-
Yazan: 11 - 07 - 2008 : 18.47 - cognis
Organize İlçe
MARDİN'in Kızıltepe İlçesi'nde, Ortaoğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı'nın (OKS) yapıldığı 9 okuldan 8'inde organize şekilde kopya çekildiği belirlendi. 36 öğrenincinin sınav sonuçları açıklanmazken, Valilik olayla ilgili soruşturma başla
-
Sevgili üyemiz "Nikon" un çektiği bu şahane fotoğrafları ben de sizinle paylaşmak istedim...
-
Yazan: 06 - 07 - 2008 : 14.58 - CixGkn
Hayatımda saygı ve sevgi var;
Beklentim olan insanlarda adım yok.
Oyunumuza böyle devam edelim...
-
Yazan: 06 - 07 - 2008 : 07.08 - deniz02
Ordu'da yaşayan 75 yaşındaki Sıtkı Ekşi, yaklaşık 40 yıldır uzattığı, 2 metreye ulaşan bıyıklarıyla dikkat çekiyor.
Ordu'nun Mesudiye ilçesine bağlı Aşağı Gökçe köyünde yaşayan Ekşi, askerlikten sonra bıyık bırakmaya başladığını ve yaklaşık 40 yıldır bıyıklarını kesmediğini söyledi.
Türkiye bıyık yarışmasında daha önce 1 metre 35 santimetre olan bıyığıyla birinci olduğunu anlatan Sıtk
-
Yazan: 05 - 07 - 2008 : 20.52 - HHGme
Ben 28 yaşındayım ve hayatımı hep babamla birlikte çalıştığım işyerine göre çizdim. Ökuduğum okulu bile ona endeksliyerek 2 yıllık üni. okudum. Öyle, böyle geldik bugünlere... Babam sıfırdan geldi şuanki durumumuza ve çok zengin oldu. 30 yıllık bir sürede. Ama annem ben hepbirlikte çalıştık. Şimdi babamın adını bile anmek istemiyorum. Annemi boşamak istedi ve çocuklarına en fazlada bana 1 sene
-
Yazan: 03 - 07 - 2008 : 13.50 - deniz02
Iğdır’ın 7 Kasım Mahallesi’nde oturan ve iki eşinden 3’ü kız 15 çocuk, 102 torun sahibi Abbas Koca 117’nci yaş gününü kutladı.

Nüfus cüzdanındaki kayıtlara göre 01.07.1891 tarihinde dünyaya gelen Koca, bir asırı geride bırakmasına karşın hálá dimdik ayakta. Ailesinin
-
Yazan: 29 - 06 - 2008 : 13.48 - deniz02
Sadece aydınlatmada dikkat edilecek birkaç küçük ayrıntı bile önemli oranlarda elektrik tasarrufu yapılabiliyor.
Örneğin, akkor lamba yerine fluoresan ampul kullanmak Türkiye genelinde ayda 1 milyar 120 milyon kWh’lık bir tasarruf anlamına geliyor.
Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü Ulusal Enerji Tasarrufu Merkezi’nce konutlarda elektrik enerjisinin verimli kullanılma
-
Yazan: 29 - 06 - 2008 : 13.20 - deniz02
Takip ve Danışmanlık Hizmetleri Büro yöneticisi M. S, yaptığı açıklamada, 2 yıl önce dedektiflik bürosunu faaliyete geçirdiklerini ve bugüne kadar çok sayıda iş aldıklarını söyledi.
''Bu işi yaparken TCK kanunlarına aykırı olmamak şartıyla delil topluyoruz. Takip yaptığımız tarafı rahatsız etmeden işimizi yürütüyoruz''
Genellikle eşlerini, sevgililerini ve çocuklarını izlettirmek isteyen
-
Yazan: 20 - 06 - 2008 : 19.06 - nikon
Ay-Yıldızlı ekibimizin Hırvatistan zaferi Dünya basınında yine bomba etkisi yarattı.

Avrupa'nın önemli internet siteleri maçtaki geri dönüşümüze vurgu yaparken en ilginç başlık Soccernet'ten geldi: "Geri dönüşün kralları"
Avrupa'nın diğer önemli medya kuruluşları şu başlıkları kullandı:
Skysports: Penaltılarda Türk lokumu
Corriera
-
Yazan: 16 - 06 - 2008 : 16.42 - deniz02
Cep telefonları ne kadar zararlı, neler dikkat etmeli, neler yapmalı? Gelecekte bizi hangi tehlikeler bekliyor. Prof Dr. Osman Müftüoğlu tüm bu sorulara açıklık getirdi.
Cep telefonlarının çok zararlı olduğunu ve bunun bilimsel araştırmalarla kanıtlandığını belirten Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, özellikle çocuklara cep telefonun 2 kat fazla zarar verdiğini söyledi.
Müftüoğlu, sözlerine şöy
-
Yazan: 10 - 06 - 2008 : 14.48 - deniz02
10 yıl önce cinsiyet değiştiren ve tamamen erkek görünümüne kavuşan Thomas Beatie, dört hafta sonra bir kız çocuğu dünyaya getirecek. "Hamile baba" Thomas Beatie yapay döllenmeyle başka bir erkekten hamile kaldı.[b]
[color=red][URL="http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?ci
-
Yazan: 08 - 06 - 2008 : 09.37 - CixGkn
Aşağıda ki soru Akıl Oyunları Şampiyonası 2006 eleme sınav sorusudur.
Bir kabilede kadınlar Pazartesi, Salı, Çarşamba günleri Erkekler ise Perşembe, Cuma, Cumartesi günleri yalan söylemekteler, diğer günlerde ise doğruyu söylemekteler.
KADIN: Dün yalan söylüyordum.
ERKEK: Ben de.
Sorumuz; Bugün günlerden nedir?
-
Selamlar
Ben seneye ÖSS'ye gireceğim. Şu an fen lisesinde sayısal bölümde okuyorum fakat istersek seneye eşit ağırlığa geçebiliyoruz.
