-
Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor. Tıkandı baba, çay getir, Tıkandı baba, oralet getir, vs.
Bu durum Sultan Mahmut’un dikkatini çekmiş; “Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?”, “Uzun mesele evlat” demiş Tıkandı baba. “Anlat baba anlat merak ettim&
-
arabül terimi ayak topu:)
Halife-i gol > Gol krali
Taaruz-u beles > Ofsayt
Vaziyet-ul madara > Hezimet
Ne seker-i Sam,ne sima-i arabiyye, Sulh-u salah > Beraberlik
Vahset-i seyr-ul hareket-i beseriyyen umumiyyet
Holigan Akibet-ul Huzzam > Elenme
Arafat-ul safha > devre arasi
Cihat-ul Kuvvayi Milliye > Milli mac
Cemaat-l Mahser-i Cumbus > Tezahurat
Cenaze-tul Mef
-
:o
-
Şirin Baba ( Admin )

[size=3][color=#ff0000][color=black][b]
-
Elif EYLÜL
( Av.Dilek Kuzulu Yüksel )
Süleyman Çakır
(Av.Bingöl Zekeriya Bengier )
Nesrin
( Av.Esin Kılıç Erdoğan )
[URL=
-
Buradan izleyebilirsiniz.:)
-
Yazan: 30 - 03 - 2008 : 08.31 - deniz02
Gözümüz aydın, iki kopya koyunumuz oldu
H.SALİH ZENGİN / Zaman
s.zengin@zaman.com.tr
Türkiye’nin ilk kopya koyunları Oyalı ile Zarife’yi ziyarete giden arkadaşımız H. Salih Zengin, her kopya koyunun da kendi bacağından asılacağı
-
Önemli bir iş için mülakat yapılacakmış. Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir de avukat başvurmuş. Önce matematikçiyi içeriye almışlar ve bir masaya oturtup, sormuşlar:
‘'2 kere 2 kaç eder.''
Matematikçi bir süre düşünmüş, önüne kağıt kalemi almış, 10-15 sayfa doldurduktan sonra demiş ki: ‘'Eminim ki dört eder.''
Sonra fizikçiye aynı soruyu sormuşlar. Fizikçi de ö
-
Hürriyet Gazetesi'nin 2 Mart 2008tarihli Güney/Çukuova ekinde bir yazı okudum ve paylaşmak istedim.
Yazı şöyle;
ÇAY DEYİP GEÇMEMEK LAZIM
Çayın alt demliği evdeki kaynanadır, devamlı kaynar durur.
Üst demlik evdeki gelindir, alt demlik kaynadıkça o olgunlaşır, demlenir.
Gelinin kocası ise bardaktır, biraz kaynana doldurur onu biraz da gelin..
Çocukar çayın şekeridir, tat verir.
Görümce ise çay kaşığıdır, arada bir gelir karıştırır gider.
Kayınbabaya gelince; o da bardak altıdır, dökülenleri bir araya toplar.
Çay deyip de geçmeyelim..
-
Yazan: 27 - 02 - 2008 : 15.32 - rita
GERÇEK BIR MEKTUPTUR !.. TEMEL FIKRASI DEGIL...
DAYAMISLAR MATEMATUGU AYUPTURR!!!
Trabzonlu Temel Aga'nin sevgili torunu Eda'ya verilen ödevle basi derttedir... Eskisehir'e göç eden arkadasi Niyazi'ye basina gelenleri yazar:
" Niyazicugum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen aksam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da aglay. Zaten dertlerini hep baga açar.
Dedi ki;
-"Habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarin ögretmen beni dövecek."
Dedum ki; "Aglama usagum, bunun içun ögretmen adam dövmez. Simdi oni çözeruk." Ne mümkün Niyazi kardasum:
Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeser dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmis, 20 dakka su almis. Otobos saatte 60 kilometro gidiymis. Tiren 5 saat sonra gidecegi yere varmis. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmis. Ograstum yapamadum. Usak aglay. Derken bub asi geldi. O da çözemedi. Diyrum oga ki, " damat, senun tanidugun tahsilli bi otobos sofori var ise oga soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben usagi soforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yaris etmis bi sofor vardur da bize nasihat verur."
