışan için çalışırken aldığı maaş tutarı üzerinden yapılacak kesintiye göre bir fon oluşturulacak ve işsiz kaldığında bu fondan para alması sağlanacak. Bir tür ‘işsizlik bankası’ oluşturulacak. Çalışma Bakanı Faruk Çelik, kıdem tazminatının sağlıklı işlemediğini belirterek, ‘Kıdem tazminatı bir yerde varsa diğer yerde uygulanmıyor. Bu nedenle kıdem tazminatı yerine, işsizlik sigortasını artırma ya da işsizlik fonu oluşturma gibi çalışmalar yapıyoruz. Bu istihdam paketi içinde yer alacak’ dedi.
3 ALTERNATİF VAR
Çalışma Bakanlığı’nın çalışmasına göre, bu üç alternatif üzerinde duruluyor. İlk alternatif İşsizlik Sigortası’ndan yararlanmanın kolaylaştırılmasını içeriyor. Bu alternatifte, kıdem tazminatı kaldırılarak İşsizlik Sigortası’ndan yararlananların sayısının üç kat artması öngörülüyor. İşsizlik ödemesinin tavanının, brüt asgari ücretin iki katına kadar artırılması planlanıyor. Bu durumda İşsizlik Sigortası’ndan yararlanma sürelerinin prim ödenen gün sayısının yarısına kadar uzatılması, İşsizlik Sigortası’ndaki bu genişlemeleri karşılamak üzere, İşsizlik Sigortası işveren priminin 5-6 puan artırılması gerekiyor. İkinci alternatif, her işçi için yatırılan primlerin ortak bir fonda toplanması ve işçilerin mevcuttaki kadar kıdem tazminatı almasını içeriyor.
ORTAK FONDA TAZMİNAT
‘Katılımlı Fon’ denilen üçüncü alternatifte ise, işçilerin bireysel hesaplarında izlenerek nemalandırmaya gidilecek. Bu kapsamda işverenin, işçiye kıdem tazminatı ödemek yerine, her ay işçinin fondaki hesabına, ücretin belirli bir oranında (yüzde 3-5) prim yatırması, işçinin de işten ayrıldığında fonda biriken parayı nemasıyla alması öngörülüyor.
TÜRK-İŞ TEPKİLİ
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu, ‘İstihdam Paketi’nde, yıllardan beri işverenlerin göz diktiği kıdem tazminatının da konu edildiğini, mevcut biçimin işverenler lehine yeniden düzenlenmesinin planlandığını söyledi. Türk-İş’in Genel Eğitim ve Teşkilatlandırma Sekreterleri toplantısında konuşan Kumlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, ‘Kıdem tazminatları kaldırılacak’ şeklinde açıklamalar yaptığını öne sürdü. Kumlu, artan işsizlik için çözüm bulmaya yönelik tek bir adım atılmadığını iddia etti.
STAR
-
Rize'de hapisten kurtaran karar... Suç: hırsızlık, ceza: "Suç ve Ceza"nın özetini çıkarmak
26.02.2008 14:50
Rize’de hırsızlığa teşebbüsten yargılanan iki kişiye mahkemece verilen 5’er aylık hapis cezası, Denetimli Serbestlik Uygulaması kapsamında 5 ay boyunca günde 3’er saat kitap okuma cezasına dönüştürüldü.
Pazar İlçesi'nde 22 yaşındaki M.Ö. ve 24 yaşındaki S.Ç., bir eve girmeye çalıştıkları sırada yakalanarak gözaltına alındı. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan iki kişi hakkında Pazar Asliye Ceza Mahkemesi’nde hırsızlığa teşebbüs suçundan dava açıldı. Dava sonucunda M.Ö. ve S.Ç.’ye 5’er ay hapis cezası verildi. Ancak mahkeme, sanıkların iyi hali, mağdurun herhangi bir zararının olmaması ve ileride bir daha suç işlemeyeceklerine dair kanaat getirilmesi üzerine cezayı Denetimli Serbestlik Uygulaması kapsamında değerlendirdi. İki sanık, 5 ay boyunca günde 3’er saat kitap okuma cezasına çarptırıldı. Buna göre, iki kişi her gün suç ve ceza konusunda yazılmış klasik eserlerden okuyacak, biten kitapların da özetini çıkararak yetkililere getirecek. Mahkeme sanıkların tatil günleri hariç mesai saatlerinde kitap okumasını kararlaştırdı.
Sanıklara okuması için verilen ilk kitap ise "Suç ve Ceza". Dostoyevski'nin ünlü romanında cinayet işleyen bir adamın vicdan azabı konu ediliyor...
-
Yazan: 25 - 02 - 2008 : 11.40 - kgurleyen
TC ANAYASASI
II-Cumhuriyetin nitelikleri
Madde-2 Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru,milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı,Atatürk milliyetçiliğine bağlı,başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan DEMOKRATİK,LAİK ve SOSYAL bir HUKUK devletidir.
III-Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması
Madde-14 (2.fıkra)...Anayasa hükümlerinden hiç biri, devlete veya kişilere,Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
YÖK bugün (25.02.2008) yaptığı son açıklamada;
''Cumhuriyetin temel niteliklerinin...Demokrasiyi sınırlayamayacağını...'' ifade etti...
Yani Anayasamızın yukarıda yazılı 2.Maddesinin...Yine Anayasamızın yukarıda yazılı 14.Maddesi nedeniyle bir yaptırım gücünün olmadığını söylüyor...
Kısacası YÖK; İktidarın emrinde ki Profesör Başkanının ağzıyla;
Demokrasi denilen kavram...Laiklik denen kavramı yer diyor...
Önce Türban takma demokrasisi...Sonra laiklik diyor...
Sizler ne diyorsunuz?...
-
Ege Cansen'in 23 Şubat 2008 günlü Hürriyet'te yayınlanan yazısı bana ilginç geldi ve paylaşmak istedim. (Bu yazı daha önce 1999 yılında da yayınlanmış)
23 Şubat 2008
Ege CANSEN
ecansen@hurriyet.com.tr
Demokrasiyi Müslümanlar, İslam’ı laikler kurtaracak
ÇOK ilginç bir yol çatına geldik. Demokrasi havarisi laikler, Müslümanları bu süreçten dışlayarak inancını inkár etmeye başladı. Müslümanlar, yani İslam’ı kendi anladıkları biçimde kimliklerinin ana unsuru yapıp, o kimlikle siyaset yapmak isteyenler, demokrasiye sıkı sıkı sarılmış durumdalar.
O kadar ki; demokrasinin yılmaz savunucusu laikler, siyasi İslam’ın yükselmesi karşısında "Demokrasi olmasa da olur" yeter ki Müslümanlar iktidara gelmesin diye (karından da olsa) konuşmaya başladı. Müslümanlar, laiklerin içine düştüğü bu açmazı ganimet bilip, solcuların tüm "teknik, taktik ve sloganlarını" hiç fütur getirmeden kullanmaya ve laikler cepheden yüklenmeye başladı. Laikler siyasi İslam’ı "takıyye" yapmakla suçluyor ve "Sizin, demokrasi taraftarı olduğunuza zerrece inanmıyoruz" diyor. Siz iktidara (maazallah) geldikten sonra, demokrasiye sırtınızı döneceksiniz; bu oyuna gelmeyeceğiz diyerek kendi tutumlarının çelişkisiz olduğunu savunuyor.
Nasıl olacak da bu açmazdan çıkacağız? Müslümanlara iktidar şansı tanınmadan demokrasiyi yürütmek imkánsız. Diğer taraftan Müslümanların "demokrasi tramvayı"ndan istedikleri durağa gelince inecekleri kesin. Peki, kim kurtaracak bu bahtı kara demokrasiyi? Pek tabii Müslümanlar; çünkü laikler fikren tükendi. Kurtarıcı olarak geriye sadece Müslümanlar kaldı. Eğer Müslümanlar, demokrasiyi sadece bir "araç" değil, bizatihi inşası ve yaşatılması gereken bir "amaç" olarak görürse, sorun kökünden çözülecek. Geriye laiklerin ikna edilmesi kalacak ki; bu çok zor değil.
Bak Allah’ın işine.
İslam, asırlardan beri geri kalmış toplumların benimsediği düşük yaşam standardı olmayı sürdürüyor. Müslümanlar pek çok yerde siyasi iktidar oluyor. Ama İslam, asla hükümran olamıyor. İslam "barış, güven, huzur" demekken, Müslümanların bulunduğu her yerde "savaşan, güvensiz ve huzursuz" insanlar bulunuyor. Müslüman, Müslüman’ın kurdu oluyor, mezhep çatışmaları, din çatışmalarından beter Müslümanları üzüyor ve eritiyor. Yaşam enerjisini "güzel, iyi ve üstün" olan her şeyden "nefret etme" ilkesinden alan habis ruhlar için Müslümanlık adeta sığınma limanı oluyor. Diğer taraftan, görünüş ve davranışıyla etrafındakileri en çok etkileyen, çevresine pozitif enerji yayan, sözü medeni álemlerde en çok dinlenen; kişiliğine, temsil ettiği inanca saygı yaratan Müslümanlar "laik" toplumlarda yetişiyor. Kimseyi korkutmayan, bulunduğu mekána, hem bedenen hem de ruhen mis gibi kokular saçan Müslümanlar laik ortamların ürünü. Allah sevgisini, kozmik álemin ilahi sırlarını keşfetmekle lisan-ı hale dönüştüren Müslümanları ilk defa görenler, onları laik sanıp şaşırıyor. Derbederliği, miskinliği, tembelliği, ilkelliği, dinci terörizmi, bilim karşıtlığını ve şirki reddeden Müslümanlar, en yakın dostlarını laikler arasından seçiyor. Laiklik, İslam’ın yücelmesine ve gönüllere taht kurmasına en uygun ortamı oluşturuyor. İslam’ın yücelmesi, laiklikle oluyor. Bak Allah’ın işine.
Son Söz: Demokrasi laiklere; İslam, Müslümanlara emanet edilemeyecek kadar önemlidir. (Bu yazı 21 Ocak 1999’da Hürriyet’te yayımlanmıştı.)
-
Herkesi kandırdılar
Milletvekilleri Sosyal Güvenlik Yasa tasarısına madde ekleyip emekli maaşlarını 6 bin YTL'ye çıkarmak istedi. Hürriyet.com.tr'nin kampanyasına yüzbinler katıldı. Vekiller bu maddeyi koyamadı. Türkiye, "haksızlık önlendi" diye sevinirken, kulisçi milletvekillerinin inanılmaz planı ortaya çıktı. Bu plana göre, vekillere yıllardır uygulanmayan "temsil tazminatı" verilecek, üstelik bu tazminata yüzde 70 zam yapılacaktı. Tasarı, sessiz sedasız bu haliyle komisyondan geçti.
Milletvekilleri, Sosyal Güvenlik Yasa tasarısına bir madde ekleyerek emekli maaşlarını 6 bin YTL eklemek için yoğun bir kulis yapıyorlardı. Hürriyet.com.tr, toplumda tepkiyle karşılanan bu gelişmeyi önce haber yaptı, ardından "Haydi millet durdurun bu haksızlığı" kampanyası başlattı. Kampanyaya yüzbinler katıldı. Başbakanlık internet sitesini dilekçe bombardımanına tuttu.
Bu beklenmedik gelişme karşısında panikleyen kulisçi milletvekilleri çaresiz kaldı. Yasa tasarısına emekli maaşlarını yüzde 50 artıracak maddeyi koyduramadı. Yüzbinlerin tepkisi bu haksızlığı önlemişti...
Fakat, gerçeğin böyle olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Kulisçi milletvekilleri öyle ince bir plan yapmışlardı ki, tasarı üzerinde çalışan ve haksızlığa karşı çıkan bazı milletvekillerinin bile gözünden kaçtı. Tasarıya açıkça bir zam maddesi koyduramadılar ama, yıllardır uygulanmayan "temsil tazminatı" sessiz sedasız tasarıya girdi, o haliyle de TBMM Plan ve Bütçe Alt Komisyonu'ndan geçti.
Sonuç. Kazanan yine vekiller, kaybeden asiller oldu. Tasarı bu haliyle yasalaşırsa, milletvekillerine "temsil tazminatı" ödenecek hem de yüzde 70 zamlı.
Bitmedi... Bu yasadan sonra emekli olup, bir daha seçilemeyen milletvekillerinin emekli maaşları Cumhurbaşkanı'nın maaşına endekslendi. Emekli vekil, en az 5 bin YTL maaş alacak.
Bitmedi... Tasarı bu haliyle yasalaşırsa, emekli olduğu halde yeniden seçilen bir vekil; milletvekili maaşı, emekli maaşı ve temsil tazminatı alacak. Şimdi sıkı durun. Bunların toplamı da en az 12 bin YTL olacak...
Cumhuriyet Gazetesi'nden Emine Kaplan'ın haberine göre, Sosyal Güvenlik yasa tasarısına eklenen bir düzenlemeyle, emekli milletvekillerinin temsil tazminatına yüzde 70 oranında zam yapılırken, yeniden seçilen emekli milletvekillerine de temsil tazminatı ödenmesi öngörüldü. Milletvekilleri tedavi giderlerinde katkı payı da ödemeyecekler.
Emekli maaşlarında artış yapılması yönünde yoğun kulis faaliyeti yürüten milletvekilleri, sonunda istediklerini aldılar. TBMM Plan ve Bütçe Alt Komisyonu, milletvekili emekli maaşlarının arttırılması yönündeki talepler nedeniyle tıkanıklık yaşanan sosyal güvenlik yasa tasarısı üzerindeki raporunu tamamladı. Milletvekili emekli maaşlarının cumhurbaşkanının emekli maaşına endekslenerek arttırılması yönündeki öneriler kabul görmezken, bunun yerine "temsil tazminatı" formülü devreye sokularak milletvekillerinin maaşlarında artış öngörüldü.
Alt komisyonda, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nın geçici 4. maddesinde değişiklik yapıldı. Geçici maddeye, temsil tazminatlarına ilişkin fıkra eklendi. Buna göre, yeniden seçilen emekli milletvekillerine 1500 YTL temsil tazminatı ödenecek. Bu kapsamdaki milletvekillerine 2001 yılına kadar temisl tazminatı ödemesi yapılmış, bu tarihten sonra ise ödemelere son verilmiştir. Temsil tazminatıyla birlikte yeniden seçilen emekli milletvekillerine 8 bin YTL maaş, 2 bin 600 YTL emekli maaşı ve 1500 YTL temsil tazminatı ile yaklaşık 12 bin YTL ücret ödenecek. Emekli eski milletvekillerinin temsil tazminatına ise yüzde 70 oranında zam yapılacak. Bu zamla birlikte tazminatı 2 bin 500 YTL'ye ulaşacak. Bu durumda emekli eski milletvekillerinin eline 2 bin 600 YTL emekli maaşı ve 2.500 YTL temsil tazminatı ile birlikte 5 bin YTL'nin üzerinde bir ücret geçecek.
(www.hurriyet.com.tr)
-
Yazan: 22 - 02 - 2008 : 04.24 - Harun Gür
Genelkurmay Baþkanlýðý'nýn resmi internet sitesinde yayýnlanan açýklama þöyle:
"Türk Silahlý Kuvvetleri; yurt içindeki operasyonlarýna devam ederken, Irak’ýn kuzeyinde üslenmiþ PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensuplarýný etkisiz kýlmak ve bölgedeki örgütsel altyapýyý kullanýlmaz hale getirmek maksadýyla, 21 Þubat 2008 günü saat 10:00-18:00 arasýnda, belirlenen hedefleri karada konuþlu uzun menzilli silahlar ve Hava Kuvvetlerine mensup uçaklar ile etkili bir þekilde vurmuþtur.
Baþarýyla icra edilen ateþle taarruzdan sonra, ayný gün saat 19:00’dan itibaren Hava Kuvvetleri ile desteklenen bir sýnýr ötesi kara harekatý baþlatýlmýþtýr.
Bugüne kadar icra edilmiþ olan hava operasyonlarýnýn devamý niteliðindeki kara harekatýnýn hedefi, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü olup; sivillerin ve Türk Silahlý Kuvvetlerine düþmanca bir harekette bulunmayan yerel unsurlarýn harekattan olumsuz etkilenmemeleri için gerekli hassasiyetin gösterilmesine devam edilecektir.
Irak’ýn toprak bütünlüðüne ve istikrarýna özel bir önem veren Türk Silahlý Kuvvetleri, planlanan hedeflere ulaþýlmasýndan sonra, en kýsa zamanda yurt içine dönecektir.
Ýcra edilen harekatýn, bölgenin teröristler için kalýcý ve güvenli bir üs bölgesi olarak kullanýlmasýný önleyerek, Irak’ýn istikrar ve iç barýþýna da katký saðlayacaðý deðerlendirilmektedir.
Basýn mensuplarýnýn operasyon bölgelerine girmemeleri, kendi can güvenlikleri ve harekatýn emniyeti açýsýndan önem taþýmaktadýr.
Gerektiðinde kamuoyu ayrýca bilgilendirilecektir.
Saygý ile duyurulur."
-
21 Þubat 2008 tarihli Cumhuriyet Gaztesi'nde emekli general Doðu Silahçýoðlu tarafýndan yazýlan bir yazýda, Ýsitklal Marþý'mýzýn sözlerini yazan Mehmet Akif üzerinden Ýstiklal Marþý'nýn sözleri eleþtirilmiþtir.
Bu yazýda;
"Bugün coþku içinde okuduðumuz “Ýstiklal Marþý” mýzýn, 10 kýtalýk tüm metninde “Hakk”, “ezan”, “cennet”, “iman” gibi sözcükleri ustalýkla yerleþtirmiþ, ama bir tek “Türk” sözcüðü için yer bulamamýþ..."
denilmekte ve yazý bu minval üzre devam etmektedir.
Ulusalcý bir gaztede ulusalcu bir emekli askerin ulusal marþýmýz konusundaki bu eleþtirisi bana ilginç geldi ve ulusalcý arkadaþlarýn bu konudaki görüþlerini merak etmeye baþladým.
-
-
Muğla Milas'ta Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni öğrencilerine cüppe ve sarık giydirerek fotoğraf çekti.
Milas İlçesi'ne bağlı Çamköy Köyü´nün ilköğretim okulunda görevli 37 yaşındaki Rahmi Yavuzer hakkında, "öğrencilerini camiye götürüp, ellerine tespih verip, başlarına sarık, üzerlerine cüppe giydirerek fotoğraflarını çektiği, fotoğrafları da öğrencilere sattığı" iddiasıyla kaymakamlıkça soruşturma açıldı. Din öğretmeninin, fotoğrafları satın almak istemeyen öğrencilere de zayıf not verdiği iddia edildi. Gazetecilere, ``Sizin başka işiniz yok mu'' diye tepki gösteren Okul Müdürü Hüseyin Özçelik ise ``Din öğretmeni çocukları ister camiye, ister kiliseye ister cemevine götürüp gezdirebilir'' dedi.
