-
Güzel günler göreceğiz çocuklar
Motorları maviliklere süreceğiz
Çocuklar inanın, inanın çocuklar
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler
Motorları maviliklere süreceğiz
Hani şimdi bize
Cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
Yalnız cumaları, yalnız pazarları
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
Işıklı caddelerde mağazaları,
Hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Han
-
Rockçı Emre Aydın...
Önümüzdeki yıl Eurovision’a erkek sanatçı gönderme kararı alan TRT yönetimi rockçı Emre Aydın’da karar kıldı.
Vatan gazetesinin haberine göre 2010 yılının Mayıs ayında Norveç’te gerçekleştirilecek olan 55. Eurovision Şarkı Yarışması’nda, Türkiye’nin son dakika değişikliği olmazsa Emre Aydın tarafından temsil edileceği öğrenildi. TRT yönetimi
-
İtalya, ''Sihirli Flüt'' olarak adlandırılan sanatçı Şefika Kutluer'i, Türkiye-İtalya kültürel ilişkilerine katkıları nedeniyle devlet nişanyla ödüllendirdi.
Cumhuriyet / Dünya - 22 Ekim 2009
İtalya'nın Ankara Büyükelçiliği'nde düzenlenen törende bir konuşma yapan büyükelçi Carlo Marsili, Şefika Kutluer'in, İtalyan klasik müziğinin
-
32 ülkeden 52 yabancı yazara ev sahipliği yapacak olan İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali 31 Ekim'de başlıyor.
31 Ekim - 3 Kasım tarihleri arasında gerçekleştirilecek İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali (İTEF), Amerikalı yazar Adam Fawer, dünyanın en önemli feminist ve aktivist ismi olarak gösterilen Mısırlı yazar Nawal El Saadawi, 'Agata ile İstanbul’da kitabının yazarı Cristina Fern
-
Bakan Günay: "Daha önce İngilizce parçalarla katıldık. Bir Kürtçe parçayla da katılabiliriz."
KÜLTÜR ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Şivan Perwer’i yurda getirmek için kolları sıvadı. Başbakan’ın bilgisi dahilinde Perwer’in yakınlarıyla görüşen Günay, Almanya’ya giderek ünlü sanatçıyı ikna etme girişiminde bulunabileceğini söyledi. Günay, “Almanya’ya
-
'Kurtlar Vadisi' dizisinin 'Seyfo Dayı'sı Nihat Nikerel, kalp krizi geçirerek yaşama veda etti
Tiyatro ve Sinema oyuncusu Nihat Nikerel, evinde kalp krizi geçirerek yaşamını yitirdi.
Şubat 2009'da annesinin ölüm haberini alınca kalp krizi geçiren Nihat Nikerel, Dr. Siyami Ersek Hastanesi'ne kaldırılmış ve tedavisinin ardından taburcu olmuştu. Son olarak Kerem Alışık'ın 72 Koğuş adlı t
-
Bu forum konusunda Atatürk'ün şehri Samsun ile ilgili bilgiler verilmektedir.
1. Giriş
Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919 yılında Kurtuluş Mücadelesini başlattığı Samsun’un, Türk Kurtuluş Tarihinde müstesna bir yeri vardır. Çok eski çağların ticaret ve kültür merkezi, liman şehridir. Günümüze kadar bu görünümünü devam ettirmiştir. Bugün de bu özelliğini korumaktadır. İç Anadolu’
-
saçlarımı okşasaydı yine parmakları, avuçları avuçlarımı
oysa gözündeki yaşım ben annemin, akıtmaya doymadığı
aksak ayağı dahası bahtının karanlığı
alnında kapanmayan yara sırtında konaklayan kambur
kötü kızıyım ben annemin, kadınlığım ölümcül kusur
-
Edebiyat dünyasında büyük kayıp
Yazar Demirtaş Ceyhun, tedavi gördügü hastanede vefat etti.
Alman Hastanesi'nden yapılan yazılı açıklamada, ''Pnömoni'' (zatürre) tanısıyla 28 gün önce Alman Hastanesi yoğun bakım servisine kaldırılan Ceyhun'un, bugün saat 15.00 sıralarında hayatını kaybettiği belirtildi.
Açıklamada, Ceyhun'un tedavisi sürecinde kısa süreli bir iyileşme dönemi yaşadı
-
Gazeteci-yazar Nezihe Araz, dün 87 yaşında yaşamını yitirdi. Üniversitede Behice Boran’ın asistanı olan Nezihe Araz, daha sonra Kenan Rifai’nin yaşamını yazanlar arasında yer aldı. Araz, son dönemde sosyal içerikli kitaplara imza attı.
NEZİHE ARAZ KİMDİR?
1922 yılında doğan, eski Ankara Milletvekili Rıfat Ara
-
Kırkpınar bu yıl 'Yeşil Yeşil' - 2009
48. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri sona erdi. Üç gün süren ve 1578 pehlivanın katıldığı müsabakalarda başpehlivanlık kategorisinde birinciliği son iki yılın başpehlivanı Recep Kara'yı yenen Antalyalı Mehmet Yeşil Yeşil elde etti.
EDİRNE Zeki Ökten’in 1984 yılında çektiği,
-
Yıllar yılı sürdürdüğüm
Kavgam çoktan bitti kendimle, sen gidince
Sığ bir denizdeyim, vurgun korkusu yok
Bedenim seninle bulamadığım huzurla yüzmekte
Ne suçlamak ne kızmak yer alıyor bende
Seninle geçirdiğim her dakikada
Benliğime yaptığım işkenceden
Binlerce kez özür diliyorum kendimden...
-
Yaz kalemim
Çiz hadi ne gördüysen!
Eğrisiyle , doğrusuyla...
Kare kare çiz
Hatta "Bermuda Üçgeni"ni de
Ama sakın yutma riyakarlığı
Çiz hadi ne gördüysen!
Eğrisiyle, doğrusuyla...
Daire daire çiz
Ki, yuvarlayabilsinler şom ağızlarında
Ama sakın gözüme görünme!
Çiz hadi ne gördüysen!
Eğrisiyle, doğrusuyla...
Kıl kıl çiz
Uzat uzatabildiğince ama
Bil ki saygınlık sakal ile olsaydı
Keçiler kral yaşa
-
Yazan: 17 - 05 - 2009 : 09.36 - çoban
İl Milli Eğitim Müdürü İbrahim Ceylan, son yıllarda öğrencilerin okul araç ve gereçlerinde yabancı hayali kahramanları içeren resim ve figürlerin kullanıldığını belirtti. Ceylan, “Neredeyse müstehcenliğe yakın resimlerin çocukları hayal dünyasında gezdirdiğini, gerçeklerden kopardığını” söyledi.
Batı'nın kendi değerleri üzerine ürettiği hayali kahramanların Türk kültürünü istil
-
TRT'nin, 'klip değil müzik kanalı' iddiasıyla yayın hayatına başlayacak olan yeni kanalı 'TRT Müzik', Haziran ayında yayın hayatına başlayacak.
İnternethaber- 13 Mayıs 2009
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, kanalda 'Prime Time'da Türk halk ve Türk sanat müziği çalınacak. Bu kararda, TRT 4'ün çocuklara tahsis edilm
-
IŞIK
Nerdesin ey ışık
o kadar uzakta mısın?
Ben elimi uzatsam
Bari sen bana dokunamaz mısın?
Kendin gibi değilsin de
Yoksa
Herkesten daha mı karamsarsın?
Yoksa yanımdasın da
Bu yüzden
Gözlerimi kamaştırıp
Hiçbir şeyi görmememe
Neden olan mısın?
-
Tırnakların toprakla seviştiği,
güneşin boncuk boncuk terler akıttığı,
sevincin baharda hüzünle buluştuğu,
Ay ile yıldızın kılavuzluk ettiği;
O köy, kimin köyü?
Süzülür salınarak incedir yolları,
mermilerin dolu-dizgin hüküm sürdüğü,
yeşiline küsmüş kan kokar rüzgârı,
ağıt halaylarının [URL="http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galer
-
30/04/2009
Eski Bakanlardan Rıfkı Danışman'ın Atatürk Üniversitesi'ne bağışladığı 567 kitabın dört tanesi nadir eserler arasında yer alıyor. "Kitabu Ğureri'l-Meani" ve "Mesalikü'l- Efham ila ayati'l-Ahkam” kitaplarının başka nüshası yok.
Haberin
devamı...
-
Hoşça kal Dostum
Şiirler kadar yalnız
Kuşlar kadar özgürüm şimdi
Hicranlar kadar buruk
Dinmiş gözyaşları kadar soğuk yüreğim
Dilimi bağlıyor bu sessizlik
Mum ışığında aranırken dostluklar
Gerçeksin sen gerçeksin ey güzellik
Bitmeyecekmiş hain elvedalar
Ruhumdasın, ruhumda yaşlanacaksın
Bembeyaz saçlarına dokunacağım elbet
Üzülme sen de bir gün yaşayacaksın
Papatya bahçelerinde d
-
Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın dört eşi varmış.
Kral en çok dördüncü eşini sever, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini, en iyisini ona verirmiş.
Kral üçüncü eşini de çok severmiş. Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır,üzerine titrermiş.
Kral ikinci eşini de severmiş. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davra
-
Baharı kışa çevirdin?
Artık sevmeyeceğim seni
Ne gökteki dansınla
Ne de yakalamaca oyununla
İstediğin kadar dökül lapa lapa
Yine de sevmeyeceğim seni
Baharı kışa çevirdin?
Artık sevmeyeceğim seni
Kardan adamın bile yalancı
Erir korkusundan, görünce güneşi
Burnu havuç, zeytinden de olsa gözleri
İstediğin kadar saz eyle
Yine de sevmeyeceğim seni..
Baharı kışa çevirdin?
Artık sevmeyeceğim se
-
Bir sevdadır yazmak
Sınırlı yaşamın bitmeyen sevdası
Sevinçtir
Hüzündür
Aşktır
Duyguların gönül dilidir yazmak…
Yazmak bir sevdadır
Yaz-yağmuru gibi tek tek
Gönül dilinden dökülür harfler
Bir kalemin ucunda hece olup dönüşür sözcüklere
Sözcükler cümle
Cümleler sıralanır ardı ardına sevdayla…
Ninnisidir ruhun yazmak
Kâh öyküsüdür uyku saatlerinin
Kâh şiirdir sevgi
-
Sevgili kardeşim Emrah; doğum günün kutlu olsun,nice,mutlu,başarılı sağlık dolu yılllara.
İmza:Ablacık.:o
-
Site'de hukukçular arasında çok büyük bir durgunluk var.Sayın Hayri bey,Ersin bey,İlkgün,Neslihan,Duygu,Esin Hanım...nerelerdesiniz.? Sizlersiz olmuyor...Eğer benim katılmamla irite olunduysa ben gitmeye hazırım.Yeter ki site eski canlılığına kavuşsun.Sevgi ve saygılarımla..
-
DANIŞTAY BAŞKANLIĞINDAN
BASIN AÇIKLAMASI
Anayasa Mahkemesi’nin, Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 5747 sayılı Kanunun iptali istemiyle açılan davada verdiği kamuoyunca da bilinen kararı ile Kovanlık Belediyesince açılan davada Danıştay Sekizinci Dairesince verilen karar nedeniyle Başbakan’ın 24
-
Yazan: 30 - 12 - 2008 : 19.05 - erdem53
Türk Dil Kurumu, resmi internet sitesinde; değişik Türk lehçeleri ile Yeni Yıl Kutlama mesajı yayınladı:
TÜRK LEHÇELERİNDE YENİ YIL KUTLAMASI
Altay Türkçesi : Slerdi cangı cılla utkup turum!
Azerbaycan Türkçesi : Yeni iliniz mübarek olsun!
Başkırt Türkçesi : Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Çuvaş Türkçesi : Sene sul yaçepe salamlatap!
[b]Füyu
-
Yazan: 21 - 12 - 2008 : 07.33 - marita
"Fatih için dev müzikal"
İstanbul'u fethederek bir çağı kapatıp yenisini açan Fatih Sultan Mehmet'in yaşamı müzikale konu oldu.
''Anadolu Ateşi''nin müziklerini de hazırlayan besteci Taner Demiralp'in ''Fatih'' adlı projesinde Müşfik Kenter, Sönmez Atasoy gibi tiyatro ustaları da rol alacak.
Besteci Demiralp müzikalle il
-
Yazan: 16 - 12 - 2008 : 17.08 - deniz02
Yazar David Ignatius, "Yalanlar Üzerine / Body Of Lies" kitabından aynı adla sinemaya uyarlanan ve 19 Aralıkta vizyona girecek filmin Türkiye ön gösterimine katıldı.
Konuya ilişkin yapılan açıklamaya göre, yazar David Ignatius, Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesinin konuğu olarak İstanbul'a geldi.
Ziyareti sırasında öğrencilerle bir araya gelen ve sohbet eden Ignatius, aynı adlı r
-
Yazan: 15 - 12 - 2008 : 16.26 - deniz02
Evet neden?
Özellikle bu sözcüğün böyle yazıldığını çok görüyorum çünkü...
-
Başlığa her gün yeni kitaplar eklenecektir.
----------
Yüreğim Seni Çok Sevdi - Canan Tan
Aslı ve Murat’ın çok tanıdık gelen hikayesi. Belki çok sıradan bir aşk öyküsü ama zaten okunabilirliği kılan da biraz bu sıradanlık. “Evet ben de yaşadım, hep böyle olur, belliydi zate
-
Hukuki.Net'te ki kitap kurtları kimlermiş görelim bakalım.:)
-
Değerli Arkadaşım Matematik
Gel oynayalım hadi...
Bilmece bildirmece
rakamları kaydırmaca
bir o yana bir bu yana
uçurursun havada
sıfırın hep ortada
sahi sen kaç yaşındasın?
Tamam sürükle
sürükleyebildiğin kadar da
sorularıma kendim bulacaksam yanıt
nerede kaldı arkadaşlığın?
Dört işlemle dişe diş
gel çarpışalım hadi
yalnız çarpıştıkça
çarpanlara ayrılıp
çoğaldıkça çoğalıyoru
-
Ufukta küçücük bir ışık göründü,
Yılların karanlığında kalmış miskinler üzerine,
Silkinip uyandı sanki yedi uyuyan,
Güneş ilk defa doğudan doğdu batıdaki pencereme,
Uğuldayan rüzgar kulak tırmalasa da,
Bulutlar sağanağa gebe gibi,
Gelecekte ümit var,
Gelecek aydınlık
Gelecek,gelecek artık
24.09.08
Hüseyin Tuztaş
-
Yazan: 31 - 10 - 2008 : 18.49 - sabitince
2008 Sabit İnce Edebiyat Ödülleri
2008 Yılı Sabit İnce Edebiyat Ödüllerini Kazananların Listesi.
şiir Dalında:
şiir dalında Birincilik ödülüne Ruhumun kanat sesleri kitabıyla Hüseyin Türkmen layık görülmüştür.
ikincilik ödülüne Ayşenur Öktem İzgin Kırkbir kere maşallah kitabı layık görülmüştür.
üçüncülük ödülüne İmdat Gümüş Sevda sadakatin ustura ağzıdır eseri layık görülmüş,
ismail TunçR
-
Ardından koşan yıllar mutsuz bir hikaye olsa da
Kalbindesin tüm gizemiyle aşkların
Titrerken yarin bakışı yeşile süzüldüğünde
Sallanırsın rüzgar gözlerine yangın
- Kaç bahar geçti ben hep buradayım
Hasretler mevsimi tükenmez gönülde
Sarısın kırmızısın mavisin delisin ve delisin
Gökkuşağına hüzün maskesi giydirensin
Güneşle yenilenip yağmurla büyüyen
Sonbaharın güler yüzlü sevgilisi
-
Yazan: 25 - 10 - 2008 : 05.09 - vurguni
Hey Gidi İnsan
İnsanı anlatmak kolay değil ki
Düşmüş bir sevdaya yol olmuş gider
Yaşamak nedir ki varolmak ne ki
Yaratmış tanrıyı kul olmuş gider
Arasan bulunmaz dünyada dengi
Öz varlığı ile yapıyor cengi
Silinmiş insanın yüzünün rengi
Kendi bedenine el olmuş gider
Akıl fikir onda düşünür zahir
Yitirdi benliği aldı bir gahır
İçinde fırtına yaralı nehir
Tutunmuş gözlere sel olmuş
-
Yazan: 03 - 10 - 2008 : 11.44 - deniz02
Marmaray projesi için yapılan kazılarda tarihi değiştirecek bir keşfe imza atıldı. Yenikapı’daki çalışmalarda 8.500 yıl öncesine ait 4 iskelet ile ahşap ve seramik eşyalar bulundu.
Kazı Başkanı
-
Hukuki Net ailesinin bayramını kutlarım.Daha nice yeni bayramlar ve güzel günlerin sizlerle birlikte olmasını dilerim.Sağlık sıhhat ve afiyetler dilerim.
-
[b][font=Georgia]Ben senden gittim
Sessizce gittim,hissetmedin
Kalbimde büyüktü yerin
Kendi yerini kendin sildin
Ben senden gittim
Sessizce gittim,hissetmedin
Beyaza karaları sen sürdün
İçimdeki renkleri küstürdün
Ben senden gittim
Sessizce gittim,hissetmedin
Ne bir sitem ettim
Ne de kötü söz söyledim
Ben senden gittim
Sessizce gittim,hissetmedin
Kimseye olmadığı gibi
Sana da yok bir kinim
Ben
-

Kitap Adı : KANATSIZ KUŞLAR
Orjinal Adı : Birds Without Wings
Yazarı : LOUIS DE BERNIERES
Türü : ROMAN
Çevirmen : Bahar Ö. Düzgören
Yayın Evi : Altın Kitaplar
Dünya'da 10 milyondan fazla satan Yüzbaşı
-
YAŞAM
Bitimsiz bir sevda
en tanrısal gerçek
çarpar yürek bildiğince
“hayat hayat” diye
adı yaşam…
Yağmurun çırpınması
yaz esintisi
en güzel yanı da
bir gündoğumu daha
varlığı his
adı yaşam…
Umudun türküsü
türkülerin en hüzünlüsü
dağılmış ayna gibi
kırık dökük, paramparça
savrulurken yaprak yaprak
tanımlar kendini
küllenmiş köz
adı yaşam…
Görüntünün ruhu
çiçek koku
-
Gizemli bir mekân
Ve yine beyaz bir sayfadayım
Uyumayan zaman tünelinde
Sonsuzluğun sona ermediği yerdeyim
Eklenir yanlızlığıma her dost yarası
İçimde deprem
Dışımda görünmez yüz ifadesi
Dağ olur aklımdan geçenler
Kimi çizer sevgi resmini
Kimi de öldürmek ister içindeki çiçeği...