Ha, biz bi yandan da usaga tireni tarif ediyruk. Tiren görmemis ki... Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye? Usak daha incir agacindan duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduguni sanay. Biz gelduk araba yaristiriyruk.
Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eger varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun inecegi zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Usacuklarda sarki yok, türki yok, oyun yok;
dayamis matamatigi. Ayuptur... "
-
Yazan: 25 - 02 - 2008 : 01.59 - rita
Anneme bakıyorumda geçen zaman ne kadar değiştiriyor insanları .Bahsettiğim saçlarına düşen aklar, yüzündeki çizgiler değil.Gençliğinde çok duygusal kadındı benim annem .O da değişti geçen zamanla beraber.Kardeşime bakıyorum öyle değil, ben de öyle sayılmam Bu günkü koşullara göre öyle mi olmak gerekiyor , yoksa biz mi annemize benzemedik orasını bilemem.
Çocuktum annem her bahanede ağlardı.özellikle yeşil çam filimlerinde.Kızla oğlan kavuşamaz ağlar,çocukların annesi ölür ağlar,insanlar fakirdir ağlar.Anlayacağınız ağlar da ağlar.
İşte bu yıllarda amcamın oğlu askere gidiyor .Ailede ilk erkek torun.Çok kalabalığız ,aile geniş. Düşkünüz birbirimize hep birlikte terminale gidiyoruz.O dönemde de terör başımızda bela.Ağızları bıçak açmıyor.Terminale geldik aman Allahım o ne kalabalık mahşer yeri gibi öbek öbek toplanmış insanlar davul zurna eşliğinde halay çekiyorlar ,en büyük asker bizim asker nidaları arasında otobüsün biri gidiyor, biri geliyor.Çok hareketli bir ortam Arkadaşları tarafından havaya atıp tutulan, omuzlarda taşınan askercikler daha birliklerine teslim olmadan sakatlanma tehlikesiyle karşı karşıyalar .Omuzlara alınan hooop otobüse ardından dikkatler kayıyor başka bir guruba.Ortamın hareketliliği yavaş yavaş bizi de sarmaya başladı.
Otobüsün kalkma zamanı geldiğinde askerimiz tek tek hepimize sarıldı.Vedalaştık.Bu arada adettendir el öptünce askerin eline üçbeş kuruş sıkıştırılır.Annemin gözleri nemli, elini öptü sarıldı.annem çabukça eline bir şeyler sıkıştırdı Askerimiz mahçup “aman yenge yapma “dedi
Annem “olurmu hiç öyle şey gider gitmez mektup yazmayı unutma” dedi.Kimseden geri kalırmıyız.bizimde askerimizin arkadaşları omuzlarına aldılar ve otobüse bindirdiler.Otobüs hareket etti .Arada gizliden tek tük burnunu çeken aile kadınları otobüsün hareket etmesiyle kendilerini bırakarak büsbütün ağlamaya başladılar.Annemin liderliğinde tabi.
Ailenin erkeleri tatlı sert onları teskin etmeye çalışıyor.”Ne ağlıyorsunuz yahu koskoca adam oldu.Kutsal bir görev için gidiyor.Sevinmeniz gerek.Hepimiz de askerlik yaptık sıra onda sağ salim gelir inşallah”
Tam o sırada annemden bir şaşkınlık nidası "Hayda!..."
Koştuk .”hayırdır anne?”
“Allah Allah para cebimde duruyor ne verdim ki ben ona ?”
Ağlayanlar da gülmeye başladı
“Ne verdin?”
“Eee bilmiyorum valla cebime koymuştum parayı ordan aldım bakmadan verdim.”Bir anda hüzün dağıldı herkes anneme takılmaya başladı
Özellikle amcam
“Ah bree gelin sen kurnaz çiktin”.
“Yok abi vallahi olurmu öyle şey”
“Ayde bre bojver uzulme bir daha gelince verırsin ne verdınse aynisinden “ gülüyoruz
Zavallı ağabeyim paralarının arasından bir de market faturası çıktığında ne düşünmüştü acaba.?
-
Yazan: 20 - 02 - 2008 : 07.59 - rita
Erzurum'da, çay içilirken þeker çaya karýþtýrýlmýyor, kýtlama yapýlýyor. Bunun çýkýþý ise çok ilginç...