Siz Hukuk tavsiye eder misiniz? (ekonomik boyutunu merak etmiyorum)
Hukuktan korkmamın en büyük nedeni hukukçu tanıdığım abilerimin hepsinin yüzlerce sayfalık kitaplara sabahlara kadar çalışması.
Ayrıca Hukuk bölümü okursam avukat olmak
-
Bu konu hukuki bir konu gibi görünüyor. Neden burada açıldı yoksa yanlışlıkla mı denebilir? Aslında ben konunun farklı bir boyutunu tartışmak istediğim için konuyu bu bölümde açtım. Bana göre konu daha çok yaşamla ilgili. Aslında hukuk da yaşam içinde bizlerin yaşamını düzenleyen kurallar bütünü değil midir?
Konu şu: Soyadı meselesi.. Ben evlenmeden önceki soyadımı kullanabileceğim konusunu önc
-
Işığı söndürmeyin
Bazen Türkiye’yi bir değirmen olarak düşünüyorum. Ekmek için un değil, insan öğütüyor.
[font=Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif]Sonra bir elek olarak düşünüyorum, Türkiye’yi. Öğütülen insan magmasını silkeleyip, kemikl
-
-
Yazan: 26 - 05 - 2008 : 14.40 - deniz02
Bir günde en fazla kaç fincan kahve içmeliyiz? Ne kadarı yararlı, ne kadarı zararlıdır. Aşırı doz kahve öldürücü olabilir mi?
Fazla fincan kahveye düşkünlük, rahatsızlık, huzursuzluk, uykusuzluk, heyecan, bulantı, kusma ve yüzde kızarıklık gibi semptomlara neden olabilir. Ciddi doz aşımının semptomları ise sayıklama ve nöbeti de içerir.
Alarm halinde olma durumunu artırır
İnsan
-
Yazan: 25 - 05 - 2008 : 05.45 - ayscns
bi arkadaşıma ulaşmak istiyorum ama nasıl yapıcam bilmiyorum..telefon kullanmadığı için şuan benim nmr bilmiyor..geçen evi aradı özelden fakat ailem yanımda diye konuşamadım yanlış nmr diyip kapatmak zorunda kaldım..bursada oturuyor..adını ve soyadını biliyorum ve yaşı..ona ulaşmak istiyorum..fikir verebilceğinizi umuyorum... :(
-
http://www.flash.gen.tr/index.php?ac...ile&fileid=810
Bin kez yandıktan sonra lütfen bırakın oynamayı :o Sakın hırs yapmayın, çok pis kapılıp gidiyorsunuz. Su an 25. aşamadayım ama 2369 kez yandım :)
-
SOKAKTA ÇOCUK OLMAK
Kültür denilen olgu doğaya yabancılaşmayla başlar ve ona dönemediği oranda yozlaşır. Kültür tarihsel ve sosyal olarak üretmektir, yozlaşma ise tam tersine bunu tüketmek ve gerilemek ile eş anlamlıdır. Evren ve doğa insan düşüncesinden ve bilincinden bağımsız olarak vardır. Ayakları üzerine kalkan canlı türü olarak insanın bağımsız kalan ellerinin ?ilk alet ? olduğu gerçeğ
-
Bir üyemiz henüz 22 yaşında olduğunu ve şu anda 15 yaşını dahi doldurmamış bir çocukla nişanlı olup onunla yıl içerisinde evlenmek istediğini dile getirmiş.
Medeni Kanunumuzun evlilik yaşının alt sınırlarını belirlemiş olmasına içerleyen başka üyelerimizin mesajları da var.
"Ağaç yaşken eğilir." atasözünü evlilik gibi bir konuda okumuş olmak beni hem üzdü hem düşündürdü. Küçük çocuklarla ya
-
Yazan: 02 - 05 - 2008 : 22.27 - cognis
Ben, bir erkeğin kendisine emanet edilen kadın mahremiyetini hayatı pahasına koruması gerektiğine inanan kuşaktanım.
Bizim kuşak, cinayetten yargılanırken geceyi birlikte geçirdiği kadının adını vermemek için
cinayet saatinde nerede olduğunu açıklamayan ve idama razı olan erkeklerin hikayelerini anlatan kitaplarla, filmlerle büyüdü.
Kadının mahremiyeti bizim için kutsaldır.
O mahremiyete ih
-
Sevdiğimiz isimler,kendi ismimiz ve anlamlarını paylaşmaya ne dersiniz?
Kendimden başlayayım.Adım Ferda.Anlamı; Gelecek,yarın,istikbal demek.
-
İlk sorumuz:
Bir ücretsiz oyun indirme sitesinden oyun indirenlerin sayısı, her saat başı Fibonecci dizisine benzer bir şekilde artmaktadır. Herhangi bir saat başındaki sayı, önceki iki saat başı sayılarının toplamıdır. Eğer 7. saatte 79 ve 11 saatte 542 kişi siteye bağlanmış ise 18. saatte kaç kişi bağlanmış olacaktır?
-
Yazan: 21 - 04 - 2008 : 05.11 - c_selin
Üyeler arasında kendisinden ders alma fırsatı yakalayan var mı bilmiyorum fakat değerli hocamız Sayın Haluk Konuralp,geçirdiği kalp krizi sonucu vefat etti.
Üzerimde emeği olduğunu düşündüğüm kişilere karşı büyük hassasiyet taşıyorum.Bu nedenle oldukça üzgünüm.
Tüm medeni usül bilgileri ve ısmarladığınız kahve için teşekkürederim Haluk Hoca..
Ailesine başsağlığı dileklerimle..
-
-
Yazan: 16 - 04 - 2008 : 16.15 - deniz02
Nerede çekildiği tam olarak belirtilmeyen bu görüntüler bütün dünyayı ayağa kaldırdı.İnternet sitelerinden alınan bu video görüntülerde henüz bir yaşındaki bir bebek karşısındaki kobra yılanından kendisini korumaya çalışıyor.
Ancak görüntülerden anlaşıldığı kadarıyla bebeği bu vahşi dövüşe iten de yakın çevresi.