Milas´a bağlı Çamköy Köyü´nde, 280 öğrencinin eğitim gördüğü Çamköy İlköğretim Okulun'da görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni Rahmi Yavuzer´in, yaklaşık 1 yıldan beri çeşitli aralıklarla, 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerini ders sırasında okula 300 metre uzaklıktaki, 1830 yılında yapılan Çamköy Camii´ne götürüp, ellerine tespih verip, başlarına sarık, üzerlerine cüppe giydirerek fotoğraflarını çektiği iddia edildi. Din öğretmeninin, çektiği fotoğrafları da öğrencilere 1.5 YTL karşılığında sattığı, almak istemeyen öğrencilere ise zayıf not verdiği ileri sürüldü. Rahmi Yavuzer´in ayrıca derste 12- 14 yaş grubundaki öğrencilere, sorular sorup bilemeyenlere 1 YTL ceza verdiği belirtildi.
Öğretmen hakkında Çamköy Muhtarı Saffet Keskin ile Mehmet Kaya, Burçin Kaya, Tarık Akan, Bilal Keskin ve Sevtap Çelik isimli öğrencilerin velileri tarafından Milas Kaymakamlığı'na, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne ve Milas Cumhuriyet Savcılığı´na suç duyurusunda bulundu. Kaymakamlık, öğretmen Yavuzer hakkında soruşturma başlattı.
"CAMİDE AYYILDIZ DALGALANIR"
Okula 9 köyden öğrencinin geldiğini anlatan Muhtar Saffet Keskin ise öğretmen Yavuzer´in dinle ilgili aşırı tavırları nedeniyle daha öncende de birçok kez şikayet edildiğini ve uyarıldığını kaydetti. Muhtar Keskin, ``Ancak, öğretmenin bu yıl öğrencileri camiiye götürüp cüppeli, sarıklı fotoğraflarını çekmesi daha sonra da satmaya çalışması, almak istemeyenlere 1 notu vermesi, bardağı taşıran son damla oldu. Öğrencilerin karnelerindeki kırık notlarla olay patlak verdi. Mağdur öğrencilerin velileri ile birlikte şikayetimizi yaptık. Biz köyümüzün camisine ayyıldızlı Türk bayrağı takıp dalgalandırdık. Camide küçük beyinlerin yıkanmasına karşıyız. Müfredat dışına çıkılmıştır'' dedi.
ÇOK BORCU VARMIŞ
Öğretmen Yavuzer´in sorduğu soruları bilemeyen öğrencilerden para alması konusunda da Muhtar Keskin, ``Bu konuda yaklaşık 20 öğrenci velisi bana müracaat etti. Benim çocuğum da dahil, tüm çocuklar öğretmenin kendilerinden sürekli para istediğini anlattı. Sözlüye kaldırıldıklarını, bilemeyince de ceza yediklerini söylediler. Ben de bu durumu okul müdürüne bildirdim. Okul müdürü ise bu durumun normal olduğunu, çünkü öğretmenin çok borcu olduğunu, hatta bu nedenle kendisine sürekli ek ders verdiğini anlattı. Müdürün açıklamasına çok şaşırdım. En sonunda durumu ilçe milli eğitim müdürlüğü ve kaymakamlığa bildirmeye karar verdim'' diye konuştu.
SİZİN BAŞKA İŞİNİZ YOK MU
Çamköy İlköğretim Okulu Müdürü Hüseyin Özçelik ise, olayı araştıran gazetecilere tepki gösterdi. Özçelik, ``Sizin araştıracağınız başka bir şey kalmadı mı? Din dersi öğretmeni, öğrenciyi ister camiye, ister kiliseye, isterse cemevine götürebilir. Bu konuda kendisine karışamam. Ama öğrencilere cüppe ve sarık giydirdiğini, fotoğraf sattığını duymadım. Bazı öğrencilerin ders notlarının 1 olması normal. Konu ile ilgili gerekli soruşturma başlatıldı, başka bir şey söyleyemem'' diye konuştu.
CÜPPELİ FOTOĞRAFLAR BARDAĞI TAŞIRDI
Olayın köyde duyulması ve minik öğrencilerin camide çekilmiş cüppeli, sarıklı fotoğraflarının ortaya çıkmasının ardından bugün (perşembe) Çamköy Muhtarlığı önünde toplanan 40'a yakın öğrenci velisi ise protesto eylemi yaptı. Öğrenci velilerinden Muhsin Bige, ``Çocuklarımızı, Atatürk, cumhuriyet ilke ve inkilapları doğrultusunda eğitim almaları için okula gönderiyoruz. Öğretmenin bu tür davranışları aylardır huzursuzluk yaratmıştı. Ancak okul yönetimi önlem almadığı gibi adeta öğretmenin bu yöndeki davranışlarını destekler tutum sergiledi. Çocuklarımızın cüppeli fotoğrafları ise bardağı taşıran son damla oldu'' dedi.
İMAMIN HABERİ YOKMUŞ
Köylüler olayla ilgil imam Münir Oluktaş'tan da bilgi almaya çalıştı, cami önünde sık sık tartışmalar yaşandı. Çamköy Camii imamı Münir Oluktaş ise öğretmen Yavuzer'in öğrencileri gezdirmek ve ders anlatmak için sık sık camiye geldiğini aktardı. İmam Oluktaş, ``Ben Yavuzer'in caminin içinde cüppe giydirdiğini, sarık giydirdiğini ve fotoğraf çektiğini görmedim, ancak bunları duydum. Benden caminin anahtarını istediğinde kendisine veriyordum. Cüppeleri ne amaçla kullandığını bilmiyorum'' diye konuştu.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Milas Kaymakamı Bahattin Atçı ise öğretmen hakkında yasal ve idari işlemlerin başladığını belirterek, ``Bu, bir eğitim kurumuna yakışmayacak olay. Geniş ve detaylı araştırılması için soruşturma başlatıldı. Konuyla ilgili fotoğraflar incelenecek. Şu an izinde olan öğretmen, okul müdürü ve öğrenci velilerinin ifadelerine başvurulacak. Bu konuda ne gerekiyorsa yapılacak, soruşturma sonunda öğretmene ne ceza gerekiyorsa verilecek'' dedi.
Öğretmein yarıyıl tatili nedeniyle Milas´da olmadığı öğrenildi.
Kaynak : Milliyet
-
Yazan: 07 - 02 - 2008 : 17.26 - marita
İki kıta arasında köprü olmanın dışında,isterseniz birde sınırlarımızın dışındaki Vatandaşlarımıza sahip çıkalım.Ne dersiniz?
Alıntı:
'Irkçı saldırı' giderek güçlendi!
07 Şubat 2008 Perşembe 08:29
Dokuz Türk'ün öldüğü yangında çok sayıda ipucu ortaya çıkıyor...
Almanya’nın Ludwigshafen kentinde dokuz Türk’ün öldüğü yangında ırkçı saldırı şüphesi giderek güçleniyor. Binanın girişine yangından önce Naziler’in kullandığı SS işaretiyle ‘Hass’ (nefret) yazıldığı ortaya çıktı
Almanya’nın güneyindeki Ludwigshafen kentinde beşi çocuk dokuz Türk’ün can verdiği yangının bir kundaklama olduğu yönündeki şüphelere bir yenisi daha eklendi.
1993’teki 5 Türk’ün öldüğü Solingen faciasına benzetilen yangından sağ kurtulan iki Türk kız kardeşin “Beyaz tenli Alman bir adamın tutuşturduğu kağıtları binanın içine attığını” söylemesinin ardından dün de yanan binanın giriş katındaki Türk Kültür Merkezi’nin kapısına ırkçı ifadeler yazıldığı tespit edildi. Ludwigshafen Polis Müdürlüğü sözcüsü Michael Lindner, “Kültür merkezinin kapısına sprey boyayla iki kez ’Hass’ (Almanca’da nefret) kelimesinin yazıldığını fark ettik. Kelimenin son iki harfi Nazilerin SS sembolü şeklinde yazılmıştı” dedi.
Yangından önce yazılmış
Bu yazıların ne zaman yazıldığını bilmediklerini söyleyen Alman sözcü, “Ancak yangından önce olduğu kesin. Her türlü ipucunu büyük bir ciddiyetle dikkate alıyoruz” bilgisini verdi.
Basın ikiye bölündü
Alman basını ise yangında inceleme yapmak üzere Türk heyetinin gelmesi konusunda bölündü. Bazı gazeteler bunu yersiz buluken bazıları da “Türk uzmanların katılması çok doğru. Hem Türkler arasında araştırmalar yapabilir, hem de Türk toplumunu sakinleştirebilirler” yorumu yaptı.
Sabotaj varsa ortaya çıkmalı
Yurt dışındaki Türklerden sorumlu Devlet Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, Alman hükümetinin göç ve uyumdan sorumlu Devlet Bakanı Maria Böhmer ile yanan binanın önüne bakanlığı adına çelenk koydu. Bir sabotaj varsa saklanmadan aydınlatılması gerektiğini söyleyen Yazıcıoğlu, gurbetçilere “Hiçbir kaygınız ve sıkıntınız olmasın, arkanızda olduğumuzu bilmenizi isteriz” dedi.
kaynak: Vatan
|
-
Yükseköğretimde türban yasağını anayasa ve yasaları değiştirme yoluyla kaldırmanın, siyasi parti kapatma nedeni olacağı konusunda iki kez açıklama yapan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, AKP'ye ilişkin dosyaları raftan indirerek üzerinde çalışmaya başladı. Milliyet Gazetesi'nin haberine göre başsavcılık, MHP'nin önceki eylemlerini de olası bir kapatma davası açabilecek yoğunlukta olup olmadığını belirlemek amacıyla incelemeye aldı.
AKP ve MHP'nin üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmaya yönelik, Anayasa ve YÖK Yasası'nda değişiklik yapılmasına ilişkin formülü cumartesi günü TBMM'den geçirmeyi tasarlaması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nda da yoğun bir çalışmanın başlatılmasına yol açtı.
Yargı kulislerinde konuşulan iddialara göre, siyasi parti kapatma davası açmakla yetkili tek isim olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, siyasi partilerin sicil dosyalarını tutmakla görevli Yargıtay savcılarına, AKP ve MHP'nin dosyalarını raftan indirmeleri talimatı verdi. Yalçınkaya, partilerin günlük faaliyetlerini takip ederek, olası yasaya aykırı faaliyetleri belirlemek için dosya tutan savcılarla sıkça toplantı düzenlemeye başladı.
Odak kriteri
Refah ve Fazilet partilerinin kapatılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararlarını ve AİHM'nin Refah Partisi kararını anımsatarak, türban yasağını kaldırmaya yönelik girişimlerin parti kapatma nedeni olduğu yönünde iki kez açıklama yapan Yalçınkaya ve savcılar, AKP ve MHP'nin dosyalarındaki delilleri incelemeye aldı.
AKP'nin, türban ve laiklikle ilgili önceki faaliyet ve açıklamalarının anayasada parti kapatma davaları için aranan "laikliğe aykırı faaliyetlerin odağı haline gelmek" kriterini karşılayacak yoğunlukta olduğu değerlendirmesi yapıldı.
Refah kararı
Kulislerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Refah Partisi kararının, AKP aleyhinde açılacak olası bir kapatma davasının zamanlaması konusunda belirleyici olacağı da konuşuluyor. Söz konusu kararda, iktidarda olan bir siyasi partinin eylemlerinin henüz gerçekleşmeden önlem alınmasının AİHM'nin temel kaynağı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olduğu vurgulanıyor. Bu nedenle başsavcılığın, AKP ve MHP'nin türban formülü TBMM'den geçmeden kapatma davası açabileceği belirtiliyor.
Başsavcılık, MHP'nin durumunu ise son türban girişimlerinin, tek başına dava açmak için yeterli olup olmadığı boyutuyla inceliyor.
Gazeteler
-
Ruhi Tuna; İran'daki Humeyni devriminden sonra İran'ın kuzey kesimindeki sol direnişi örgütleyen, bu nedenle 1981 - 1989 yılları arasında 8 yıl İran hapishanelerinde hapis yattı.
Heykeltraş sanatçısı Ruhi Tuna hapisten çıktıktan sonra 34 yıl yaşadığı İran'dan kaçtı ve Türkiye'ye sığındı.
7 yıl Türkiye'de yaşadıktan sonra 2006 Aralık ayında eşiyle birlikte siyasi mülteci olarak Kanada'ya yerleşti.
İran'da Hümeyni devrimi sonrasında yaşananları çok iyi bilen, İran'daki mücadelesi nedeniyle yıllarca hapis yatan Ruhi Tuna, İran ve Türkiye'nin yaşadığı sürecin benzerliklerini Odatv.com'a anlattı.
Türban serbestliği nedeniyle Türkiye'nin İran olacağı iddia edilirken, Ruhi Tuna İran ve Türkiye arasındaki benzerlikleri, farkları açıkladı...
" Türbanla ilgili benimle sanıyorum 2003’te Cumhuriyet Gazetesi benimle bir röportaj yapmıştı.
O röportajımda Türk Sosyalistlerine bir çağrıda bulundum.
Dedim ki; Türkiye de bir İran olmak üzeredir. O zaman ben bunu söylemiştim.
Türkiye’ye geldiğim günler, yani, 1999’un kasım ayında, 7 Kasım'dan itibaren Türkiye’de bulunmaktaydım ve Türkiye’deki gidişi rahatça hissediyordum.
Türkiye’de bir çıkar arayan belli güçlerin sayesinde bu Ak Parti geliştirildi ve iktidara geldi. İran’daki meseleyle benzerlikleri çoktur.
İran’daki meselede, halk Şah’ın gitmesini istiyordu. Türban meselesi tabanda çalışılmamıştı.
Aynı şekildedir; türban bugün Türkiye’de siyasi bir silah olarak kullanılmaktadır ve bunun gelecekteki aşamalarını siz göreceksiniz. Tamamıyla Atatürk’ün ilkeleri ortadan kaldırılacaktır.
Türban meselesi üniversite’de sınırlı kalmayacak, yarın türbanlı belediye başkanları olacaktır, türbanlı milletvekilleri olacaktır.
Yani bu sonuç çok kötü olacaktır.
İran’da biz binlerce şehit verdik. Sadece 1981’de 40.000 insan şehit oldu ve bunların çoğu reformcu Müslümanlardı, bunları idam ettiler.
Yani aynı şekilde Türkiye’de de yarın asma kesmeleri görebilirsiniz. Bunun Avrupa standartlarıyla hiçbir alakası yoktur.
Türk milletli bunu unutmamalıdır ki bunlar, Çanakkale Savaşı’nı yarattılar, Kurtuluş Savaşı’nda mücadele verdiler, yüz binlerce şehitler verdiler.
Böyle güçlü bir devleti milleti yıkmak için bu planları ortaya atıyorlar. Türkiye’nin İran’a benzerliği çoktur, ben bunu açıkça söylüyorum.
Ben bunu belli nedenlerden dolayı Türkiye’de çok açıkça anlatamadım, Türkiye’de öyle evlere gittim ki orda Farsça konuşuluyor.
Bugün güvendiğim bir Türk devlet adamı benimle konuşursa, bunların adreslerine kadar verebilirim.
O evlerde Humeyni’nin fotoğrafları, kitapları Ayetullah’ın tüm kitapları bulunuyor, Farsça konuşuluyor, Farsça müzik dinleniyor.
Bunu Türk yapıyor. Türkiye’ye gelmeden önce de İran’da belli şeyler görmüştüm ve şaşırmıştım.
Bir şehirde benim sergim vardı, orda Talibanlar’a rastladım.
Ben Türkiye’ye gelmeden bir yıl önce, Ankara’dan Humeyni’nin mezarını ziyaret için insanlar akın akın otobüslerle gelmişler.
O Humeyni ki, bizim insanlarımızı kesti, bakire kızlarımızı idam etti, İslam Devrim Muhafızları kızlarımıza tecavüz ettiler. Böyle İslam kim ister ki? Türkiye’de de bunu yaptılar.
Belli bir kesimi solun karşısına dizerek sol kesimleri asarak keserek ve Türkiye gündemini bu hale getirdiler. Aynı şekilde de İran’da hiçbir zaman halk türban istemedi.
Türkiye’de ama farklı bir şey. Türkiye’de tamamıyla tabanda bunun hazırlığını yapıyorlar.
Hala ben Kanada’da bile bu hazırlığı görebiliyorum. Kanada’da da bir sürü, Amerika’da oturan efendinin adamlarını görüyorum ve nasıl çalışıyorlar.
Sadece Türkiyeliler üzerinde değil, Özbekler, Azeriler gibi başka Türk toplulukları üzerinde de çalışmalarına devam ediyorlar.
Bunu İslam ile rahat bir şekilde ortaya koyabiliyorlar.
Biz bakıyoruz İran’daki hareketlerde rahatlıkla Mollaları ortaya soktular ve gerçekten Şah’ın devrilmesini isteyen kesim soldaydılar.
Yani ister Mahoist gruplar olsun ve ister Leninist gruplar olsun, bunlar gerçek şekilde Şah ile mücadele ediyorlardı.
Ama Emperyalizm gördü ki Şah devrilirse bunun yerine Marksis bir sol bir iktidar gelecekti, onun için Mollaları yetiştirdiler ve yeşil kuşak projesini güçlendirdiler.
Aynı şekilde, Irak’ta, Suriye’de ve Afganistan’da görüyorsunuz bugün gündem nedir. Afganistan’da bir çocuk kadın haklarını savunan bir programı bilgisayarına indirdiği için idama mahkum oldu.
Yani aynı Taliban’ın devamıdır, hiçbir şey değişmemiştir.
Cumartesi günü Anıtkabir’de toplanan aydın Türk Kadınları’na teşekkür ediyorum. Yani Türk kadını böyle olmalıdır. Türk kadını sokaklara dökülüp kendi haklarını korumalıdır.
Türk kadını bayrağına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne ye sahip çıkmalıdır."
-
Yazan: 04 - 02 - 2008 : 23.47 - deniz02
Giresun’da hastası tarafından tabancayla vurulan Dr. Ali Menekşe (51), tedavi gördüğü Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.
Giresun İl Sağlık Müdürü Dr. Cengiz Cindemir, A.A muhabirine, yoğun bakım ünitesinde bu sabah hayatını kaybeden Ali Menekşe’nin (51), Çankırı’nın Çerkeş ilçesinde öğle vakti kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verileceğini söyledi.