Hudutlar kulaç kulaç
Duygular çoşkun
Ya deli, ya iradeli
Ya da anlatırlar bir şeyleri...
Topl
-
Yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatının anlatıldığı "Mustafa" filmi 29 Ekim'de sinemalarda. Fragman ve film hakkında ayrıntılı bilgi için
www.mustafa.com.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz. Şahsen bu filmin nihayet yapılmasından dolayı çok mutluyum, vizyona girdiği gü
-
-
Bende hava neden bozdu diyordum. Bugün Feyz dostumun doğum günüymüş...
Yeni güne girmeden kutlamak lazım mecburen mecburiyetten...
İyi ki doğmuşsun Feyz sen olmasan ben kime sataşıp duracaktım...
Doğum günün kutlu olsun.
-
Gökyüzünde hayaller uçuşuyor sarı,pembe,mor,mavi
Çocukça hayaller; sevgi ve umut palavralarıyla bezeli
Gün solmadan aldanıyor genç kederli
Kanıyor yüreği, yanıyor gülleri
-Tüm gözlerimi çağırıyorum yüreğinizden
Kör bir kuyuya atılan melankoliğim ben
Okyanuslar ah şu okyanuslar mıydı dostluğun temeli
Sudan yoksun sevgilerin içinde yüzdüğü denizler birleşimi
Kıskançlık gemil
-
[size="3"][b][i]LAL
Ruhunu şehrin soytarılarına satmış hain gece
Yitik sevdalarda dolaşan unutulmuş lal bir hece
Yakalıyor ruhumun gölgesinden sızıyor içime sinsice
Sensizlik kör gecenin esareti asırlara sığmayan
Bu şiir dilsiz gecenin çığlıklarında dirilen bir isyan
Hasretimin yetim sancısıdır ellerinde kanayan
Ardıma düşen karanlığın puslu gölgesi
Dilimde yasak harflerin s
-
[size="3"]
ASLINDA BEN SUÇSUZUM
Her gün yaptığım gibi ormanı temizlemeye çıkmıştım. Orman benim evim, temiz tutmak da benim görevim. Derken bir kız beliriverdi. Kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek. Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka. Bir sür
-
[size="2"]Saçmalardan Seçmeler
Allahı size emanet ediyorum…. TANSU ÇİLLER
Polis yolu az sonra işlenecek bir cinayetin tatbikatı için kapattı….KANAL D ANA HABER
Mozart Türkiye’de konser vermeye gelirse tabi ki dinlemeye gideriz…..EMRAH
Kendime ait görüşlerim çok güçlü görüşlerim var ama onları her zaman onaylamıyorum…
-
[size="2"][b]Ahmet bir işi 9 gunde bitiriyor. Mehmet ise aynı işi 43 günde bitiriyor o da yarım yamalak, tam bitmiş de sayılamaz yanı. Mehmet kadar sorumsuz, lakayit adam olamaz. Haa, eglence olsun, Mehmet hemen devreye girer. Ama iş deyince kaçar. Bu durumda Ahmet’le Mehmet beraber calışırlarsa, o işin akibeti ne olur?
a) Ahmet, Mehmet’i daha ilk gun kalasla dover!
b) Ahmet isi bi
-

[size="3"][color="Navy"][font="Times New Roman"][b][i]PATRIZIA
Sisler ardında
Yitik bir orkestra
Requiem çalıyor hala
Çarpıyor göklere yankısı
Gri taşlardan yükselen
Yorgun at arabasından gelen
Geçmişin buruk ezgisinden
Genç kızın yürek sancısı
Güneşin ilk ışıkları vurduğunda yüzüne yılların izi ırmak yatakları gibi derinleşi
-
[b][i]ŞİRAZE
gökte yıldızken
ışığın oldum
dost oldum
yoldaş oldum
yolun oldum
gökte yıldızken
parladım çehrende
dolunay gözlerinde
şiraze oldum
yandım
kül oldum
serpildim yer yüzüne
diyar oldum
cehalet cehenneminde
çöl oldum
savruldum
vardım denize
balık oldum
düştüm hayallerine
mercan oldum
denize düştü aydınlığın
ışık oldum
-
:o :kızgın: :o
-
Bugün Av.Sertaç Turgut'un doğum günü..Birlikte kutlayalım istedim..:)
Gerçi biz onun yanına gidip,pastamızı yedik ama yetmedi,siz olmadan bir şeyler eksik kaldı:)
Doğum günün kutlu olsun kardeşim..güzel yürekli kardeşim..ömrün de güzel gönlün gibi güzelliklerle dolu geçsin,yüzün hep gülsün..sağlıkla, mutlulukla,huzurla, sevdiklerinle,kıymetini bilenlerle birlikte yaşlan inşallah..
Seni
-
Yazan: 15 - 07 - 2008 : 10.18 - cognis
Yer hint okyanusu kıyısı
yahut
atlas okyanusu kıyısıda olabilir
kaldı ki kıyının hint yahut atlas okyanusunun kıyısı olmasının
verilecek mesaj,
açısından hiç bir önem taşımamaktadır,
Bilgiyi seri tüketen, felsefesini yapan,
insan insan, insan makine, insan doğa ilişkilerine,
kafa yoran,
sorunlar tespit eden,
çözüm üreten, ürettiği bu çözümleri,
bağlı olduğu, kitapevi,
medya vs ile insa
-
[color="Black"][size="3"]İlkgün Abla muhteşem bir tatil yapmış gelmiş... Bir de ballandıra ballandıra anlatıyor ya Aslı Hanım başta olmak üzere güzel bir tatil çekti canımız... Tamam , tatil beldesinde staj yapıyor olabilirim ama tatil hep güneş , deniz vs değil ya...
Haydi hayalinizdeki tatili yazın, çizin ve sonra gerçek olsun hayalleri
-
Dikkat!
Neşemizin ve kahkahamızın hatta hareketli bol sohbetli ve keyifli günlerimizin azalması nedeni ile İlkgün Abla'yı Özleyenler Derneği kurulmuştur. Amacımız, ilkgün ablamı serin sulardan kendisi gibi sımsıcak geyiklere getirmektir...
İlgililere duyuruyorum;
İlkgün ablamı bulun getiriiiinnn....:(
-
Susarsan yağmur yağar, konuşursan gül açar
Hayalin ebed müddet bir şarkıdır sultanım
Orda yağmurdan sonra ebemkuşağı açar,
Burda gök siyahlaşır, yer farkıdır sultanım
Bizi böyle amansız belaya meftun kılan
Kalbimizin bedenden firakıdır sultanım
Sussak yıllar boyunca konuşmasak seninle
Bir an unuttuğumu sanır mısın sultanım
Bir sabah yorgun argın çıkıp gelsem kapına
O gün beni s
-
YAŞA GİTSİN
.....
kalabalık yalnızlığın bileşkesidir
ve ilham
yalnız, şaire kalemi yok iken gelir
.....
bir varmış bir yokmuş hayat
suya yazılan bir şiirmiş
umudun yanıp söndüğü geceymiş
hayat
saman aleviymiş çocuğum
silik düşün denizinde hayal kurmakmış
düşün çocuğum
düşün ki yangının suya düşsün
alevinde anlam kazansın
anlayamadığımız dünyada zaman kazanasın
mutluluk blö
-
-sevgili ersin tosun'a naziredir...
Sana düşlerimi versem çocuk
Pamuk şekeri kıvamında olanları hani…
Sonra, umut eksem Babil’in rahmine,
Şarapnel yerine,
Yıldızları sersem gecelerine…
Sana gülüşlerimi versem çocuk
Bir yudumda içsem gözyaşlarını
Beşiğine bulaşan taze kan kokusunu
Kızıl bir gülle dağlasam…
Sen uyurken başucunda,
Bir Hüseyn’e, bir de
-
şimdi…
gidiyorsun
öyle mi?
artık
dikenler kör
güller üryan
ve toprak
mahşere dek
saklayacak
ayak izini
koynunda…
bilesin!
Hayri BUYRUK
Bahar / 2006 / MENGEN
-
şimdi…
gidiyorsun
öyle mi?
artık
dikenler kör
güller üryan
ve toprak
mahşere dek
saklayacak
ayak izini
koynunda…
bilesin!
Hayri BUYRUK
Bahar / 2006 / MENGEN
-
LEZZET
Tarihini tam hatırlamıyorum ama öğrencilik yıllarımdan bir gündü...
Kapalıçarşı'nın arka tarafında Mahmutpaşa'ya doğru inen yollardan birinde bir pidecinin camekânındaki yazı gözüme ilişti.
Yazıda pidenin tereyağlı karadeniz pidesi olduğu belirtiliyor, inceden inceye tarifi veriliyordu.
Ama asıl ilginç olan yazının alt tarafına büyük harflerle yapılan ekleme idi;
"DİKKAT EDİN!.. Pİ
-
[color="Black"][size="2"][i]
ASİ GECE
(1)
asi gece
dolunaya yenik düşer
düşler perdesine yıldızlar düşer
dağılır gün karası gerçek teker teker
med cezir kavuşmalar zamansız
yorgun kaldırımlara düşer ay, apansız
(2)
ellerin ellerimde
tütün kokusuna sarmalanmış
ne yerde ne gökte
asi gecenin koynunda kaybolmuş
inlemekte
(3)
üşür gece
üşür yokluğun is karası düşler
dü
-
[color="Red"][size="2"][indent] Tusunami
Süzülürken caddenin yokuşundan
Yollar selama durdu dallar ağladı
Dağlar bile sarsıldı bir bakışından
Gamzelerin beni yaktı gönülleri dağladı
Kırmızı bir elbise vardı o gün üstünde
Bir manalı gülümseme ile yüzlerinde
Işıklar saçan yemyeşil gözlerinde
Bakışların beni yaktı kalbimi dağladı
Edalı yürüyüşün tusunami kalplerde
Her adımı
-
Yurdum İnsanı :)
-
Bu şiirimi Sevgi dostlarım; İlkgün Şen Nurlu, Hayri Buyruk, Dilek Kuzulu Yüksel ve Neslihan Ceylan Algül’e ithaf ediyorum…Sizleri çok seviyorum…..
Gün Dökülürken Irak’ta
Küçücük hayatlarında büyük düşlere yer yok;
Şimdi savaş kurbanı bir bebekleri var
Üç kişilik çocuk dünyasında kolları olmayan bir erkek,
Hayallerin gerçeklere mağlubiyetine direnen bir yü
-
Avukat,hakim,başbakan,bakan,milletvekili denirken neden savcı değil de Cumhuriyet Savcısı denir.Neden savcı değil de Cumhuriyet Savcısı?
-
[color="Navy"][size="2"][i][b]
SÜRGÜNDEN DÖNEN KERVAN
DAMLA DAMLA HAYAT
(1)- Gül yürekteydi;damlasında hayatın...
gül ki
doğa hep canlı kalsın
gül ki
aşk tomurcuklansın;
sen ki
yürüdüğünde fırtınaya karşı
uçurumda bir gül-e
dalga dalga çarpardı
zifir saçların 1 şubat 2008
.../..
(2)-İnsana dairdi her şey ve her şey insan içindi; sevdalar birikirdi onda...
Dağlar var
-
REJİM DİYET HAK GETİRE...
Şişli’deki bir dürümcünün reklam broşüründen harfi harfine aktarılmıştır...
Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir.
Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren de
-
[color="Indigo"][size="2"][b] Beklemek nasıl zordu oysa. Asırlar günlere eklenip de sürüklenmek boşluğun deryasına karanlığın en karasında. Karanlık çağ, bilmem kaç asır, yalnızlık bilmem kaç bucak çöl gecesi sonsuzlukta.
Hırçınlığıyla yaralanan geceler, kaç umuda günü taşıdı. Güneşin kızları kaç gece ölüme kulaç açarken "yaşamak gerek" diye feryat etti.
Gün bilmem kaç bin kere doğdu yalın
-
HEP SEN...
Kalemim seni yazar
Gözlerim seni okur
Gözyaşım sana akar
Ellerim seni dokur
Yüreğim sana çarpar
Benliğim yokluğuna dokunur
Sevincim sende başlar
Sesinle sonsuzluğa dönüşür
Tek sonsuzluk sevgindir bende
Sensizlikte kim üşür?
Yalnızlığım yalnızlığını
Yalnız seninle bölüşür...
Ve
Yalnızlık da yenik düşer nafile
Her defasında yenileceğini bile bile
Kalbin adımı söylediği s
-
PÜR-TELAŞ
../.
Özlemini biriktiren düşlerimin
_______________düşlerimin diline değdi kavuşmak
________________________söz-tükendi
___________________________tükendi dil
_________________________________dil oldu lal...
../.
Gün-güne eklidir
________eklidir aydınlığına gecelerimin
______________________gecelerimin sahibi
_______________________________sahibi yollarda
________________
-
Seni kaç yıldızdan diledim bilemezsin
Hangi yollarda adımlarını
Hangi rüzgarda kokunu ve nefesini
Aradığımı bilemezsin.
[FONT=Times
-
Onbeşiymiş bugün ayın,
Ben doğmuşum inanmayın.
Bu da benden.Nice yıllara.
-
Prof.Dr.İbrahim Ortaş: Tartışma Kültürü Üzerine -1
asportas@cu.edu.tr /
Türk.İnternet.com
Tartışma kelimesini toplum olarak çok kullanıyoruz, ancak derinliğini ve önemini başta eğitim kurumları olarak ne kadar biliyoruz ve uyguluyoruz? Bundan emin değilim. Ancak en azından üniversit
-
Yazan: 03 - 06 - 2008 : 10.32 - milo
CENAZE MERASİMİM
Bizim avludan mı kalkacak cenazem?
Nasıl indireceksiniz beni üçüncü kattan?
Asansöre sığmaz tabut,
merdivenlerse daracık.
Belki avluda dizboyu güneş ve güvercinler olacak,
belki kar yağacak çocuk çığlıklarıyla dolu,
belki ıslak asfaltıyla yağmur.
Ve avluda çöp bidonları duracak her zamanki gibi.
Kamyona, yerli gelenekle, yüzüm açık yükleneceksem,
bir şey damlayabilir alnıma bir
-
Onaltı yaşın sihriyle uçan kalp kuşlarının sahibi
Gözleri hep buğulu, gözleri uzakları arar
Terk eden bir anne terk edilen iki kardeş, yapayalnız bir hayatı var
Kaderine sessizce ağlayan bir hanede hayal kurma sevdasıdır yaşamak
-Gittin gideli anneciğim bizi hiç mi özlemedin
Anneler günü geçti, odamdaki bebeğime hediyeni verdim
Barlarda garsonluk kaderine ağır gelir zamanla
Zaman hep a
-
GAZ KAÇAĞI,
Bir apartmanın girişine asılan ikaz levhası;
"Kibrit ve çakmak kullanarak gaz kaçağını kontrol etmek kesinlikle yasaktır"
UCUZ KAŞAR
Bir marketin camında bulunan ilân;
"Ucuz kaşar,
kilosu 45 YTL."
KUDUZ KÖPEK
Bahçeli bir evin kapısındaki ikaz levhası;
"Dikkat, bahçede kuduz köpek var!..."
HİZMET
Erkekler hamamının giriş kapısına asılan bir reklam
"Bu hamamda c
-
Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde 8 yaşındaydı. Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya iten, seçici konuşmazlık dediğimiz sürece getiren olaylar beş yaşındayken başlamıştı.
Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi alinde normal bi yasam sürerken bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde beş yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden küçük
-
Son Oyun
Gel bütün hışmınla gel,
Ne ağlayacak, nede sinecek değilim..
Sevgisizliğini yüzüne vurup,
Gururum için direneceğim..
Gerekirse bir beyaz gömlek giyip
Ödülümü almaya geleceğim..
Haydi neyin varsa koy ortaya,
Açıkta, derinde ne varsa..
Mertçe çık karşıma, yüreğin yetiyorsa,
Yada her zamanki gibi,
Kalleşçe , alçakça oyunlar oyna..
Beklide bu perde de son oyunun,
Farkında
-
Yazan: 01 - 06 - 2008 : 05.44 - c_selin
İstanbul Film Festivali'nde gösterilen 'Terörün Avukatı', bu akşam da televizyon izleyicisiyle buluşuyor.
Çakal Carlos’tan, Alman anarşist Magdalena Kopp’a uzanan, azılı Arap teröristleri müdafaa eden, sıradışı ceza avukatı Jacques Verges’in hayatını beyazperdeye, Tahran doğumlu yönetmen Barbei Schroeder aktarıyor.
Mao, Slobodan Milosevic, Saddam Hüseyin, Pol Pot gibi 2. D
-
Yeni yollara açılan kapıların,
Anahtarını verin bana.
Açıldıgında önce,
Mis gibi kokan çiçekler
Çıksın karşıma.
Gülümseyen yüzler karşılasın beni,
Daha sonra...
Ne ruhumu sarsmak isteyen sisler
Ne de olduğum yerde kalakalmamı isteyen
Gözler olsun etrafımda
Orada bir kez daha nefes almak
Bedel olsun tüm hayatıma
Öyle bir yer olsun ki
Dönüp bir daha bakmayayım ardıma...