[URL="http://www.youtube.com/watch?v=aQIz_r9DIDk&eurl=http://yenisafak.com.tr/vi
-
Yazan: 16 - 04 - 2008 : 15.52 - deniz02
'Aphosis' adı verilen göktaşının dünyaya çarpma ihtimali yanlış hesaplanmış
13 yaşındaki bir Alman genci, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi'nin (NASA), dünyaya bir asteroidin çarpması ihtimaline ilişkin hesabını düzeltti, NASA da hatasını kabul etti.
[font=Arial]Yerel bir Alman gazetesinin haberine göre, lise öğrencisi Nico Marquardt, Potsdam kentindeki astrofizik
-
Yazan: 09 - 04 - 2008 : 14.16 - deniz02
İnsanın DNA şifresini çözerek bilim tarihine geçen Francis Collins, “Laboratuvarda çalışırken Tanrı’nın varlığını hissettim” dedi.
Dünyanın en büyük genetik uzmanlarından biri olarak gösterilen ve sekiz yıl önce çalışma arkadaşı Craig Venter’le birlikte insan DNA’sının şifresini çözerek büyük şöhret yakalayan Dr. Francis Collins, “imana geldi.”
Ve
-
Yazan: 07 - 04 - 2008 : 07.07 - admin
Avustralya öz kızı ile ilişki yaşayan ve çocuk sahibi olan 61 yaşındaki John Deaves'i konuşuyor. ‘Kanal 9'da yayınlanan ‘60 Dakika' isimli programa konuk olan John Deaves ve öz kızı 39 yaşındaki Jenny Deaves'le ilişkisini anlattı. 30 yıl önce eşinden ayrılan ve bu evlilikten bir kızı dünyaya gelen John Deaves daha sonra ailesi ile olan bütün bağlarını kopardı.
Babasını
-
Yazan: 02 - 04 - 2008 : 16.53 - admin
Tebrikler Fenerbahçe ... 3 gol attık, 2 onlara 1 bize = FB-Chelsea = 2-1
-
Yazan: 31 - 03 - 2008 : 19.45 - admin
Ahmet Çakar bikiniden sonra 10.000 dolarına iddiaya girdi; Fenerbahçe Chelsea'yi elerse 10000 dolar ödeyecekmiş... Chealse elerse 5000 dolar bana yeter dedi. Ve ancak, yine anında sözünden rücuu ederek, şaka dedi...
-
Yazan: 30 - 03 - 2008 : 09.27 - deniz02
Unutulmaz bilgisayar Commodore 64, 25 yıl aradan sonra, bugün bile adından söz ettirmeye devam ediyor.
Commodore 64: 25 yıl sonra, bugün bile bu bilgisayar hala tüm bilgisayar üreticilerini kıskandıracak bir konumda. 1983'te piyasaya çıkan, daha çok bir ekmek kutusunu andıran bu bilgisayar daha o yıllarda başarılı grafiği
-
Yazan: 23 - 03 - 2008 : 16.23 - deniz02
Sabahları paldır küldür yataktan fırlayıp kendimize bir merhaba bile demeden strese günaydın dememiz hiç kimsenin suçu değil. Yazar ve kişisel gelişim uzmanı Patricia Muradi "Ne kadar güçlü, kendimizden emin olursak olalım nihayetinde insanız!" diyor ve soruyor "Kendinizi motive etmek için 60 saniyeniz de mi yok?.
"Doğamız gereği de kabul görmeye, beğenilmeye, motive edilmeye ihtiyaç duya
-
Yazan: 23 - 03 - 2008 : 08.28 - deniz02
Erzurum'da, doğuştan engelli Yusuf Aslan, sol ayağı ile çizdiği resimlerin yer aldığı kişisel sergisini açtı.

[font=Verdana]Ellerini kullanamadığı için sol ayağı ile resim yapan Yusuf Aslan , Erzurum Kültür ve Turizm Müdürlüğü Resim Heykel Galerisi'ndeki ''Sol ayağım 3'' isimli resim sergisinin açılı
-
Yazan: 22 - 03 - 2008 : 16.50 - deniz02
Alzheimer Derneği ve Vakfı'nın hastalıkla ilgili düzenlediği söyleşi "Beyaz Melek" filmiyle dikkatleri yaşlıların hayatlarına çeken Mahsun Kırmızıgül'ün de katılımıyla yapıldı. Söyleşide söz alan Prof. Dr. Rukiye Pınar, 'Beyaz Melek Yasası' olarak bilinen yasanın ardından Ulusal Yaşlılık Merkezi'nin de kurulması yolunda çalışmalarının hızla sürdüğünü belirtti.
İstanbul- 18-24 Mart Yaşl
-
Yazan: 22 - 03 - 2008 : 16.23 - deniz02
"Bencil "yalnız " olarak doğmuştu. Çok büyük sıkıntıları vardı yaşama gözlerini açarken. Aç , güçsüz ve çaresizdi. Lakin bunu anlatacak çok güçlü bir silahı vardı Elinde " Gözyaşları" Sadece kendini düşünmeliydi çünkü sadece o vardı ve tek başına idi.
Derken önce "Şefkat " daha sonra da " Sevgi" ile tanıştı. Onu hemen kollarına almışlar, giydirip ısıtmışlar, karnını doyurmuşlar, şarkılar söyleyip
-
Beşiktaşlı bir avukata ihtiyacım var acilinden..
bir konu danışacağım..
özür dilerim böyle bir konu açtığım için ama çok önemli ..
-
Yazan: 19 - 03 - 2008 : 13.32 - deniz02
Bir adam hileyle kuşun birini tuzağa düşürerek yakaladı. Kuş dile geldi, yalvardı:
"Ey ulu insan, sen koyunları, öküzleri yedin, bir çok deveyi kurban ettin. Bu dünyada onlarla bile doymadın, benimle mi doyacaksın? Eğer beni bırakırsan ben sana üç öğüt vereceğim.