Dr. Ali Menekşe, 15 Ocakta görev yaptığı Giresun Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nin koridorunda, hastası Murat Yavuz (44) tarafından başından ve göğsünden tabancayla vurularak yaralanmıştı. Yavuz daha sonra, tabancayla başına ateş ederek intihar girişiminde bulunmuştu.
Prof. Dr. İlhan Özdemir Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralılardan Murat Yavuz, iki gün sonra ölmüş, Dr. Menekşe ise Sağlık Bakanlığı’nca ambulans uçakla götürüldüğü Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi altına alınmıştı.
Haber 3
-
Taha AKYOL Objektif (25 Ocak 2008, MİLLİYET)
Türkiye'yi yargı yönetsin!
DANIŞTAY İdari Dava Daireleri Kurulu'nun Petkim konusundaki kararını biliyorsunuz: Bir tek oy farkıyla, Petkim'in özelleştirmesinde "yüksek kamu yararı" yok diye yürütmeyi durdurmuştu.
Dün, Türkiye Plastik Sanayicileri Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (PAGEV) Başkanı Selçuk Aksoy bir açıklama yaptı:
"Petkim'in özelleştirilmesinde kamu yararı yok da Türk plastik sanayicisinin hammadde için yurt dışınayılda 7 milyar dolar ödemesinde var mı?"
PAGEV'e göre, bugüne kadar yerli veya yabancı özel sektör, devlete rakip olmaya cesaret edemediği için bu sektöre yatırım yapamadı, Petkim'in üretimi sınırlı kaldı. Bu yüzden piyasa yılda 7 milyar değerinde plastik hammaddesi ithal ediyor!
"Oysa Petkim özelleştirilirse, artan hammadde ihtiyacını karşılamak için ülkeye önümüzdeki beş yıl içinde en az 20 milyar dolarlık yatırım çekilecektir."
Çünkü, özelleştirmede asıl "yüksek kamu yararı" bu değil midir?
Petkim'i alan Azeri-Türk ortaklığına dayalı şirket, yeni yatırımlarla üretim ve kârlılığı artıracak, Türkiye de döviz tasarrufu sağlayacaktı.
Yargının yetkisi?
Şimdi soralım: Piyasa aktörlerinin bilgi, tecrübe ve beceri birikimine, yargıçların, bürokratların, politikacıların, gazetecilerin sahip olması hiç mümkün müdür?! İşte bundan dolayıdır ki, piyasa piyasaya bırakılıyor, özelleştirmeler yapılıyor bütün dünyada!
Dışarıdan veya yukarıdan bakanlar isabetli 'piyasa kararları' verebilseydi sosyalist planlama ve devlet işletmeciliği başarılı olurdu.
Aynı sebepten, yargı belli bir piyasa konjonktüründeki "kâr" ya da "zarar" durumuna bakarak "yüksek kamu yararı"nı takdir edemez! Çünkü maliyet ve kârlılık projeksiyonlarını, ne zaman, ne kadar, hangi yatırımların yapılması gerekeceğini, kaynak maliyetlerini, rekabet şartlarını yargı bilemez.
Onu içindir ki, hukukta "Yargı yerindelik denetimi yapamaz" kuralı vardır: Yargı kâr-zarar işlerine bakamaz, sadece "hukuka uygunluk" denetimi yapar, yani yolsuzluk, kayırma, usullere aykırılık vs. var mı, yok mu?..
Yürütmeyi durdurma kararına "karşı oy" yazan 14 yargıcın söylediği de budur.
'Tarafsız' yargı
Fakat yargının "yerindelik" denetimi ile hükümetlerin ve parlamentoların yerine geçerek, "fonksiyon gaspı" yaparak kararlar vermesi eğilimi bütün dünyada zaman zaman görülmüştür. Bu, bir noktadan itibaren "juristokrasi", yani "yargıçlar yönetimi"ne yol açıyor.
"Juristokrasi" eleştirel bir terimdir. Demokrasiye aykırıdır. Pratikte de kaynak israfına, yönetimde etkinsizliğe yol açar.
Demokraside hâkimler değil, seçilmiş ve halka karşı sorumlu parlamentolar kural koyar, ülkeyi hükümetler yönetir.
"Juristokrasi" ise halka hesap vermez, siyaseten sorumsuzdur, oligarşiktir.
Bizde "uyanık bekçilik" ideolojisi yargıyı "yerindelik" denetimi yapmaya, hatta juristokrasi eğilimlerine daha bir teşvik ediyor.
Merhum Ecevit'in "Yargı devrimcinlerin elindedir" diye kitap yazdığı 1970'lere gitmeyelim. Çok yakın zamanda 312. maddedeki yasal değişikliklere karşı yargı "yorum" yoluyla nasıl direnmişti?!
"Özelleştirme Atatürkçü ekonomiye aykırıdır" diye gerekçeler yazılmamış mıydı?!
Juristokrasi eğilimleri hukuk devletine de demokrasiye de aykırıdır. Yargının işlevi "tarafsız hakem" olmaktır; 'yönetmek' değil.
t.akyol@milliyet.com.tr
-
Son günlerde yoğun şekilde Ergenekon çetesinden bahsediliyor. Gazeteler bangır bangır bağırıyor, ama "bizim ulusalcılar" bu işe ne diyor merak ettim. 24 Ocak 2008 günlü Milliyet'te bu konuda yayınlanan 3 adet köşe yazısının linkini veriyorum;
[www.milliyet.com.tr]
[www.milliyet.com.tr]
[www.milliyet.com.tr]
-
Yazan: 24 - 01 - 2008 : 13.37 - Harun Gür
Sizleri unutmadık..
24 Ocak üç değerli ismi aramızdan aldı.. Uğur Mumcu, Gaffar Okkan ve İsmail Cem'i anıyoruz..
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu ölümünün 15. yılında Şişli'de anıldı
Bombalı suikast sonucu 24 Ocak 1993'te yaşamını yitiren gazeteci-yazar Uğur Mumcu, ölümünün 15. yılında Şişli'de anıldı. Harbiye Uğur Mumcu Anıtı önünde toplanan vatandaşlar mum yakarak, karanfil bıraktı.
Gazeteci-yazar Uğur Mumcu, ölümünün 15. yıldönümünde Şişli Belediyesi'nin düzenlediği proglamla anıldı. Harbiye Uğur Mumcu anıtı önündeki program saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı. Törende bir konuşma yapan Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, ölümünün ardından yıllar geçmesine rağmen Uğur Mumcu'nun katillerinin hala bulunamadığını söyledi.
"Allah'ın verdiği canı sadece Allah almalı, Allah'ın verdiği canı bir başka güç asla almamalı." diyen Sarıgül, düşünce ve fikirlerin silahlı eylemlerle susturulamayacağını kaydetti. Sarıgül şöyle konuştu: "Uğur Mumcu'nun düşünceleri kalbimizde yaşıyor. Onun düşüncelerini iktidara taşıyamayanlar aradan yıllar geçti, seçimler geçti hala koltuklarında oturuyor. Ağlamak sızlamak üzülmek önemli ama çare değil. Çare başarıda, çare umutları ileriye taşımakta, çare hesap sormakta. Ben, bugün Uğur Mumcu'nun düşüncelerini iktidara taşıyamayanları Uğur Mumcuya şikayet etmek için buradayım. Uğur Mumcu düşünceleri bir gün iktidar olacaktır."
Konuşmaların ardından törene katılan vatandaşlar Uğur Mumcu heykeli önünde mumlar yakarak karanfiller bıraktı. Grup daha sonra dağıldı.
İsmail Cem, ölümünün birinci yıldönümünde kabri başında anıldı
Geçtiğimiz yıl kanser teşhisiyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden İsmail Cem, ailesi ve sevenleri tarafından Zincirlikuyu Mezarlığı'ndaki kabri başında anıldı. Eşi Elçin Cem, mezarı başında Yasin-i Şerif okudu.
Zincirlikuyu Mezarlığı'nda anma törenine; eşi Elçin Cem, kızı İpek Cem, oğlu Kerim Cem, siyaset arkadaşı Ercan Karakaş'nın yanı sıra çok sayıda seveni katıldı. Dışişleri Bakanlığı da törene çelenk gönderdi. Kur'an-ı Kerim okumada dünya birincisi olan Fatih Savaş, Cem'in mezarı başında Kur'an-ı Kerim okuduktan sonra dua etti. Duaya eşlik eden Cem'in yakınları ve arkadaşları da, Fatiha Suresi'ni okudu. Eşi Elçin Cem konuşmazken, kızı İpek Cem, kısa bir açıklama yaparak, gazetecilerden İsmail Cem'in değerlerinin yaşatılması, Türkiye'nin aydınlık geleceği için katkı sağlanması konusnda destek beklediklerini söyledi.
Bu arada, İsmail Cem'in mezar taşındaki "Unutmadık, unutmayacağız...Paşalı" yazılı dikkat çekti. Törene katılanlara Şişli Belediyesi tarafından lokum ve kolonya dağıtıldı.
Şehit Gaffar Okkan'ın silahlı saldırıya uğradığı yere karanfil bırakıldı
Diyarbakır'da 24 Ocak 2001 tarihinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ile 5 polis memuru düzenlenen törenlerle anılıyor.
Şehit Aileleri ile İnsan Hakları Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği üyeleri, şehit Gaffar Okkan'ın silahlı saldırıya uğradığı yere karanfil bıraktı.
Diyarbakır'da uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit olan Gaffar Okkan ile 5 polis memurunun ölümünün 7. yıldönümü için anma töreni düzenleniyor.
Hain saldırıda Okkan ile birlikte şehit olan Mehmet Kamalı, Selahattin Baysu, Mehmet Sepetçi, Atilla Durmuş ve Sabri Gün için ilk tören hain saldırının gerçekleştiği Sezai Karakoç Bulvarı'nda yapıldı.
Hain saldırının yapıldığı yere karanfiller bırakan YURT-SAV ile Muharip Gaziler Derneği Diyarbakır Şubesi'nin üyeleri, daha sonra bir basın açıklaması yaptı.
Okkan'ın Diyarbakır'da çok sevildiğine dikkat çeken YURT-SAV Başkanı Ahmet Büyükburç, her türlü terör saldırısını kınadıklarını söyledi.
Şehit Okkan başta olmak üzere tüm şehitleri rahmetle andıklarını dile getiren Büyükburç, Okkan gibi vatan evlatları sayesinde Diyarbakır'ın özlenen huzura kavuştuğunu söyledi.
Türk Kürt ayrımı yapmadan bebekleri katleden, akrabalarını dahi öldüren terör örgütlerinin terör bataklığında açan kardelen çiçeklerini öldürdüğünü ifade eden Büyükburç, 24 Ocak 2001 tarihinin Diyarbakır için elem ve yas günü olduğunu belirtti.
Büyükburç, açıklamasını okuduğu bir şiir ile sonlandırdı.
Cihan
-
Yazan: 20 - 01 - 2008 : 20.31 - timsah55
ufak bi araştırma sonucunda çin hükümetinin bizim soyumuza ait olduğu söylenen
bazı yapılar tespit edilmiş bize düşen ne bunun için bilgili insanların görüşüne ihtiyacım var nerelere mail atarak hükümet tarihcilerimizi harekete geçire biliriz
yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim
buradada tarihini anlatmakta piramitlrin
http://www.turkdirlik.com/Bilgimece/...MKilic0023.htm
-
Görünmek istemiyorsan niye gittin
18 Ocak 2008
Salih ZEKİ/WASHINGTON, (DHA)
Washington Post gazetesi, bugün Hayrünnisa Gül’ün Cafe Milano’daki ıstakoz keyfine yer vererek “Göstermek istemiyorsan gitme” dedi.
İŞE O AKŞAMIN FOTOĞRAFLARI
Habere gazetenin en cok takip edilen köşelerinden biri olan The Reliable Source bölümünde yer veren Washington Post, Hayrünnisa Gül’un boydan çekilmiş bir fotografını kullandı. Cafe Milano’yu, ‘Washington’da ünlülerin kırmızı halı üzerinde geçit yaptığı restoran’ olarak tanımlayan Washington Post “Görmek ve görünmek, herkese estetikli yeni yüzünü göstermek isteyenler oraya gider. Herkes orda, göstermek istemiyorsan gitme” ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Washington ziyareti sırasında eşi ‘dindar ve türbanlı’ Hayrünnisa Gül’ün jetset restoranında ıstakozlu makarna yemesinin Türk medyasında büyük yankı uyandırdığını belirten Post yazarı Amy Argetsinger, garson Kerem Çelik’in bu nedenle işten atıldığını yazdı.
Yazıda Türk Büyükelçiliği’nden gelen telefonun ardından garson Kerem Çelik’in işten atılmasını Cafe Milano yöneticilerinin teyit ettiği de belirtildi.
Garson Kerem Çelik ise konuyla ilgili Washington Post’a konuşmayı reddetti ve bu olayı unutarak yeni bir iş bulmak için ileri baktığını söyledi. İşten atılmaktan dolayı şikayetçi olmadığını belirten Çelik, Cafe Milano yönetimi için “Onlar doğru olanı yaptı” dedi.
Hürriyet
-
Sağda solda ve maalesef içeride herkes güzel yurdumla uğraşıyor. Bölmeye parçalamaya yok etmeye... Dış güçler yetmezmiş gibi şimdi ikdar sahipleride çaktırmadan ( Nesini çaktırmıyorlarsa ) bunun içindeler.
Ermeni bir şey ister Barzini densizi bir şey ister özür dilenen yanlış haritalar çizilir Kaşla göz arası Yunanistan istanbul u alır dikkat edin gelen yok ha bire gider bizden sonra özür dilenir...
Ulu önder Atatürk '' Yurtta barış, dünyada barış '' derken her ahvalde ben susarım demek istememiştir. Aslında bir arap atasözünün çok güzel ifadesini yapmıştır. Men dakka dukka yani çalma kapımı çalarlar kapını otur efendi efendi aşağı işte o zaman barış olur demek istemiştir. Amma ne hikmetse malum idareciler bu sözü hep tek taraflı ve aleyhimize almışlardır.
'' Bizim hiç kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok...' harika evrensel bir söz. Ama karşıdakilerin ha bire senin toprağında gözü var ne olacak ? O zaman men dakka dukka olacak yani oda bir kayıptan korkacak ona göre davranacak aslında bu psikolojik bir durumdur. Kaybedeceği değeri olan onu korumak için gerekeni yapar. Kaybedeceği bir değer yokta hasbelkader kazanacağı varsa ? O zaman üzerine biner allah biner. Sende bu psikolojiyle savaşmak zorunda kalırsın...
Atatürk ün doğduğu şehir türkiye sınırları içinde olmalı... de bakalım nasıl bir tepki ve canhıraş karşı koyma gelecek. Aa pardon dersin ağzımdan kaçmış bu hep bizde ukde kalmıştır. Bak bakalım bir daha istanbul tüm kıbrıs bizim diye çıkacaklar mı?
Yada 1933 te Atatürk le Mac Arthur a söylediği iddia edilen sözü kullanın yalanlayan da yok bunu doğrumudur bilemem ama Lozan anlaşmasından dokuz sene sonramac Arthur un çankaya ya geldiği Atatürk le görüştüğü bir gerçek .. Atatürk demiş ki "Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve Adaları geri alacağım. Selânik de dâhil Batı Trakya’yı TÜRKİYE hudutları içerisine katacağım”... İlginç ama böyle işte... Hadi avrupa tarafını pas geçelim yeni sınırımız şöyle bir şey oluyor...
Haydi kutlu olsun , haydi hayırlı traşlar...
-
Yazan: 17 - 01 - 2008 : 22.44 - deniz02
Hırsızlık malı cep telefonu satın alanlar, cihazı açtıklarında, ekrana gelen SMS ile ikâz edilecek
Cep telefonu çalınanların, polise gitmesine gerek kalmadan Telekomünikasyon Kurumu'na bağlı ücretsiz ihbar hatlarını aramaları yetiyor. Farkında olmadan hırsızlık malı cep telefonu satın alanlar, cihazı açtıklarında, ekrana gelen SMS ile ikâz edilecek.
Hevesleri kursaklarında kalacak
Türkiye Gazetesi'nin haberine göre, hırsızların, kapkaççıların, dolandırıcıların ve gaspçıların hevesini kursağında bırakacak olan bir mekanizma var. Ancak birçok vatandaşın bundan haberi yok. Emniyet de, kendi birimlerini uyararak bu mekanizmadan haberdar olunmasını istedi.
Mekanizmanın işleyiş şekli şöyle:Herhangi bir sebeple telefonunu çaldıran bir kişinin, daha karakola gidip şikayette bulunmadan önce, Telekomünikasyon Kurumu'na bağlı Bilgi ve İhbar Merkezi'ni hemen araması gerekiyor. Kısa adı BİM olan Bilgi ve İhbar Merkezi'ne ücretsiz olan 444 9 777'yi veya 0 (312) 232 23 23 numaralı normal telefonu arayarak ulaşabilirsiniz. Merkez, 7 gün 24 saat esasına göre çalışıyor.
Şu bilgileri yanınızda bulundurun
Telefonunuz çalındığında söz konusu ihbar hattını aradığınızda, ihbar ettiğiniz numaranın size ait olup olmadığını teyit etmek için bazı sorular soruluyor. Bu sorulara doğru cevap vermeniz halinde, telefonunun size ait olduğu kesinlik kazanıyor ve onay vermeniz halinde telefon, haberleşmeye kapatılıyor. Bunun için TC Kimlik Numarası, Cep telefonunun İMEİ numarası, ad ve soyadı, diğer kimlik bilgileri ve annenizin kızlık soyadını bilmeniz ve ilgiliye iletmeniz gerekiyor.
Eğer henüz hiç kullanılmamış telefonlarınız, satış mağazasında iken çalındı ise, çalan kişilerin, söz konusu telefonları satmasını ya da kullanmasını engellemek için, evrakla birlikte BİM'e doğrudan müracaat etmeniz gerekiyor. İhbarda bulunabilmek için firma yetkilisinin kimlik bilgileri, firmanın vergi numarası, çalınan cihazlara ait fatura nüshaları, kolluk kuvveti tutanağı belgelerinin bir dilekçe ekinde sunulması gerekiyor.
'Çalıntı cihaz' mesajı
Her iki durumda da, ihbar işleme konulur konulmaz söz konusu telefon cihazları bloke edilecek ve IMEI numarası sorgulamalarında 'çalıntı cihaz' mesajı gönderilecek. Böylece çalınan telefon hırsızın elinde kalacak!
HaberTürk
-
Yazan: 16 - 01 - 2008 : 14.31 - ilkine
Milliyet Gazetesi Yazarı Hasan CEMAL Taraf Gazetesinin haberini dayanak göstererek bazı sorular soruyor. Sorular gerçekten çok ilginç. Cevaplarını vermekte bir o kadar zor.