Eskiden Ýran'da çaya tatlandýrýcý olarak hurma ve üzüm katýlýyordu. Ýngilizler Ýran'a þeker satmaya kalktýklarýnda bunu baþaramadýlar. Sonra Ýranlý Mollalarla irtibat kurdular. Ýngilizler Mollalarýn vereceði fetva karþýlýðýnda kazancýn % 10'nu teklif ettiler.
Nitekim bir Cuma Namazý'nda (Ýran'da Cuma Namazlarý o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalýk olarak kýlýnýyor) Cuma Hutbesi'nde Mollalar þu vaazý verdi:
"Siz Allah'ýn nimeti olan hurma ve üzümü nasýl olur da çaya katarsýnýz!
Bundan böyle çaya þeker katacaksýnýz!"
Bu vaazdan sonra Ýranlýlar çaya þeker katmaya baþladýlar.
Ýþler yoluna girince Ýngilizler Mollalara verdiði % 10 payý satýþlarýn iyi gitmediði gerekçesiyle vermemeye baþladý. Bunun üzerine Mollalar
ikinci bir fetva verdi Cuma Hutbesi'nde:
"Gâvur icadý þekeri çaya katmak caiz deðildir!..."
Bu fetva üzerine Ýranlýlar evlerindeki þekerleri sokaklara döktü...
Ýngiliz firmalarý bunun üzerine baktýlar olacaðý yok, Mollalarla yeniden masaya oturdu. Fakat Mollalar bu sefer % 20 pay istedi. Ýngilizler çaresiz kabul etti.
Mollalar Cuma Hutbesi'nde bu sefer þöyle fetva verdi:
"Biz size çaya þeker katmayýn dedik ama sokaklara dökün de demedik, þekeri sokaða dökmeyeceksiniz, þekeri çaya batýracak ve böylece gâvur icadý þekere boy abdesti aldýracak ve öyle içeceksiniz!!
-
Başbakan Erdoğan, dış destek aramak için İngiltere'yi
ziyarete gitmiş. Ziyareti sırasında Kraliçe tarafından çay içmeye davet
edilen Erdoğan, Kraliçeye kendi liderlik felsefesinin ne olduğunu
sormuş. Kraliçe de çevremi akıllı insanlarla doldurmak cevabını vermiş.
Erdoğan bunun üzerine kraliçeye çevresindeki insanların akıllı olup
olmadıklarını nasıl ayırt ettiğini sormuş.
Kraliçe, onlara doğru soruları sorarak ayırt ediyorum diye
yanıtlamış ve izin verin göstereyim demiş.
Kraliçe hemen Tony Blair'i aramış ve Sayın Başbakan, lütfen bu
soruya cevap verin:
Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var ve bu çocuk sizin
ne kız ne de erkek kardeşiniz.Kimdir bu? diye sormuş.
Tony Blair: Bu benim, majesteleri diye yanıtlamış.
Kraliçe: Doğru.Teşekkürler,iyi çalışmalar Blair demiş ve Erdoğan'a dönerek:
Gördünüz mü Sayın Erdoğan?
Evet majesteleri, çok teşekkür ederim, bu metodunuzu kesinlikle
kullanacağım diyerek oradan ayrılmış.
Yurda dönüşünde hemen Unakıtan'ı yanına çağıran Erdoğan,
"Kemal abi sana soracağım bir soruyu cevaplamanı istiyorum" demiş.
Unakıtan "Tabii efendim, nedir?"
Erdoğan:
"Annenin bir çocuğu var, babanın bir çocuğu var, ve bu çocuk senin
ne kız ne de erkek kardeşin. Kimdir bu?"
Unakıtan sağa bakmış sola bakmış düşünmüş taşınmış ve en sonunda:
"Efendim bunu biraz düşünüp sonra size cevap versem??" demiş.
Erdoğan kabul etmiş ve Unakıtan oradan ayrılmış, vakit kaybetmeden
Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırmış, saatlerce bu soru üzerinde
düşünmüşler, ama kimse bir cevap bulamamış.