-
Sevgi;
emektir,
saygıdır,
fedakarlıktır,
empati yapabilme yeteneğine sahip olmaktır...
Sevginin sahtesi olmaz.Sevgi ve çoşku aynı anda tezahür eder zira.
Seven insan her fırsatta sevdiğine ulaşır.Önceliğini sevdiğinden yana kullanır.
-
Şu anda evinde bel fıtığı hastalığı nedeniyle dinlenmekte olan Sevgili İlkgün Şen Nurlu ablama acil şifalar diliyor, geçmiş olsun diyorum...Seni seviyoruz ve en yakın zamanda o cıvıl cıvıl yazılarını sesini duymak istiyoruz...Saygı ve sevgiyle ....
-
KARMAŞA
Bir hüznüm diğerini besler,
Zihnimde akıl almaz sayıda kafesler.
Nerede onlar?
Bana hiç uğramadı,
Sizin gelip geçici dediğiniz hevesler.
İlk değil ki bu,
Daha önce de oynandı bende bu bayat piyesler...
2001 Ekim/Ankara
-
Hiçbir şehrin doğuştan yerlisi olmadın sen,
Bilgiyi de sevdayla soluyan bir his oldun,
Şimal rüzgârlarıyla dolaştın elden ele,
Şimdi seni hiç kimse hatırlamasa bile,
Islanmış bir şiirin kalbinde atacaksın,
Belki de öldüğüm gün benimle batacaksın.
Çekip gittiğin yer de uzak değildi oysa
Ne olurdu bir daha geriye dönüş olsa…
Çoğalma arzusunun hüznü yayılıyordu,
Güvensiz bakışları
-
İKAZ LEVHASI
Bir apartmanın girişine asılan ikaz levhası;
“çocuk sahibi olanlar çocuklarınızı tembihleyin.
Yine birisi asansöre işemeye başladı.
Çoook ama çok ayıp.
Lütfen.
SATIŞ
Bir satış ilanı,
Etiket
Bir tişört 2.000.000
İki tişört 5.000.000
Üç tişört 8.000.000
TEHLİKELİ VE YASAK
Çubuk barajı civarında bir kayaya yazılan yazı,
İntihar etmek tehlikeli ve yasaktır.
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 17.52 - deniz02
Dünya'nın 110 farklı ülkesindeki Türk okullarından gelen 550 öğrencinin Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneği'nin(TürkçeDer) organize ettiği 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları açılışı Ankara Altınpark'taki Kültür Şenliği töreniyle coşkulu bir şekilde yapıldı.
Farklı dil, din, kültür ve ırktan öğrenciler açılışa katılan vatandaşlar tarafından yoğun alkışlarla karşılandı. 22 Mayıs - 5 Ha
-
BİTTİ
Acı olarak yaşadığım günlerin
Hatırası bile kalmadı
Gittiğin günden beri
Kalbim adını anmadı
Kısmet böyleymiş demek ki
Denedik ama olmadı
Yaşamak gerekiyormuş
Bazı şeyleri
Tatmak lazımmış
Tatsız endişeleri
Aynı hayatı paylaşmak yokmuş kaderde
Çoktan geçti ruhum bu klişeleri
Şimdi yarınlarım var önümde
Yaşanılası zamanlarım
Sevgiyle doluyum her günümde
Bitti dediysen
-
[b]KISA..KISA..:o
Derdini söylemeyen iyi yapar...
Bir de onun derdiyle mi uğraşacağız.
......
Şişe tıpayı, şarap kupayı, eşek sopayı sever.
......
İnsanlar topraktan yaratılmıştır,
Her an çamurlaşabilirler.
.......
Kurbağayı tahta da oturtsan
Gene çamura atlar.
......
Büyük adam olmaya gerek yok,
Bizler yanlızca adam olalım yeter.
......
-
DERE
Yoluna çıkan dağı
Dolanıp umutlarla
Koşuyor sevdiğine
Yüreğinde sevdası
Susayıp suya inmiş
Bir kamış ki boyumca
Üstünde yedi delik
İçinde aşk şarkısı
Sevdalı bir balığın
Vazgeçip özgürlükten
Bu şarkıdan oltaya
Yakındır takılması
Karışmış da suyuna
Önümden geçip gider
Yarin ipek saçına
Değmiş yağmur damlası
Ben gibi hasret kalmış
Belli gözyaşlarından
Sevdiğini
-
“…ey sergüzeştim
/ki ben, ismin en çok “h” halini sevdim/
söyle ben kimim, nasıl bu denli kimsesizim
hangi kilimin renklerinden dirildi acaba bedenim
gözlerimi nasıl bir gecenin karasında açtılar hayata
hangi tanrının fermanıyla kısıldı sesim…”
l
dolunayın esirgenmiş gölgesinde
senin için son kez soyunuyorum bu sahnede kederle
bak nasıl da d
-
GENEL MÜDÜR
İki gün önce pikniğe gittik hane halkı ile...
Giriş kapısında görevli kimse yoktu.
Bu sene sanırım giriş ücreti kalkmış diye düşündüm.
Neyse bir yer bulup eşyaları yerleştirdim.
Mangal kömürünün yeterli olmadığnı görünce oradaki büfeye gittim, kömür istedim.
Adam kömürün fiyatını söyleyip kaç kişi olduğumuzu sordu.
"Sorumlu siz misiniz" dedim.
Adam yakasındaki kartı düzelter
-
[size="2"][i] ARAFAT
Ebruli düşler damıtılır insan laboratuvarında
Gökyüzüne yansır sahte ruhların izdüşümü
Karabasan olur karanlık kayıp kimlikler ardında
Gece gündüz arasında ihanetin ince ölçümü
Med cezir denge bulur iki dudak arasında
S a d e ( c e ) y a ş a m a k dipsiz denize atılan bir dilek
Binbir maskeler ardında c a n ( s ı z ) ö l m e k bilerek
Söz dolanır savrul
-
../.
NEDİR DOYMAK?!
..
Destanlar yazılır
Üstü kıraç
İçinde can
Toprak.
..
Ucu-bucağı yok
Karışı-parsel
Zor-a gelir
El-değişir
Toprak.
..
Taş üstüne taş
Yakılan ağıt
Yol-vermez
Üryan doğar
Toprak.
..
Kum-çakıl
Taş-beton
Kök-ağaç
Gizli-tohum
Toprak.
..
Ne sen ne o ne öteki
Hiç-biriniz getirmediniz
Sırtlayıp da cenneti
Basamaklı
Toprak.
..
Al-toprak
Aç-tor
-
.../..
-rüya görmüş olmalısın, kendinle konuşmaktaydın
-rüya değildi,
-yorgunsun, istersen sen uyu,
-hayır, yorgunluğum geçti, bana bir çay daha yapabilir misin?
-başım üstüne evlat,
Çayı tap taze yudumlamaya başladıklarında kaval önceki yerine geri dönmüştü. Ev sahibi sordu
-nereye gidiyorsun,yolculuk ne tarafa?
-kendime gidiyorum!
-doğru yolda olduğundan emin misin?
-biraz öncesine kad
-
SEVGİ ÖNCELİK İSTER
Üniversite yıllarımız . Biz iki erkek arkadaşız . Onlar da iki kız . Öyle tanıştık SBF' nin kantininde . Birlikte çıkıyoruz . O yıllarda çıkma ne demek ... Sinemaya falan birlikte gidiyoruz öğleden sonraları . Akşam üzerleri de o zamanlarda çok ünlü Filiz Pastanesinde buluşup çay falan içiyoruz . Gözlerden gözlere , zaman zaman birleşen ellerde bir f
-
Ada Sahibi ya da Ada Olmak
Tanınmış gezgin Thomas Cook, bir araştırma gezisi sırasında Atlas Okyanusu'nun ıssız bir yerinde, çığlıklar atan milyonlarca kuşun havada daireler çizerek uçtuğunu gördü. Kulakları sağır edecek denli yüksek sesle çığlıklar atan kuşların kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgaları arasına atıyorlardı. Onlar bu son hareketleriyle yaşamların
-
[size="2"][i][b]İSYAN
sinsice akar göz yaşlarım
buğusunda gözlerin acı bir özlem
soluduğum hava sensiz boş
odalar soluksuz , havada bir sitem
dokunduğum yerde matem
baktığım kör karanlık yasta
içime dökülen damlalar
dudaklarımda tuz olup akarlar
-
YAŞLI ÇINAR
Menteşelerin gıcırdama sesi olmasa kapının açıldığını fark etmeyecekti. Dört-köşesini avucunun içi gibi bildiği evinde oturduğu minderden kalkıp kapıya doğru yürüdü. Sonbaharın serin rüzgarı yüzüne çarptığında kapının sonuna kadar açık olduğunu anladı. Tam kapının önünde durdu ve
-hoş geldin, dedi
-hoş bulduk,
-kapıyı tıklamadığına göre...?!
-aralıktı, dokununca açıldı,
-içeri
-
../.
TUFAN
../.
Güne değdim
Apansız geçtim
İrkildim.
Tabletler içinde gizlenen yüz
Yüz alevin hoyrat dansı
Gölge/si çizildi.
Alev-i-m sarılır mavi
Ayaklar taşır bedeni
Yenik düşer kibrine gerisi
Kırılır makinenin dişlisi.
../.
Güne baktım
Uykusuz uyandım
Tırpanlandım.
Tapınaklar dağ-başlarında
Çöreği zihin-taşımda
Çöker.
Şehir silueti hırçın
İncisi-oya renk yitik
-
GİT
Haydi sende git sende
Arkana bakmadan git
Gözlerime bakmadan git
Haydi sende git diğerleri gibi
Beni benimle bırak sende git
Utanma sıkılma üzülme
Duygularının altında ezilme
Buraya kadar demeden git
Hoşca kal demeden git
Beni kendimle bırak sende git
Geçmiş gelecek düşünmeden
Bana verdiğin sözleri hatırlamadan
Geçmişe bir kalem çizerek git
Arkandan yananları düşünme
Be
-
SEVDA VE KAVGA
Hasta yatağımda sabaha karşı
Bilseniz aklımdan ah neler geçer
Yarin elleriyle yanmış tenimden
Keskin bıçaklarla iğneler geçer
Tabibin deldiği damarlarımdan
Yarin gözyaşından serumlar geçer
İlle aşk ille “dost dost ille kavga”
İçimden çetrefil durumlar geçer
Duvarda “sus” diyen güzele bakıp
Gözümden yaşanmış sevdalar geçer
Onsekiz yaşımın
-
İşte Salihli fotoğrafları, çatlatmak gibi olmasın ama çok eğlendik... :)
Eklenmiş Resim
-
YETMEDİ Mİ/DÜNYALAR
Bir kenarda durmuş, olanları izliyordu. Bir kadın, cadde ortasına yığılıp kaldı. Koşmak istedi, koşamadı; çığlık atmak istedi, sesi soluğunda kaldı. Bir kadın yığıldı cadde ortasına, o yığıldı kendi dünyasına...
Önce gözleri karardı sonra, çömeldi olduğu yere. Dünyalar geçti gözlerinden;...Yaşanmışlıkların ağırlığı omuzlarında , yasladı sırtını bir duvara; buz gib
-
Amerikalı erkek bir bilim adamının yaptığı araştırma,
Kadınların hayatının 4 ana döneme ayrıldığını ortaya koymuş:
1) Herşeye ağzı açık ayran budalası olarak baktıkları,
söylenen her güzel lafa kolay kandıkları 17 - 25 yaş arasındaki
KAZ Dönemi.
2) Güzelliklerinin farkına vardıkları, o yüzden hep
kapris üstüne kapris yaptıkları 25 - 35 yaş arasındaki
NAZ Dönemi.
3) Hayatı (er
-
YAR-YAR!
../.
Zamana sığdıramadığım
Toz-zerresiydi yüreğim
Avucunun içinde;
Geceye ışık-seli gibi doğan
Gül-dalında sarmalayan
Yar-yar
_____nerede kaldı ellerin!?
../.
Nar-çiçeği ilişti
Usulca ve nazlı
Sol-yanımda yaralı,
Bezedi mavi-göğü
Yeşilin sesi
Beyaza boyadı bulutlar
Kelebek kanatlı,
Bir dalda öbek
Açmaya hazır
Kayaları parçalayan
Çam kozalağı!
Aldı beni t
-
Biz aşığız yar yolunda yürürüz
Biz adım atarken diz incitmeyiz
Biz damla içinde derya görürüz
Biz ağlarken bile göz incitmeyiz
Biz inandık rehberimiz Mustafa
Biz dünyaya geldik gittik kaç defa
Biz kal u belada dizildik safa
Biz secde ederken yüz incitmeyiz
Biz bülbülüz viranede ötmeyiz
Biz haksızlığın tarafını tutmayız
Biz aşk ateşine odun atmayız
Biz kendimiz yanar köz incitmeyiz
-
[size="2"][i]MAVİ YOLCULUK
Kelebeğin konduğu yerde içtik sevdayı.Sevdana susadım, yol aldım ve yorulmadım sana koşarken.Kavuşmalarımız cennet bahçelerine açılan bir kapıydı.Gözlerinde buharlaşmak ve yok olmaktı aşk . Yürüdüğümüz taş sokaklar şimdi seni konuşmakta ve sana açmakta baharın en cömert çiçeklerini.Oysa solmakta yüreğim hasretin kemirdiği zifiri zindanda.
Hoş sohbetli limanla
-
Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyor. Onlara şöyle diyor:
“İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında. Bu kurtlardan biri; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibri, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor. Öteki ise; huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllü
-
İşte şiir budur. Yazarı kim derseniz.Ben bilmem o yazanın sorunu çünkü kendisini saklamış uzun bir duvar yazısı gibi olmuş...
Ben şiir miir bilmem bildiğim tek şiir
Gökte yıldız sıra sıra
Hafız gider mısıra 'dır
Onun da yazarı
Cem Karaca'dır.
İstemeden dörtlük oldu. İşte şiir
EY AZRAİL
Ey Azrail ! Bilirim, bu sözlerim çok yersiz,
Neden böyle ansızın, geliverdin habersiz ?
-
Azman geliyor!
Kızıl şapkaya kanıp
Çilekleri bedava mı sandınız
İş-güç eşittir para?
Eğilme kapitalizmin kölesine
Kaçın şirinler kaçın
Azman geliyor!
Gargamel’in cübbesine
Misyonerlik hevesine
Doldurur altınları yelesine
Hiç acımaz cicisine
Kanmayın şirinler kanmayın
Azman geliyor!
Ne cami var, ne kilise
Kanmayın Peyo'nun sözüne
Tembellik Anayasa'sına
Emperyal
-
[b][size="3"][color="Navy"][i]YANSIMA
küflü bıçak
su yüzüne yansır
a l ç a k
gün yanar kıyılarda
kıyamete gebe
bir söz kör ebe
alçaldığında yanacak
celladın dilinden savrulacak
g e r ç e k
saf yanım kavrulacak
müebbet yangında
kötülük ve iyilik şimşek çakınca
alev alacak
y a l a n
cennetten kovulacak
günahı ellerinde
-
TAMARA’ YA HAİKULAR
I.
ela makamı
bir mutluluk bestesi
baktıkça çoğalan…
II.
bahar zamanı
uçarı papatyanın
düşünde kelebek…
III.
yağmura inat
güneşe düşen cemre
sonrası mayıs…
Hayri BUYRUK
12.09.2007 / MENGEN
-
Dost kalalım dedin, aşkımı sildin
Bu kem yara beni üzmekte dostum
Zalim bir mengene içimde sevgin
Gün be gün kalbimi ezmekte dostum
[font=Times New Roman][size=3]Aşkınla onursuz,
-
BOŞUNADIR-BOŞUNA
../.
Şairdir,
Müsveddesi cebinde
Ne elinde bal
Ne de yanağında tomurcuk var,
Bir hışımla iner ovaya
Bulur kendini sözcük deryasında
Balık misali düşer oltasına
Ayıklar bir-bir düş-karasında...
../.
Şairdir,
Koşulu yok
Tanımaz
Düşer yitik ülkeler ardına
Yerleşir kendi ütopyasına,
Bakmaz kimselerin
Ne adına ne de sanına,
Zincir vurulur
İğneden-iplik koluna, ka
-
Duygu Seli
1
Hani, tıpkı bir ilkbahar fırtınasında karların erimesiyle coşan
Bulanık akan suların oluşturduğu o çılgınca seller gibi
Sonsuzluğun kapısında aşılması zor zincirleri kırabilecek güçte bir DUYGU seli
Yaban güllerinin taç yapraklarında damla damla süzülen su misali
Gıdım gıdım biriken sözcüklerle, çığ olup yuvarlanan bir sevgi
Ama mülevves, ama necip, ama çok y
-
Dostlarım
Dostlarım hep bende kusur aradı
Gerçek yanlarımı göremediler
Yar dediğim yad ellere yaradı
Sevdiklerim bana eremediler
Saflar kandı fitnelerin sözüne
Körler düştü kalleşlerin izine
Dinamitler kondu suyun gözüne
Yine de farkına varamadılar
Kalmadı sevdiğim lezzetim tadım
Devrildi seneler bak adım adım
Yıllarımı insanlara adadım
Bir günümü geri veremediler
Göz koydul
-
ŞİİR VE BAĞSIZLIĞI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME
.../..