Bunlara uyarsan her müşkülün hallolur.
Birincisini, dindeyken vereyim, eğer beğenirsen beni bırakırsın.
İkincisini şu dama konarken,
-
Yazan: 15 - 03 - 2008 : 15.00 - deniz02
Uzaktaki sevgiliden, arkadaştan veya bir akrabadan gelen aşk, sevgi ve özlem dolu mektupları ulaştıran postacıların yolu, artık banka hesap ekstreleri, su, elektrik, doğal gaz ve telefon gibi giderlerin faturalarını getirdiği için gözlenmez oldu.
Geçmiş yıllarda haberleşmek, baş sağlığı veya özür dilemek, davet etmek, teşekkür sunmak, bayram, yılbaşı ve özel günlerde tebrik
-
Yazan: 06 - 03 - 2008 : 10.03 - rita
Elma sindirimi kolay, düşük kalorili bir meyvedir.Yüksek tansiyon, adele ağrıları, böbrek taşlarına , gastrit ve ülsere de iyi gelir.Yemeklerden sonra yenen elma, çiğnenirken dişlerin arasını çok iyi bir şekilde temizler.
Bağırsak sorunu çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici bir besindir.
Elma her derde deva değilmi ? ha haa siz öyle sanın
Bir kere Elma yiyen kişinin cin gibi olması gerek saf olanlara göre bir meyve değil.
Çok çok eski bir tarihte Makedonyanın dağ köylerinden birinde yaşayan Bir kadın Çocuk sahibi olamadığı için eşi ve ailesi tarafından ezilip,hor görülmekteydi.Evde ne kadar ağır iş varsa kül kedisi misali ona yaptırılır,yine de kimseyi memnun edemezdi. çünkü o defoluydu Eşine ve ailesine soylarının sürebilmesi için bir evlat verememişti.Her türlü eziyeti ve aşağılamayı hak ediyordu.Tek hayali bir yolunu bulup bu evden ve bu insanlardan kurtulmaktı.Belki çekip gitse kimse umursamazdı ama annesi ve babası olmadığı için gidecek bir yeri de yoktu. sadece umut ediyordu işte...
Birgün Köy sakinlerinden saygın bir ailenin gelini rahatsızlanarak hayatını kaybetti.Geride en küçüğü iki yaşında olan beş çocuk bıraktı.
Birinin Kaybı diğerinin kazancıdır derler.Bunda da öyle oldu.Kadersiz gelinimiz Bu küçük çocukların babasıyla hayatını birleştirerek o kötü günleri geride bıraktı.Belki hiç çocuğu olmadı ama, hiç değilse hayatının geri kalanında saygı ve değer gördü.
Hikayenin kahramanları dedem ve babaannemdir.
Şimdi Elma ile ne alaka diyeceksiniz var işte olmaz olur mu ?
Babaannem anlatırdı.
Deden hiç bakmazdı bana.Bir türlü kendimi fark ettiremezdim.Ben dedeni elma ile kandırdım.Evimizin önünden geçerdi her sabah ve ben ona her sabah bir elma yuvarlardım derdi.
Babaannem dedemi kandırmış.Hem de bir elma ile.
Havva ile Adem mit'inde olduğu gibi.
Demekki İnsanlığın ilk tarihinden beri Havvalar Ademleri Bir elma ile kandırmaya devam etti.
Haaa birde aklıma gelen pamuk prenses masalı var ki bilmeyen yoktur sanırım kötü kalpli kraliçenin prensesi
bir elma ile kandırıp zehirlediği.
Eh şimdi hal böyleyken yok canım Elma meyvelerin sultanıdır ondan bir zarar gelmez diyebiliyorsanız söyleyecek lafım yok. Siz bilirsiniz.
Sahi yeri gelmişken.
Bir elma versem yermisiniz.
-
Yazan: 03 - 03 - 2008 : 16.06 - deniz02
İran’da bir kadın “çok cimri” olduğu gerekçesiyle kocasına dava açtı, kocaya 124 bin kırmızı gül alma cezası verildi.
TAHRAN - Hengame adlı kadın, İtimad gazetesine yaptığı açıklamada, 10 yıllık evliliğin ardından “çok cimri olan kocasını cezalandırmak istediğini” belirtti.
“On yıl önce evlendik, ancak evliliğin üzerinden çok kısa zaman geçmişti ki Şahin’in cimri olduğunun farkına vardım. Lokantaya gittiğimizde benim kahvemi bile ödemiyor” diyen Hengame, mahkemeden çeyiz bedeli olan 124 bin kırmızı gül talebinde bulundu.
Günde sadece 5 gül alabileceğini söyleyen Şahin ise mahkemede, “Bunu kafasına milyarder arkadaşları soktu” diye yakındı.
Mahkeme, yaklaşık 200 bin dolar değerindeki 124 bin gülün tamamı alınana dek Şahin’in 64 bin dolarlık evine el koydu.
ÇEYİZ BEDELİNİ İSTİYORLAR
İran yasalarına göre evlilik sırasında kadın çeyiz bedelini isteyebiliyor, kocaysa karısının getirdiği çeyizin bedelini vermekle yükümlü.
Son yıllarda İranlı kadınlar, evlilik sözleşmesinde astronomik miktarlarda çeyiz bedeli istiyor.
Milliyet
-
çArşı kapalının ortasında sıralanan bir grup değildir.
çArşı, yüreğinde Beşiktaş aşkını hisseden herkestir.
çArşı bir ruhtur.
çArşı, New York’da metro trenine yazılmış siyah beyaz bir grafitidir, Prag'da duvara yazılmış bir yazıdır, Erzincan'da bir dağın yamacına yazılmış sevgidir, Adana'da bir derneğin duvarlarına boyanmış siyah'la beyazdır, Galatasaray Lisesi duvarına yazılmış "çArşı ULAN" işaretidir.
Bir tiyatro sahnesinde hiç bir dekora uymadan sırtında taşınan kutsal BEŞİKTAŞ formasındadır çArşı.