En sonunda Kemal Unakıtan Kemal Derviş'i aramış ve durumu açıkladıktan sonra:
"Annenizin bir çocuğu var, babanızın bir çocuğu var, ve bu çocuk;sizin ne kız ne de erkek kardeşiniz. Kimdir bu?"
Derviş: Bunda bilemeyecek ne var, tabii ki benim! diye yanıtlamış.
Cevabı alan Unakıtan hemen Tayyip'i arayarak:
"Cevabı buldum efendim, kim olduğunu biliyorum, Sayın Kemal Derviş"
demiş.
Tayyip büyük bir hayal kırıklığıyla cevap vermiş:
"Yanlış cevap Kemal Abi. Doğru cevap Tony Blair idi." :p
-
Yazan: 07 - 02 - 2008 : 20.00 - rita
Sanat İçin Soyunmak
--------------------------------------------------------------------------------
Türban tartışmalarının yoğun oldu şu günlerde bizde kendimizce düşünmeden edemedik .Türbana üniversitelerde izin çıktı ama bağlama şekli nasıl olacak sıkma baş denen tarzda mı bağlanacak yoksa özellikle genç kızların hiç hoşlanmayıp anneanne modeli dedikleri çene altı bağlanan baş örtüsü modelimi uygulanacak belki bazıları da Shakira tarzı yapıp baş örtüsünü kalçaya bağlamayı tercih edecek.Anlaşılan kimse sonuçtan mutlu olmayacak bu tartışmada böyle sürüp gidecek.
Bu güne kadar türbana bir alerjim yoktu ama o kadar bahsedildi ki hani öğğğkkk geldi derler yaaa, öyle işte sanki hafiften midem mi bulanıyor ne?Bildiğim bir şey var ki başkası ne isterse yapsın ben hiç birşey örtmekte,çıkarmakta istemiyorum.
Şu günlerde herkese inat örtünenlerden çok soyunanları merak eder oldum.Hani derler ya sanat için soyunmak!... varmı ki böyle birşey ...Estetik nerede biter, nerede başlar? Teşhircilik ve cinsel sapkınlıkların genellikle sanat ve bilim adı kullanarak ahlaki
gösterilmeye çalışıldığına dair iddialar var.
Sanat için soyunmak denilen nedir aslında?Soyunurken kültürümüze bir şeyler katılabilir mi?Şöhret İçin Soyunmak Bir sanatçı olarak; yapılması gereken zorunlu bir hareketmidir? Soyunmak sanat içinse ahlakidir tezi doğrumudur? insanlar sanat için mi yoksa para için mi soyunuyorlar?
Sanat için soyunmak olabilir tabi ama sadece sanat için olmaz sanat için soyunmanin karsiligi olan bedel hesap numarama yatırılmalı diyenler olduğu gibi Soyunmak için bahane arıyoruz.diyenler de olabilir.Bende merak ettim şirkette küçük bir anket yaptım kendimce .Sonuç çok enteresandı diyebilirim.
Herkese aynı soru soruldu.
Sanat için soyunurmusun?
Önce bir şaşkınlık, sonra aptal bir gülümseme.
-Yaa gevşemeyin işte ciddi soruyorum
... Genel olarak insanlar neden soyunacakları ile değil kiminle beraber sanat adına soyunacaklarıyla ilgilendiler.Ben kiloluyum benim sanatım biçimli değildir sanatına güvenen soyunsun diyenler olduğu gibi canı soyunmak isteyenlerin yedikleri halta buldukları kılıf olduğunu düşünenler, bana soyunmak olsun bahanesi önemli değil ,sanat için,protesto için,yardım amaçlı bile olur bir alo yeter diyenler,Şöhret olurmuyum bak iyi aklıma getirdin diyenler.ohoo soyunmak sanatsa afrikanin yarisindan cogu sanatci diyenler Soyunmak var soyunmak var soyunmak ta bi nevi sanattır.yapacak babayiğit usulune göre yapsın diyenler de oldu .Sadece bir arkadaşım olayı ciddiye alarak ben sanat için soyunmam çünkü ben sanat adamı değilim dedi.