Edebi eserlerin bir dalı olan şiir şekil ve içerik olarak bir bütünü temsil eder; yaratıcı aklın sentezlediği algılama ve bunu söz ile yeniden yorumlamanın sınırı olduğu söylenemez. Bu bağlamda, genel geçer ölçülerden söz etmek tartışmalara konu olsa bile doğru bir yaklaşım olmasa gerek. Yazın dili olarak şiir özde diğer anlatım şekillerinden
-
Bosna’da çocuklar hüzün toplarken bayramlarda
Islak hatıralarıyla akardı zaman…
Yaman Zaman
Kahır sesleri gelir uzaklardan
Feryatlar tutsak olur masum yüreklerde
Bedenler çığırtkan durur ruhlar yalan
Kızıl toprak anne olamaz sarı lalelere
Anneciğim
Sen mi geldin
Yanar sevinçler yanmaya dursun bayramlık hevesler
Neden diller lal olur dünya konuşamaz
Kimse
-
Deniz, yanımdı
Yosunlar yatağım karasularında
Kılıç balığım
Biç harmanlansın renksiz duygularım
Deniz, ahımdı
Çatlayacak nazarım bakışlarında
Söz namusum
Dur yakacak kızgın kumsallarım
Deniz, sağımdı
Köhnemiş tuzum nemli toprağında
Gölge nadasım
Vur patlasın tomurcuk yakamozlarım
Deniz, solumdu
Uyutur Yusuf’u kör kuyularında
Ninnisi isyanım
İt karanlığı damlasın ruhun
-
BOZKIRIN ÇOCUĞU
Ben bozkırın çocuğuyum
Sen yemyeşil bahçelerin…
Tenim ondan buğdaya çalar
Senin de gözlerin çimene…
Hep tuzludur dudaklarım
Seninkisi ıslak…
Ellerim toprak kokar
Ellerin çiçek
Bilir misin sevgilim
Susuz kalınca toprak
Çiçek hayali kurar
Bütün bir mevsim…
Hayri BUYRUK
13.12.2006 / MENGEN
-
ŞARABIM ÇİÇEK AÇAR
Zamanlar gelir geçer
Ben seni düşünürüm
Bir çiçek üstünde yüzün
Bir başkasında dudağın
Bir varmış bir yokmuş
Gelişini düşünürüm bazen
Hadi bakalım bahar
Küçük bir dere akar
İçmeye eğilirim
Yüzün sulara düşer
Sonra sesini düşünürüm
Bir yıldız yere iner
Tutar öper düşüncemden
Tam sevdiğim yerden öper
Tutuşuverir tutmasam
Olmadı adını düşünürüm
Karanlıkta
-
Bugün yağmur yağacak
Kuşlar böyle söyledi
Yarın güneş doğacak
Taşlar böyle söyledi
[size=3][font=Times New Roman]Memleket düze
-
Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığın düşünün.
1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutl
-
Dilek: Doğum günün kutlu olsun.Nice nice sağlıklı yaşlar dilerim..
-
Niyahet hanımı yatırdığımıza göre;) Hemen gerekeni yapayım. Ne zamandan beri sitede görünmesem de eşimin en çok zaman ayrıdığı, bilgisayarını açtığında çoğu zaman girdiği ilk web sitesinde bu konuyu açmamın doğru olduğunu düşündüm.Yarın sabah bilgisayarını ilk açtığında da bunu göreceğini ümit ediyorum.
Belki çoğunuz bilmiyorsunuzdur. Eşim yani Dilek Kuzulu Yüksel, aslında benim liseden ve üniv
-
[indent][indent][size="3"]
SOKAKLAR
Kim demiş beni kimse tanımaz diye
Bu sokaklara sor beni iyi tanırlar
Kaç mevsim yaşadım bilemem ama
Çok dertleştim tozlu yollarında
Kaldırımın her taşında izim vardır
Her taş aralığında gizlenmiş bir sözüm vardır
Güldümse, ağladımsa bu sokaklarda
Gönülden özledim her uzun ayrılıkta
Konuşurdum taşıyla duvarıyla arkadaş gibi
Çıkmaz yolların
-
Madam Medina'nın anısına...
“Gelsene kız içeri.”
“Çok yorgunum Madam Medina. Erken yatacağım.”
“Ama ara sıra gelsen bana yemeğe. Bak yalnızız ikimiz de.”
Kuru bir dalı andıran elini uzatıp, usulca okşuyor yanağımı:
“O kadar genç ve güzelsin ki.”
Gözlerimin ıslandığını farkediyor mu?
“Teşekkürler Madam Medina, iyi akşamla
-
Dosya 413
SİZ UYURKEN
dünya uykuda şuan
güneş sabırsızlanırken yükselmek için
sus diyorum
bırak uyanmasın dünya
gün be gün çirkinleşen hırslar unutulmuşken
rüyalarda çocuklar gülümserken
silahlar kuşanılmamişken
kalpler henüz kırılmamişken
kötülükleri düğümlemişken insanlığın en saf yanına
uyurken bebek kokusunda koca gün
hu
Eklenmiş Resim
-
-Sevgili ablam Hanım MERAL'e-
Dolunay Ağırlığı
Güllerin içinde koşan gülen bir hayat vardı
Yüreği okyanus gibi dolup taşardı sevgiyle
Masumiyet timsali gözleri, muhteşem güzelliğiyle
Dağlardan denizlere esen hırçın bir rüzgardı
Dolunay ağırlığını taşıyamadı geceler
Gözlerindeki güneş hazin bir akşam battı
Ellerinden tutan zalim bir zamandı
Kandı düşler kandı, kandı ve yanıldı
-
“…artık bütün mevsimleri güz suyunda yıkanıyor içimin
pespaye kadınlar bir kefesinde, diğerinde ölüm terazinin
“kör çırpınmaları” yakarışlarım../bu nasıl acı verir bilir misin/
takvimlerin sahipsiz yapraklarından daha da sebepsizim
ve bataklığın çekiciliğine yenik düşüyor nihayetinde direnişim…”
l
adıma dönüyorum, son arzuya...imreniyorum merme
-
DAĞLARIN GÜLÜ/''SAVAŞ ve BARIŞ''
Dağların dorukları kar ile boran olsa da,
bir gül açar fırtınalarada;
zorbanın bel-bağladığı karanlıklarda,
hazır bekler akrep, zehrini akıtmaya;
korkunun tüm renkleri belirir ok yay-dan çıktığında,
çoluk-çocuk kaçışır köşe-bucak sıyrılırken kılıç kında;
karanlığın sesi yırtar geceyi ağır adımlarla,
soluklar tutulur, yürekler pür-telaşta!...
Dağların d
-
[size="3"]
[b][i]Dünya dönüyor, omzunda insanlığın bitmek tükenmek bilmeyen günahları... Yaşam sorgulanıyor, omzunda onulmaz dertleri ve sınırsız umutları... Hayaller ise kaf dağının ardındaki anka kuşunun ağzında...
ABD füzeleri Irak'ta kız okulunu vurdu, taze umutlar kucaklarda son nefesini verdi. Spiker beynini uyuşturdu haberlere bir kaç dakika kala ve vakit geldi sipariş haberler okundu
-
[i][b]
KARANFİL KOKULU ÇOCUKLAR
karanfil büktü boynunu, yüreği örselendi
kızıl günde açtı umutlar, karanlığa direndi
meydanlara taşan tarih ,kaldırımlarda yankılandı
hep bir ağızdan , iş-emek-özgürlük yankılandı
acıyla yoğrulur mücadele
doğacak günün hasretiyle
koşun çocuklar caddelere
meydanlara düşün el ele
koşun çocuklar koşun
emeğin direnişiyle
alev kızılı türküleri haykı
-
CANI İSTERSE
Çağırdım usulca
Gelmedi
Neymiş efendim
Duymamış
[size=3][font=Times New Roman]Bangır bangır bağırsa mıydık
-
KOÇ
Cin gibiyimdir,gözümden birşey kaçmaz,
Kararlıyımdır,rotam kolay kolay şaşmaz,
Herşeyi bilirim,ruhum liderdir benim,
İyi amir olurum,emir vermeyi de severim..
BOĞA
Maddiyata düşkünümdür,çok para isterim,
Cesur ve gözü karayım,belayı da severim,
Sevimli,konuşkan,biraz da inatçı biriyim
En büyük özelliğimi yazamam burada,çekinirim.
İKİZLER
Bir sayın aşklarımı parmaklarınız az
-
KOÇ
Cin gibiyimdir,gözümden birşey kaçmaz,
Kararlıyımdır,rotam kolay kolay şaşmaz,
Herşeyi bilirim,ruhum liderdir benim,
İyi amir olurum,emir vermeyi de severim..
BOĞA
Maddiyata düşkünümdür,çok para isterim,
Cesur ve gözü karayım,belayı da severim,
Sevimli,konuşkan,biraz da inatçı biriyim
En büyük özelliğimi yazamam burada,çekinirim.
İKİZLER
Bir sayın aşklarımı parmaklarınız az
-
“…sahi hiç ölçtünüz mü, kaç adım gelir acaba bir kadının ölümü
ya da acıtır mı ağacın kökünü o tek yaprağının renksizliğe sürgünü
filketelenmiş gelin bohçası şimdi sesimden âyan beyân dökülen zaman
bütün kadınlarım bir van gogh misali hüzünlü ve tütsülü ve de yaban…”
l. sağanak
hızla yaklaşırken kırkıma, aşkı reddediyorum ey ruhum
bir de ölümü bu fasıl
-
-Gözlerinde kaybolup düşüyorum derinlere
Düşmekteyim, düşmekteyim, muhtacım o ellere!-
Öyle bir ateş ki içimdeki
[color=blue]Yakar, yakar da derinden[/C
-
EVLEN/ME/ TEKLİFİ
siz
yıldız yüklü bulutlar
gibisiniz…
bir damla
yağmur olmak için avucunuzda
gözyaşlarımı verirdim
bilseniz…
çoktandır
düşlerime metal kokusu saldı
ahşap /yorgunu/ camlarda uyanan
gözleriniz…
desem ki
gözlerinizden bir ev yapsam
benimle evlenir misiniz???
Hayri BUYRUK
01.04.2007 / MENGEN
-
Özlüyorum gülüm…
Çıldırtan yalnızlık gecelerinin
Bitecek görünmeyen durağanlığında
Kollarımda uyuklayan hüznün
[font=Times New Roman][size=3]Özlemler yaratan keşmekeşinde[/S
-
Aydınlıklara talan sürüldü
K u s şimdi acımasızlığına
S a v a ş Dünyası
Küskün bir nefretin kursağında kaldı yüzün
Güldün
Ellerin yıldızlar savurdu gökyüzüne
B ü y ü d ü n
Beyaz
Siyah
Neden kışın ayaz
Yazın avaz avaz
Çığlıklar serdin söyle neden
Neden yaktın bir gencin umutlarını m a v i bitmeden
Yüreği gülmeden
Söyle neden
Kan gülücükleri
Akar kızıllığın
-
Bu seriyi Sevgili Gül’ün açmış olduğu “utanç” adlı forumu okuduğumda o kadar etkilendim ki dizeler dökülmeye beyin hücrelerimde canlanmaya başladılar; Gül yürek seni selamlıyorum..
Ve bu seriyi katledilişini lanetlediğim eşsiz yüreklerden bir can olan Benazir Butto’ nun anısına saygı ile bir kır çiçeği demeti olarak bırakıyorum.. Şiirimin ismi onun bir konuşmasından 
-
En sevdiğim keman virtuozlerinden Farid Farjad ; dem adamı, ruh adamı... Müzikleri ruhu okşuyor, eritiyor tekrar şekillendiriyor... içinizde uzakların özlemi,hiç yaşanmamış zamanların burukluğu, alıp başını gitme arzusu... olgunlaştırıyor insanı...
you tube da gezinirken en sevdiğim parçalarından biri olan pari kojaee' ye rastladım eminim sizin de çok hoşuna gidecektir linke tıklarsanız hüznü
-
Geldi bahar ayları
Gevşer gönül yayları:o
-
Yüzyılın Gafları
"Tugay, vurursa gol olur, vuruyoooor, aut..." (Bülent Karpat)
"Ben ona dırdırın kralını yaparım, ama lisanına hakim değilim." (Ahmet Çakar, Lucescu'ya çatarken)
"Değişik bir yerden gireyim sana..." (Erman Toroğlu, Şansal Büyüka'ya)
"Walsh ikinci yarı çok etkisiz, kendisini oyunda hiç göremiyorum..." (Can Bartu, Beşiktaş maçını yorumluyor; ancak Walsh devre arasında oyunda
-
Çal kemancı
Ayrılık sonatını her akşam üstü
Bir akşam üstü ayrılmıştık biz
Yorgun gecelerimizin eşiğinde.
[size=3]Düşüncelerimizin raksı eşliğinde[/S
-
AYNI TOPRAK
../.
Aynı topraktan geldik
Böceklere teslim tenimiz
Göz-pınarından emildik...
../.
Aynı topraktan geldik
Öbeğinde karınca
Açtı güne kapısını
Tek adımda çiğnendik...
../.
Aynı topraktan geldik
Engerek değişti gömleğini
Teli koptu bağlamanın
Ağustosta buz-kestik...
../.
Aynı topraktan geldik
Damlası aktı damardan
Düştü ateşin koynuna
Kundakta köze döndük...
-
“…m a r i a
nesepsiz şiirlerin
elleri kirli annesi
nefesin
hades’in gölgesi senin
düşlerin
öfke ve kin
irin şimdi düşlerin
bak
kurudu o mümbit memeleri yaşamın ve şiirin
amma ve lâkin
faili sen değilsin”
l
ah m a r i a
nasıl da acıya mihenk taşı gecenin şu dipsiz rahmi
sokaklar nasıl da ağulu yangın yeri
kaldırımlarda yankılanıyor kimsesizliğin beyhûde s
-
[indent]AŞIĞIM
Sen hayalsin ben rüyayı gören
Sen taze gülsün ben olsam deren
Sen habersizsin ben seni seven
Sana kavuşmak düş fakat aşığım
Güzelsin nazik hem de tatlısın
İdealdir bana senin aşkın
Hele bukle bukle siyah saçın
Onu koklamak düş fakat aşığım
Her gün bu gönül düşer peşine
Bakmak için çırpınırken gözlerine
Beni görünce al al olan yüzlerine
Öpücük koymak düş fakat aş
-
"şu anki derinliğin altında daha çok yanıt"
Neden ama neden? Neden cevaplar ve sayfalar birbirini takip etmiyor. Ben neden aynı sayfada defalarca bu linke tıklamak zorunda kalıyorum? Neden kimin daha önce cevap yazdığını takip edebilmek için cevap saatlerini kontrol etmek zorunda kalıyorum. Yok mu bu işin bir çözümü? Varsa bir kuralı bilelim de uygulayalım.
İmdaaaaat.
-
MARTILAR ÖTELERDE
martılar sustu
bakışları mağrur
ve şimdilerde
akdenizi soluyorlar
yedi-tepeli şehirde,
../.
fırtına biçer surları
uçurumda Gül direnir
gece karası al yazmalar
duvarları aşar
birikir ötelerde...
Küçüksu,
22 Nisan 2008
-
GENÇLİĞİM
gençlik nedir bilmem
ahir zaman geldi geçti ömrümden
yıllar geçti gün dönmeden
soldu ömür yar tenine değmeden
F.Gül Başar
Yıllar geldi geçti hep keder ile
Aşk bahçesinde gül idi soldu gençliğim.
Gönül tasım doldu da taştı çileyle
Bir hazan mevsimi oldu gençliğim.
Bir ömür boyunca hep acı vardı
Ben kendime dost bildim
-
Büyük bir utançtır yüküm. Benden önce de taşıyan kırlangıç yürekli, gözü yaşlı utananlardan miras... Utanıyorum, evet! İnsanlığımdan...
Kimilerince inkar edilecektir utancımın kızılı bu günahlar. Ancak gerçek şu ki bedende yayılan acı ve umudun gün batımı kızıllığı benden ötelere daha ağır aktarılacaktır...
Öncelikle tüm insanları dokuz ay karnımda taşımışçasına, oları ninnliler ile ve ak sütü
-
l.bap
yüzümüze çarpılarak kapatıldı bütün kitapların kapağı
çok oldu sonun başlangıcını savuşturalı /yalın ayak üstelik aksayarak/
yafta gibi boynumda taşıyorum şimdi topallığımı
artık (s)aklanmayacak ya susuyorum sağ elimin yüzük parmağı
bir köprü gibi aramızda bu dönemeçte kılıcın keskin tarafı
bir uçunda sen, bir ucunda alnımın karanlığı
şimdi bakışlarımı topluyorum yazıldığım sa
-
YARA SAĞALIR
gençlik nedir bilmem
ahir zaman geldi geçti ömrümden
yıllar geçti gün dönmeden
soldu ömür yar tenine değmeden
gözümü kırpmadım bilmem kaç gece
acıya boyun eğmedim, direndim zulme
alışkın dikenli yürek bu derde
gençliği ıskaladık işte ne çare
dik duruşum bundandır
baş eğmeyişim direnmektir
ağlarsam akan zehirdir
yürek acıyla pare paredir
"zaman geçer kabuk bağlar
-
DALGA
Kumlara bir cümle yazmıştın bebeğim
Bir sözcüğü eksik,anlamsız
Bir dalgalık ömrü olan
Ben de eksik sözcüğü yazdım
Cümleni tamamlayan
Tuttun başka bir cümle yazdın sonra
Kayıp sözcükler aradın yeniden
Eğdin büktün kırdın döktün ekledin
Ne kadar deniz bu hangi denizde
Ne kadar dalga hangi dalgadan
Şunu bilirsin bebeğim
Hüznün saati çalarsa
Herkes biraz şairdir kendine
Kend
-
Bugün yaptığım bir keşif sırasında başıma komik bir olay geldi. Sanık avukatı savunma tanıklarını dinletmek istediğini söyledi. Tanıkları çağırdılar. İçlerinden biri 40 yaşlarında bir bayandı. Ayağında şalvar, sırtında eski bir deri ceket, tipik bir Anadolu kadınıydı.
Karşıma geldiğinde her iki eli de deri ceketinin cebindeydi. Ben kendisini kırmadan uyarmak için gülerek “ellerini çıkar b
-
Çocukluğum; bir hikaye tadında geçen çocukluğum...