Sn. Commodore1tr'nin de ilgisini çekebilecek emekli askeri hakimlerin görüşleri de dikkatle okunmalı diye düşünüyorum.
Milliyet Gazetesi Yazarı Hasan CEMAL'in 15.01.2008 tarihli yazısından alınmıştır.
Dağlıca davasına yakın markaj gerekiyor!
On iki asker şehit olmuştu Dağlıca baskınında. PKK'nın bu kanlı saldırısı elbette içimizi acıttı. Silahı, şiddeti, terörü bir kez daha lanetledik.
Olayın şimdi bir yanı daha var:
Askeri mahkemedeki Dağlıca davası.
Bu dava hukuk adına çok düşündürücü. Rahatsız edici tarafları var. Ama üzerinde fazla durulmuyor.
İktidar ve muhalefet dahil siyasal çevrelerin, belki daha önemlisi, medyanın fazla ilgisini çekmiyor sekiz askerle ilgili bu dava...
Neden?..
PKK, Dağlıca baskını sırasında, sekiz askeri rehin alarak götürmüş, bir süre dağda tuttuktan sonra serbest bırakmıştı. Şimdi bu askerler hakkında askeri mahkemede dava var.
Kimilerinin deyişiyle:
"Ölmediysen hainsin davası!"
Van Askeri Savcılığı'nın hazırladığı iddianameye, Askeri Yargıtay Onursal üyesi emekli Hakim Albay Ali Fahir Kayacan'la, emekli Hakim Albay Ümit Kardaş'ın yönelttikleri ciddi eleştiriler var.
Kayacan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebine, "Böyle ceza olmaz!" diye tepki gösteriyor.
Ümit Kardaş'ın tepkisi şöyle:
"Sekiz asker yargılanıyor. Erlerin dışındaki görevlilerin hiç mi suçu yok? O askeri birlikteki zaafiyet nedir? Bu zincirleme sorumluluk Genelkurmay'a kadar gider. Belli kişilere vatan haini denilerek, idarenin kusuru böylece örtülüyor."
Gündemde ayrıca 10 tane soru var, Taraf gazetesinin manşetten sorduğu:
Soru 1:
Askeri savcının hazırladığı iddianamede en ağır cezayı istediği Ramazan Yüce, gerek ifadesinde, gerek avukatıyla görüşürken, "Ben PKK'nın Dağlıca'ya baskın yapacağını dinledim, katırlarla geldiklerini termal kamerayla gördüm, hepsini rapor ettim" dedi. Yüce'nin bu sözünü ettiği raporlar nerede?
Soru 2:
Er Ramazan Yüce, birliğin telsiz dinleme ve kestirme görevlisi ve günlük rapor vermek onun temel görevi. Bu yüzden "Rapor vermedi" denemez. Eğer gerçekten vermediyse, bu temel görevini savsaklayan bir er, çatışma günü bile nasıl hala en kritik mevkideki görevde tutulmaya devam edildi?
Soru 3:
Yalan söylediğinin anında belgeleneceğini bile bile, "Ben PKK'nın gelmekte olduğunu bildirdim" diyen telsizci er Ramazan Yüce'nin söylediklerini bu durumda gerçek kabul etmek doğal değil mi? Öyleyse, böyle hayati bir istihbaratı veren bir askerin PKK'lı olduğunu ileri süren savcı ne kadar inandırıcı?
Soru 4:
İddianamade er Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtlarından biri olarak silahı kullanmamış olması gösterildi. O ise ifadesinde, "Silahımla bir şarjör ateş ettim, ama sonra silah şişti" dedi. Silah da ortada yok ve incelenmedi, o halde Yüce'nin silahını kullanmadığı, dolayısıyla PKK'lı olduğu nasıl ileri sürülebildi?
Soru 5:
PKK'nın rehin aldığı ve şimdi yargılanmakta olan sanıkların hemen tümü cephanelerinin yetersiz, silahlarının arızalı olduğunu, çatışma sonrasında namlularının şiştiğini söyledi. Savcı ise "Doğru değil, silahlardan biriyle 174 mermi atılmış" demektedir. 174 mermi atılan bir silahın şişmesi doğal değil mi?
Soru 6:
İddianamede yine Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtı olarak bir süre önce arkadaşlarına, "Ben sivilde dağa gideceğim" dediği yazıldı. Bu kadar kritik görevdeki bir asker için bu suçlama inandırıcı mı? Bu nasıl rehavettir ki, bunu söyleyen bir asker üstlerine bildirilmedi ve baskın anında bile o mevzideydi.
Soru 7:
Sonradan, Dağlıca baskını sırasında çatışmanın 36 saat sürdüğü resmen açıklandı. Bu askerler o 36 saatin hangi diliminde teslim oldu? Eğer çatışmanın son anlarında teslim oldularsa bu doğal değil mi ve asıl sorulacak sorunun şu olması gerekmez mi: O saate kadar neden askerlerin yardımına gidilmedi?
Soru 8:
Yok, askerler çatışmanın hemen başında ve er Ramazan Yüce'nin teşvikiyle teslim oldularsa ve dolayısıyla Yüce gerçekten PKK'lı ise, başına bunların geleceğini bile bile neden geri döndü?
Soru 9:
PKK'nın burnu dibindeki bir askeri time, saatlerce süren çatışmaya rağmen neden yardım gitmedi? Er Ramazan Yüce ve öteki yedi asker, onları kurtarmaya geldiği halde,"Bizi kurtarmayın!" dedikleri için mi 'vatana ihanet'e varan suçlamalarla karşı karşıyadır?
Soru 10:
İran'ın bir süre önce esir aldığı İngiliz askerleri çıkarıldıkları televizyonda, bu sekiz askerden çok daha 'yenmez yutulmaz' şeyler söylediler ama dönüşte serbest kaldılar. Devletlerinin saklamak istediği bir şey olmadığı için olabilir?
Taraf'ın bu sorularını düşünmekte yarar var. Hukuk diyorsanız, adalet diyorsanız, vicdan diye bir derdiniz varsa, o zaman bu soruların üzerinde durmak zorundasınız.
Ve unutmayın:
Hukuk bir gün hepinize lazım olabilir!
Saygılarımla.
-
13 Ocak 2008 tarihli Radikal'de İsmet Berkan, "Ulusalcılar Bu İşe Ne Diyor" başlıklı bir yazı yaynladı. Bana ilginç geldi.. Ama ben esasen "bizim ulusalcılar" ne düşünyor diye merak etttim.
Ulusalcılar bu işe ne diyor?
İsmet Berkan
13/01/2008 (4182 kişi okudu)
Türkiye, 1964'te Kıbrıs olayları çıktığında adaya müdahale tehdidinde bulundu, Amerikan Başkanı Johnson'un meşhur mektubu sonrasında da müdahale yapılmadı. Ama o zaman ortaya çıktı ki, Türkiye'nin Kıbrıs'a çıkartma yapabilmesine zaten imkân yoktu, çünkü çıkartma gemimiz yoktu! 10 yıllık sürede çıkartma gemisi eksiği tamamlandı ve 1974 Kıbrıs müdahalesi mümkün olabildi.
Türkiye, 1980'lerin başlarından itibaren F-16 savaş uçaklarını üretiyor. Ama bir savaş uçağı için motoru, tasarımı, manevra yeteneği kadar önemli bir şey de onun savaşmasını sağlayan uçuş bilgi sistemleri. Türkiye'nin F-16'larının radarlarında, (yakın zamana kadar) Ege'deki devriye uçuşları sırasında Yunanistan'a ait uçakları 'düşman' olarak algılanmıyordu; çünkü Yunanistan'ın kullandığı uçaklar F-16'ların bilgisayarında 'dost' olarak geçiyordu. Öyle olunca da havadaki pilotun Yunan uçağı ile Türk uçağını otomatik ayırt etmesi mümkün olmuyordu. Bu teknoloji en sonunda İsrail'in Türk F-4'lerini modernleştirmesi sonrasında Türkiye'ye gelebildi.
90'lı yılların ortalarına kadar, Türk MİT'i de, Türk silahlı Kuvvetleri de, Dışişleri Bakanlığı da, Amerika'dan satın alınan veya hibe yoluyla bize geçen şifreleme cihazlarını ve şifreleme algoritmalarını kullanıyordu. Yani, Türkiye'nin en gizli haberleşmesi aslında başta Amerika olmak üzere teknoloji sahibi her ülke için gizli falan değildi, bütün haberleşmemiz okunabiliyordu. Ancak 90'lı yıllarda Türkiye kendi teknolojisini ve şifre algoritmalarını gerçekleştirdi, bugün bir ölçüde haberleşme güvenliğine sahip oldu.
Türkiye 1984'ten beri PKK terörüyle mücadele ediyor ama geniş PKK gruplarının hangi an nereden nereye gittiklerini Türkiye sınırlarının içinde kalan bölümler dahil olmak üzere uzaktan an be an izleyecek teknolojiye hâlâ sahip değil. 90'ların ortalarında Amerikan uydularının anlık istihbaratı Ankara'ya aktarıldı, o dönem Türkiye içi dahil çok sayıda başarılı PKK operasyonu yapılabildi. Şimdi yapılan operasyonlarda da Amerikan istihbaratı çok önemli rol oynadı. Kendi topraklarımızı ve düşman bir güç tarafından kullanılan komşu toprakları bile izleyemiyoruz açıkçası.
İki yıl önce İsrail Lübnan'da Hizbullah'a saldırdığında, Hizbullah'ın insansız hava aracına sahip olduğu, bu araçların sadece gözlem yapmakla kalmadığı füze de atabildiği ortaya çıktı. O sırada Türkiye'nin elinde böyle bir teknoloji yoktu. Kısa zamanda ihalesi yapıldı, bir İsrail firması ihaleyi kazandı ama araçlar hâlâ Türkiye'ye gelmedi. Ne var ki son PKK operasyonlarında İsrail'den kiralanan iki insansız hava aracının gönderdiği görüntüler etkili oldu, Genelkurmay Başkanı, 'PKK kampları bizim için BBG evi gibi' benzetmesini bu araçlar sayesinde yaptı.
Son PKK operasyonlarıyla öğrendik, Amerikalıların 70'lerin ortalarından beri sahip olup geliştirdiği gece uçuş, çok alçaktan uçuş ve hedef vurma sistemi olan LANTIRN'e sadece birkaç yıl önce hava kuvvetlerimiz de sahip olmuştu. Sistem sayesinde pilot gece karanlıkta radar seviyesinin altında çok alçaktan arazinin yükselip alçalmasına göre yükselip alçalarak otomatik uçuş yapabiliyor, böylece hedeflerini çok daha etkili biçimde vurabiliyordu.
Bu sistemin etkinliğinin en önemli parçası olan lazer güdümlü füze ve bombaları da kendimiz üretmiyoruz, ithal ediyoruz!
* * *
Teknolojik eksiklerimiz ve yeni yeni kullanmaya başladığımız teknolojiler sadece bunlar değil. Örnekleri özellikle askeri teknolojilerden seçtim, çünkü milliyetçi damarımız çok kuvvetli olsa da, bu işler sadece nutuk atmakla olmuyor.
Üstelik dikkat ediyorsanız, aslında aradaki teknolojik boşluk da dolmuyor gerçekte.
Biz teknolojiyi transfer etmiyoruz, sadece satılabilir hale geldiğinde satın alıyoruz. Oysa teknolojiyi yaratmamız da gerek.
Bunun için araştırma-geliştirme lazım. Para lazım. İnsan lazım. Ama her şeyden önemlisi, belli seviyede bilginin herkesle paylaşılması ve özgür yaratıcı ortamın varolması gerek.
Özgür yaratıcı ortam ise nasıl yarım hamilelik olmazsa yarım özgürlük de olamayacağı için, ancak ve ancak düşüncenin, hatta hepimize çok aykırı gelecek düşüncelerin de özgürce ifade edilebildiği şartlarda yaratılabilinir.
301. maddeyi değiştirmemekte, hatta tamamen ortadan kaldırmamakta direndiğiniz sürece aslında kendi teknolojinizi üretecek beyinlerin, düşüncelerin ortaya çıkmasını da engellemiş olursunuz.
Ne ilgisi var demeyin, yaratıcı düşünce böyle bir şeydir, ancak mutlak özgürlük ortamında, özgürlüklerin içe sindirildiği, kimsenin düşüncesine ket vurulmayan bir ortamda var olabilir.
Yoksa biri, 'Senin dediğin Türklüğe hakaret' der, ötekisi çocuğunu 'İcat çıkarma' diye azarlar ve herkes birbiri gibi düşünmeye başlar.
Siz de görece basit ama en hayati teknolojileri bile başkalarından dilenmeye başlarsınız.
-
Aslında bu yazıyı dün yazacaktım ama elde olmayan nedenlerden dolayı bugüne sarktı. 11 Ocak 1921 Her nekadar hukuki.net in kuruluş yıldönümü ve yaş günüde olsa Türkiye Cumhuriyeti içinde çok büyük bir anlam ifade eder.
1. İnönü zaferinin kazanıldığı ve TC temellerinin sağlamlaştığı tarihtir bu tarih.
11 Ocak 1921 de TBMM si balkonunda milletvekilleriyle bu olayı halka anlatırken...
4 haziran 1921 de 1. ve II. inönü zaferleri kazanılmış yaklaşan zafer net olarak ortaya çıkmışken iki kader arkadaşı iki liderin çankaya da kendinden emin halde durum değerlendirirkenki halleri ne kadar keyifli ve gururlular Nasıl da hak ediyorlar...
11 Ocak 1925 te Atatürk Konyadaydı. Bu rtarih 1. İnönü zaferinin 4. yıl dönümüne denk geliyordu. Konya Alaaddin tepesinde bir konuşma yaptı. Burada tarihe not düşülen konuşmalardan birini yapan Mustafa kemal Atatürk ''Zafer benimdir !'' sözünüde burada söylemiştir. işte çağımıza ışık tutacak o günü anlatan konuşma...
''Birinci İnönü Meydan Savaşı, devrim tarihimizin çok önemli, çok verimli bir sayfasıdır. Gelecek kuşaklarımız ve bütün dünya bu sayfayı inceleyip üzerinde düşündükçe, Türk Devrimini yapan bugünkü Türk Ordusu’nu ve bu orduyu bağrından çıkaran bugünkü Türk toplumunu, kuşkusuz, saygıyla anacak ve değerlendirecektir.
Bu önemli ve parlak zafer, yeni Türk devletinin her anlamıyla yeni oluşmaya başladığı günlerde elde edilmişti. Ordumuz yeni düzenlenip örgütlendirilmekte idi. Büyük cephenin çok üstün düşman güçleri karşısında korunması için her türlü güçten yararlanmak zorunluğunda bulunuyorduk. Bu zorunluluk yüzünden idi ki, cephenin önemli bir parçasının üzerinde niteliği ve amacı kuşkulu kuruluşlar bulunuyordu. Bu kuruluşların başında bulunanlar, Türk ulusunu, düşman uçaklarıyla atılan halife fetvalarına başeğdirmek, doğal olarak ulusu düşman isteklerine tutsak etmek için ayaklandılar; düşman ordusuyla birleştiler. Bir avuç Türk ordusu bu hainleri cezalandırıp bastırmak için Gediz yakınlarında toplandı. İşte bu sırada idi ki, Yunan ordusunun Bursa’daki güçleri, Eskişehir yönünden hareket ve saldırıya geçti.
Durum güç idi. Ama Türk ordusu Türk ulusal amacının haklılığından ve bu amacın zaferinden öyle emin idi ki, bir an duraksamadı. Her yön için düşündüğü önlemleri uyguladı. Ve üç zayıf tümen ile üç katı düşman gücünü İnönü sırtlarında karşılamaktan ve onunla sonuç-verici meydan savaşı kabul etmekten çekinmedi.
Bu meydan savaşı öylesine olayların yaşanmasına yol açtı ki, o gerçekleri kısaca anlatmak için diyeceğim ki, zafer, “Zafer benimdir!” diyebilenindir; başarı, “Başaracağım!” diye başlayanın ve “Başardım!” diyebilenindir. Bilirsiniz ki çarpışma, sürekli mücadele durumunda bulunan gözle görülmez güçlerin görünürdeki biçimidir. Onun için I. İnönü savaş meydanının ufuklarında yükselen zafer güneşi, Türk ulusunun yüksek erdeminin ve içsel-zenginliğinin belirişidir. Bu yükseliş üzerine büyük bozgunlar oldu ...
Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferinin, büyük Sakarya kanlı-boğuşmasının ve en sonunda Türk yurdunun, Türk bağımsızlığının ilk zafer müjdecisi olmuştur. Bu nedenle I. İnönü Zaferini kazanan Türk Ordusu’nun bütün bireyleri, dünya tarihine unutulmaz, şanlı bir destan sahibi olarak sonsuza değin yaşayacaklardır.
Bu gün dolayısıyla Türk Ordusu gazilerini saygı ve gönül-borcuyla anarım. Ve şehitlerin değerli ruhlarına kutsamalarımı sunarım.''
-
-
Yukarıda resmini gördüğünüz '' tipleri'' ve benzerlerini gerçekte gördüğünüz an en yakın polis jandarma gibi devlet güvenlik güçlerine bildiriniz. Çünkü sonunda gerçek düşmanın bu olduğu yetkililerce belirlendi..
Orman genel müdürü Osman Kahveci '' Ormanlarımızın asıl düşmanı keçilerdir başka bir şey değil.... '' buyurmuş. Ben bugüne kadar hep '' ormanı yakan, kesen yok edeni'' hep insan sanırdım. meğersem tatil yörelerindeki ormanları çaktırmadan yakıp tatil köyü yapan, ormanı yok ederek ekim yapan tarla yapan bağ yapan, ormanları yok ettirip Alfabenin ikinci Harfini yan yana getirerek uyduruk bir harf ile bu arazileri sağa sola peşkeş çeken hep ''keçiymiş...'' Gerçi insanoğlu doğada bu kadar çok değilken keçiler gene vardı ve her yer yemyeşildi ama neyse...
Koskoca müdür yalan söylemeyeceğine göre vatandaşlık görevini yapalım gerçek düşman olan ''keçileri'' yakalatalım.
Ama ben genede aşağıdaki tiplerede dikkat edin derim , iyi bakın hangisi daha masum !!!!