Benim vardığım sonuç:Bu insanlarla bırak sanatı anket bile yapılmaz bir, iki dakika ciddi duramadılar.Ayrıca anket yapmak o kadar da kolay değilmiş oldu.madem bir sonuca varamadık bizde Konuyu bir fıkrayla kapatalım
Üç genç kız yüzmek için göl kıyısında arabadan indiler. Çevrede kimsecikler yoktu. Soyunmaya başladılar. İlk soyunan kız mayosunu giymeye gerek görmeden çırılçıplak göle doğru ilerledi. Suya dalacakken, bir bekçi arkasından seslendi:
- "Bayan, burada göle girmek yasak!" Kıpkırmızı olan genç kız, bir eliyle orasını,burasını kapatmaya çalışarak arabaya doğru giderken:
- "Soyunmadan önce söyleseydin ya!" diye bağırınca
Bekçi sırıtarak genç kıza şöyle der:
- "Soyunmak yasak değil ki..."
-
6. hafta: Seni seviyorum!
6. ay: Tabii ki, seni seviyorum...
6. yıl: Seni sevmesem çoktan çeker giderdim.
6. hafta: Aşkımm, ben geldim...
6. ay: Selam!
6. yıl: Annen ne yemek yapmış?
6. hafta: Zahmet etme, ben açarım.
6. ay: Ben açayım mı kapıyı?
6. yıl: Yahu şu kapıya baksanıza!
6. hafta: Sevgilim, Ayşe telefonda!
6. ay: Seni arıyorlar...
6. yıl: Telefoooon!
6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmişsin...
6. ay: Senin anan da cins ha!
6. yıl: Ulan tam da anana çekmişsin.
6. hafta: Bu yaz seni Venedik´e götüreceğim...
6. ay: Tatilde Ankara´ya gitsek ne olur?
6. yıl: Niye, evin suyu mu çıktı?
6. hafta: Bu yüzüğü inş seversin.
6. ay: Resim çerçevesi aldım, her zaman lazım.
6. yıl: Şu parayla kendine bir şey al.
6. hafta: Hangi filmi görmek istersin?
6. ay: Başyapıt´a gidelim mi?
6. yıl: Başyapıt´ı gör, ben çok beğendim.
6. hafta: Üzülme sevgilim, leke yapmaz.
6. ay: Dikkat etsene yahu!
6. yıl: Amma da sakarsın be kadın!
6. hafta: Ben pek bu fikirde değilim.
6. ay: Bu konuda yanlış düşünüyorsun.
6. yıl: Saçma sapan konuşma, Alla´sen...
6. hafta: Yaptığın yemeklere de bayılıyorum!
6. ay: Bu akşam ne yiyoruz?
6. yıl: Gene mi makarna!?
6. hafta: Bir şey içer misin?
6. ay: Bir ayran içerim.
6. yıl: Gene buz koymayı unutmuşsun.
6. hafta: Bu elbise sana çok yakışmış.
6. ay: Bir elbise daha mı aldın?
6. yıl: Kaç para verdin buna?
6. hafta: Özür dileyecek bir şey yapmadın ki...
6. ay: Biraz dikkat etsene be kızım!
6. yıl: Hay senin eline...
:o
-
Bu bölümde, borçlular tarafından icra dairelerine verilmiş olan mal beyanı dilekçelerinden ilginç bölümler yer almaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
Ø Ø “Geçimimi çalışarak sağlamaktayım, bilgilerinize arz ederim.”
o o Geçimini çalışmadan sağlayanlar da var demek ki.
Ø Ø “Borçlu Mustafa’ nın keçi sürüsü olduğundan kendisinden bu paranın alınması, benden mal beyanı istemektesiniz, mal beyanında bulunuyorum.”
o o Başkasının malını beyan etmek kolay tabii.
Ø Ø “Gayrimenkul malım olarak, 1977 model reno marka steyşın arabam bulunmaktadır.”
o o Eski arabalar gayrimenkul sınıfına giriyor galiba.
Ø Ø “Evimde borca yetecek kadar televizyon ve buzdolabı vardır.”
o o Ev, ev değil, beyaz eşya deposu.
Ø Ø “Borcumu müsait bir zamanda ödemek istiyorum.”
o o Mesela ne zaman?