Zonguldak'ta maden göçüğünden çıkarıldığında ilk nefesle sorulan "maç kaç kaç?" sorusundadır çArşı.
Hakeme kızdığında "Satanist hakem" diye bağırıp gündemi takip edenlerdir.
Atatürk’e dil uzatan dönemin milletvekili Hasan Mezarcı'ya "Hasan Mezarcı'ya kafam girsin" diyen tezahüratıyla Cumhuriyet'in Kemalist çizgisindeki duruşunun ödünsüz sesidir.
Fenerbahçelilerin yalakalıklarına "TEK ADAM, ATAM" ya da "Bir Pankartta Verhaugen’e Aç Avrupa Şampiyonu Ol Fener" diyen zekadır.
çArşı, fenerbahce lisesinde sarı lacivert kravat yerine siyah beyaz kravat takıp dolaşabilme cesaretidir, BEŞİKTAŞ aşkını pankartlarda "Başka Boyutların Tanrısı" diye ifade eden kalp’dir.
Ceza'sı gereği boş kalmış tribünlere "RUHUMUZ YETER" yazan yüreklerdir.
Kaşınanı tesislerinde ziyaret eden yada ellerine verdikleri "Cobarde Gallina Ortega (Korkak Tavuk Ortega)" pankartıyla maymun edenlerdir.
"Erkek Adam Renkli Takım Tutmaz" deyip alemi dut yemiş bülbüle çevirenlerdir. "Işıklar Söndüğü Zaman Tüm Fenerliler Güzeldir" pankartıyla taraflı tarafsız herkesi güldürenlerdir.
Futbolcusuna kızdığında "Aşkımız renklere sizlere değil" diyen renk aşkıdır.
2 Km bayrak yapıp dünya rekoru kıran sevgidir, o bayrağın en arkasında hiç bırakmadan duran 72 yaşındaki teyzedir.
S.Bükreş maçında televizyonların gösterdiği, o soğukta, ayakta, boynunda siyah beyaz kaşkoluyla titreyerek KARAKARTALLARINI seyreden nine'dir.
Tribünde bir doktordur, işçidir, iş adamıdır, okuma yazma bilmeyen bir sokak çocuğudur, profesördür.
Omuz omuza zıplayıp "Beşiktaş’ım benim biricik sevgilim" diye gözünde yaş, gırtlağını yırtan Solcusudur, Sağcısıdır, Ateistidir, Hacısıdır, Müslümanıdır, Ermenisidir, Yahudisidir, Hristiyanıdır.
Irak işgalinden önce Savaşa karşı duran yurtseverlerin yanındaki ruhtur.
Mitinglerde "BEŞİKTAŞLIYIZ, SAVAŞA KARŞIYIZ" tezahüratlarında, Tribün'de "Savaşa HAYIR", "Amerikan Şahinlerine karşı Karakartallar" pankartlarıyla tepkisini koyandır.
Bir F16 burnuna yapılmış Kartal’dır. çArşı’nın "A" sını Anarşinin "A"sıyla yazan, güce tapmayan isyankarlıktır.
"Siyah Beyaz Ölüm Yaşam" diyen felsefedir. Delikanlılığı da hayat felsefesi olarak benimseyenlerdir.
Sevinmek için sevmeyendir, inadına inançla bağlı olandır.
Nazım Hikmet'in "ASLOLAN HAYATTIR" ına tribünlerin Hacı Babasıyla "HAYATTA BEŞİKTAŞ" diye ölümsüzleştirenlerdir.
"çArşı, MUSTAFA KEMAL HARİÇ HERKESE, HATTA KENDİNEDE KARŞI" diyen aykırılıktır.
Tribüne boydan boya "Ölüm Ne Zaman ve Nereden Gelirse Gelsin; Mezarıma Siyah Beyaz Güller Atılacaksa, Mezar Taşıma BEŞİKTAŞ Yazılacaksa, Böyle Ölüm Hoş Gelsin Sefa Gelsin..." yazan ölümsüz sevgidir.
çArşı ruhu BEŞİKTAŞININ uslanmaz asi ruhudur, BEŞİKTAŞINI taparcasına seven çılgın aşığıdır.
Alp Batu Keçeci

-
Yazan: 02 - 03 - 2008 : 14.21 - milo
Reha ERUS / ROMA

İTALYANLARIN nazara karşı ulu orta "İo mi tocco" (Kendime dokunayım), diğer bir deyişle "Penis avuçlama" inancına mahkemeden yasak geldi.
Batıl inanç sahibi İtalyan erkekleri felaketlerden veya ciddi sorunlardan söz ederken pantolonlarının üzerinden erkeklik organlarını avuçlayarak kendilerince nazara karşı önlem almayı amaçlıyorlardı.
Karar, Como yakınlarındaki bir kasabada uluorta penisini avuçlayan 42 yaşında bir adama yönelik şikayet üzerine alındı. Mahkemede 200 Euro para cezasına çarptırılan adamın, bu hareketin nazara karşı refleks olduğu savunması kabul edilmedi ve eylem suç sayıldı. Aynı hareketi başbakanlığı sırasında Silvio Berlusconi de bir geçit töreninde yapmış ve büyük eleştiriler almıştı. Berlusconi kendisini, "Irak’taki askerlerimizin başına bir şey gelmesin diye temennide bulunmuştum" şeklinde savunmuştu.
-
Yazan: 29 - 02 - 2008 : 14.41 - deniz02
Adapazarı’nda Küçük Rüstemler Köyü’nde oturan ve daha önce at kestiği için jandarma tarafından gözaltına alınan Basri Havar, ihbar üzerine evinin bahçesinde kestiği atı parçalamaya çalışırken elinde bıçakla yakalandı.
Jandarmayı karşısında gören Basri Havar kestiği atın etini kendisinin yiyeceğini öne sürerek, "Ne satması. Ben evde yemek için kestim. Kimseye satmayacaktım. Biz at kesip yiyoruz" dedi. Gözaltına alınan Havar hakkında yasal işlem yapıldıktan sonra Cumhuriyet Savcısı’nın talimatıyla serbest bırakıldı.