-
Bekirağa bölüğü günlerinden sonra Mustafa kemal kurtulduğuna inanamıyor ama sürgün bekliyordu. Gerçi kendilerine nereyi isterlerse oraya tayin edileceklerini söylemişler oda anacığının yanı Selanik i istemişti. 11 Ocak 1905 te Kurmay Yüzbaşı olarak Hark akademisini bitirmiş hiç olmayacağını bildiği halde Selanike tayinini beklemeye başlamıştı. Beklenen haber gecikmedi Selanik e tayin olamamıştı ama Alfabede bir sonraki harf olan ( Gerçi o gün bu alfabe yoktu ama olsun ben yazdım oldu kızmayın ) Ş harfinden bir yere Şam' daki 5. orduya atandı 5 Şubat1905 te görevine başladı. ( Tesadüfe bakın Şam - Şubat . Ordu 5 1905 ) Neyse tarih bilgisi gibi oldu ben anıya dömeyim.
İngiliz Ajanlar Suriye ve Arap topraklarında cirit atarken Mustafa Kemal ve Müfit görevlerini en iyi yapabilmek için çalışıyorlardı. Aslında birer bölük komutanıydılar fakatgerçek anlamda bir komutanlıkları yoktu. Sadece eğitim alanlarındaki çavuşlara emir verebiliyorlardı. Bu durum şüphesiz stajer olmalarından değil sürgün olmalarından dolayı idi.
Gerçekte durumları Şam sokaklarından daha pisti ama ikiside mesleklerini öyle seviyorlardı ki her türlü sıkıntıya rağmen kendilerine emanet edilen askerleri çok iyi yetiştirmeye çalışıyorlardı. Bu konuda da en büyük yardımcıları onbaşı ile çavuşlardı. Onbaşı ve çavuşların hemen hemen tamamı Türk erlerin çoğu ise Arap tı.
Ordunun sorumluluk bölgesinde , İngiliz e uşaklık eden birçok Arap kabile reisi varken ordu içindeki bu erlere ne kadar güvenilebilirdi? Bu soruyu kendisine soran Mustafa Kemal alınacak tedbirleri biliyordu ancak ne Rütbesi ne mevkii buna yeterli değildi. Buna rağmen kendi bölüğündeki eğitim için canla başla çalışıyordu onbaşı çavuş ve erlerle iyi bir diyaloğu vardı. ( Zaten daha sonra anılarda çokça yer alır Şam anıları ) Ancak emrindeki Mekadon bir Türk yüzbaşısına canı çok sıkılıyordu . Ve işte bu yüzbaşı ile olan bu hikaye 2007 ile kıyaslama yapacağımız hikayeyi oluşturuyordu. Unutmayalım Mustafa Kemal sadece ve sadece sürgünde bulunan bir kurmay yüzbaşıdır. Yani o güne göre aslında bir hiçtir....
Bu Makedonyalı Türk yüzbaşı '' necip Millet'' hikayesini çok ciddiye alıyor bu yüzden Arap erlerine olağanüstü yüz veriyorAnadoludan gelmişkıt'a onbaşı çavuşlarına bağırıp çağırıyordu. Yüzbaşının bu haline tahammül edemeyen Mustafa Kemal ' ya sabır'' çekip duruyordu. Ve bir gün zurna zırt dedi....
O gün Makedonyalu yüzbaşı eğitimden kaytardıkları için Arap erleri azarlayan çavuşu görünce bağırmaya başladı
'' Sen nasıl olurda peygamber efendimizin mensubu olduğu Necip Arap kavminin çocuklarına kaba davranabilirsin ? Haddini bil densiz ! Sen onların ayaklarına su bile dökemezsin....''
Mustafa kemal ile Müfit olanları uzaktan izliyordu. Çavuş makedon yüz başıya ses çıkarmayınca yüzbaşı hakaretlerini biraz daha arttırdı . Her zaman itaat sembolü olmuş olan Mehmetçil , kumandanının bu haksız davranışı karşısında önce bakışlarındaki saygıyı kaybetti sonra dişlerini sıktı ve nihayet gözlerinden yaş boşandı...
Çavuşluktan yükselerek kumandan olmuş alaylı yüzbaşı hala '' Necip milletin itibarlı gençlerinden'' bahsediyor susmak bilmiyordu. Mustafa kemal daha fazla dayanamadı ve sonunda dağarcığındaki '' ya sabırlar '' tükeniverdi....
'' Yüzbaşı Efendi susunuz.....
Bu gürleme üzerine yüzbaşı anında sustu koşa koşa geldi Mustafa kemal e selam çaktı
''Kötü bir şey mi yaptım komutanım ? ''
Mustafa kemal bu sefer daha yüksek sesle bağırdı
'' Hemde çok fena bir şey yaptınız. Buna hakkınız yok ! Araplar necip bir kavim olabilir, lakin senin de benim de çavuşun da Müfit'inde mensubu olduğumuz Türk milleti, Arap kavminden aşağımıdır ? Türklerin asaletinden şüphe mi ediyorsunuz ? Bu ne soysuzluk.........
10 Kasım 2007...
5 kilo Bulgur 250 kg kömür karşılığında Cumhurbaşkanı ve başbakan olmuş iki zat Aşiret reisi bile olamayacak bir çöl bedevisinin ayağına gitti Bu bedevi bu iki zatı birini bir yanına birini bir yanına oturttu protokoldeki en ağır hakareti yaptı. Orası bu iki zat için beni hiç ilgilendirmedi ama bu çöl Bedevisi TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE ANITKABİR İ ZİYARET ETMEDİ. ATATÜRK RESMİNİ İNDİRİP KENDİ RESMİNİ KOYDURDU 10 KASIMA SAYGI BİLE DUYMADI ÜSTÜNE ÜSTLÜK MADALYA ALDI Bu kepazeliği bu iki zat gelişme taktik çağa ayak uydurma olarak geçiştirdi şakşakçı medyada destekledi...
İşte benim Kalbimdeki CUMHURBAŞKANI
-
13 Mart 1899 da Mustafa Kemal Pangaltı daki Harp Okulu Piyade sınıfına 1283 no ile yazılmıştır. Artık harbiyelidir Mustafa Kemal çok samimi arkadaşlıklar ilk planlar ilk hapis ilk ciddi çekişmeler burada yaşanacaktır. Yaşıtı olan ancak kendisinden iki sınıf büyük birisi vardır Harbiyede Enver...
İki ayrı kutubun sonunda karşılacakları bellidir. Bellidirde nasıl olacaktır bu ?
Enver yakışıklı, güler yüzlü, herkesle iyi geçinen, çevresini etkileyen bir gençti. Ama aşırı kibirli ve hayalperestti.
Deleleri Gagavuz Türklerinden olup Romanya'nın Kilye kasabasından göç etmişlerdi. Annesi Ayşe Hanım babası Fen memuruAhmet Efendiydi. Amcası Halil babası enverle üvey kardeşti. Enver'in Hasene veMediha adında ikide kardeşi vardı.
Mustafa Kemal gibi Enver de Abdülhamitten nefret ediyordu. Padişah ellerine geçse bir kaşık suda boğardı.
Enver farklıydı hayalleri çok büyüktü. Bir gün gelecek Osmanlı ordusunun başına geçecek padişahın tüm yetkilerini kendisinde toplayacak ve sömürgecilere haddini bildirmekle kalmayıp Orta Asya daki Türk soylu kardeşlerinide alarak Osmanlıyı yeniden en büyük yapacaktı. Bu fikir ve hayallerini arkadaşlarıyla paylaşıyor taraftaarda buluyordu. Ama... gerek öğretmenleri gerekse arkadaşları övgüyle '' Mustafa kemal '' diye birisinden söz ediyorlar bu isim sık sık kulağına geliyor ve rahatsız oluyordu. Ne demekti bu onun olduğu mekanda başkası olamazdı. enyakışıklı bilgili ve başarılı o olmalıydı.
Dayanamadı bir gün Ali fethi 'ye ''Beni şu Mustafa Kemal denen çocukla tanıştırın görelim bakalım nasıl zekiymiş''dedi. Ali Fethi 'de Enver ile Mustafa kemal'i dört köşe olan okul bahçesinin bir köşesinde buluşturdu. Bu onların ilk karşı karşıya gelişi oldu....
Meraklı bir dinleyici grubunun karşısında iki genç subay adayı memleketin geleceği konusunda bir süre sohbet ettiler. İdarenin baskıcılığı vatanın ufkundaki tehlikelr gibi bir çok konuda anlaşabiliyorlardı ama görünen oyduki Mustafa Kemal alabildiğine gerçekçi Enverde alabildiğine hayalperestti.
Sohbetleri sona ererken Enver birazda alaycı bir şekildeküçük bir çocuğun elini tutar gibi Mustafa Kemal in elini tutup
''Devletimizin geleceği için kaygılarına katılıyor ve saygı duyuyorumMustafa Kemal Efendi , lakin bunlar sana göre değil , büyük işler. Memleket, cemiyet kurmak, dergi çıkarmakgibi çocukça şeylerle düzelmez düzeltilemez. Memleketimiz için çok daha ciddi anlamda çalışmak istediğin zaman beni bul, ne yapacağını sana söylerim''
diyivermişti. Herkes şaşırmış FethibozulmuştuKemal bu kaba davranışı hazmedemezkesinlikle karşılık verirdi. Herkes '' Al başına belayı!'' diyorduki hep birlikte yanıldılar. Bela filan çıkmadı tam tersine Mustafa Kemal Enver'in kabalığını gülümseyerek karşıladı
''Hay hay Enver efendi, büyük işler yapacağım zaman zat-ı alinize danışırım...''
Bu sözleri öyle bir alaycı tavıla söylemiştikiEnver önce şaşırdı sonra Mustafa Kemal e ters ters bakarak çekti gitti...
Her ikisinide tanıyanlarşimdilik büyük fırtınanın geçtiğini ama bu olayın böyle kapanmayacağını anlamışlardı... Tarih daha yeni başlamıştı....
-

Geç geldi ama aldığımda şaşırdım. Belçikadan birisi yollamış. Tanımıyorum ama çok hoşuma gitti paylaşmak istedim . Daniel Dumoulin Belçikada bir bankacıymış ama çok sıkı bir Kemalistmiş her sene yeni yılı böyle bir özel tasarımla kutlarmış sağ olsun var olsun.
Kartı gönderen altına şunuyazmış Türkçe olarak Belkide buda özel formattır ama çok güzel ....
''
TÜRKİYE; ATATÜRK'Ü ALLAH'A BORÇLUSUN ,
GERİYE KALAN HERŞEYİ DE ATATÜRK'E...
-
Yazan: 07 - 01 - 2008 : 14.42 - Harun Gür
Devlet üniversiteleri paralı olsun
YÖK Başkanı Özcan: "Herkes üniversite okumamalı"
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, “Bütün yasaklar kalkacak” açıklamasının ardından, çok tartışılacak bir başka açıklama daha yaptı. Özcan, devlet üniversitelerinde eğitimin paralı olması gerektiğini savunan Özcan, “İsteyen öğrencilere 8-10 bin YTL kredi verilebilir. Öğrenci mezun olduktan sonra bu krediyi taksitler halinde geri öder. Böylece, üniversiteler de sağladığı gelirle kendi ayakları üzerinde durur” dedi.
Gazi Üniversitesi’nde önceki gün gerçekleşen. Ulusal Öğrenci Konseyi Toplantısı’nda öğrencilerle sohbet eden YÖK’ün yeni Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, gündem yaratacak değerlendirmelerde bulundu.
BEDAVA DİYE İSTİYORLAR
Bir öğrencinin “Hocam herkes üniversite mezunu olmalı mı? Herkesin üniversite okuması gerekir mi?” sorusu üzerine Özcan, “Herkes üniversite okumamalı. Ara eleman ihtiyacı için öğrencilerin bir bölümü meslek yüksek okullarına yönlendirilmeli” yanıtını verdi.
Ortaöğrenimi tamamlayan öğrencilerin neredeyse tümünün üniversiteye yöneldiğini de hatırlatan YÖK Başkanı Özcan, konuşmasına şöyle devam etti: “Liseyi bitiren her öğrenci üniversiteye gitmek istiyor. Neden herkes üniversiteye yöneliyorlar? Çünkü, üniversiteler bedava. Bu, dünyanın hiçbir yerde görülmemiştir. Aslında üniversite eğitiminin paralı olması gerekiyor. Üniversiteler paralı olursa, isteyen öğrenciye 8-10 bin YTL kredi sağlanabilir. Üniversiteleri paralı yaparsak, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) sistemi uygulayabiliriz. Bu sisteme göre, ihtiyacı olan herkese 10 bin YTL’ye kadar eğitim kredisi verilecek.
Öğrenci okulunu bitirip işe başladıktan sonra bu krediyi, taksitler halinde geri ödeyecek. Tıpkı, şu anda uygulanan öğrenim kredisinde olduğu gibi. Bu sayede, üniversitelere de ciddi bir kaynak sağlanmış olacak ve üniversiteler kendi ayakları üzerinde durabilecek. Böyle bir üniversitede okumak istemez misiniz?”
Beni çabuk indirirler
Paralı sistemin, ÖSS kapısındaki yığılmaları da engelleyebileceğini ifade eden Özcan, herkesin üniversiteye gitmek durumunda olmadığını da hatırlatarak, “İdeal olan sadece belli sayıda insanı üniversiteye taşımaktır. Üniversiteye gitmeyen diğer öğrenciler, yüksek teknik okullara ve meslek yüksekokullarına yönlendirilebilir. Böylece hem Türkiye’nin ara elemana ihtiyacı karşılanmış olur hem de istihdam sorunu çözülür” dedi. YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, bir öğrencinin “Madem böyle düşünüyorsunuz, neden düşüncenizi uygulamak yerine, yeni üniversiteler açıyorsunuz?” sorusu üzerine, “Ben göreve geleli henüz üç hafta oldu. Bu kadar kısa sürede bunu uygulamaya kalkarsam, herhalde beni oradan çabuk indirirler” yanıtını verdi. Bazı yabancı ülkelerin de Türkiye’de üniversite açmak istediğini dile getiren Özcan, “Dört ülkeden teklif geldi. Bina ve arsa talebini karşılarsak üniversitelerin içini ve kadrosunu kendileri oluşturacaklar” diye konuştu. Özcan, vakıf üniversitelerinin de destekleneceğini dile getirdi.
Akşam
-
Yazan: 04 - 01 - 2008 : 21.54 - arıza
Tufan TÜRENÇ
tturenc@hurriyet.com.tr
Karanlığa göz kırpan modacı
MODACI Cemil İpekçi "Türban serbest bırakılana kadar defile yapmayacağım" diyor.
Benim bildiğim modacı, çağdaşlığı izleyen bir kafa yapısına sahiptir.
Soluklanmadan yenilikleri yaratmanın peşinde koşar.
Böyle bir meslek erbabı nasıl oluyor da kadınların örtünmesini savunabiliyor?
Demokrasiye olan inancından mı yapıyor bunu?
Ancak bir sonraki cümlesi bu gerekçeyi çürütüyor.
Çünkü
Cemil İpekçi şöyle diyor:
"Ben kadın olsaydım türban takardım."
Ne duruyor, erkek olduğu için türban değil ama sarık takabilir, cüppe giyebilir, çember sakal bırakabilir.
Bunları yapması için bir engel yok ki.
Türkiye’de kimse kimsenin giyim kuşamına karışmıyor.
Ama bütün vatandaşlar belli mekanlardaki giyim kuşam kurallarına uymak zorundalar.
İşte siyasi İslam’ı savunanların
"türban zulmü" dedikleri de budur.
* * *
Önce
Fazıl Say’a karşı hükümetin avukatlığını yaptı
Cemil İpekçi.
Ülkesinin geleceğinden endişe duyan bir müzisyenin duyarlılığını anlayamadı.
Ya da anlamamak işine geldi.
Şimdi de türbanlıların haklarını savunuyor.
Garip bir durum değil mi yaşadığımız?
Fazıl Say laik demokratik cumhuriyetin sorumlu ve duyarlı bir vatandaşı olarak çağdaşlığı, aydınlığı savunuyor.
Modacı
Cemil İpekçi ise kadınlarını örterek, ülkede İslami kuralları geçerli kılarak ortaçağ karanlığını düşleyenlerin yanında yer alıyor.
AKP’ye yakın olduğunu söyleyen modacı
"Keşke Malezya olabilsek" diyecek kadar aklı mantığı bir kenara itiyor.
* * *
Aslında modacı
Cemil İpekçi’nin neden böyle konuştuğunu anlayabilmek için biraz arşiv karıştırmak yeterli.
2005 yılında
Atatürk Havalimanı’nda büyük bir defile düzenlendi.
Bu defile,
Cemil İpekçi tarafından tasarlanan THY yer ve uçuş personelinin yeni kıyafetlerinin tanıtılması amacıyla yapıldı.
2006 yılında ise PTT’nin posta dağıtım görevlileri için yeni üniformalar hazırladı ve onları giydirdi.
Yine aynı yıl Beyoğlu Belediye çalışanlarının kıyafetlerini hazırladı.
Arkasından Beyoğlu’nda icrai sanat eyleyen simitçilere belediye tarafından yaptırılan tek tip elbiseleri tasarladı.
* * *
Bütün bunlar bizim arşivleri şöyle bir tarayıp ulaştığımız bilgiler.
Bunların dışında
Cemil İpekçi’nin ne gibi ticari çalışmalar içinde olduğunu bilmiyoruz.
Ancak Allah’ın
"yürü ya kulum" dediği
Cemil İpekçi’nin iş dünyasında hızlı bir çıkış yakaladığı kesin.
Kimse kıskanmasın, Allah
Cemil İpekçi’nin tuttuğunu altın ediyor.
Dileriz şansı hep böyle devam eder.
Şimdi anladınız mı modacı
Cemil İpekçi’nin AKP’nin avukatlığını neden yaptığını.
Ancak benim kendisine bir tavsiyem var.
Sakın yaslandığı dağlara güvenmesin.
Burası Türkiye... Burada çok değişken rüzgárlar eser ve ortalığı tarumar eder.
-
ÜNLÜ AVUKAT
Bir taraftan kahvaltı sonrası keyif çayını yudumlarken, aynı zamanda da önündeki gazeteleri okuyordu.
Pazar günleri hep aynı şeyleri yapardı. Ailesiyle birlikte kahvaltı eder, kahvaltı esnasında yalnızca göz attığı gazeteleri, kahvaltıdan sonra ilânlarına kadar okurdu.
Bu kez, ilk sayfaya takılıp kalmıştı.
Tekrar tekrar okuyordu.
Ülkenin tirajı en yüksek iki gazetesi de aynı konuyu manşetlerine taşımışlar ve "Ünlü Avukatların Hukuk Savaşı", "Ünlü Avukatlar Kapıştı" şeklinde, benzer başlıkları kullanmışlardı.
Erdem Bey de "avukattı".
Kendisi de günün birinde "ünlü" ve "zengin" bir avukat olmak istiyordu.
Haberin konusu bir "manken" ile ilgiliydi.