1970'in başına kadar tv evimize girmemişti.O sene televizyon'la tanıştık.Ama tv bizim oyun dünyamıza sekte vurmadı. Oğlum da dahil yeni kuşak gençlerin ilgi alanlarını incelediğimde; bu- bir kaç yaş öncesi, sonrası- gençlerin çocukluk döneminde bizim zamanımızda oynadığımız oyunların çoğunu belki de hiç birini oynamadılar.
Çocukluğumda; oynamadı
-
KÖR DÜĞÜM
Şafak
Söküldü
Belirdi
Alında
Karmaşık
Yazgı
Yürekte
Çizgi
Avuca
Döküldü
Dipsiz
Bir
Kuyu
Yakardı
Çöl
Ortasında
Çağladı
Mavi-bulut
Kaçtı
Tarihin
Keyfi
Tüm
Adları
Yuttu
Mekansız
Bırakıp
Sildi
Karasından
Tahtanın
Her
Karesini
Kireç
Yağdı
Damla
Yerine
Göz-ucunda
Belirdi
Kartal
Gagası
Sivri
Bakışları
Sert
Kanat
Genişliği
Arşın
Bilmedi
İnandı
-
M e l a n k o l i k Zamanlar
Ay ışığında kanar geceler
Düşer kızıllığında heceler
Aşk aşk ah o muazzam aşk yok artık
Tükenmez ayrılıkta senfoniler
Acı senfoniler
Sahtenin güzelliğine aldanırken şehir
Bilir dünya gerçeği bildirir
Saf yürek masumiyetini karanlığa bırakırken
Yıldızlar eğilir karanlık sevdalar dirilir
Adın özlemdi bir zamanlar bu nasıl bir diken
Öz göz göre göre
-
“…beni tam da şiirimden vuracak bir cümle kur şimdi
dilinden düşsün dilime, dilimden yedi düvele
nasıl bütünleşirse nefes ney’le, işte öyle üfle içine
içime işle…”
l.perde
iyi bilirim sahrânın vâhâyı unuttuğu sunakları
satılık tarafını aynaların, uçurtmaların kayıp rüzgârını
ve arş’ı kucaklayan dudağını tantanalı yaraların
ovayı arşınlayıp
-
MEDET YA HIZIR!
../.
Karşımda sararmış sayfası sürgünün
En zayıf halka umudu günlüğümün,
İzini sürerim Ya Ali mührünün
Dermanım ol fermanında hükmün.
../.
Pir-im, yanarım odlar ortasında
Sultan-ım, sınırsız-duvarsız okyanuslarda
Abdal-ım, tomurcuklarım Gül dalında,
Hüseyin-im, susuz çöl ortasında
Hünkar-ım, al-beni söz ortasında.
../.
Medet Ya Hızır! Kapına geldim
Kır-benizli d
-
[left]ÖZ / GÜL
- akrebin gözlerine…
ÖZ
suyu iner
yapraklarıma
dallarıma, sabah rüzgarı değer
gün ışığı öper dudaklarımı
ve uykudan uyanır davetkâr sözler
yol olur kadife ayaklarına…
yürüdükçe
harfleri yanar tutuşur
yangını sarar silüetimi
ellerim kızıla boyanır önce
ateş düşünce güzelim
ve sen gülünce…
yeter ki o ela
gözlerince
sadece
bir kez
GÜL…
Hayri BUYRUK
25
-
TEPKİLERİMİZ;
Sinemaya, tiyatroya, konsere, maça gittiniz.. Veya, otobüse, vapura bineceksiniz, bankadan para çekeceksiniz.. Önünüzde müthiş bir sıra var..
Uyanığın biri, sıraya aldırmadan, yandan yandan çaktırmadan öne geçiyor..
O uyanığa ne tepki verirsiniz.. Sevgili Cenk, bana gönderdiği yazıda, o uyanığa vereceğiniz tepkinin sizin felsefenizi de belirlediğini söylüyor..
KLASİK TEP
-
ASLA VAZGEÇME..
Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore'deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere'den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona.
Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okuma
-
KERVAN/YAR
../.
Başımda buzul-kar
İçimde ırmak akar
Sığınır kuytularıma kaçaklar
________Yar ki canım-ı yar...
../.
Puştun zulasında ihanet
Sarıdır-çiyan suya damlar
Bedir-dir kandırılmış han
Dicle Fır-hat-a bakar
________Yar ki canım-ı...
../.
Kılıçtan geçer baş
Kan damlar libasa
Yok olur bir gecede
Kırk-bininde Keldan
________Yar ki canım...
../.
Baskıdır koynumda isy
-
“…aydınlığın ilk kıpırtıları öperken dudaklarını sabahın
kırmızı bir gül açılsın dalga dalga ak bahçesinde alnımın
uzansın şaklarıma doğru sıcaklığı bu devâsa yangının
muskalar yaz bana mısralara sunulacak
ancak, sunaklara adanarak susacak, ruhumda acıya ezber yapan bu sağanak…”
yasal cinâyetlerin hikâyelerde kol gezdiği zamanlardı
tanrıların, es geçerek dağları,
-
Iyi Avukat
"Iyi avukat adami ipten alirmis" derler. Bu lafin nerden
ciktigina dair bir hikayeyi (belki de "rivayeti")
gecenlerde bir yerlerde okudum. Buyurun ...
Yer Ingiltere. Birkac yuzyil oncesi. Adamin biri cinayetten
iceri atilir. Bir avukat bulunur adama. Ilk gorusmelerinde
avukat "Merak etme seni kurtaracagim" der. Adam da avukata
guvenir ve mahkemeye cikar.
Karar: Idam.
Ad
-
[indent][size="2"] KARAMSARLIĞIM
Hangi dağ yıkıldı da altında kaldım
İniltimi bir ben bir yaratan bilir
Gözümden çıkan şimşekler bile
Her şey ile buğulanıp uçuşur gökyüzüne
Bütün çilenin anasıyım diye
Acıları emziririm doymazlar niye
Çizgiler doldu yüzüm surat asmaktan
Ağrılar girer her yanıma kendimi kasmaktan
Gülmek içten gülmek bu kadar zor mu
Ne zaman son bulur bilme
-
Kaz göndersem yolar mısın?
Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.
Yanına başvezirini alıp yola çıkmış.
Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler.
Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.
Padişah, ihtiyarı selamlamış:
'Selamunaleykum ey pir'i fani...'
'Aleykumselam ey serdar'ı cihan...'
-
-yol zamanları- dedim,düştüm yollara...zaman ile zamansızlık, düş ile gerçek arasındaki ince çizginin peşi-sıra geçmişe gidip bu günü doğurdum; aşkı doğurmak gibi...tarih canlı dokusuyla iz-düşmüştü ve canlanmayı bekleyen ütopyalara gebeydi...dünyalar vardı iç-içe geçen ve dünyalar vardı sürekli devinen;her dünyanın bir zamanı vardı ve o zaman diliminden/penceresinden bakardı; oysa hepsi bir diğe
-
DUVARLARA YAZILANLARLA AŞKIN MANİFESTOSUNA ...
dağları yolları aştım geldim
goncalar ektim geldim
gülleri çizdim duvarlarına
yedi tepeli şehrin surlarına
aşkı yazdım seyreyledim
dalgalar isyan ederken duvarlara
anlatırken akdenizi martılara
ayrılığa boyun eğdim
güneye yolculuğu farz eyledim
vardım şehr-i gül-e
fery
-
AŞKIN
_____MANİFESTOSU
__________SEVGİLİYE
___________GÜL YÜREĞE
Biz ne yollar aşmıştık
________karanlığın gölgesinde
ne umutlara bağlanmıştık
________zincir olup yek-diğerine
_______________korkmamıştık;
yüreklerimizde biriken yangınlar ki
________bizi kucaklar
avuçlarımıza sığmadılar ki
________ateşten toplar
yanaklarımıza süzülen damlalardır ki
________yükünü toplar sevdadır
-
evvel zaman içinde
kalbur saman içinde
üç maymun yaşar imiş
alemlerden birinde
biri görmüş her şeyi
düşürmüş tüm maskeyi
gözlerinde saklamış
indirmiş hep perdeyi
biri duymuş her sesi
kimin kime öfkesi
içinde biriktirmiş
tüketmemiş nefesi
biri bilmiş herkesi
kim aslı kim sahtesi
ihanete saplanmış
dağlanmış hep sinesi
görür, duyar, bilirmiş
kah ağlar
-
BAĞLAMA
-Nida Tüfekçi'ye...
Her sevgi bir düğüm atmış koluna
Dokundukça inler yarası vardır..
Irak gönüllerin uçurumuna
Ezgiden bir köprü kurası vardır..
Aslı saçlarını önüne sermiş
Altı tel koparıp göğsüne germiş
Kerem yarasından bir kabuk vermiş
Sızlaya sızlaya vurası vardır..
Âşık sofrasında bir ayak olur
Şenlik bırakanda, Sümmânî alır
Humarı kan ile karışıp
-
Farkında değilsin iş ve gücünden
Dünyaya ne verdin, ne sence gerçek?
Şu eşsiz doğada gördün mü hiç sen
İlkbahara gülümseyen bir çiçek?
Bir taş duvar kadar sahip çıktın mı
Yaşamına sahip çıkan böceğe?
Sıkıldın mı yaşamaktan, bıktın mı?
Bugünden ne bıraktın geleceğe?
Neden açar dağ başında kardelen,
Kimseden minnet bekler mi acaba?
Sudaki nilüfer ne ister senden,
Boşa mı gitmiştir se
-
Merak ettim,
Alaaddin'in sihirli lambası sizin elinizde olsaydı ve Cin, üç dileğinizi yerine getirecek olsaydı sevgili dostlar, neler dilerdiniz?
( Ben mi? en son benim dileklerim yer alacak forumda;) ...
Dileklerinizi bekliyorum...
-
AÇ KAPINI
../.
Aç kapını
Örselenen
Zaman-ı-mı
Almaya geldim,
Çok uzak değil
Eşiğinde
Yorgun değilim...
../.
Aklı-mı-n dini
Halkalı zincir
Küf tutar
İz-i kalır
Alın-terimde...
../.
Aç kapını
Tenin
Terin
Benim
Zehrin-de hançer-im
Haş-haş-in
Nizam-dır mülkün
Düşer Melik...
../.
Sığır postunu
Kıydım
Lime -lime
Şahrud akar gölgesinde
Cennet-ten bahçeler getirdim
K
-
madem, sohbet kısmı geçici olarak kapalı, o zaman muhabbet tutkunları olarak buradan devam etmeye ne dersiniz??? geçici bir süre için...
geçenlerde oltuda, adliyeden eve doğru yürürken caddenin sağ tarafında, beyaz eşya mağazalarının arasına sıkışmış bir fırın gördüm...camında büyük harflerle "GERÇEK TAŞ FIRIN EKMEĞİ VARDIR" yazıyordu...eve ekmek lazımdır diye, aynı zamanda son günlerde pek de
-
I
Sen benim dokundukça solan nazlı çiçeğimsin
Dokunmayacağım
“Öpme beni” diye ağlayan güzel bebeğimsin
Yakınmayacağım
Üzülürsün bilirim, o mahzun tavrı
Takınmayacağım
Sen mutlu ol yeter ki gözümü budaktan
Sakınmayacağım
II
Hoşuma gidiyor bu yara, kanasın varsın
Dağlamayacağım
Ne kadar acı verse de gözümden yaş gelse de
Ağlamayacağım
Geleceğimizi ham bir
-
Bu kez sizlere hukuki.net hakkında detaylı bilgi aktarmak için buradayım.
www.hukuki.net/kanun/
www.hukuki.net/ictihat.asp bölümlerimizde onbinden fazla kaynak bulunmaktadır.
Yine
[www.hukuki.net] bölümümüzde 1500 kaynak (mevzuat, içtihat, makale) yer almaktadır.
Her geçen gün sitemize değişen mevzuatlar ve içtihatlar eklenmektedir.
[ur
-
- özlemine alışık…
Ellerimi tut Venüs, ellerim alışık değil ellerine
Sana engin denizlerden köpük getirdim
Avucumda çırpınan asi bir martı
Alnımda yakamozla
Kapına geldim…
Gözlerime bak Venüs, gözlerim alışık değil gözlerine
Affetme, ürkekliğini bakışlarımın
Öfkeli yıldırımlar sal üzerime
Ya da tenhasında yoluma çıkıp
Siyahını sapla gözlerime…
Saçlarımı okşa Venü
-
.......
[i]Zaman
Sızı verir
Zamansız sevdalara
Çığlık gibi zaman
Akar akar
Boğulurcasına
Zaman
Karanlıkta
Akrep ve yelkovan büyür
Hançerler ard arda
Zaman
Fethetmek ister ya
Umudu
Hakimi sansın bırak
Ömrünün
Zamansız baş kaldırmış
Zamana
Susturur
Geceyi güden saatleri
Zamana haykırış
Zamansız gelen
Aşklar
Umutlar
Zamana hükmetmektir
Yaralamaktır tam saatinde
Zamansız
-
Y a ğ m u r Damlası
D ü ş ü y o r s u n
Hangi sokakları akladığını biliyor musun
Hangi sahte yüzleri yıkadığını
Ve bir acı gözyaşı bırakmadığını
B i l m i y o r s u n
Ü ş ü y o r s u n
Isıtamadığın masum yüreklerin çığlığında donuyorsun
Kar olup gökyüzünden ağlıyor
Çığ olup yuvaları s ö n d ü r ü y o r s u n
K ü s ü y o r s u n
Her yerde güneş var her yer de aşk
Ben hüzünleri
-
siz yönelirken kaçak adımlarla kendi eskimiş dehlizinize
alelacele soyunuyorum kapıya bıraktığınız örselenmiş eskizde
/ben bir eskiz, siz de bir keşke bu öyküde/
kabuk kök salamayınca uğradığı yarada
ya da yara sımsıkı sarılmayınca kabuğa
yani kucaklamayınca birbirini kabuk ve yara
saldırgan bir not gibi düşüyor ihânet
ağıt nizâh tutulmuş tutanaklara
şimdi virgül, nokta kadar cenâbet a
-
Bu şiiri herkes değil
Ozan gelsin yorumlasın.
Bakmasın hiç kara cahil
Yazan gelsin yorumlasın.
Silmeli nefret ve kini
Okşadığım lamba cini
Fesat ve şer düzenini
Bozan gelsin yorumlasın.
Hayat cevapsız bir soru
Nedir gerçek, nedir doğru?
Kavgaya mezar çukuru
Kazan gelsin yorumlasın
Mutluluğu çalan değil
Arasatta kalan değil
Olur olmaz gülen değil
Kızan gelsin yorumlasın
Ke
-
zamansız...
“yer demir
gök bakır” dı
kurşunu döksen
geçmezdi gecede
mavi gemi
barışa kalmış gebe
doğdu
__doğacak
______doğur
________hadi durma
_________şimdi sıra sende...
____________________zamansız
________________________bırak
bırak
zamansız
saysınlar bizi
____________varsın
zamansız
yargılasınlar
___________________________onlar
______________
-
AĞITLAR YAKMA ARDIMDAN
../.
Hey efendilerin baş-kahramanı
Sen misin bezirgan-başı
Kan-tutmuş gözlerini
Doymuyor cana dar-ağacın
Baksana bana
Yılmadan geliyorum
Hazırla sen çengi-bağını...
../.
Efendi, bey, ağa
Diz-çökmüşler yan-yana
Künyem okunur
Dillerinde var alaycı bir eda
Soluklar tutulmuş beklenir
Bakalım kim
Kim yenik düşecek
Korkunun korkusuna...
../.
Halkım dedim
-
ey sevgilim
söyle bana
kaç zemheridir
susmuş aşkın dili
sular kabarmış
denizler buz tutmuş
yangın yeriyim
sürgün filizler
boy vermiş kuytularda
üşüyorum ay gibi
ne gece karası geçer içimden
ne sevdan eksilir yüreğimden
ayrılığın hüznü birikir
sakınırım kendimden
kendimden
kendime...
29 Mart 2008
Küçüksu
-
Bu sorulara çok güleceksiniz!
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi'nin 'Alo 184' danışma hattına gelen sorular, komedi filmlerini aratmıyor.
Sağlık Bakanlığı tarafından vatandaşların sağlık sorunlarını iletmesi için kurulan Alo 184 Hattı'nı arayanların ilginç ve komik soruları şaşırtıyor.
Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) bünyesinde oluşturulan 184 hattına gelen birbirinden ilginç tel
-
[color="Magenta"][size="3"][indent] ANLARSIN
Gözlerin her uzağa dalışta
Ah dersin ya ona her bakışta
Sen gülerken o kaş çatmışsa
O zaman aşkı anlarsın canım
Ümitlerin arzu olsa da yaksa
Sevenin seni bir gün bırakırsa
Yıllarca acımadan ağlatırsa
O zaman aşkı anlarsın canım
Her hayalde perde perde sevenin
Eğer yoksa bir kez yüze gülenin
Gitmiş ise seni mutlu edenin
O zaman aş
-
“…ölüm kokusu tutuyorsa şayet sizi
giremezsiniz bu dizelerden içeri…”
samuel’in, yalın kılıç kalemiyle
öfke, kin, belki de ihtirâs ve hevesle
estragon’u sonsuzluğa mahkum ettiği
hani lânetlediği vladimir’in maskesini
o çırılçıplak ağacın, döngü sarnıcının
tam da bin gece dibinde
kadınlar, ellerinde kör birer hece
şah damarlarını kesiyor şim
-
...-.../DÖRT-ÇİVİ
../.
Çarmıha gerdim seni
Kolların bağlı
Saç Sakal bir karış
Tenin görünür
Yırtık örtülerinden
Cayır-cayır yanarsın
Bir kölenin gözlerinden...
../.
Çarmıha gerdim seni
Ellerin ayakların kan-revan
Kıpırdayamaz tenin
Dil döner
Başlar eğilir
İnatla konuşan gözlerinden...
../.