Hürriyet
-
Yazan: 07 - 02 - 2008 : 21.22 - aysemebe
Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde "taraftar taraftar olalı böyle çile çekmedi" dedirten bir 'polis işkencesi' yaşandığı ortaya çıktı. Maçtan önce gözaltına alınarak aynı nezarethaneye konulan Fenerli ve Cimbomlu fanatikler, polislerin "golll" çığlıklarıyla meraktan deliye döndü.
Vatan Gazetesi'nin haberine göre, FORTİS Türkiye Kupası çeyrek final maçında geçen hafta karşı karşıya gelen Fenerbahçe-Galatasaray derbisinde "taraftar taraftar olalı böyle çile çekmedi" dedirten bir 'polis işkencesi' yaşandığı ortaya çıktı. Ancak "işkence"ye maruz kalanlar, Fenerbahçe Stadı’ndaki taraftarlar değil; maç öncesi olay çıkartıp, polis tarafından aynı nezarethaneye konulan bir grup Fenerli-Cimbomlu fanatik...
İTİRAF. COM'DA YAZILINCA ORTAYA ÇIKTI
Tarihe geçecek komik işkence itiraf.com’a yazılan bir itirafla kayda geçti. Manitoba rumuzuyla siteye yazan kişi, Cimbom fanatiği arkadaşının "maç kaç kaç bitti?" sorusuyla Türk polisinin işkence konusunda nasıl devrim yaptığını öğrendiğini söylüyor. İşte o işkence: "Haftasonu oynanan F.Bahçe-G.Saray maçı öncesi birkaç küçük sorun sebebiyle karakola alınan ve maç boyunca karakolda tutulan arkadaşımın anlattıklarını size aktarmak ve herkesi yepyeni bir işkence tekniğiyle tanıştırmak istedim. Fenerli, Cimbomlu ayrımı yapılmadan aynı nezarete kapatılanların önce saat, telefon ve kimliklerine el konulmuş.
FANATİKLERİ ÇILDIRTAN ÇIĞLIKLAR
O sırada maçın başlamasını bahane eden bütün polisler ortadan kaybolmuş. Aradan 10 dakika geçmeden içeriden ‘Goool!’ çığlıkları yükselmiş. Tabii nezarethanedekiler parmaklıklara yapışıp 'Kim attı? Kim attı?' diye bağırmaya başlamış. Cevap veren olmamış. 10-15 dakika geçmiş ortalık yine 'Goooll!' nidalarıyla yıkılmış. Nezarettekiler çıldırmış tabii. 'Abi Allah rızası için kim attı söyleyin' diye yalvaranlar olmuş. Yine cevap verilmemiş. Bu durum gollerin sayısı beşi buluncaya kadar sürmüş. Gol sesleri hep aynı polislerden çıkınca içerdekiler 5 golü de aynı takımın attığını düşünmüş. G.Saraylı arkadaşım düşünmeye başlamış, 'Biz Kadıköy’de Fener’e beş atabilir miyiz? Sanmam. Öyleyse golleri biz yedik' diyerek içleri içlerini yemiş. Hatta paranoyadan birbirlerine saldırma noktasına gelmişler. Bazıları kendileri-ni iyice kaybetmiş, 'Kaç kaç lan bu maç?' diye başlarını parmaklıklara vuruyorlarmış. İçlerindeki şüphe hepsini öldürüyormuş. Nihayet işkence hakemin düdüğüyle birlikte sona ermiş. Polisler gelip arkadaşımı ve diğerlerini serbest bırakmış. Çıkar çıkmaz aradı arkadaşım ve skoru sordu. ‘0-0’ dedim. Cevabı duyunca kendinden geçti. Her ne kadar arkadaşıma çok üzülsem de polise hayran kaldım. Hem işe de yaramış. Arkadaşım bir daha maç öncesi en ufak tartışmaya karışmamaya yeminli.”
-
Yazan: 06 - 02 - 2008 : 23.14 - deniz02
Bu belge ile resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm.
Tekrar 8 yaşın tüm sorumluluklarını kabul etmeye hazırım.
Yağmur sonrası çamurlu sularda tahta parçası yüzdürmek, kayalarda yürümek istiyorum.
Çikolatanın paradan daha iyi olduğunu çünkü daha tatlı ve yenilebilir olduğunu düşünmek istiyorum.
Sıcak bir yaz gününde bir meşe ağacının gölgesinde oturup arkadaşlarımla limonata satmak istiyorum.
Hayatın daha basit olduğu zamana dönmek istiyorum.
Bütün bildiğin, renkler, çarpım tablosu ve ninniler ama bu kadar az bilmek seni rahatsız etmiyor çünkü ne bilmediğini bilmiyorsun ve umurunda da değil.
Bildiğin tek şey mutlu olmak, çünkü seni üzecek veya kızdıracak şeylerden tamamen bihabersin.
Dünyanın adil olduğunu, herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum.
Her şeyin mümkün olduğuna inanmak istiyorum.
Yaşamın karmaşıklığını unutup, yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum.
Tekrar basit yaşamak istiyorum.
Günümün, bilgisayar arızaları, kağıt yığınları, üzücü haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygıları, doktor faturaları, dedikodu, hastalık ve sevdiklerin kaybedil- mesinden ibaret olmasını istemiyorum.
Aşkın varlığını (daha doğrusu yalan olduğunu) bilmek dahi istemiyorum.
Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, barış, rüyalar, hayaller ve kardan adam yapmanın gücüne inanmak istiyorum.
İşte, çek defterim ve arabamın anahtarları, kredi kartlarımın ekstreleri, gelir belgelerim.
Resmi olarak yetişkinlikten istifa ediyorum.
Eğer bu konuda benimle daha fazla konuşmak istiyorsanız, önce beni yakalamanız lazım, çünküüüü; Ebeee, elim sendeeeee!