Mankenin yarı çıplak büyük boy resimlerinin yanına, avukatların da küçük boy resimleri konmuştu.
"Vay be." dedi Erdem Bey, "bir manken müvekkilimiz bile olmadı ki, biz de böyle büyük gazetelerin birinci sayfalarına çıkalım".
Sonra gazetelerdeki bu haberlerin ayrıntılarını okurken, geçmişe doğru daldı gitti.
Ne umutlar ve ne hayallerle "avukat" olmuştu.
Fakir bir ailenin çocuğu olarak zor şartlarda okumuş, ancak Hukuk Fakültesini bitirmeyi başararak "avukatlık" mesleğini seçmişti.
Aslında başlangıçtaki ideali "hâkim" olmaktı Erdem Bey'in. Ancak yaşam şartları O'nu "avukat" yapmıştı.
Kendisi de anlayamamıştı nasıl olduğunu. Fakültede öğrenci iken, bir "avukat bürosunda" çalışmak zorunda kalmış ve bu nedenle de kendisini bu mesleğin içinde buluvermişti.
Büyük beklentileri vardı.
Ünlü ve zengin bir avukat olacaktı.
Sonrası nasıl olsa kolaydı. Ya avukatlığa devam edip "seçme davalar" alacak, ya da siyasete atılıp "milletvekili" olacaktı.
Gözü yine gazetelerdeki habere ilişmişti.
Sonra da; "ünlü ve zengin olmanın yolu; bir mankenin. bir şarkıcının. bir popçunun. bir topçunun. ne bileyim işte, bir ünlünün avukatı olmaktan geçiyor" diye düşündü.
"Ünlü" olmak için "ünlü birinin avukatı olmak" gerekiyordu.
Bunu hep biliyordu, ama şimdi daha iyi anlamaya başlamıştı.
Sigara içme bahanesiyle balkona çıkmıştı ve burnundan çıkardığı dumanlara boş boş bakarken aslında hep bunları düşünüyordu.
Ne yapmalıydı ki, kendisi de gazetelere "manşet" olsundu?
Hadi manşet olmasa bile, bir habere konu olması şarttı.
Birden aklına "sosyal çevresi" gelmişti.
Morali bozulmuştu.
Nasıl bozulmazdı ki?
Kendi kendine "çevre mi var bende!!!" demiş, sonra da ;"iyi hukukçu olmak yetmiyor ki, ağzınla kuş tutsan meşhur olamazsın bu devirde, ille de meşhur müvekkilin olacak" diye düşünmeye devam etmişti.
Aslında, eşinin amcası üst düzey tanınmış bir bürokrattı. O'nun avukatlığını almak için çok çaba harcamış, hatta eşini de aracı koymuştu. Ama "O" zat, kendisine hiç yüz vermemiş ve hep "benim avukatlık hiç işim olmaz" demişti.
Halbuki, Erdem Bey "O" kişinin, kendinden daha tecrübeli ve daha tanınmış bir avukatı olduğunu ve halen de devam etmekte olan birden fazla davaları bulunduğunu çok iyi biliyordu.
Bu yüzden dargındı kendisine.
En yakını olarak gördüğü bir kimse bile, kendisine "avukat" olarak değer vermemişti.
En çok da bu yüzden hırslanıyordu.
Günün birinde mutlaka "ünlü" olacaktı ve "O" kişiyi bu davranışlarından dolayı utandıracak, sonra da O'na dönüp bakmayacaktı. Hatta kendisine "gel benim de avukatım ol" diye yalvarsa bile "ben küçük işlerle uğraşamam" diye, aşağılayacaktı O'nu.
"Bir gazetede haber olmanın tam zamanı" diye düşünürken, bir sigara daha yakmıştı ki, eşinin sesiyle irkildi;
"- Gazeteleri okundun mu Hayatım?" diye soruyordu eşi.
Gazete manşetleri Erdem bey'in henüz iki yıllık eşi olan Aysun Hanımın da dikkatini çekmişti.
Nasıl dikkat çekmezdi ki?
Her iki gazetenin de manşetleri "avukatlardı" ve Aysun Hanım da bir "avukat" eşiydi...
Erdem Bey kıskandığını belli etmemeye çalışarak;
"- Evet okudum, her iki avukatı da tanırım." diyebildi.
Aslında ismen tanıyordu ama, Adliyelerde karşılaşmışlığı vardı bu avukatlarla. Bu yüzden "tanıyorum" demişti.
Aysun Hanım hem Gazeteye bakıyor, hem de;
"- Sana bir şey söyleyeyim mi Hayatım? Bu devirde "meşhur avukat" olmak için, meşhur müvekkilin olmalı, öyle değil mi?" diye sordu, sonra da sorusunun yanıtını almadan;
"- Seni de ben meşhur edeceğim Canım, ne de olsa tanıdığın en meşhur kişi benim" diye esprili şekilde devam etti.
Erdem Bey fena halde bozulmuştu eşinin son esprisine.
Belli etmemeye çalışmışsa da, suratının aldığı şekil bunu apaçık yansıtmıştı.
"Bir gün ben de meşhur olacağım ve "Sen" de mahcup olacaksın Sevgili Eşim. "Sen" de." diye manidar bir şekilde başını salladı.
****
Erdem Bey, cep telefonunun acı acı çalan alarmı ile zoraki uyandı.
Nefret ediyordu cep telefonunun alarm sesinden.
Uyku öylesine tatlıydı ki.
Telefona baktı ve istem dışı olarak "ertele" tuşuna bastı.
Beş dakika daha uyumak için hep öyle yapardı, ama, beş dakika kendisine beş saniye kadar kısa gelirdi.
Yine öyle olmuş ve telefonun alarmı yeniden çalmaya başlamıştı.
"Kalkmam gerek, evet kalkmalıyım, köprüyü saat yediden evvel geçmeliyim" diye kendini şartlandırmaya başlamıştı.
Oysa saat sabahın henüz beşiydi.
Erdem Bey İstanbul'un Anadolu Yakasında oturuyordu ve her sabah saat kaç olursa olsun, banyo yapmadan ve tıraş olmadan evden çıkmazdı.
Ayrıca her gün -beş on dakika da olsa- evde kendince kültür-fizik yapardı.
Tüm bunlar için geçecek zaman yaklaşık bir saati geçerdi.
Bu yüzden de iki saat evvelinden kalkmayı alışkanlık edinmişti.
Uyumakta olan eşini uyandırmamaya özen göstererek ve ayaklarının ucuna basarak banyoya geçmiş, kısa bir süre sonra da çıkmıştı.
Erdem Bey titiz bir insandı.
Kılık ve kıyafetine çok önem verir "avukatlık" mesleğine yaraşır şekilde giyinmeye özen gösterirdi. Kravatsız şekilde değil duruşmaya, Adliyeye bile girmezdi. Gömlek ve kravatının takımına uyumlu olmasına özellikle dikkat ederdi.
Gardırobundaki ütülü gömleklere tek tek bakmış, hiçbirisini giymek istediği takıma uyumlu bulmamıştı.
Uyumlu olacak gömlek ise ütüsüzdü.
Erdem Bey hiç üşenmezdi bu gibi durumlarda. Yine üşenmemiş ve ütü masasını açarak sabahın kör karanlığında gömlek ütülemeye başlamıştı.
Bu sırada sabah ezanı da okunmaya başlamıştı.
Erdem Bey kısa bir süre içinde giyinmiş ve akşamdan hazırladığı çantasını alarak evden çıkmıştı.
İkinci elden aldığı arabasını çalıştırdığında ortalık alacakaranlıktı henüz.
Aracını yavaş yavaş hareket ettirirken düşünüyor ve; "sözde Avukatım ama şu hâlime bak, gece bekçisinden farkım yok" diye, için için hayıflanıyordu.
Birden aklına "ünlü" olmak gelmişti.
"Her ünlü kişi anasının karnından ünlü olarak mı doğuyor sanki" diye düşündü ve bu düşüncesine hak vermek için de "ünlü olmanın da bir bedeli var elbet" diyerek, katlanmakta olduğu bu durumu "ünlü olmanın" bedeli olarak görmeye başlamıştı.
"Ünlü" olduğu zaman bu gibi zorlukları yaşamayacağını biliyordu.
O günlerin yakın olduğuna inanarak, gaz pedalına biraz daha fazla yüklenmeye başlamıştı.
****
Erdem Bey Adliyeye geldiğinde ortalık henüz aydınlanmamıştı. Aracını park edeceği o kadar çok yer vardı ki. Alternatifi çok olunca, birkaç kez yer değiştirmiş ve sonunda en uygun olan yere park etmişti.
"Erken gelmenin de bu avantajı var" diye basit bir mutluluk nedeni bulmuştu kendisine. Sonra da; "iki saat erken gelip uykumdan fedakârlık yaptıysam da, otoparka vereceğim para bana kâr kaldı" diye acı acı gülümsemişti.
Adliye henüz açılmamıştı.
İşin kötüsü Adliye yanındaki kafeterya da açılmamıştı.
Oysa canı sıcak bir çorba ve sonra da çay içmeyi o kadar çok istiyordu ki.
Saatine bakmış ve "en iyisi bir saat arabada kestireyim" diye düşünmüştü.
Hava soğuk ve yağmurluydu. Aracını çalışır durumda bırakmak istemiş ama, yaklaşık bir saat çalışacak aracın sarf edeceği benzini düşünerek vazgeçmiş ve aracını stop ettirmişti.
Üşümemek için paltosunu, vücuduna sıkıca sarmıştı.
Cep telefonunun alarmını bir saat sonraya kurmuştu. Koltuğunu arkaya doğru yaslamış, ayaklarını pedalların olduğu boşluğa uzatmış ve başını koltuğa yaslamıştı.
Aracın teybinde çalmakta olan müziğin sesini kısıp, gözlerini kapatmıştı.
Yağmur şiddetini artırmıştı.
****
Erdem Bey aracının hafifçe sarsılmasıyla uyandı.
Şaşkınlık içinde sarsıntının nedenini anlamaya ve buğulanan camları elleriyle silerek dışarısını görmeye çalışıyordu.
Ancak aracın camları tamamen buğulanmış olduğundan, dışarısını göremiyordu.
Fazla zaman kaybetmeden koltuğunu dik duruma getirdi ve hemen araçtan çıktı.
Karşısında esmer tenli oniki ilâ, onüç yaşlarında bir çocuk, önünde seyyar bir el arabası olduğu halde, korku dolu gözlerle kendisine bakıyordu. El arabasının üzerinde çöp bidonlarından toplandığı belli olan kâğıtlar, şişeler, plastik ve metal eşyalar vardı.
Erdem Bey yine bir şey anlayamamıştı. Ancak aracının önünde kırık cam parçalarını görünce sarsıntının nedenini anlamıştı.
Çöp toplayan çocuk, seyyar arabasıyla Erdem Bey'in aracına çarpmış ve sağ farını kırmıştı.
Bir süre çocuğa baktı, sonra da;
" - Ne yaptın aslanım sen?" diye kızgınlıkla bağırdı.
Çocuk, yağmur altında korku ve mahcubiyet içinde tek kelime dahi etmeden kendisine bakıyordu.
Erdem Bey aracın kırılan farına bir daha baktı ve farın kullanılamaz duruma geldiğini gördü.
Çok kızmıştı.
Ama nedense karşısında put gibi duran çocuğa fazla bir tepki gösterememiş, hatta acımaya başlamıştı.
Erdem Bey duygusal bir insandı ve çocukları da çok severdi.
"- Biraz dikkatli olsana be koçum, bak şu yaptığına" diye çocuğa sitemli bir şekilde söylendi.
Çocuk yine yanıt vermemişti.
Erdem Bey, çocuğun korktuğunu anlamıştı, fazla üstüne gitmek istemedi.
"- Hadi al arabanı da git buradan, biraz da dikkatli ol" dedi.
Tam bu esnada çocuk birden elini cebine attı ve cebinden biri beş, diğeri on liralık buruşuk kâğıt paraları çıkarıp Erdem Bey'e doğru uzattı;
"- Abey, istersen bu paraları al" dedi.
İşte o an!!!
Erdem Bey'in eriyip bittiği an olmuştu.
Gözleri dolmuştu.
Yağmur olmasa gözyaşları açıkça görülecekti.
Gözyaşları yağmura karışmıştı.
Güç belâ;
"- Hadi git be koçum" diyebildi.
Çocuk el arabasıyla uzaklaşırken, Erdem Bey arkasından bakıyordu.
Yağmur çisil çisil yağmaya devam ediyordu.
****
Bu esnada kafeterya da açılmıştı.
Erdem Bey çantasını almış ve aracını kilitleyerek kafeteryaya dalmıştı.
İlk müşteri kendisi olmuştu.
Üşümüş olduğundan kalorifer peteğine en yakın masaya oturmuştu.
O gün duruşması yapılacak olan dava dosyalarını incelerken, önce sıcak bir çorba, ardından da dört beş bardak çay içmiş ve kendine gelmişti.
Sonra da, günün henüz ilk saatlerinde yaşadıklarını düşünmeye başlamıştı.
Rüya mı görmüştü yoksa...
Yaşam herkes için ne kadar zordu. Henüz oyun çağındaki bir küçük çocuk, şimdiden yaşam mücadelesi veriyordu. Kim bilebilirdi, bu çocuğun günün birinde zengin ve ünlü biri olmayacağını. Zengin ve ünlü olmak; belki de çöp bidonlarından çöp toplamaktan geçiyordu. Örnekleri yok muydu bunun? Bir sürü vardı. Bir çobanın bile ne kadar önemli görevlere gelebildiğini Erdem Bey çok iyi biliyordu. Kendisi tüm bunlara göre daha avantajlı konumdaydı.
Kafası karmakarışık olmuştu.
Sonra aklına kırılan farı geldi.
Otopark ücreti ödemeyip dört lira kâr etmiş olmasına karşın, farının kırılması nedeniyle yaklaşık üçyüz liralık zarar etmişti.
"Kısa günün kârı" diye acı acı tebessüm ederken, saat dokuza yaklaşmıştı.
Kafeteryadan ayrılıp, hemen yakında olan Adliyeye doğru yürümeye başladı.
****
Erdem Bey Baro Odasındaki görevliden bir cüppe istedi.
Vestiyerin verdiği cüppeyi beğenmeyip "daha yeni ve yakası dik" bir cüppe vermesini söyledi.
Cüppesini giyip tam Baro Odasından ayrılıyordu ki; duruşmanın yapılacağı Mahkeme salonunun kaçıncı katta olduğunu bilmediği aklına gelmişti.
"- Dördüncü Aile Mahkemesi kaçıncı katta?" diye sordu vestiyere.
"- Dördüncü Aile Mahkemesi, yeni yapılan Adliye Binasında Avukat Bey" dedi Vestiyer.
Vestiyerin, soruyu yanlış anlamış olabileceğini düşünerek;
"- Aile Mahkemeleri bu binada değil mi?" diye, bu defa değişik şekilde sordu.
"- Evet Avukat Bey. Bir, iki ve üçüncü Aile Mahkemeleri bu binada, ama, dördüncü ve beşinci Aile Mahkemeleri yeni yapılan binada" diye ayrıntılı şekilde açıkladı Vestiyer.
Erdem Bey küfür etmeyi sevmediği halde, dayanamayıp okkalı bir küfür savurdu bu yanıt üzerine.
Bir taraftan cüppeyi çıkartıp iade ederken, diğer taraftan bu duruma sebep olanlara lânetler yağdırıyordu.
Koskoca İstanbul'da yaşanan bu rezalete hiçbir haklı neden bulamıyordu. "Amipler bile bu kadar çok bölünmemiş ve parçalanmamıştır.Hukuk Fakültesini bitirmek yetmiyor İstanbul'da, bir de Adliyelerin ve Mahkemelerin nerede olduklarını öğreten fakülteler gerekli" diyordu sinirli sinirli.
Hırsından kuduracak bir hâlde Adliyeden çıkarken, birkaç kişiye çarpmak zorunda kalmıştı.
Yeni yapılan Adliye binası, bulunduğu yere bir hayli uzaktı. Bu yüzden yürüyerek gitmesi olanaksızdı.
Ancak, duruşma saati de yaklaşmıştı. Bu kadar eziyetten sonra duruşmayı kaçırmak istemiyordu.
Aracıyla gitse otopark sorunu yaşayacağını düşünmüş ve taksi ile gitmeye karar vermişti.
Şansına boş bir taksi bulmuştu.
O saatlerde boş taksi bulmak dahi büyük şanstı.
****
Erdem Bey taksiden apar topar inip, koşarak Adliyeye girmişti. Baro odasına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Önceden çıkardığı paltosunu Baro görevlisine fırlatırcasına vermiş, cüppeyi de kaparcasına almıştı.
Duruşma saatine birkaç dakika kalmıştı.
Duruşma salonunun önüne geldiğinde kalbi yorgunluktan ve stresten küt küt atıyordu.
Salonun önü kalabalık olmasına karşın, duruşmalar henüz başlamamıştı bile.
Erdem Bey rahat bir nefes alırken, mübaşir duruşma listesini asıyordu.
Kalabalık arasından listeye şöyle bir göz attı ve gözlerine inanamadı. Zira aynı saate yaklaşık 30 dosya konmuştu ve Erdem Beyin duruşması sonlardaydı.
"- Hay lânet olsun, böyle şey olmaz" dedi yüksek sesle.
Tüm yapmış olduğu plânlar alt üst olmuştu.
Yakın ilçedeki Adliyede de başka bir duruşması vardı ve oraya yetişmesi bu şartlarda olanaksızdı.
"En iyisi bekletme dilekçesi yazayım" diyerek Baro Odasına doğru hareket etti.
Baro Odasına yaklaşmıştı ki, Baro Odasından çıkan avukat arkadaşı İlhan'la karşılaştı.
Uzun süredir görmemişti bu arkadaşını.
Fakülte arkadaşıydı İlhan. Aykırı bir kişiliği vardı. Farklı bir yaşam biçimi edinmişti kendisine. Saç şeklinden ve giyiminden de bu özelliği kolaylıkla görülebilirdi.
Belli ki, Avukatlıktan sonra da aynı tarzda yaşamaya devam ediyordu. Zira; kot pantolon ve balıkçı yaka kalın bir kazaktan oluşan kıyafetinin üstüne cüppe giymişti. Saçlarını topuz yapmış ve arkadan bağlamıştı. Birkaç gündür sakal tıraşı olmadığı da belliydi.
Erdem Bey "arkadaşlığın" verdiği samimiyetle;
"- Bu ne hâl be Dostum???"diye sormaktan kendini alamadı.
"- Ne varmış hâlimde?" diye soruyla karşılık verdi arkadaşı.