Çarmıha gerdim seni
Kurtardım hem kendimi
Hem de umarsız seni
Bağlandı kalın iplerl
-
Sevgili Dilek,daha önce başka bölümde yazmış bu konuyu..Ben de buraya taşıdım..Hadi bakalım,hep birlikte yazıyoruz:)):)
-
Yanında sarışın dam
Pala bıyıklı adam
Belki on çocuk babası
Evde en az bir karısı
Kim bilir aslı nereli
Çok olmuş boş vereli
Cebinde ekmek parası
Neonlu gece yarısı
Hayallere pupa yelken
Sonunda aşkı buldum derken
İki kere sıfır kaç eder
Adamlığı gitti gider…
Hayri BUYRUK
17.03.2008/OLTU
-
Âma bir dilenci, bir üst geçitte
Mahşere çağıran yanık bir sesle
Flüte hüzün ve hayat üflüyor,
Âmanın elleri ve dudakları;
Sanki yalnız beni görüyor anne.
Vicdanı kanamış kuşlar gibiyim
Ya da tüfek çatmış acemi bir er…
Mola yeri tedirgin ve telaşlı,
Belki düdük çalmak üzredir ama
İçtimaya hazır değilim anne.
Korkardın esefli sözler yazmamdan,
Olmasın isterdin şiirde
-
kayıp şehirde, salâş bi meyhâne “kıraç hâne”
köşeyi dönünce hani, aydınlıktan az beride
işte öylesine üç beş kadeh, birkaç şişe, biraz meze
ötede, bin fersah mesafede denize
kim bilir
belki gerçek, belki düşte tek seçenek
“kıraç hâne”, kayıp şehirde salâş bi meyhâne sadece
o gece, nikolâki ben ve açık saçık birkaç fahişe
yaslanıp gramofondaki ezgilere, rumca yazıl
-
Şemsiyeler tutsan da
Güneşin kor ışıklarına
Sel olur da akar
Damlaları sım-sıcak
Gül yanaklarına...
Özgürlük yazılır
Kalın harflerle
Açık alanlara
Haşin bir gölgedir
Düşen sarp kayalara
Kervan geçmez doruklarda
Su içerim kana kana;
Süzülürüm ay-
___________ışığında
rüzgarı yararım kartal
_______________ al kanatlarımla
iz-im-kalır geçtiğim topraklarda...
Duvarlar altı y
-
İlkgün abla ve dilek abla size söz verdiğim gibi...paylaşımlara devam ediyorum...
Zırhım Delinmiş...
İki Mermi yarası almış yerde yatarken
Düşman askeri silahı başıma dayamış...
Benim nefes alışverişimi beklerken...
İki saniyelik hayatımda...
Geç
-
MİHRİBAN (AŞK)
Sarı saçlarına deli gönlümü
Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.
'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor
Lâmbamda titreyen alev üşüyor
Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.
Önce naz, sonra söz ve sonra hile..
Sevilen, seveni düşürür dile
Seneler, asırlar değişse
-
Boşa geçen günlerimi topladım bugün
Yaldızlı kağıtları katıp içine
Bir demet çiçek yaptım onlardan
Lakin para veren olmadı.
Tohum diye tarlaya saçtım
Bir şey bitmedi.
Akıl potasında eritip
Güzel bir sürahi yaptım
Suyu almadı.
Bir zil yaptım sonra, kapıma taktım
Sesi çıkmadı.
Lamba yaptım ışıtmadı.
Soba yaptım ısıtmadı.
Akşam olunca bir de düşündüm ki
Bugünü de boşa geçirmişim.
-
YÜZLEŞME
Ateş damarından girdim içeri
Toparlan ve kalk ayağa
Yargılandım da geldim sana
Yol vermek için katına...
../.
Düello değil istediğim
Themis’in gözlerini çözeceğim
Zeus kork artık benden
Baksana düş denizine
Seni kim mi yarattı
Güneş doğduğunda
Tanrılar katında...
../.
Dalga bendim
Fırtına da ben
Göster direncini
Yanılmayayım...
../.
Sen dingin uyurken
Rüzgar
-
l
gecenin en karanlık perdesinden yazıyorum sana
içimin en acıyan kertesinden
şaşırma ama en sevdalı köşesinden yine de hecenin
ötelemek kadar, acıtmazdı gidişlerin
çıkmaz sokakların girişinden
unutulmuş evlerinden vebalı kasabaların
balçık tarlalarının solmuş günlerinden yazıyorum sana
belirsiz izleğinden yol haritalarının
yankılanıyor içimdeki bıçkın boşlukta adın
/o yüklemsiz cüml
-
SORGULAMA
Aklımı ufkuna saran,
Gönlümün fırtınası,
Saçları dalgalı,
Nar tanem.
Serin,ince
Ecel şerbetim,
Gül yüzlü sevdiğim,
Nur tanem.
Bozkırların serin gecesi,
İnci tanem.
Uğruna sevdaya düştüğüm,
Gönlümün seli,
Varlığımın afeti,
Ömrümün varı
Bir tanem.
Bana ne söylerdin,
Sana gönlümü versem.?
Yahut;
Kalbimi yerinden söküp,
Çiçeklere sarsam
Ve sana getirsem...
-
Bu da benim paylaşımlarım..kendi şiirlerimden iki tanesi...
Bir ırmak düşün
Bir ucunda sen bir ucunda ben
Kavuşmamız sadece bir akışa bağlı
Ama hiç akmıyor ve kavuşamıyoruz...
Bir ırmak düşün
Alüvyonlar engellemeye çalışsada
Denize ulaşması
Menderesler çizer
Yine kavuşur denizine
Önüne set gerselerde
Bu sefer buhar olur
Yağmur olur
Yine kavuşur DENİZİNE..... 11.03.2004
Bİr g
-
Adem ile Havva baþlangýcýdýr
Ýnsanlýk varolmuþ doðmuþtur sevgi.
Bazen mutluluk bazen acýdýr
Yürekte küçücük bir kuþtur sevgi.
Bir içten gülüþtür, bir tatlý bakýþ
Kalpten doðan istek, duygudur sevgi.
Sessizce gönülden gönüle akýþ,
Bitmeyen heyecan, kaygýdýr sevgi.
Bir aðaç dalýnda, tomurcuk gülde
Yetiþen her yeni candadýr sevgi.
Aðlayan gözlerde, inleyen telde
Damarda dolaþan kandadý
-
DAMLALARIN YOLA DÖKÜLEN ÖYKÜSÜDÜR
Yollarda öyküler mi yazılır
_______öyküler mi yaşanırdı
yollarda öyküler mi dile gelir
_______öyküler mi düşe değerdi
yol öyküleri şiir-sel-di...
Merhaba diyorum ben
esirgemeden tüm soluğumla
merhaba yolların düşü
______________düşlerin öyküsü
______________sana selam
______________sana özlem
__________________sevgiyle
___________________merhaba..
-
-Sevgili Can dost Nejdet Evren ve Fatma Gül Başar'a-
V A V E Y L A
Yüreğini ser koşulsuz gecenin ı ş ı klarına
Ferahlatsın kara yazgılı hecelerin imdat ıslığını
Sevinçten ağla ve çağla vaveyla
Düşlerinden gökyüzüne sızan s u lar bilmesin yandığını
Sesini duyuyorum kimsesiz b a r ı şlar sokağında
Tüm sırları uğuldanıyor fersiz sokakların
Ve yapayalnız kalıyor hayalleri çocukların
-
uzaklardan bir martı çığlığı duydu
yağmalanmış düşünde
oysa bir yudum suya hasret
kör karanlık bir kuyudan inaretti
ezelinden çaresiz yazılmış yazısı
ellerine dökülmüş gülsuyu esanstı
ve bayramdan bayrama verilen
üç beş şekerdi güldüren yüzünü
uzun örüklü kınalı saçına bağlanan
ili beyaz lastikti tek süsü
ey benim güzel kızım
ey benim kınalı kuzum
hayat gözyaşıyla kan bulaştırm
-
Aşağıya alacağım yazımı Ankara Barosu Kadın Hakları Merkezi olarak hazırladığımız ve üç gün süren 8 Mart Dünya Kadınlar günü uluslararası sempozyumu için yazmış ve okumuştum.
Sizlerle de paylaşmak istedim.
KADIN OLMAK
Şştt duydunuz mu?
Az önce sevinç ve telaşla volta atanlarda bir çığlıkla asıldı yüzler
Sustu erk sahibi ağalar, sustu babalar
Zira ebe ana bir kız doğurttu
Bir kız doğurd
-
“Omzuma yaslan” dedim.
Yaslandı.
“Canın yanacak, yapma” demiştim ona. Haklıydım….
Bu bir savaştı ve o kaybetti.
“Sana söylemedim mi” demek istedim. Savunmasız, yorgun çocuk gözlerini gördüm.. Sustum.
“Bana bırak kendini” dedim. “Yanında olacağım.”
Elini uzatmaya gücü yoktu, biliyordum. Uzandım, tuttum sımsıkı
-
“…ve aşk mağlup etti bir tanrıçanın öfkesini…”
bozmuştum oysa yeminimi
teslim olup heybetinde saklı yüreğine
sunmuştum avuçlarına bedenimi
med-cezirdi
bir gülüşünle dirilttiğin gülüşlerim
sana dairdi
gururuma inat toz pembeydi düşlerim
el ele yırtacaktık geceyi
kıskanacaktı güneş sevişmelerimizi
beraber asacaktık ayı semaya
gö
-
Haydi, usulca çekin elinizi elimden
Gözlerimi kapayın açık kalsın istemem
Dudağımda buruk bir tebessüm olsun yalnız
Ve yalnızlığım dipsiz kuyular gibi ıssız
Üzerimden kaldırın şu masmavi atlası
Nafile beklemesin genç ölüler tarlası
Çırılçıplak bırakın vücudumu toprağa
Ne minnet etsin güle, ne de yeşil yaprağa
Bir alev ormanına düşsün cümle günahım
Ah etsem de sizlere, gene tutması
-
BİLİRİM
Elimde bir iz var
________döğme derler
______________ben bilirim
__________________görünmez,
Dilimde bir sevda var
________aşk derler
______________ben bilirim
__________________gizlenmez,
Düşümde bir yer var
________öte derler
______________ben bilirim
__________________ser-vermez,
Yüreğimde bir yer var
________Gül derler
______________ben bilirim
_______________
-
BAŞKA BİR ŞEY
Değil güzelim gözlerin değil
Yüzün ellerin değil tenin saçların değil
Ne aydınlık gülüşün ne salınıp yürümen
Başka bir şey var sende
Bir büyü baş döndüren
Soğuk bir kış gecesinde
Bir yanın yalnızlık bir yanın ayaz
Titreyerek sobaya sokulmak gibi
Susamak dudakların çatlayıncaya kadar
Bir yudum suda isteyerek boğulmak gibi
En efkârlı anlarında gecelerin
Yıllan
-
“…ezildim gerçeklerinizin gölgesinde günlere
dilinizin kemiğinde küfre bezendim
yüreğim de dökülünce sessizce geceye
sindim cümledeki en vefalı köşeye…/ virgüle”
yenilgiyi ezberledim, dirildim keşke’de
belledim ki sûretmişim akla ziyan öykülerde
gölgelerin göğsünde merhem, sadece düşlere
inkâr edilmiş en sessiz harf benim kısır cümlelerde
boşunaymış d
-
Sevmek mevsimi geldi..
Uçurtmaların, çocuk kahkahalarının, saklambaçların evden çıktığı mevsimdir bu...
Çağla bademin mevsimidir..
Güneşin ılıklığıdır bu mevsim, yağmurun yumuşaklığı..
Pencerelerin açıldığı mevsimdir bu..
Papatya mevsimidir, tüm ağaçların çiçeklenişinin...
Mutlu şiirlerin mevsimidir bu, her dizesinde rengarenk çiçekler açan.
-
DAĞLARIN GÜLÜ/MEMO
Sen “Dağların Gülü”sün
Yüreğinde sevda beslersin
Gün eklenir gece uzar
Hiç üşenmez hep yürürsün...
Sen “Dağların Gülü”sün
Ne kırılır ne incinirsin
Öğretmensin elinde kalemin
Ele-avuca gelmezsin...
Sen “Dağların Gülü”sün
Dalında gizlenen serçeyi
Özene bezene biçimler
Diyar diyar gezdirirsin...
7 Nisan 2008
K
-
Bu sabah dünya tümden şenlenmiş
Çiçekler yağmuru içerken mesut.
Uzaktan bir kaçı bana seslenmiş:
“Haydi” diyorlar, “Derdini unut.”
Bir anda aralarına aldılar beni
“Bak” dediler “Şimdi her şey yepyeni,
Bizim mutluluğumuz sarsın da seni
Gönlündeki derdi kederi uyut”
Unuttum o an her şeyi ben de
Sonsuz bir neşe vardı evrende
Rüzgarın sesi
-
“…bir şeyler söylemeliyim, yazmalıyım ya da
kör bir bıçak saplanmalı her satırla sırtına
ne cennet ne cehennem
sürülmelisin araf’ın sonsuzluğuna…”
kehânet gerçek oldu sofia, kadınlar kurban edildi oğlanlara
bütün köprüler yıkıldı iki kıyı arasında
yakıldı ya meydanlarda sakıncalı düşler
dal kırıldı son hasatta
yeniden yazıldı son piyes, can havliyle, k
-
ahu gözlüm senden arzuhalim var
dizini dizime getirmez misin
sevdanın narına yanan serimi
ak göğsün üstüne yatırmaz mısın
zülüflerin gonca gibi açanda
dudağından al badeler içende
deli gönül dünyasından geçende
ardın sıra beni götürmez misin
bir sada ver yaradanın aşkına
mail oldum sohbetine meşkine
kul vefanın sazdan gönül köşküne
inci mercan dizsem oturmaz mısın?
Hayri BUYRUK
-
Gözlemlediğim kadarı ile tüm dostların müzik zevki farklı farklı... Müziği çok seven, ortama göre her telden dinleyen biri olarak bu köşede birbirimize değişik tatlar tavsiye edelim istedim...
İlk tavsiye benden, mutlaka dinleyin derim...
Oi Va Voi / Yesterday's Mistakes
-
SENFONİ
Eğer ki;
Yeniden başlasaydım sevmeye,
Sanıyorum yine senden başlardım.
İlk adımım sen olurdun,
Sonuncusu da...
Dağlar inerdi ovalara,
Gölge gölge,
Sular kanmazdı çorak topraklara,
Atmaca seslerinden senfoniler,
Çınlardı kayalıklarda.
Yağmurlar getiren kapkara,
Yere kucak açmış bulutlarda,
Çınlardı yere inen yıldırımlar,
Seller inerdi çılgın vadilere,
Boz bulanık.
Yıldırım
-
Doğan güneşin ufku kızıla boyadığı yerde
Ayaklar kızıl balçığa saplandı
Kızılın ölümünün ardından
Kara toprak için
Çiçek toplandı.
Çiçekler soldu yenileri açtı
Her toprak yığını için bir tane
Ve dört bir yan çiçeklerle doldu
Sürerken efsane.
Güneşin batmaya yüz tuttuğu yerde
Mor renkli dağlar aşılıp
Tepeler atlandı.
Tam hedefe ulaşılacakken
İlkbahar, yaz, sonbahar, kış
Dünya dörd
-
“DAĞLARIN GÜLÜ”/CAN-DOST/ERSİN'E
Sen “Dağların Gülü” sün,
Özgürlük birikir yangın eteklerinde
“katre”sinde doğar her can
dağılırlar usulca Yeryüzü Cenneti-ne...
Sen “Dağların Gülü”sün,
Mağrur bakar gözlerin başın dik
Zalimin zulmüne ayak-direr
Damıtılmış çocuksu yüreğin...
Sen “Dağların Gülü”sün
Barış şekillenir sesi
-
SESSİZ SİTEMSİZ
bir daha ne zaman gelir bahar
ne zaman uçurum gül-leri açar
umut demetlerini savurduğumuz meydanlar
ne çabuk kaybolur
özgürlüğüm ateşinde savrulan bir kül
savruldukça umutlar
çocuklar öksüz kalır,
sessiz sitemsiz ...
Sensizliğe açılan bir kapı seni sevmek. Seni tanımak en asi şarkıların notalarında, lal rengi dizelerde... ve sevmek önce , paylaşmak hani kalbimizin
-
gecenin bin fersah dibinde, bir şiir arıyorum kendime
parmak izlerinde, gölgelerde, keşkede
ayaklarım takılıyor, düşüyor hece gözlerine
gözlerin menekşeye, menekşe nazireye
yaralarım daha da ağlıyor gebe kaldığımda bilinmeze
ellerini elliyorum unuttuğun yerde, ihânette, susuyorum
sesine dokunuyorum telefon direklerinde son bulan hikâyede
karanlığın, uzunluğunu ölçüyorum, yokluğun çokluğ
-
[size="3"][size="2"][indent]Sevgi Katilleri
Doya doya yaşayamadık sevgimizi,
Ne seni bana ne beni sana bırakmadılar,
İçimizde hep özlem kaldı,
Birde kavuşamamanın verdiği ukte.
Yıllar önce astılar sevgimizi,
Tek tek kapattılar gönlümüzü
Bizi bizden ettiler sevgi katilleri…..
Her oyunu mübah saydılar,
Gönlümüze aşılmaz bentler koydular,
Birleşen ellerimizi kopartılar attıl
-
N İ S Y A N
Düşlerin yandığı sokakların avuttuğu isyan
Közler g ö z değil gördüğün yalan
E ğ i l
Adamalısın kendini gerçek aşka, u y a n
Bakir duyguların örselendiği nehir
Ağladığın orman değil
Z e h i r
Kusmalısın nefretini semaya bir bir
Baharın güzel yüzlü prensesi nisan
Yağmurların sızdığı kalbin değil
R ü y a n
Toplamalısın intikam çiçeklerini olmadan nisyan
Aşk ağaçl
-
Güne şarkı ile başlayan ve özellikle eskilerden vazgeçemeyen biri olarak, bu unutulmaz şarkı sözlerinin de bu bölümde bir yeri olmalı diye düşünüyorum.