Kaynak:ŞiirParkı/Yazarı bilinmiyor
-
Yazan: 06 - 02 - 2008 : 22.21 - deniz02
Hürriyet,
"Bu İdama Seyirci Kalmayın" başlıklı bir yazı yayınlamıştı. Bu gün aynı başlığı ilgilendiren "İDAM EDİLMEYECEK" haberini görünce nasıl sevindiğimi tahmin edersiniz.
İdam edilmemesi için başlatılan "Kampanya" etkili olmuş belki ama kimbilir daha kaçtane insan böyle idam edildi/edilmekte...
Aslında şu alıntıdan çok şey anlamak mümkün!
"Savunması alınmayan, avukat bulundurmayan ve mahkemede sadece 3 dakikalık bir yargılama sonucunda idama mahkum olan Said Pervez Kambas'ın davası yeniden başlayacak. Ancak bu kez cezası idam olmayacak."
" Bu da suç mu?" diyesi geliyor insanın, aslında çok şey diyesi geliyor ya insanın...
:rolleyes:
İlgili Haber:
[www.hurriyet.com.tr]
Saygılarımla,
-
Doğan CÜCELOĞLU'NUN, Eğitimindeki Katılımcılarla bir konuşmasından
alıntıdır.
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir Katılımcı: Hocam Allah'a Şükür bildiğimiz kadarıyla yok.
Doğan Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani
altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
Cevap: (neredeyse otomatik olarak çıkar) ÖLÜM
Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği
kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle
gelmiştir ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey
ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir.
Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım
olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar: (Burada sessizce, başlarıyla onaylamaya
başlarlar)
Cüceloğlu: Öleceğim belli ise, benim ölümcül bir hastalığım olduğuda açıktır...
Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır
Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir Katılımcı: Evet var.
Cüceloğlu: Ya Yarın?
Bir Katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: Ya 30 yıl sonra?
Bir Katılımcı: Olabilir.
Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
(Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü;genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.)
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? , Var mıdır böyle bir garanti?
Bir Katılımcı: Yoktur Hocam.
Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını
ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
(Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar) ve bir katılımcı:
Hocam konuyu değiştirsek?
Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz,
biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani
evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir Katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma yada gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden
çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna
sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit
ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir 'Seni gerçekten
çok seviyorum' demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?
(Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir)
Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı
bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda
karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde 'Şimdi
kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim' diye
kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız
kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız
gerçekten kaldı mı?
ÖMER HAYYAM'in dizelerinde dediği gibi;
İNSAN yiyeceksiz, giyeceksiz edemez.
Bunlar için didinmene bir şey denmez.
Ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış.
Bu güzelim ömrünü satmaya değmez.
-
Yazan: 30 - 01 - 2008 : 10.45 - rita
Bu gün çok soğuk.Sabah işe gelirken düşündümde hayat ne kadar hızlı değişiyor.Hayata bakışımız,yaşam tarzımız,kullandığımız eşyalar her şey, her şey değişiyor.Hepsi yaşam kalitemizi yükseltmek daha rahat ve mutlu olmamız için.Annelerimize göre ne kadar da rahatız.Deyim yerindeyse karnımız tok sırtımız pek.Eskiden cislavet denen lastik ayakkabılar varmış.Bu günkü gibi karlı kış günlerinde elde örülmüş yün çorapların üstüne giyilirmiş.Şimdi öylemi ya ?her kıyafete göre ayrı bot, ayrı çizme evlerin her köşesi sıcacık,çeşmelerden sıcak su akıyor,elimizde televizyonumuzun uzaktan kumandası,kucağımızda laptopumuz,bir tıkla anında dünya karşımızda,nerdeeee şimdi anneannelerimizin kullandığı kor ütüler,
Her şey bu kadar kolay ,bu kadar rahatta neden mutlu olamıyoruz peki? nedir eksiğimiz.? içimizi dolduran bu koca kara boşluk neden?
Bizim yapmamız gereken her şeyi makinlar yapıyorsa artık neden hiç vaktimiz yok.küçük bebeğimizin anlatmaya çalıştığı bir şeyi önünde diz çökerek ellerini tutup taaa gözlerinin içine bakarak anlamaya çalışıyormuyuz .yoksa mızıl mızıl gelen sesini tamam ,olur ,sonra bakarız tarzından cümlelerle geçiştiriyormuyuz.Hiç çocukluğumuzu anlattık mı onlara çocukken yaşadığımız korkuları yada hatıraları paylaştıkmı?
Ufff çok üşüdüm.Kar da kararsız yağsam mı? yağmasam mı? Yağ gitsin işte beee.Mevsimler de bozuldu.Babam anlatırdı, o çocukkken kar yağarmış onlarda kürekle oyarak kardan odacıklar yapar içinde oynarlarmış.Koşmuş,oynamış düşmüş yaralanmış,her yara izinin bir hikayesi var.Benim hiç izim yok hiç düşmedim ki.ağaca tırmanmadım.kardan evim de olmadı.Sokakta oynadığım bile sayılıdır bir yada iki
Çocuklarıma bakıyorum onlarda benim gibi.Oynayacak yerleri yok enerjilerini koltuk tepelerinde zıplayarak atmaya çalışıyorlar.Aslında o da yasak. dur, sus ,oynama yoksa komşumuz rahatsız olabilir sonra .7yıldır buradayız ama onlarla da tesadüf gelirsek bir merhabamız var.insanlar uzaklaşıyor gittikçe birbirinden.O kadar işte bir kuru merhaba.
Babam anlatırdı eskiden televizyon yoktu radyo bile çok sonradan geldi derdi.herkes her akşam birinin evinde toplanır oyunlar oynanır şakalaşılır patates haşlanır,mısır patlatılır hatta binbir gece misali masallar anlatılırmış.herkes mutluymuş .özellikle çocuklar Birbirleriyle yarışmalarını gerektiren sınavlar yokmuş o zaman,Herkes birbirinin sorununu bilir yapılacak bir iş olduğunda imece usulü yardımlaşılırmış.Şimdi en büyük samimiyet bir kuru merhaba.