Ø Ø “Borcumu karşılayacak adıma kayıtlı menkul ve gayrimenkul malım olarak evimde bulunan televizyon ve buzdolabım vardır.”
o o Hangisi menkul, hangisi gayrimenkul acaba, nerede kayıtlı olduğunu da bir öğrenebilsek.
Ø Ø “Kendime ait tapulu taşınır ve taşınmazım bulunmadığından mal beyanında bulunamadığımı saygılarımla arz ederim.”
o o Olsa bulunacakmış.
Ø Ø “Borcumu şu an için ödeme imkanım yoktur, imkanım olduğu anda ödeyeceğim.”
o o İmkanı olur olmaz ödeyecek, paranın kokusu gelmeye başladı.
Ø Ø “Kiraladığım tarlada bir dönüm salatalık paramı alamadım, salatalık paramın mal beyanı olarak kabul edilmesi.”
o o İyi de salatalık parası kaç para? onu anlayamadık.
Ø Ø “Kendim içkili lokanta işi yaparak geçimimi sağlamaktayım, işyerimdeki tüm demirbaşlarımın mal beyanı olarak kabulünü arz ederim.”
o o Bu demirbaşlar rakı şişeleri ile kadehler mi acaba?
Ø Ø “Adıma kayıtlı gayrimenkul ve menkul malım yoktur, bu nedenle mal beyanımı boş olarak veriyorum.”
o o Demek ki malı mülkü olsa mal beyanına ekleyip de verecekmiş.
Ø Ø “Geçimimi çalışarak belediye yardımı ile sağlamaktayım”
o o Anlayan varsa beri gelsin.
Ø Ø “Ben asıl borçlu değilim, grubumuzda bulunan sıradan borçluyum”
o o Sıradan borçlu nasıl oluyor acaba? İcra İflas Hukuku yeni terimler kazanıyor.
-
Bu bölümde, borçlular tarafından icra dairelerine verilmiş olan mal beyanı dilekçelerinden ilginç bölümler yer almaktadır.
--------------------------------------------------------------------------------
Ø Ø “Geçimimi çalışarak sağlamaktayım, bilgilerinize arz ederim.”
o o Geçimini çalışmadan sağlayanlar da var demek ki.
Ø Ø “Borçlu Mustafa’ nın keçi sürüsü olduğundan kendisinden bu paranın alınması, benden mal beyanı istemektesiniz, mal beyanında bulunuyorum.”
o o Başkasının malını beyan etmek kolay tabii.
Ø Ø “Gayrimenkul malım olarak, 1977 model reno marka steyşın arabam bulunmaktadır.”
o o Eski arabalar gayrimenkul sınıfına giriyor galiba.
Ø Ø “Evimde borca yetecek kadar televizyon ve buzdolabı vardır.”
o o Ev, ev değil, beyaz eşya deposu.
Ø Ø “Borcumu müsait bir zamanda ödemek istiyorum.”
o o Mesela ne zaman?
Ø Ø “Borcumu karşılayacak adıma kayıtlı menkul ve gayrimenkul malım olarak evimde bulunan televizyon ve buzdolabım vardır.”
o o Hangisi menkul, hangisi gayrimenkul acaba, nerede kayıtlı olduğunu da bir öğrenebilsek.
Ø Ø “Kendime ait tapulu taşınır ve taşınmazım bulunmadığından mal beyanında bulunamadığımı saygılarımla arz ederim.”
o o Olsa bulunacakmış.
Ø Ø “Borcumu şu an için ödeme imkanım yoktur, imkanım olduğu anda ödeyeceğim.”
o o İmkanı olur olmaz ödeyecek, paranın kokusu gelmeye başladı.
Ø Ø “Kiraladığım tarlada bir dönüm salatalık paramı alamadım, salatalık paramın mal beyanı olarak kabul edilmesi.”
o o İyi de salatalık parası kaç para? onu anlayamadık.
Ø Ø “Kendim içkili lokanta işi yaparak geçimimi sağlamaktayım, işyerimdeki tüm demirbaşlarımın mal beyanı olarak kabulünü arz ederim.”
o o Bu demirbaşlar rakı şişeleri ile kadehler mi acaba?