Tanju Okan'ın ölümsüz sesi kulaklarımda çınlayarak o müthiş şarkının sözleri ile bölümü açmak istiyorum.
SEN KADINIM
Eşyalar toplanmış seninle birlikte
Anılar saçılmis odaya her yere
Sevdigim o koku yok artık bu evde
Sen.. kadınım
-
Beni en çok etkileyen aşk şiirini sizinle paylaşmak istedim
Fuzuli'nin bu kıt'ası, büyük üstad Hacı Arif Bey'in bestesi ile harika bir uyum içinde
Aşık oldur kim kılar canın feda cananına
Meyli canan etmesin her kim ki kıymaz canına
Canını canane vermektir kemale aşıkın
Vermeyen can itiraf etmek gerek noktasına
-
GECENİN ÖTESİ
Kâğıtlar hışırdıyor belki,
Belki de,
Maziden yaprakların,
Sesi var kulağımda,
Uzakta;
Çok uzakta,
Yürek paralarcasına,
Binlerce kâğıt yırtılır sanki,
Geçmişe sünger çekerek.
Sessiz soluksuz yanar tek başına,
Kırk mumluk floresan lâmba,
Geçmişi süngerleyen düşüncelere ortak,
Yorgun ışıklarıyla.
Issız köşe başlarında
Kaldırımlardan akseden,
Ökçe seslerinde silinir
-
.../..
sen “ Dağların Gül’ü”
gün-gecemin eşsiz rengi
tohumlar bekler saklı-sıcak
parçalamak için buzdan kütleyi
doğurdu doğuracak toprak-ana
özüne aktığında sevginin seli
../..
sen “Dağların Gül’ü”
karanlık-gecemin gün-seli
çocuklar bekler sabır-taşından
parelensin diye açlığın-dili
koptu kopacak fırtına
tene çarptığında çığlığının sesi
-
Sessizliğin kalbine kelepçe vuran şiir,
Tiryakinin denize çektiği duman şiir.
Aynaların bakmaya çekindiği gözlere,
Bir mısranın uğruna kalbi kanayan şiir.
Mehtabın renklerini soluyan gözelere
Saat sarkaçlarında geceye kayan şiir.
Feda edip bir ömür, bir ömür hülyalara
Aralanan kapının ardına akan şiir.
Kuytu mağaralarda varlığını haykıran,
Betonarme evlerde hayattan korkan şiir.
-
Tüm Avukat meslektaşlarımızın Avukatlar gününü en içten dileklerimle kutluyor; neden C.savcıları va hakimler günü yok diye kıskanıyorum:) Banane bugün bizim de günümüz:)
-
şimdi tam zamanı
yaprak sarsmalı bütün gücüyle dalını
dal kırılmalı ama acımamalı canı
ve arınmalı yüzümün yüz yıllık yalnızlığı
okunmalı artık suya yazdığımız tüm cümleler
ağdalı heceler birer birer yakılmalı
artık aklanmalı aragon’un utancı ve aşkı
bir şeyler yapmalı, alışılmış bir şeyler
gözlerime yakışmalı mesela elsa’ya yazılan şiirler
yakıştırılmalı
savuşturulmalı s
-
ÜTOPYADA BİR AKŞAM
(1)
Gök-ana o yürüyüşe tanık olduğunda
Hiçbir bulut esirgemedi yükünü onun kucağında
Verebileceklerini olduğu gibi yürekten kopan bir sevdayla
Döktüler, döktüler, döktüler yollara;
yollar bir çırpıda aşıldı sevgilinin kollarında...
Mülteciyken sana, en asi başkaldırışımla
Hür ve tek beden, tarihi aldı ardına
Ordu gibi, dev gibi aşklarıyla
Tarih selam durdu bize yol
-
Ahan da size geyik forumu, dilediğiniz gibi geyik yapın, şiirleri de rahat bırakın gari :p Hem bunlar silinmez de sohbet odasındaki gibi, okuyup okuyup güleriz halimize... :o
Hadi üşüşün bakalım... :)
-
Diyar diyar uzakta satır satır yakınız
Mektup mektup özlemler gider gelir arada
Bin heyecan yaratan sözler nerde kaldınız?
Dua dua dilekler sizle varır murada.
Merhabalar bir tanem diyerek başlıyorum
Merhabalar hayatım diyerek başlıyorsun
Okuduğum her satır ile kalkar uçurum
Yazdığım her kelime bize köprüler kursun.
Yazıyorum bugünü, geçmişi, geleceği
Okuyorum özlemle yazdığın satırla
-
Sen, kaçan ürkek ceylânsın dağda,
Ben, peşine düşmüş bir canavarım!
İstersen dünyayı çağır imdada;
Sen varsın dünyada, bir de ben varım!
Seni korkutacak geçtiğin yollar,
Arkandan gelecek hep ayak sesim.
Sarıp vücudunu belirsiz kollar,
Enseni yakacak ateş nefesim.
Kimsesiz odanda kış geceleri,
İçin ürperdiği demler beni an!
De ki: Odur sarsan pencereleri,
De ki: Rüzgâr değil, odur ha
-
taşeron İsmail, ustabaşı Hüsmen ve sen
inşâ edemediniz bâhtımı yeniden
evler yaptınız övünerek yüksek yüksek
başınızla birlikte göğe değecek
kadınlar gezinecek içlerinde hevesle
gözlerinde anılar birikecek
balkonlar, odalar, pencereler
terasa çıkan merdivenler
ö m r e z a r a r e ş i k l e r
babalar yaptınız oğlanlara
kızlara sek sek oynayacak b
-
BIRAKMAK
Gidiyorsun
Beni bana bırakıp.
Gitme, kal demeyeceğim
Seni sana bırakıp
Gidiyorsun
Başka güne bırakıp
İlişkimizdeki yarım kalanı.
Senden istediğimi
Geçmiş güne bırakıp
Gidiyorsun
Senin olanı almadan.
Bekle
Ben de geliyorum
Beni sana bırakıp.
-
ben hep
sessizce sevdim…
bilmedi hiç
sevildiğini
sevdiğim…
kim bilir?
belki bir gün
haylaz bir dalga olur
kumsalda
parmaklarıyla sevişirim
yarin...
Hayri BUYRUK
MENGEN / 2006
-
gözlerimi alıp gidiyorum şimdi
heyhât, meydanlar size kalsın
panayırlar, bayram sabahları
size kalsın ikindi yağmurları
dahası yalanlar, yarım yamalak sevdalar
sardunya akşamları size kalsın
size kalsın akasyaları şakıyan arnavut kaldırımı
ey kokusunu mısralara bırakan yağmur
ve istanbul
-ah yüzük parmağımdaki tek kusur-
kanadı kırık yalın kılıç kırlangıç
size kalsın şarkılardan yayıl
-
YOLCULUK
Defter gibi dürülmüşüm
Sayfa sayfa, yaprak yaprak
Bir fırına sürülmüşüm
Vücudum fırından sıcak
Atılmışım sel önüne
Yolculuk mahşer gününe
Küçüğünden büyüğüne
Tüm insanlık benden uzak
Söz söyleyen dil benimdir
Dikeniyle gül benimdir
Tükenmeyen yol benimdir
Ve yollarda binbir tuzak
Hepimiz yok olacağız
Kalacak bu dünya ıssız
Ağlarken dertlere ağız
Bir türkü tutturmuş
-
şimdi oturup bir şiir yazsam sana
hani şöyle uzun uzadıya masal tadında
biraz sevdaya dayanır mısralar
vuslata
biraz ayrılığa dayanır ya da ağulu gözyaşına
usulca yaslanırım sığınmacı efkârıma
içimdeki saf kadına sonra
sonra en sabıkalı yanıma, aşka
ve ah’la susarım akşama dökülen şarapta
aynalarda kadınlığımı sınarım , aynalar salaş
sıraya girer yıllar pür telâş
dile gelir de
-
HER GÜN BAYRAMDI BİZE
bayram var dediler
tuttular ellerimden
götürdüler
silahları gördüm
namluları bana dönük
çocuktum korktum.
bayram var dediler
üzerime üşüştüler
tuttular yakamdan
zindanlara attılar
kurtulmuş dediler
mutluluktan ürktüm.
küfürler ettiler
onlar nede olsa büyüktüler
hiç üşenmeden hem de
küfürleriyle övündüle
-
GÖCEK'TE BİR SABAH
ırmakların koştuğu yerde deniz
ırmaklardan engin ve duru deniz
coşkusu yerde gökte çağlarken
denize hasret ümitlerim, nerdesiniz
açılır kara geceye bir pencere
dökülür ayaz, ümit çaktığım yere
cebimde bilyeler gökkuşağına koşarken
düşerim aydınlığın söndüğü çöllere
Göcek'te bir sabah, hayale açılan yelken
gül evrene, evren güle gün gibi dönerken
aşkın girdabında
-
SEVMEYİ ÖĞRENMEK
Bilmiyorum diyorsan sevmeyi
Verdiğim kalıplara sok duygularını
Gör bak nasıl kaçıracak bu sevgi
O tatlı uykularını.
Gözlerimdeki ışığı gör
Ve yüreğinin sesini dinle
Gösterdiğim hedefe at gönül okunu
Bil ki sevgi hep seninle..
Acemidir o ilk bakış evet
Savruktur ağzından çıkan her kelime
Ben bilirim sevmeyi, öğretirim sana da
Uzat elini elime.
Yaşından değildir
-
Sen
Ey Sanatçı…
Ne nazınla, ne yazınla
Sen sanatınla konuş
Arızanı at perdenin ardına
Nifakla
Al karşına dağları
Tüttür burnunda dumanı
Çam sakızı, çoban armağanı
Itırla yoğur hamurunu
Sür ocağa odunu
Isıt hazzını teninde,ılıt ruhunu, eğit düşlerini
Nasiplen, utansın ifadesiz bakışların…
[B
-
l
yüzük parmağımda hâlâ çınlayan vâveylâ
aşkımı koruyan kaburgalara saplanan, o sırça söz
ve köz, can bulan dudağımda ihtirâsla
kulak versin şimdi çocukluğum bana
adamlığın, hesap versin içimdeki kadına
damgalandı kadınlığım atıldığı tozlu rafta
dağlandı direnişi yağmalandı
şu mezarlar ki
adandılar yalanlara, yılanlara, yıllara
ll
açıldı artık gölgemde kapanan göz
umut yenildi zam
-
Eskicinin yükünden acemi yürüyüşler...
IŞIK
Rüzgarın dansında yeşiller
Biraz masum
Biraz hırçın
Ya da gri bir son
Sanırım yağmura yolculuk var
Solumda ateşim
Gözlerimde sönmüş bir tutam umut
Işık
Sensiz karanlık
Boşluk
Sanırım yağmura kaçış var
Yeşillerin dansında rüzgar
Daha hırçın
Daha acımasız
Islak yapraklardan bir son
Sanırım
Yağmurun sonunda hüsran var...
[CENT
-
-Hayatında bir kez dahi annesini görememiş canım anneme-
M E L E K
Hey B e b e k
Annen mi yok senin
Soluk kalpler mevsiminin meyvesi yüreğin
B ü y ü y e c e k
Olgunlaşacaksın
A ğ l a y a c a k s ı n dere kenarlarında
Gölgede ellerine dokunurken ten
Gözlerine merhametin ışığı değerken
Gerçek olup, k ı r ı l a c a k s ı n
Hayallerin olacak sonu gelmez r ü ya ların
Çiçek
-
OYUN
Adım adım, metre metre yol uzak
Burcu burcu kokusuyla gül uzak
Uzaklardan bize kızıl kor gelir
Tüter duman duman, sevda zor gelir
Rüzgarın ıslığı bir türkü söyler
Aşkın yalnızlığı bir türkü söyler
Türkünün içinden sevdalar gelir
Kalpleri titreten nidalar gelir.
Tükenirken şu ömürler an be an
Sonsuzluk hızıyla geçmekte zaman
Zamanın içinden bir beste gelir
Zamana inat ya ahe
-
KAN-KIZIL
Gök-ana yarıldı boydan boya
Mavi kaldı bir yanı
Ötekinin rengi yok
Acı-kır karanlık
Kırmızı
Nokta nokta
Döküldü derinliğine
Yıldızlar kan-kızıl
Parladı içinde
Yürüdüler
Olanca hızla
Tarihsel bir hınçla
Feryat figan
Çığlıklar üzerine
Yandı
Parçalandı
Sustu can...
27 Mart 2008
Ümraniye
Tüm zamanlar
-
GİDERKEN
Bakınca kaçırıyorsun gözlerini
Bir suçlu gibi
Bakmasam ağırlığı üzerimde
Kaçamak bakışlarının
Üstüme çullanan hüzünden anlıyorum
Durup durup açılan yaralarımdan
Yüzünde gitmelere boyanmış bir resim
Gözlerinde susmakla konuşmak arası gidiş gelişler
Sesinde gizlediğin çatal, ellerinde titreyen bir ikircik
Dilinin ucuna gelmiş sözleri yutkunuyorsun
Şimdi nereye baksam
Gözümd
-
felek çakmağını üstüme çaktı
beni bir onulmaz derde bıraktı
vücudum şehrini odlara yaktı
yandım ataşına su leyli leyli
felek çakmağını eyledi çengel
dosta gidem dedim koymuyor engel
ölürsem sevdiğim üstüme sen gel
gözün yaşı ile yu leyli leyli
her an dilimizde dostun kelamı
uğra dost köyüne eyle selamı
tenhada bulursan Emrah cananı
daim ezberimde o leyli leyli
Erzurumlu Emrah
-
menşei belirsiz hüzünleri gösterirken tüm levhalar
lâl bir muammanın çıkmazında filizleniyor efkâr
pür telâş ak mendilli kadınlar satır başlarında
heyhât bu fasılda ne kadar da uzak şu bahar
doğurgan bir sızının, rahminde dölleniyor mevsim
yeniden tutuluyor çetelesi acının, kısılıyor sesim
adanmış zamanlara ağıtlar yakılıyor mısralarda
geri dönüşü olmayan yolları imliyor şimdi takvim
-
Yalan mı söyle gözlerinde
Kalan ne böyle düşlerimde
Hadi dön bir bak ardına
Ne kalmış yarım rüyalarda
Sen de bırakıp gittin
Beni acılarla
Sen de koyup gittin
Boş umutlarla
İşte bütün gerçek
Hayal ve sis
Dön de bir bak
Biz nerdeyiz.
-
[indent]YOKLUĞUNDA
Pencereme vuran yağmurla geldi
Tüm benliğimi yok edişin
Çağlayan oldu aktı gönlüme
En güzel yağış rahmetinle
Kuraklığın yokluğunda..
Islandım sırılsıklam aşk yağmurunda
Şimşekler çaktı beynimde
Gök gürültüsü sevgin kalbimde
Kıvrıldım kaldım bir başıma
Sensizliğin yokluğunda….
Bulutlar gözyaşı döktü bir gece boyu
Rüzgarlar ağladı senin ardından
Kuşlar ta
-
DOĞDUĞUNDA
Doğduğunda,
Gün uzamıştı
Geceler kısa,
Aydınlıktı zaman
Dilim dilim
Pencereme vurduğunda...
.../..
Doğduğunda,
Sevdalar gebe kaldı barışa
İrkildi bir kere gözü zorbanın,
Gül kokusu çarpmıştı baharı
Doğa-ana’nın koynunda;
_________________Bülbülün dili çözülmüş
_________________Serçeler su başlarında
_________________Kervan adım almaktaydı
_________________Temp
-
GÜL YÜREĞE
Yıldız topladım Karanlık Deniz-de
Kana-kana ışığından alsın diye
Hepsini avuçlarımla özene-bezene
Vermek isterim Gül yüreğe...
Damla topladım Düş Denizi-nde
Çıktım sokaklara yağmurlu bir günde
Yürüdüm sicim gibi damlalar eşliğinde
Ulaşmak için Gül yüreğe...
29 Mart 2008
Küçüksu
Yol zamanlarına
Yitmeyen umutlara
Engin-inden Duru-suna
Selam olsun sen-cana...
29
-
DAMLA DAMLA HAYAT
(1)- Gül yürekteydi;damlasında hayatın...
gül ki
doğa hep canlı kalsın
gül ki
aşk tomurcuklansın;
sen ki
yürüdüğünde fırtınaya karşı
uçurumda bir gül-e
dalga dalga çarpardı
zifir saçların 1 şubat 2008
.../..
(2)-İnsana dairdi her şey ve her şey insan içindi; sevdalar birikirdi onda...
Dağlar vardı y
-
AKŞAM OLUYOR ŞEHİRDE
Akşam oluyor şehirde…
Yukarıda yavaş yavaş belirmeye başlayan yıldızlar,
Aşağıda koşuşturan bir kalabalık…
İnsanlar yorgun, telaşlı ve bitik
Kulaklarımızı korna sesiyle dolduran bir trafik…
Şehir ve ben çaresizliği bölüşüyoruz
Ve birbirimize nefretle bakıp,
Karşılıklı küfürleşiyoruz.
Akşam oluyor şehirde…
Ayaklarımın altında buzdan bir kal
-
MUHAKEME
Bir bana baktı jüri üyeleri,
Bir de sendeki güzelliğe…
Ve benim sana mahkum olmama karar verdiler.
İtiraz ettim.
Sonra
Bir senin sevgini ölçtüler,
Bir de benim sevgimi
Ve bana dönüp:
“ Önceki kararımız geçersizdir,
Sen zaten ona mahkummuşsun” dediler.
Ha şöyle dedim.
-
ÖZLEM
-Babama-
Dışarıda yağmur çisil çisil
Gözlerimdeyse sağnak
Islanmış her yerim acıdan
Hayal olmuş sana kavuşmak..