"- Şu kılık kıyafetin bir avukata yakışıyor mu? Kot pantolonuyla duruşmaya girilir mi? İnsan tıraş olmaz mı? Sen bu hâlinle mesleğini küçük düşürmüyor musun?" şeklindeki soruları ardı ardına sordu Erdem Bey.
"- Ne varmış kılık kıyafetimde, hem sen bu kafayı değiştir artık Sevgili Dostum, insanları kılık kıyafetleriyle değerlendirmekten vazgeç artık" diye karşılık verdi arkadaşı İlhan.
Erdem Bey arkadaşının kendisini ve sorusunu anlamadığını görmüş ve;
"- İyi o zaman, yazında şortla gelirsin Adliyeye" demiş ve konuyu değiştirmişti.
Erdem Bey yaklaşık iki saat sonra Aile Mahkemesindeki davasına girmiş ve dava lehine sonuçlanmıştı.
Doğrusu bu, onca çektiklerine değmiş ve keyfi yerine gelmişti.
Hiç zaman kaybetmeden önüne çıkan ilk taksiye atlamış ve öteki duruşmasına yetişmek üzere yeniden yollara koyulmuştu.
Duruşma saatinin geçtiğini bilmesine karşın, bekletme dilekçesi göndermiş olmasına ve meslektaşının kendisini nasıl olsa bekleyeceğine olan inancı ile fazla telaş göstermiyordu. Buna rağmen, mevcut belirsizlik, kendisini az da olsa strese sokuyordu.
Bu gibi durumlarda sıkça aksilikler yaşamıştı.
Genellikle saatlerce duruşma sırası beklediği halde, nadiren geç kaldığı çok az sayıdaki duruşmalarını kaçırmıştı.
Erdem Bey yine koşarcasına Baro Odasına dalmış, alelacele kaptığı cüppesini merdivenlerde giymeye başlamış ve nefes nefese duruşma salonuna geldiğinde ise, bomboş bir salonla karşılaşmıştı.
Tüm duruşmalar yapılıp bitmişti.
İçinden bir küfür daha savurup Mahkeme Kalemine doğru yürüdü.
Kalemdeki bayan memureye dosyasını sordu.
Bayan memure hemen anımsadı ve;
"- Bekletme göndermiştiniz değil mi?" diye sordu, Erdem Bey' de;
"- Evet o dosya, ne oldu? Neden beklemedi Yargıç?" diye sordu.
"- Karşı taraf avukatının başka Adliyede duruşması varmış, beklemek istemedi, bizim Yargıç da faks ile gelen mazeretleri kabul etmediğinden, dosyayı işlemden kaldırdı" dedi bayan memure.
"Aksilikler gelince üst üste gelirmiş zaten" dedi kendi kendine Erdem Bey.
Sonra da Adliyeden yavaş adımlarla çıkarken; "ne olacak biz avukatların bu durumu? Adliyeye gitmek bile büyük sorun bu şehirde. Yatsan da olmuyor, sabahın kör saatlerinde kalksan da olmuyor." diye isyan etmeye başlamıştı ki, bir yerde okuduğu; "şartları değiştiremiyorsan, sen şartlara uyacaksın" sözü aklına geldi. "Bu şehirde onbine yakın avukat da aynı şartlarda çalışıyor, o halde şikayet etmemin bana hiçbir yararı yok. En iyisi mevcut şartlar içinde başarılı olmanın yollarını bulmalıyım" diye düşünmeye devam etti.
****
Erdem Bey otomobilini ilk gittiği Adliye Yakınlarında unuttuğunu fark etmişti, ama çok geç kalmıştı.
Zira; içinde bulunduğu Deniz Otobüsü, Marmara'nın mavi sularını yararak, süratle Anadolu Yakasına yaklaşıyordu.
*******
Erdem Bey ve eşi o akşam davet edildiği bir hemşerisinin düğününe katılmaya hazırlanıyordu.
Her ikisi de en yeni ve en şık elbiselerini giymişlerdi.
Erdem Bey bu tür davetlere katılmaya önem verirdi. Zira; sosyal çevresini genişletmek için bu tür davetlere katılmak gerektiğine inanırdı.
Üstelik de, düğün sahipleri oldukça zengin ve hatırı sayılır kişilerdi.
Bu kişilerin avukatlığını almayı da çok istiyordu.
Düğün, İstanbul'un beş yıldızlı otellerinden birinin balo salonunda yapılıyordu.
Erdem Bey ve eşi belirlenen saatten on ya da onbeş dakika önce gelmişti balo salonuna.
Çok şık ve markalı giysiler içindeki düğün sahipleri, kendilerini kapıda samimi olarak karşılamışlardı.
Sonra da salon görevlileri ellerindeki listeye bakarak oturacakları masayı göstermişlerdi.
Masada "Av. Erdem Bey" isminin yazılı olması, Erdem Bey'i oldukça gururlandırmıştı. Özellikle yanındaki eşine "kendisine değer verildiğini" göstermek ister gibiydi.
Her ne kadar kendilerine ayrılan masa, salonun oldukça kenarında sayılacak bir yerde olsa da, Erdem Bey bunu fazla sorun etmemişti. Zira düğüne katılımın çok fazla olacağını tahmin ediyordu.
Hemşerisi olan üst düzey bürokratlar ve zengin olarak bilinen kişiler birer birer gelmeye başlamıştı.
Gelenler büyük itibar görüyordu.
Erdem Bey gelenleri bir bir tanımaya çalışırken, birden salondakilerin tüm dikkatleri gelen çifte yönelmişti.
Kendisi de merak etmişti.
Kimdi aşırı ilgi çeken bu çift?
Merakla kapıdan girenlere bakıyordu.
Gelen Erdem Bey'in Ali adındaki ilkokul arkadaşıydı.
Ali Bey okumamış ticarete atılmış ve çok zengin olmuştu.
Kendisine herkes "Ali Ağa" diye hitap ediyordu.
Ali Ağa ve eşi en ön masalardan birine yerleştirilmişti.
Geceye katılan üst düzey bürokratlardan bazıları bile, masasından kalkıp Ali Ağa'ya "hoş geldin" demeye gidiyordu.
Erdem Bey ilkokul arkadaşına olan "aşırı ilgi" ile, kendisine gösterilen "ilgisizliği" kıyaslamaya başlamıştı.
İlkokulda kendisi sınıfın en çalışkan bir öğrencisi iken; Ali, sınıfını her sene zar zor geçen biriydi. Pek çok sınavda Ali'ye yardımcı olmuştu.
Aradan geçen yıllarda Erdem Bey okumuş ve "avukat" olmuştu. Arkadaşı ise ticarete atılmış ve sayılı zenginler arasına girmişti.
Toplumun "okuyanla" "zengin olana" verdiği değer farkını, burada çok açık görmüştü.
Erdem Bey bu duruma aldırmamış görünmeye çalışmışsa da, kıskanmıştı çocukluk arkadaşını.
Arkadaşının masasına gidip "hoş geldin" demeyi ve "hâl hatır sormayı" düşünmüştü ama, gururu buna engel olmuş ve "O benim masama gelmeli" diyerek, bu düşüncesinden vazgeçmişti.
Erdem Bey'in bulunduğu masada tanımadığı başka davetliler de vardı. Ama neticede hepsinin hemşerisi olma olasılığı kuvvetliydi. Bu nedenle birer birer tanışmaya başladı. Hatta bazılarının uzun yıllar göremediği eski dostları olduğunu öğrenmişti. Çoğu "iş adamıydı" ve Erdem Bey hepsine ayrı ayrı kartvizitini vermişti.
Bu arada Erdem Bey'i tanıyan birkaç hemşerisi de masasına kadar gelip hâl hatır sormuştu. Bu düğün çok iyi olmuştu sosyal çevresini genişletmesi için.
Eşinden izin alarak masaları dolaşmaya başlamıştı.
Hemen her masada bir tanıdığı vardı. Tanıdıkları kendisini ayakta karşılıyor ve o masadaki tanımadığı diğer kişilere "hemşerimiz Avukat Erdem Bey" diye takdim ediyorlardı.
Erdem Bey çok keyif almıştı bu durumdan.
Bu arada uğradığı bazı masalarda kendisine içki ikram ediliyor ve Erdem Bey de bunları geri çevirmiyordu.
Yeniden masasına dönmüş ve eşinin kulağına;
"- Hayatım iyi ki katıldık, bir sürü yeni insanla tanıştım" demişti.
Bu arada sahnedeki sanatçı Erdem Bey'in ve hemşerilerinin yöresine ait türkü ve oyun havalarına başlamıştı.
Erdem Bey almış olduğu alkolün de etkisiyle;
"- Hadi kalk oynayalım" diyerek; eşinin elinden tutmuş ve sahneye doğru götürmüştü.
Erdem Bey coşmuştu.
Sahnede bütün hünerini gösteriyordu.
Eşi de şaşırmıştı O'nun bu yöndeki yeteneğine. Zira bunca zaman katıldıkları yemek olsun, düğün olsun, nişan olsun; eşinin oynadığına hiç tanık olmamıştı.
Hatta birkaç kez kendisi Erdem Bey'i oynamaya davet ettiği halde, Erdem Bey;
"- Ben koskoca bir avukatım, oynamak bana yakışmaz" demişti.
Oysa şimdi usta bir folklorcu gibi oynuyordu Erdem Bey.
Tam bu sırada arkadaşı Ali Ağa'nın da, sanatçının söylemekte olduğu yöresel türküye dayanamayıp oynamaya geldiğini görmüştü Erdem Bey.
Birden her şeyi unuttu ve arkadaşı Ali'ye doğru yöneldi;
"- Vaaaaay Ali arkadaşım, na'ber yahu?" diye hararetli bir şekilde sarıldı.
"- Ooooo, Erdem gardaş, sen ha." diye aynı samimiyetle Ali de O'na sarılmıştı.
Müziğin gürültüsünden fazla konuşamadan bir süre karşılıklı oynadılar.
Sonra birlikte sahneden uzak bir köşeye giderek samimi bir sohbete koyuldular.
Karşılıklı hâl hatırdan sonra Ali, Erdem Bey'e dönerek;
"- İşlerin nasıl gardaş?"diye sordu.
Erdem Bey bu gibi durumlarda burnundan kıl aldırtmazdı.
"- Çok yoğunum Aliciğim be. birkaç şirketin danışmanlığını yapıyorum, ayrıca sürekli işi olan birkaç müvekkilim var. Eh işte idare ediyoruz" dedi.
Erdem Bey bu samimi ortamdan sonra, arkadaşı Ali'nin avukatlığını kaptığını sanıyordu. Arkadaşı Ali ise;
"- Yav Gardaş, seninle çalışmayı çok isterdim fakat." diye devam ederken, Erdem Bey arkadaşının bu "fakat" diye başlayan kelimesinin devamından, olumsuzluk geleceğini anlamıştı. Ali Ağa devam etti;
"- Bizim şirketler bünyesinde çalışan üç dört avukat var. Gardaş istersen seni de şirkete alalım" dedi.
Bu söz Erdem Bey'in gücüne gitmişti.
Arkadaşı kendisini "eleman alır gibi" almak istiyordu.
Erdem Bey gururundan ve onurundan asla taviz vermezdi.
"- Eksik olma Ali Kardeş, ama, benim işim başımdan aşkın zaten" deyivermişti.
****
Düğün dönüşü eve dönerken saat gecenin ikisini bulmuştu.
Erdem Bey bir taraftan yeni insanlar tanımanın keyfini yaşarken, diğer taraftan arkadaşı Ali'nin davranışına üzülmüştü. Ayrıca toplumun "paralı" insana nasıl değer verdiğini bu gece çok iyi anlamıştı.
Ama dert etmiyordu ve;
"- Benim de gönlüm zengin" diyordu.
****
Erdem Bey çevre yolu yerine, sahil yolundan gitmeyi ve eşiyle birlikte İstanbul'un doyumsuz manzarası eşliğinde romantik bir yolculuk yapmayı istemişti.
Ancak sahil yoluna girdiğine ve gireceğine pişman olmuştu.
Manzara gerçekten müthişti. Ancak gecenin ikisinde bile yoğun bir trafik vardı.
Herkes eğlenceden dönüyor olmalıydı.
****
Erdem Bey o sabah duruşma sırasını beklerken oldukça heyecanlıydı.
Kendince önemli bir dava olarak görüyordu duruşmasına gireceği davayı.
Baro Odasında bekleyemediği gibi, koridorlardaki sıralarda da oturamıyor, sürekli elinde çantası ile bir sağa, bir sola volta atar gibi gidip geliyordu.
" Her duruşma ayrı bir stres" diye düşünüyor ve ardından da "bir gün duruşma stresinden Mahkeme koridorlarında yığılıp kalacağım" diye endişe ediyordu.
Benzer olaylar da sıkça yaşanmıştı. Bazı avukatların duruşma sırası beklerken kalp krizinden vefat ettiğini çok iyi biliyordu.
Yanında staj yaptığı avukat üstadının "avukatın emeklisi olmaz, avukat mezarda emekli olur" sözünü anımsamış ve hak vermişti kendisine. Bu meslekte yaşanan streslerin, avukatların çoğunu genç yaşlarda kalp hastası yapabileceğine ve kalpten vefat etmelerine neden olabileceğini düşünüyordu.
Bu endişeli düşünceler dahi heyecanını yatıştırmamıştı.
Davanın kaybından uğrayacağı maddi zarardan çok; eşinin yakını olan bu müvekkiline nasıl anlatacağını düşünüyordu.
Zaten cahil bir adamdı müvekkili.
Üstelik de davanın kaybedilmesi tüm sosyal çevresinde çabucak duyulacak ve kendisi için çok kötü bir reklâm olacaktı.
Yani bu davanın manevi yönü daha önemliydi.
Her şeyden önemlisi de "Eşine" karşı mahcup olacaktı.
****
Erdem Bey'in korktuğu başına gelmiş ve dava aleyhine sonuçlanmıştı.
Sıkıntısı ve stresi daha da artmıştı.
Nasıl anlatacaktı şimdi bu durumu müvekkiline?
Oldukça sinirli bir şekilde bürosuna gelmiş ve sekreterinden "arayan olup olmadığını" bile sormadan "şekersiz bir kahve getirmesini" söyleyerek, odasına dalmıştı.
Burnundan soluyordu.
Sekreter kahveyi henüz getirmemişti ki, dâhili hattan Mehmet Bey'in hatta olduğunu söylemişti.
Mehmet Bey; davasını kaybettiği müvekkiliydi.
Ne cevap verecekti şimdi?
Hazırlıksız yakalanmıştı.
Zaman kazanması gerekiyordu. Sekreterine, panik içerisinde;
"- Henüz gelmedi de, duruşmada de." diyerek, "telefonu bağlamamasını" söyledi.
Erdem Bey mümkün olduğu şartlarda arayanlara kendisini "yok" dedirtmez ve böyle yapan bazı Meslektaşlarını da şiddetle eleştirirdi.
Ama şimdi, kendisini telefona çıkacak ve cevap verecek güçte görmüyordu.
Sonra koltuğuna gömülüp düşünmeye başlamıştı.
Nasıl anlatacaktı bu durumu müvekkiline?
Gerçeği anlatmak istiyordu ama, müvekkili davayı kazanacağından o kadar emindi ki. Hatta bir keresine Erdem Bey'e "aslında bu davada avukata bile gerek yok ama, Valla, sen de sebeplen bu işten diye davayı sana verdim" demişti.
Böyle düşünen birine "davayı kaybettiğini" nasıl anlatabilirdi?
Sıkıntı ve stresten kalbi fırlayacak gibi oluyordu.
Sonra birden yine yanında staj yaptığı avukat üstadının "avukatlık, her şartlarda çözüm üretme sanatıdır" sözü aklına geldi.
Evet bu mesleği icra ediyorsa her şartta çözüm üretmeliydi.
Ama çözüm neydi???
Bir türlü bulamıyordu.
Sonra bir arkadaşının yarı şaka yarı ciddi "avukat dava kaybetmez, temyiz hakkı kazandırır" sözü aklına gelmişti.
Evet, şimdilik çözümü bulmuştu galiba.
Tam ne cevap vereceğini tasarlıyordu ki, sekreteri dâhili hattan üzgün bir tonla;
"- Mehmet Bey yine arıyor, bağlayayım mı?" diye soruyordu.
Erdem Bey tüm cesaretin topladı ve;
"- Bağla" dedi.
Telefonun öteki ucundaki Mehmet Bey kendinden son derece emin bir tavırla;
"- İyi günler Sayın Avukatım. Hayırlı haberi almak için aramıştım" dedi.
"- Mehmet Abi, hayırlı haber biraz gecikecek" dedi Erdem Bey. Eşinin akrabası olması nedeniyle "Abi" diye hitap ederdi kendisine. Mehmet Bey'in biraz keyfi kaçmıştı ve;
"- Hayırdır avukatım" diye sordu.
"- Mehmet Abi, dosyayı bir üst mahkemeye gönderiyoruz, yani temyiz hakkı kazandık" dedi Erdem Bey. Dedi ama, kıpkırmızı olduğunu hissediyordu.
Mehmet Bey pek anlamamıştı ama, "kazandık" sözü kendisini rahatlatmıştı.
"- Yani bizim dava şimdi daha üst mahkemede mi görülecek?" diye yeniden sordu.
"- Evet Abi, daha üst mahkemede görülecek, Ankara'da, Yargıtay'da" diye pekiştirdi Erdem Bey.
Mehmet Bey'in çok hoşuna gitmişti bu durum.
Tüm yaşamında Ankara'yı önemserdi. En önemli kişiler Ankara'da değil miydi?
Demek ki, kendi davası da Ankara'da görülecekti ha.
"- Güzeeeel" dedi.
Erdem Bey tehlikeyi -şimdilik- atlattığını anlamış ve fırsatı değerlendirmek istemişti;
"- Ama Abi, dosyanın Ankara'ya gitmesi için masraf gerekiyor biliyorsun" dedi yarım ağız.
"- Elbette avukatım, lafımı mı olur? Ne kadar istiyorsan, yarın gönderirim" demişti Mehmet Bey.
****
Erdem Bey telefonu kapatırken, gözlerini de kapatmıştı.
Düşünüyordu.
(Bu hikaye devam edecektir)
SARI HUKUK BÜROSU'nun sayfasından alıntıdır...
-
Yazan: 03 - 01 - 2008 : 23.46 - deniz02
AB’ye uyum çerçevesinde hazırlanan 651 maddelik uyum yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’nun gündemine geliyor.
Yeni yasalarla çocuğunu okula göndermeyenlere, yanlış adres bildirenlerle, sahte doktor, ebe ve sünnetçilere yeni cezalar gelecek.
651 maddeden oluşan tasarı 170 kanunda değişiklik öngörüyor.