Aaaa yaşasın servis geldi.ooff bu günde çok iş var.Çek var para eksik,fen işleri aranacak,tamirdeki makina aranıp acele edilmesi için sıkıştırılacak,hesaplara bakılacak.
Yeni bir koşturmaca başlıyor yine .Servise biniyorum.
Hepinize günaydın arkadaşlar.
-
Yazan: 24 - 01 - 2008 : 11.45 - 09efe
Biliyorum kırgınsın bize… Biz insanlar, seni kirlettikçe kirlettik. Seni şekilden şekle soktuk, iflah olmaz egolarımız sayesinde… Biliyor musun, artık adın cinsellikle eş anlamlı kullanılmaya başladı. Kendimizden utanabiliriz!
Eski fotoğraflarda kaldın artık, küf kokulu mekanlarda… Geçmişinle avutuyoruz kendimizi, kaybettiklerimize hüzünlenerek… Seni özlüyoruz. Gerçek olan ‘seni’ özlüyoruz! Bunca çirkinliğe rağmen, güzel kalman beklenemezdi. Bunca pisliğin içinde o temizlik çok görüldü sana…
Biliyor musun, ‘sadakat’ nedir, bilmez olduk. Şimdilerde çiçek çiçek geziyoruz. Modaymış öyle diyorlar. Alışkanlık yaptı nefislerimize… Sadık kalmak ‘out’ diyorlar, ihanet ‘in’… ‘in’ ve ‘out’lar arasında bir yaşam sürüyoruz. Bize sunulanlarla yaşıyoruz. Hoşumuza da gitmiyor değil…
Sana yalan diyorlar artık! Alaylı cümlelerin vazgeçilmezi olmuşsun.
Önceleri ‘karşılıksız’ değer verilirmiş sana… Menfaatsiz düşler kurulurmuş. Şimdi sen bir yana, selam alıp vermede dahi hesap yapar olduk biz insanlar…
Önceleri ‘yüce duygu’ diye başlanırdı seni anlatmalar, şimdi ayaklar altında geziyorsun, haramzade yurdunda…
çünkü seni kaybetmişiz. Seni kaybetmek, kavgayı yitirmek, manayı terk etmek… Seni çocuk saflığında hissedebilmeyi özledik..Karanlıklarda yaşıyoruz artık, güneşe hasret yani sana hasret… Doğmanı bekliyoruz yeniden bu kalplere… Gel desek gelirmisin yeniden… En güzel destanları yazarız bıraktığımız yerden yine… Bizi affet EY AŞK ! Bizi affet!!
-
Yazan: 20 - 01 - 2008 : 11.17 - esin_28
Nedir en derin korkularımızın içinde yatan asıl sebep, nedir bizi dinç tutan, tetikte tutan, yarınlara tedirgin baktıran Yaşlanmaktan mı korkar insan yoksa yalnız kalmaktan mı? Karanlıktan mı korkar yoksa ışığın gözünü almasından mı? Bir gülü tutarken dikeninin batmasından mı korkar yoksa kırılmasından mı? İncinmekten mi kokar incitmekten mi? Ağlamaktan mı korkar ağlatmaktan mı? Yaşamaktan mı korkar ölmekten mi? Nedir bize geri adım attıranlar ya da harekete geçirenler. Duygularımızda yaşadığımız bu karmaşalar, düşüncelerimizde ki belirsizlikler, düşlerimizde ki bulanıklıkların nedir sebebi? En derinlerde, diplerde yatan, gizlediğimiz, bizi belki zayıf gösterecek olan ama aslında yüceltecek olan saklımız nedir? Neden çocuksu yanlarımızı ortaya çıkartmaktan korkarız, saf duygularımızdan neden kaçarız?
Hayata bir çocuğun gözlerinden bakmamızı engelleyen şey ne? Bize olur olmaz yerlerde “dur” diye, “ söyleme” diye seslenen kim? İçimizdeki sesi bizden farklı kılan ne? Kendimiz olduğumuzu sandığımız bir anda aslında olmadığımızı anladığımızda yaşadığımız burukluk neden? Farklı olma ihtiyacı niye? Bizi biz olmaktan uzak kılan bu şey ne..?
-
Yazan: 19 - 01 - 2008 : 16.00 - esin_28
Günümüzde özelikle hani hep denilir yaa..ah nerde o eski samimiyetlikler,arkadaşlıklar vs...bitmez anlatmakla ama galiba çok haklıklar eskileri anlatmakla.Ben çalışan bir bayan olarak o kadar yakınımda yaşıyorumki riyakarlıkları,mutsuz arkadaşlıkları.Arkadaşız denilip aslında hemen arkasından onun hakkında konuşmalar o kadar benim canımı sıkıyorki..Bir gün iş yerindeki arkadaşlarımızla yemeğe gitmeye karar verdik,5 kişiydik ve bir arkadaşımız gelmemeye karar verdi oysaki ara ara yemeklerde gelirdi katılırdı bize.Son zamanda ne olduysa vazgeçti gelmekten ama ben şaşırdım gelmediği için.Gittik oturduk yemeğe arkadaşımız bir gün önce yemeğe gelmeğen arkadaşımızı öve öve bitiremiyordu ama sonra ne olduysa yemekte başladı konuşmaya.Çok şaşırdım ve ben dayanamam böyle şeylere.Söyledim arkadaşımız varken neden söylemiyorsun bu söylediklerini veya neden görüşüyorsun..?Hem arkadaşımız hakkında ileri geri konuşuyorsun hemde olduğu zaman canım cicim.Bana verdiği cevap çok komikti" biz arkadaşız onunla".Bu nasıl bir arkadaşlıktı ki?ben çok şaşırdım,neden buna ihtiyaç duyuyoruz ki?yoksa kendimize karşı mı dürüst değiliz?Kafamda halen soru işaretleri var,halen düşündürüyor beni..Bana göre değil bunlar değil...Bunu sizlerlede paylaşmak istedim.
-