Ø Ø “Adıma kayıtlı gayrimenkul ve menkul malım yoktur, bu nedenle mal beyanımı boş olarak veriyorum.”
o o Demek ki malı mülkü olsa mal beyanına ekleyip de verecekmiş.
Ø Ø “Geçimimi çalışarak belediye yardımı ile sağlamaktayım”
o o Anlayan varsa beri gelsin.
Ø Ø “Ben asıl borçlu değilim, grubumuzda bulunan sıradan borçluyum”
o o Sıradan borçlu nasıl oluyor acaba? İcra İflas Hukuku yeni terimler kazanıyor.
-
Yazan: 05 - 01 - 2008 : 01.51 - milo
Sayın Orhan Ercan dikkatlerine, Ankara, 12.01.1988
Konu: .Gözlük
Pek Muhterem Orhan Ercan bey kardeşim,
8 ocak 1988 tarihinde lütfedip beni evinizde misafir etmiştiniz. Pek büyük bir şanssızlık neticesinde ve biraz da acele etmemden sebeple, gözlüğümü kıymetli evinizin nadide banyosunda unutmuş bulunmaktayım. Binaenaleyh, zamanınızı almaktan son derece müteessir olmakla beraber, gözlüksüzlüğün ne denli zor bir durum olduğunu takdir edeceğinizi ümid etmekten başka yapacak bir şeyim yoktur. Pervasız misalimi mazur görün, bir nev-i yarım insan gibi addediyorum gözlüksüzken kendimi efendim. Kıymetli zamanınızdan bir kısmını ayırarak, gözlüğümü yurtiçi kargo marifetiyle tarafıma gönderebilirseniz (misal, bir diş macunu kutusuna koyup gönderebilirsiniz) size olan minnetimin ziyadesiyle artacağını arz ederim efendim.
Not: Kargo mesarifleri bizzat tarafımdan ödenecektir. Saygı ve muhabbetlerimle kucaklarım,
Muharrem Ensari
--------------------------------------------------------------
Sayın Muharrem Ensari dikkatlerine, İstanbul, 13.01.1988
Konu: Gözlük
Aziz dostum Muharrem Ensari bey,
Gözlüğünüzü bizim fakirhanenin banyosunda unutmuş ve dolayısiyle zor bir durumda kalmış olmanızı büyük bir teessürle müşahede ettim. Filhakika bu sabah, zevcem Belkıs hanımefendi, gözlüğünüzü banyoda bulduklarını bana söylemişlerdir. Kendisinin bana bildirirken yüzünün kızardığı bir başka gerçekten yola çıkarak anladımki, gözlüğün unutkanlık ve acelecilik sebebiyle banyoda kaldığı aşikardır, zira sifon da çekilmemiştir. Netice itibariyle, pek tabii ki kıymetli gözlüğünüzü tarafınıza yollayacağım (omo kutusuyla göndermem daha yerinde olacaktır kanaatindeyim, diş macunu kutusunda gözlüğünüz kırılabilir maazallah). Ancak, bahis açılmışken izninizle benimde küçük bir istirhamım olacak. Daha öncede defaten arz ettiğim ve tahmin ediyorum ki sizin de unutmuş olabileceğiniz gibi, 1985 senesinin kasım ayında evinizde kalmış olan esvablarımın tarafıma gönderilmesi, bu iki önemsiz ve fakat can sıkıcı tesadüfün aynı anda tatlıya bağlanmasına vesile olacaktır.
Not: Kargo masrafları küçük bir detaydır, ehemmiyetsizdir, size bir şey olmasın. Muhabbetle kucaklarım,
Orhan Ercan
--------------------------------------------------------------------
Sayın Orhan Ercan dikkatlerine, Ankara, 14.01.1988
Konu: Gözlük
Pek muhterem Orhan Ercan beyciğim,
dün göndermiş olduğunuz faks mesajınızı aldım, teşekkür ederim, teveccüh buyurmuşsunuz efendim. Esvablarınızın size gönderilmemesindeki ihmalkarlığım affedilecek cinsten değildir. Faksınızı okurken bir kez daha utandığımı arz etmek isterim. Amma velakin, nur içinde yatsın, cebir müderrisimiz Edib beyin de söylediği gibi elmalarla armutların toplanmaması icab eder. Gözlüğün ehemmiyetiyle, birkaç parça esvabın ehemmiyeti kıyaslanmamalıdır. Zira siz esvablarınız olmadan da örtünebilirken, benim gözlüksüz "Yüce Mevlam dostlardan uzak eylesin" bir amadan farkım kalmamıştır. Gözlüğüm olmadan esvablarınızın, evin hangi köşesinde olduğunu bulabileceğim dahi şüphelidir. Mevzua pek iyi bildiğim aklıseliminizle bakacağınızdan eminim efendim.