SAHTE DOKTOR , EBE VE SÜNNNETÇİLERE CEZA
Tasarıya göre sahte doktor ve diş hekimlerine 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 1000 güne kadar adli para cezası verilecek.
Ruhsatsız ve izinsiz sünnetçilik yapanları da 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası bekliyor.
Diplomasız ebelik yapanlar da 250 YTL ,yetkisi olmadığı halde hemşirelik yapanlar ise 100 YTL para cezasına çarptırılacak.
ÇOCUĞUNU OKULA GÖNDERMEYENE PARA CEZASI
Tasarıya göre yapılan tebliğe rağmen çocuğunu okula göndermeyenlere her gün için 10 ytl idari para cezası verilecek.
ÖĞLE TATİLİ YAPTIRMAYAN İŞVERENE 100 YTL CEZA
İşçilerine öğle tatili yaptırmayan işverene ise 100 YTL para cezası uygulanacak. Ayrıca yanlış adres bildirenler 1 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilecek.
ŞİŞ VE SATIR GİBİ KESİCİ ALETLERE DE YASAK GELİYOR
Şiş ve satır gibi kesici aletleri saldırı amaçlı taşımak yasak olacak. Spor karşılaşmalarının yapıldığı alanlara her türlü silah, kesici alet, sis veya ses bombası sokanlar 3 aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına çarptırılacak.
HOROZ DÖVÜŞÜ DE YASAKLANIYOR
Hayvanları dövüştürenlere 1500 YTL ceza verilecek. Yasal olarak çoğaltılmış bandrollü eserlerin yol, meydan, kaldırım gibi yerlerde satışı da yasak olacak.
ORMAN YAKAN ÖRGÜT ÜYELERİNE MÜEBBET HAPİS
Orman yangınına yol açanlara 7 yıla kadar ,kasten orman yakanlara ise 10 yıldan az olmamak üzere hapis cezası uygulanacak.
NTV
-
Yazan: 03 - 01 - 2008 : 21.26 - Jilet
Kurtarıcının adı Toryum
Özdemir İNCE
Mevki Hisarüstü'nde bir evin bahçesi. Bahçede yeni evlenmiş bir çiftle tanıştırılmak üzere çağırılmış yüz kadar davetli. Bu yüz davetliden hiç tanışmadığım altısıyla bir masada oturuyoruz. Tanışmayan insanlar nelerden söz eder? Siyasetten.
‘‘Ne olacak memleketin hali’’ sayfası açılınca alıyorum sazı elime: Eski devrimcilerden birinin ‘‘Elektrik eşit uygarlık’’ özdeyişine kendi özdeyişimi ekliyorum: ‘‘Ucuz elektrik eşit sınaî kalkınma’’ diyorum. Ama ne mümkün! Baraj yapıyorsun astarı yüzünden pahalıya çıkıyor. Bu arada çevreciler ve ‘‘harabeseverler’’ ayaklanıyor. Memlekette kömür, linyit bol diye düşünüp termik santral kuruyorsun. Gene çevreciler ve doğaseverler karşı çıkıyor. Elbette Yatağan örneğinde olduğu gibi haklı oldukları noktalar var. 20-25 yıldır Silifke kıyılarına bir nükleer santral kuramıyorsun. Gene çevreciler, nükleer atık karşıtları ve kendi elektriklerini yüzlerce nükleer santralde üreten sanayileşmiş ülkeler karşı çıkıyorlar. Şimdilerde her derde deva görünen, dışarıya bağımlı olduğumuz doğal gaz da pahalı ve günün birinde bitecek. Kala kala bir rüzgár kalıyor. İyi de ya rüzgár esmezse ne olacak? Ben bu soruyu sorunca, masada, sağ yanımda oturan bir hanım ‘‘Kurtarıcının üzerinde oturuyorsunuz ama haberiniz yok!’’ diyor. Ciddi adamım, komiklik olsun diye üzerine oturduğum sandalyenin altına bakmıyorum. Söz konusu hanım, Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü'nden Prof. Engin Arık, aynı zamanda Türkiye Fizik Derneği 2. Başkanı. Kurtarıcının adını söylüyor: Toryum. Evde bir ansiklopedi açıp Toryum maddesini okuyorum: ‘‘Toryum, 1828'de Berzelius tarafından keşfedildi ve radyoaktifliği, 1898'de Marie Curie tarafından ortaya konuldu. Bu element, torit, torianit ve monazit gibi cevherlerin içinde bulunan ve uranyumdan üç kat daha fazla rastlanan metaldir. Doğal toryum, tümü radyoaktif olan izotopların bir karışımından oluşur... Toryum-232, bir kuluçka reaktörle, gelecekte elekronükleer sanayii için önemli bir enerji kaynağı oluşturabilecektir.’’ Ansiklopedinin gelecek sözcüğüyle tanımladığı süreç beş-altı yıl önce başlamış. Zonguldak kömür havzasını bulan Uzun Mehmet'i toplumsal model kabul etmiş dinozorlar kuşağından olduğum için Prof. Engin Arık'ın peşini bırakmadım. Randevu alıp, hiç bilmediğim bir konuda söyleşi yapmak için Boğaziçi Üniversitesi'ndeki laboratuvarına gittim. Bir cahille konuştuğunun farkında olan Bayan Arık da profesörlük yapmadı, profesör gibi konuşmadı.
Kurtarıcı olarak tanımladığınız Toryum'u bir meslektaşınıza anlatır gibi değil, benim ve okurlarımızın anlayacağı gibi anlatır mısınız?
- Toryum, saflaştırıldığında alüminyum, çelik görünümünde bir element. Toprakta toryum oksit halinde bulunuyor. Dünya rezervlerinin yarıdan fazlası Türkiye'de, Batı Anadolu'da bulunuyor. Eskişehir, Sivrihisar, Beypazarı ve Kızılcaören yörelerinde...
Dünyada nerelerde var, rezervler ne kadar?
- Avustralya'da 300 bin ton, Hindistan'da 290 bin ton, Norveç'te 170 bin ton, ABD'de 160 bin ton, Kanada'da 100 bin ton, Güney Afrika'da 35 bin ton, Brezilya'da 16 bin ton. Neredeyse bütün dünyada toplam 1071 bin ton, Türkiye'de 800 bin ton.
STRATEJİK MADDE
Birkaç yıldır bir başka maden, boryum üzerine bir tartışma vardı. Boryum stratejik maddedir, özelleştirilmesin, özellikle de yabancıların eline geçmesin deniliyordu. Toryum için de aynı şeyi söylemek mümkün müdür?
- Bildiğim kadarıyla, toryum'un 21. yüzyılın en stratejik maddesi olması büyük bir olasılık. Eğer 2005 yılına kadar yapılması planlanan yeni tip nükleer enerji santralleri gerçekleşirse, toryum bir numaralı element olacak. Çünkü yeni tip reaktörlerde yakıt olarak kullanılacak. Eğer biz toryum ile elektirik enerjisi üretebilmek olanağına kavuşursak, bu trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağı olacak.
Diyelim ki her şey yolunda gitti, 2005 yılında, haydi diyelim 2010 yılında toryumlu nükleer santraller çalışmaya başladı. Bu nasıl olacak? Yani kömür gibi topraktan çıkartıp, bir çuvala koyup...
- Şu anda planlanan yeni tip reaktörlerin prototipinden söz edecek olursak: Yerin yaklaşık 30 metre altında, kurşun bir hedefin içinde bulunacak toryum. Bu hedefe dışardan, yeryüzünden hızlı protonlar gönderiyorsunuz. Bu protonlar kurşundan nötron üretiyor. Bu nötronlar da gidip toryumla birleşerek enerji üretiyor.
FELAKETE YOL AÇMAZ
Peki toryumun topraktan çıkartılması ve enerji üretimi sırasında bu işlerde çalışan insanlar herhangi bir tehlikeye maruz kalıyor mu?
- Hayır. Bizim rezervlerimiz zaten toryum-232. Yüzde yüz oranda, oksitlenmiş durumda toryum içeriyor. Kurşun hedef dediğimiz şey, içine toryum konulan bir muhafaza, bir kap. Silindirik biçimde, boru biçiminde olabilir. Üzerine hızlı protonlar gönderildiği için ‘‘hedef’’ olarak adlandırılıyor. Bu tip reaktörlerin eskileriyle mukayese edilmesi mümkün değil. Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Radyoaktif kalıntı minimum nisbetinde. Bu da nötronlarla yok edilebiliyor. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.
Uranyum bu kadar belálı bir madde, tehlikeli, radyasyon yayıyor. Oysa toryum da 1828'de bulunmuş, radyoaktif olduğu da 1898'den bu yana biliniyor. Tehlikesiz olduğu halde neden toryum tercih edilmemiş?
- Toryum nedense iyi tanınmıyordu. Cenevre'de CERN (European Center for Nuclear Research-Avrupa Parçacık Fiziği Araştırma Merkezi) laboratuarında araştırma yapan, Nobel almış bir İtalyan fizikçi, Prof. Carlo Rubbia tarafından önerildi, 1993'te. Toryumun, uranyumun yerini alabileceği kanıtlandı. Dokuz yıl öncesine kadar toryumun bu tip bir reaktörde yakıt olarak kullanılabileceği bilinmiyordu.
Yakıt olarak kullanmak için dünyada ne gibi çalışmalar yapılıyor?
- Ön araştırma çalışmaları bitti, projenin fizibilitesi 1998'de tamamlandı. 11 Avrupa ülkesinin Bilimsel Araştırma Bakanları için araştırma panelleri oluşturuldu, bir de bilim adamlarının katıldığı teknik danışma grubu var. Ne yazık ki Türkiye yok buralarda. CERN laboratuarı da 1954 yılından bu yana var. Aralarında Yunanistan'ın da bulunduğu 12 Avrupa ülkesinin kurduğu bir laboratuar... Burada biz maalesef yokuz. Olmak için Türkiye Bilimler Akademisi'yle birlikte yoğun çaba içindeyiz.
Sadece Bilimler Akademisi mi? Devletin, hükümetin bu işe el koyması gerek miyor mu?
- Hepsi bir arada olmalı. CERN'e ve öteki çalışmalara katılan devletler kendi güçleri nisbetinde bütçelere katkıda bulunuyorlar. Ancak bilimsel araştırmalara yapılan yatırımlar bir süre sonra misliyle kendini öder duruma geliyor. Ama Türkiye bu gibi konulara para ayırmadığı için büyük bir bilim adamı eksikliği var.
BİZ DE KATILMALIYIZ
CERN'de neler yapılıyor?
- Ön araştırmalar bitti. Avrupa'nın ilk prototip toryumlu nükleer santrali 2005 yılına kadar tamamlanacak. Ayrıca Japonya ve ABD'de kendi santrallerini yapmaya çalışıyor.
Bunlar santrali bitirdikleri zaman bize satacaklar...
- Araştırmaların içinde olursak biz kendimiz daha iyisini de üretebiliriz. Prototipin geliştirilmesinde mutlaka aralarında bulunmamız gerek. Avrupa prototipi reaktörü 2005 yılında bitirilecek. Bu yeni reaktör, mevcut reaktörlerin sorunlarını da çözümleyecek. Prototip reaktör 2005 yılında tamamlanırsa, seri üretim 2010 yılından önce başlar.
Toryumun yarısı bizdeyken reaktör çalışmalarının neresindeyiz?
- Hızlandırıcı üzerinde çalışan bir tek araştırma grubumuz var Ankara'da. Hızlandırıcı proton ve elektron gibi temel parçacıkların ve atom çekirdeklerinin hızını çoğaltan alet. Tıpta, sanayide, savunma sanayinde de kullanılıyor. Fakat araştırmayla ilgili hızlandırıcı yok.
Türkiye'nin yerin altındaki toryumunu 2015 yılından itibaren kullanabilmesi için ne yapmak lazım?
- Türkiye'de, 2010 yılında hızlandırıcı, deneysel yüksek enerji fiziği ve nükleer fizik konularında 1200 bilim adamının çalışıyor olması gerek. Şu anda sadece 80 kişi var. Önce bilime ve bilim adamına yatırım yapmak lazım.
Bu desteği kim verecek?
- Devlet, hükümet, tabii ki TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi TÜBA. Özel teşebbüsün, sanayi kesiminin de katkıda bulunması gerekir. En önemlisi eleman yetiştirmek. Dünyadaki araştırmalara bilimadamlarımızın katılması.
BİLİMSEL DESTEK LAZIM
Türkiye'de akademik ünvana sahip kaç bilim adamı var bu işin içinde?
- Hızlandırıcı alanında çalışanların sayısı onu bile bulmaz. Sıfır diyebiliriz. Üniversilerin fizik bölümlerinin bu alanda çalışmasını sağlamak, çalışma yapacak olanları yüreklendirmek lazım. Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz. 290 bin tonluk toryum rezervi bulunan Hindistan enerji geleceğini toryumda arıyor.
Peki bizim aklımız erer mi bu işe? Katılmaya kalkışsak bizi aralarına alırlar mı? Bir fizik bölümü mezununun dünya stardartlarında yetişmesi için kaç yıl lazım?
- Bilim adamlarımızı elbette alırlar aralarına. Bu alanda çalışan bilim adamlarımızın zaten bağlantıları var onlarla. Bir mezunun 5 yıl daha çalışması lazım doktora alması için, 7 ile 10 yıl yeter. Ayrıca, başka ülkelerde yaşayan Türk bilim adamları var, onlar davet edilebilir.
Toryum nükleer enerji reaktörleri çalışmaya başladı diyelim. Elimizdeki toryumun ömrü ne?
- Ebediyyen diyebiliriz.
***
Türkiye'nin elektirik üretmek için dışarıdan petrol ve doğal gaz almadığını, ısıtmada kullanılan doğal gazın yerini toryumdan üretilen elektiriğin aldığını düşünelim. Düşünelim, Türkiye'nin başına büyük bir devlet kuşunun konduğunu anlarız. Önümüzdeki 10-15 yıl içinde Türkiye'nin talihi tersine dönebilir. Önü açılabilir.
Devletin, hükümetin, TBMM'nin, TÜSİAD'ın, Sanayi Odalarının toryum gerçeğinden haberi var mı, bilmiyorum. Prof.Dr. Engin Arık, Devlet Planlama Teşkilatı'nın haberi olduğunu söylüyor.
Uranyuma dayalı nükleer enerji üretimine, hidrolik enerji için baraj yapılmasına, termik santrallere karşı çıkan, ancak Türkiye'nin enerji gereksinimi için olumlu öneride bulunamayan çevreci örgütlere, doğaseverlere, sivil toplum örgütlerine ve ‘‘harabeseverler’’e de müjde! Şimdi ellerinde toryum kozu var. Yürüyüş, açlık grevi yapmalarına artık gerek kalmayabilir.
Türkiye önümüzdeki 12 ay içinde mutlaka CERN'e üye olmalı ve toryum Prototip Reaktörünü üreten devletlerin arasında yer almalı. Bu da yetmez, Türkiye, ABD ve Japonya ile ilişki kurup toryum reaktörü alanında çalışma yapan gruplara bilim adamları göndermeli. Bu yılın sonuna kadar Hindistan bu alanda neler yapmış, oradan da birşeyler öğrenmeli.
Ülkemiz adına, bu işi bana haber verdiği için Prof. Engin Arık'a ve bu alanda çalışan birkaç bilim adamımıza teşekkürü borç bilirim.
Ben de sizlere, bütün Türkiye'ye, başımıza konan devlet kuşunun, kurtarıcımız toryumun müjdesini veriyorum.
Büyük bir servetin üzerinde oturuyoruz, küçük bir bilimsel yatırımla toryumla enerji üretme alanının dünya devleri arasına girebiliriz.
Kesinlikle patlama tehlikesi yok. Çernobil benzeri bir felaketin tekrarlanması mümkün değil. Reaktörün fişini çektiğinizde her türlü işlem duruyor. Doğa kirlenmiyor, minimum atıklar da uzun ömürlü değil.
________________________________________
1.
Uçak kazası Türkiye'yi yasa boğdu !
2.
Prof. Dr. Engin Arık (Head of the Experimental High Energy Particle Physics Group)
3.
Prof. Dr. Engin Arık kimdir?
_________________________________________
-
Bu akşam saatlerinde Diyarbakır'da meydana gelen acı olayda yaşamını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yakınlarına ve milletimize başsağlığı, yaralanan vatandaşlarımıza ve askerlerimize acil şifalar diliyorum.
Bombalı saldırıyı henüz kimin ya da hangi örgütün yaptığı netleşmemiş ise de terör örgütü PKK olabileceği üzerinde duruluyormuş. Bu dehşet, vahşi saldırıyı kınıyor, bir kez daha nereden gelirse gelsin, hangi amacı güderse gütsün terörü lanetliyorum...
-
Yazan: 02 - 01 - 2008 : 15.49 - ilkine
Milliyet gazetesi yazarı Nail GÜRELİ'nin yazısından alıntıdır.
İnsanlar yalnız yeni bir yıla değil, doğan her yeni güne başlarken birtakım umutlar, beklentiler içindedir. Ola ki, sizlerin de yeni yılda beklentileriniz, yapmayı tasarladığınız işler, özlediğiniz yaşam parçaları vardır.
Ya yoksa?
İşte o çok kötü!
Bayramda Beyaz'ın Paşakapısı Kadın Tutuklu ve Hükümlüler Evi'nde yaptığı programda, "en çok neyi özlediği" sorusuna bir tutuklunun yanıtı şiir gibiydi:
"Evimde çıplak ayakla halının üzerinde yürümeyi çok özledim."
Ya bir zamanlar gündemde olan, sonra unutulan F tipi cezaevinde tecritte olanlar?
Kocaeli F Tipi Cezaevi'nden gelen bir mektup, geçmiş 7 yılı, verilen sözleri anımsatıyor. Adını saklı tuttuğumuz hükümlü okurumuz, tecrit koşullarının hafifletilmesi için yapılan ölüm orucu direnişinde 122 insanın yaşamını yitirdiğini, direnişin nasıl sonlandığını anlatıyor:
"22 Ocak 2007 tarihinde Adalet Bakanlığı tarafından yapılan 45/1 sayılı genelgenin ardından ölüm orucu direnişine son verdik. Elbet bakanlığın yedi yıl sonra bu itirafı önemliydi. Ve fakat genelgenin yayımlanmasının üzerinden geçen bunca süreye karşın, genelge hükümleri hâlâ uygulanmadı. Genelge hükümleri yerine getirilip var olan tecridi hafifletmek yerine gerek burada gerek diğer F tiplerinde baskılar her gün artırılarak boyutlandı, sürdü."
Mektupta sanki küskün, ince bir sitem de var:
"Birçok demokratik kitle örgütü ve aydın da bundan (genelgeden) sonrasının takipçisi olacağını taahhüt etti." (etmişti)