Not: Zevceniz hanımefendiye en derin hürmetlerimi iletiniz efendim, sifonu çektim lakin zannederim ki şamandrası bozuktu, çalışmadı. Sevgi ve muhabbetle kucaklarım,
Muharrem Ensari
------------------------------------------------------------
Sayın Muharrem Ensari dikkatlerine, İstanbul, 15.01.1988
Konu: Gözlük
Muharrem beyciğim,
faksınızı aldım, teşekkür ederim ne rahmetle hatırladığımız cebir müderrisimiz edib beyin, ne de cebirin, mevzumuzla bir alakası olduğu kanaatindeyim. Yok eğer mevzumuz cebir ise biz ne der idik unuttum, şimdiki talebelerin fonksiyon tabir ettiği şeyi nazari dikkate alacak olursak, a * x = b*y+c misalinde olduğu gibi x in değeri ilk evvela y daha sonrada a,b ve c gibi değerlerle alakalıdır. Bu misalin ana fikri şudur; Ne ekersen onu biçersin. Yani siz doğru dürüst bir y olsa idiniz x de ixliğini bilir sizin gözlüğünüzü memnuniyetle gönderir idi.
Not: Belkıs’ında selamı var. Muhabbetle ellerinizi sıkarım.
Orhan Ercan
-----------------------------------------------------------
Sayın, Orhan Ercan dikkatlerine Ankara, 16.01.1988
Konu: Gözlük
Orhan bey,
faksınızı aldım. Muhtemelen eskiciden alınmış olan değersiz esvabların, bir ihtiyarın sıhhati ile oynamak için alet ediliyor oluşunu ibretle takip ediyorum. Gözlüğümü çerçevesiyle beraber (safilodur) acilen tarafıma göndermenizi aksi halde dalağınızla cima etmek mecburiyetinde kalacağımı binnetice arz ederim.
Not: Belkıs hanım’a bir şey olmasın. Hışımla ellerinizi sıkarım.
Muharrem Ensari
--------------------------------------------------------------
Sayın Muharrem Ensari dikkatlerine, İstanbul 17.01.1988
Konu: Gözlük
Muharrem,
faksını aldım. Hoşt köpek. Mevzuu daha fazla dallandırıp budaklandırmanın alemi yok, ne ka ekmek o ka köfte. Gönder esvabları al gözlüğü.
Not: Bu işe Belkıs’ı karıştırma, Allah belanı versin,
Orhan Ercan
------------------------------------------------------------------
Sayın Orhan Ercan dikkatlerine Ankara 18.01.1988
Konu: Gözlük
Orhan öküzü,
küstah faksını aldım. Köpek senin babandır, nur içinde yatsın, enik! Esvablarını banyo sobasında yaktım. Gözlüğü bedenindeki en münasip deliğe sok.
Not: Belkıs’ın neler karıştırdığını bilseydin keşke. Afyon vali muavini Ekrem bey’i bir sor bakalım kendisine. Helvanı yeriz inşaallah.
Muharrem Ensari
--------------------------------------------------------------
Sayın Muharrem Ensari dikkatlerine, İstanbul 19.01.1988
Konu: Gözlük
Salak Muharrem,
gözlüğü sattım. Epeyde para etti mubarek. İki kat yeni esvab aldım kendime. Benim bu işte karıdan gayrı bir ziyanım olmadı, bu yaştan sonra da karıyı neyleyim, kovdum orospuyu kurtuldum zaar, olan senin gözlüğe oldu.
Not: O ekrem itini görürsen söyle, onunla görülecek hesabım var. Tez vakitte geberesin.
Orhan Ercan