İsterdim ki,seninle geçsin her günüm
Gülsün,gülmeyi unutan yüzüm
Her mevsim yazdı seninle,
Artık karakışa döndü ömrüm..
Özlemin hep içimde olacak,
Adın dilimde..
Melekler bile ağlayacak,
Kavuşma vakti geldiğinde..
21.03.2008-Salihli
-
[b]YILLAR SONRA
Köşe başındaydı…
Beni bekliyordu…
Sevgi dolu bir gülücükle adımladı
Aramızda kalan mesafeyi.
Bir nisan akşamında gibi
Sessiz bir yağmur boşanıverdi gözlerinden.
Kolları boynumda,
Başı göğsümde
Bir an mı,
Bir yıl mı,
Bir ömür mü?..
Öylece kalakaldı bir süre.
Neden sonra…
Başını kaldırıp gözlerimizi buluşturduğunda
Belli belirsiz sözcükler dökülüver
-
Fırtına
Nereye baksam
Hangi yöne dönsem bir fırtına
Sağım fırtına…
Solum fırtına…
Fırtınalar sarmış her yanı
İnsanlığı da silip süpüren…
Gül bülbüle, bülbül güle
Ana kuzuya, kuzu anaya
Baba oğula, oğul babaya
Yürek kana, kan yüreğe fırtına…
Bir fırtına işte, kavura kavura savuran
Tüm ana damarları bir çırpıda tıkayıp
Her solukta bin kez öldüren
-
Saatler ilerliyor birbir
Sırası gelen zamanını doldurup
Bir yeniye bırakıyor yerini
Bizlerde öyle değilmiyiz?
Sırasıyla değil mi herşey ?
İlk önce yaşarsın dolu dolu
İlk yarıyı umarsızca
Yarısına geldiğinde durur düşünürsün
İhtimal dönüp geçmişe bakarsın.
Ve bilirsin ikinci yarıda olduğunu
Dikkatli olman lazım süren belli
Bitecek seninde bu devinimde sözün
[center]Hatırlanm
-
Güneşin batışını seyrettim
Akşam serinliğinde
Dudaklarımda eski bir şarkının
Ezgileriydi seyir arkadaşım
Ne bir ses vardı size dair
Ne de bir görüntü
Güneş
Yavaşça kayboldu
Kızararak
Ve başka bir yerde doğdu.
Orada da biri benim gibi
Dudaklarında eski bir ezgi ile
Seyretti belki
Garipti bu eşzamanlılık duygusu
O benden habersizdi
Haber ise bensizdi
99 G.Mağusa
-
Neydi bunun adı
Hiç bilemiyorum,
Galiba bilmekte istemiyorum.
Ama isimsiz olmazmış hiçbirşey,
Adını koyamıyorum...
Antalya
-
İçinde bulunduğumuz şu karışık siyasi gündemde, bazılarımızın unuttuğu bir marşın bulunduğu linki buraya koyarak herkese nereden gelip nereye gittikleri konusunda ufak bir hafıza tazeleme duygusu yaşatmak istedim.
http://www.izmirpolis.gov.tr/izemonl...d=42&Contid=85
linki tıklayıp download demeniz indirmeniz için yeterli.
Saygılarımla.
-
Vuslat Karanlıkta Yeşerir
Kalp susuz ağacın öksüz dalları gibi kırılgan ve incedir
Yaprak duvak gibidir örter hüzünleri zaman
Özlem derinden yaralar yarin yüreğini an senedir, biter mi bu an
İğde kokuları paslı prangaları bile eritir
Vuslat karanlıkta yeşerir
Eller ki ah o yetim kalmış bir ormanın son fidanıdır
Gözlerinden kristaller kırılır bu ne yalandır
Ey bulutlar yukarılarda ç
-
[b]YOKLUĞUN
"yokluğun, ölümle imlenir”
Arzu Eşbah
Yokluğun
Sırtımın ağır yükü
Yüreğimin cenderesi
Hiçliğimin kıyısı
Sararmışlığı yaprağın
Ölmüşlüğü bazı renklerin,
Solmuşluğu mavinin, turkuazın…
Yokluğun
Çığlığı yalnızlığın, elleri kimsesizliğin
Kaybolması sevili rüyaların
Gecemin mateminde yaşları gözlerimin
Direnmesi burukluğun
Çı
-
ZEKİ VE ÇEVİK
Devlet tiyatrosundan bir arkadaş , bir oyun için mi ne artık, Akçaabat'a gitmiş.
Ekip olarak şehir merkezine gelmişler.
Kafalarını kaldırınca koca bir bez afiş görmüşler.
Şöyle yazıyor
Ben de sporcunun zeki, çevik ve ahlaklı olanını severim. AKÇAABAT BELEDIYE BAŞKANI
ANONS
Seyyar satıcının biri Anadol pikabıyla bir şeyler satmak için megafonuyla gürültülü bir
-
düştüm aşkın ateşine
yarim ahın neva imiş
rastlamadım ben eşine
bir gülüşün deva imiş
görmeyince cemalini
sordum ölüm vuslat imiş
dürdüm gönül defterini
bildim sevdan sırat imiş
ah sararıp soldu benzim
sensiz mevsim hazan imiş
yok evvelim hem ahirim
ömrüm şeb-i hicran imiş
23.03.2008 / Salihli
-
hece bu gece lâl dilimde desem de
biraz deli sanki, biraz sinsice
övgüler düzüyorum sessizce gölgene
ki bu kinaye
sana sesleniyorum ve yedi düvele
yok satıyor pişmanlık
bir küfür daha can buluyor dilimde
binlerce keşke
alışılmış, tanıdık, sağdık
rüzgârın, asude sesiyle sevişiyor tenim
karanlık bir imzanın ucunda en dipteyim
kimliğimde kök salıyor yalnızlık
sesim kısık, dudağımda
-
MİRAS
Mecnun’dan miras kaldı bana, sevdim.
Bilmezdim ne acıymış gönül yarası,
Sevip de sevilmeyeceğimi nerden bilirdim.
Sana nasip olmamış Leyla’nın mirası.
-
Yazan: 22 - 03 - 2008 : 16.43 - deniz02
Yazdığı "Baba ve Piç" romanıyla "Türklüğe hakaretten" yargılanan yazar Elif Şafak, İngiltere’nin prestijli edebiyat ödülü "Orange Broadband Prize for Fiction"a aday gösterildi.
Elif Şafak, İ
-
“ castabala’da ağlayan o kadına…”
l
kör
ve sağır bu şehir
ölüm uykusunda
dili pas, elleri kir
mânâ olmuş artık adına kibir
ll
soysuzca çekilmiş aşina kuytulara
ar, üstelik susar umarsızca
çaresizlik
ruhumda dört nala tüm sokaklarda
diz boyu “ k i m s e s i z l i k “ caddeler
onur
kan ağlar, ağulu bir kaldırımda
etrafa saçılmış i ç i
-
[b]YILDIZLAR
Karanlık bir sokakta meçhule yürüyorum
Ayrılıp gidiyorum yalnızlığın yurdundan
Siyah, ıslak taşlarda bir matem görüyorum
Yer ve gök ıslanıyor gidişimin ardından.
Bir yağmurdur başlamış uğurlamakta beni
Her damlada duyulan sessiz bir hıçkırıktır
Ve ayrılıp gittiğim bu loş sokakta beni
Hiç yalnız bırakmayan o eski yalnızlıktır.
Ben, gecenin çocuğu, aydınlığa ulaşmak
Ne
-
S Ü S
Kırık kalpler mevsiminde kanadı kırık bir güvercine rastladım
Ona yüreğimi verdim, semayı gösterdim raksıyla yaşadığımı anladım
Gözlerinden gözlerime süzüldü aşkın utangaç suretleri
‘Seni seviyorum seninle yeniden doğuyorum’u gizlermiş gibi
İlkbahar yağmurlarının ıslattığı caddelere bir karanfil bıraktım
Y a k a m o z lar oluştu aniden, gülüşlerinin parlaklığı sa
-
Kahve kokusu sarmış her yanı…
Misler gibi köpük köpük
Telve tadında tüm sözcükler
Bir nefeslik sıcak sıcak
Muhabbetler buhar buhar…
*
Sırtında papatyalardan gelinlik
Usul usul ısınır kırlar…
Rüzgârın dudağında davetkâr ıslık
Cıvıl cıvıl kuşlar pek heyecanlı
Seyrüsefa gelincik tarlaları…
*
Terlemekte şakakları ayaz günlerin
Muştulanmış leylek
-
Bugün sitemizin değerli üyelerinden, şair dostumuz Sayın Nejdet Evren'in doğum günü.
Nejdet Bey doğum gününüzü kutluyor, sağlık, huzur ve mutluluk diliyorum...
Nice yıllara, sevgi ve ümitle...
-
bendeki çaðlayýþýný sevdim senin þiir þiir
içimdeki nehire adýný vermeni
kaybolurken gözlerimde bir yandan
bir yandan içimde dirilmeni
portakal çiçeði kokan sesini sevdim
sesindeki gizemi ve direniþi
göðsümdeki benli halini, ben halini yani
yani seni sevmeyi
sýcaklýðýný sevdim düþlerinin
çoðalmaný bendeki
sende eksilmeyi
sana bürünmesini eþkâlimin
ve yedi veren gözlerini sevdim s
-
Yazmaya ne dersiniz?
___________________ (Başlık - Gül )
Gül
___ ___
___ ___ ___
___ ___ ___ ___
___ ___ ___ ___ ___
___ ___ ___ ___ ___ ___
___ ___ ___ ___ ___
___ ___ ___ ___
___ ___ ___
___ ___
___
Ayrı yazılan "mi", "de", "ki" gibi ekler de birer kelime sayılacaktır (ek olup aslında farklı kelime olmasa bile örneğin: "Sende mi" iki kelime olarak sayılacak.)
İlk sözcüğü yazdım devam et
-
Şu zamana kadar eklenen her şiire birer uygun resim bulmaya çalıştık, bulduğumuzda da sevinerek ekledik. Şimdi bu resime bir şiir istesem çok şey mi istemiş olurum acaba?
-
[b]İSYAN
Es ey deli rüzgar karlı dağlardan
Al ümitlerimi götür meçhule.
Yaşayamadığım deli çağlardan
Al ümitlerimi götür meçhule.
Neresi mekanım, neresi yerim?
Kimden sorulurum, kime ne derim?
Ey beni bitiren kara kaderim
Al ümitlerimi götür meçhule.
Çığlığın ardında sessiz bir yorum
Hep ümit istedim nedir ki zorum?
Sana kahpe felek, sana diyorum
Al ümitlerimi götür meçhule.
G
-
- avuçlarına düşen gölgemi sakla...veronica…
Bir rüzgârın son yapraklarıydı gidişin
Bakakaldım tenimdeki izlerinin ardından
Göz yaşlarım eskiden de tuzluydu bilirim
Ama yangınına akıl erdiremedim…
Bir uzun yolculuk kadar kısaydı aslında
Bir gece geldin ve bir gece gittin
Bitmesin isterdim, bu gizemli masal
Gitmesin bir an bile ufkumdan gözlerin…
Kimi zaman pamuk ta
-
şimdi bir bedevinin becerisi ile geçiyorum içimdeki çölü
yürekli, temkinli, bir o denli hevesli
biraz da aceleci hatta
ve de öfkeli
bulmak için içimdeki son sözü
kaç küfrü daha geçmeliyim kim bilir
daha ne denli derinde olabilir şu “vaha döngüsü”
kaç kitap yazılmalı usumda harfleri tütsülü
kaç büyü bozulmalı
kafka’nın kaç köprüsü daha kurulmalı iki yaka arasında
kaç h
-
DUMUR VAKALARI!
Sene 1992,üniversite yılları.
Anneannemin hac parasıyla zar zor bir bilgisayar kapatmışız ama printer'a para kalmamış.
Akşam vakti printer'ı olan bir arkadaşa gidip aleti ödünç aldım, eve dönüp proje çıktısı alacağım.
Ankara'da her kış olduğu gibi yerler yine buz.
Kayıp düşer de alete bir zarar veririm korkusuyla bir taksiye bindim.
Daha iki dakika olmadan polis çevir
-
[indent][size="3"][color="Black"]Karanlık geceler
Kaç gece geçti? Gündüzlere inat,
Yıldızların olmadığı,
Ay ışığına hasret kara geceler….
Buram buram hasretken aydınlık gündüzlere,
Hep gece kaldı, hep izbe karanlık,
Bir ses duyduk ,ancak görmedik,
Bir tekme yedik kimden bilmedik,
Acıyı hissettik yaşanan zifiri gecede...
Aydınlık yüzler aradık kapkara suratlarda,
Tırmandığ
-
RÜZGAR ÖPÜCÜĞÜ
Sokaklarda isyan dokunuşları masuma yanar.
Kül olur ağaçlar, yıkılır çelik duvarlar…
Rüzgar öpücüğü ah bu serin kalp gülücüğü,
Bir annenin gözlerinden bebeğinin kaderine akar.
……..Büyüsün yavrumun büyüsü…………..
Caddelerde kin kokan beyaz güller serilir.
Koklanır felaket, silah sesleri gelir.
Rüzgar öpücüğü ah bu serin kalp gülücüğ
-
“… ah betimsiz tınısı kulağımın
beşinci mevsimim
geç baharım… /
gülüşümün mavi tanrısı ah …”
yüreğimin, suskun çığlığı gelişin
varlığın, ışığa açılan kapım
bulutlar nasıl da bî-çare bak eteklerimde
ölüm nasıl da teslimiyetçi
büyülü bir ezgisin içime işleyen
sen, avucumdaki en mutena çizgi
bilesin
ne daha yeşil asma bahçeleri babil’in
ne de
-
Sitem
Dinlemedin gönül sözümü
Yüze gülen ahara kandın
Esirgeyip benden güzümü
Çiçek açan bahara kandın
Sen bildiğin beher ademi
Derdin sıra ağlar mı sandın
Yaralara sürüp merhemi
Kabuğunu bağlar mı sandın
Anlayan mı var kıymetini
Dostum deyip beyhude yandın
Pare pare edip kalbini
Ateşlere attın da yandın
Mart 2008 / Salihli
Hece vezniyle yazmaya çalışt
-
-durmayın y a d ı r g a y ı n beni
bütün fırtınaları kopartın
akıtın içinizdeki zehri, sezgiyi karartın-
1. perde
yine de kurban ederek sizi nafile serzenişlere
bütün ayıplı şiirleri bağırmalıyım bu gece
en pasaklı dizeleri, yasaklı öyküleri
dahası kini, habil’i ve ihaneti
dile düşmeli içimin aşifte heceleri
kanla doldurmalıyım bütün bakîr kadehleri
engelli düşler ku
-
BÖLÜM I
“Omzuma yaslan” dedim.
Yaslandı.
“Canın yanacak, yapma” demiştim ona. Haklıydım.
Bu bir savaş değildi.
Ama o kaybetti.
“Sana söylemedim mi” demek istedim. Savunmasız, yorgun çocuk gözlerini gördüm.. Acıdım, sustum.
“Bana bırak kendini” dedim. “Gidiyoruz. Yanında olacağım.”
Elini uzatmaya gücü yoktu, biliyor
-
GURBET AKŞAMLARI – 1
Ah! Bu gurbet akşamları,
Zifiri mavi geceler;
Kopkoyu.
Siyaha yakın,
Mavimtrak
Petrol mavisi geceler…
Şimşekler çakar
Uzak dağların başında,
Kavak yelleri eser başımda,
Garip, garip
İçli, içli…
Koyu bulutlar uçar,
Gönlümün üzerinden,
Ağlamaklı…
Hüzünlü gurbet akşamlarında
Kavak yelleri eser başımda
Gürül, gürül çağlayanlar
Irmakl
-
GURBET AKŞAMLARI – 1
Ah! Bu gurbet akşamları,
Zifiri mavi geceler;
Kopkoyu.
Siyaha yakın,
Mavimtrak
Petrol mavisi geceler…
Şimşekler çakar
Uzak dağların başında,
Kavak yelleri eser başımda,
Garip, garip
İçli, içli…
Koyu bulutlar uçar,
Gönlümün üzerinden,
Ağlamaklı…
Hüzünlü gurbet akşamlarında
Kavak yelleri eser başımda
Gürül, gürül çağlayanlar
Irmakl
-
Konu edebi mi, belki değil... Ama yüreği sevgiye her daim açık siz dostlarımla paylaşmadan edemedim...
Fotoğraftaki iki adam, yavru aslana İngiltere'de bebekken bakmışlar.. Ancak aslan yetişkinliğe eriştiğinde, yetkililer tarafından yasa gereği ellerinden alınmış ve Afrika'daki vahşi yaşam barınağına gönderilmiş. 1 y
-
[b]SEVDAM
Gecenin karanlığında bulmuşum
Işıklar içinde, ışıktan parlak.
Bir sevda ki içinde kaybolmuşum
Ben içindeyim ya o benden uzak.
Ruhumun karanlığında bulmuşum
An mıydı geçen, asır mıydı, neydi?
Bir anda kendimi O’nda buluşum
Bir gonca gül gibi açan bir şeydi.
Bahtımın karanlığında bulmuşum
Büyük ümitlerle doğdu içime
Sanki Leyla için Mecnun olmuşum
Leyla da Mecnun da
-
böyle bitmemeliydi penthesilea
esrik bir mızrağın rüzgarıyla
düşmemeliydi aşkın en mağrur kalesi…
oysa, saçlarında dirilirdi “Thermedon”un dalgaları
susuz ağaç dalları, ana rahminde kız çocukları
ölüme adanmış göğsünden abı hayat içilirdi…
iki ucu keskin bakışınla bulutları yarardın
ayağına dökülürdü çil çil yıldızlar
dokununca yıldızları yakardın…
at
-
MASUMİYETİN İSYANI
Tüm sokakları kapatın!
İsyanın ateşle raksında ağlayın
Hakikat soluyan bir gül koklayın.
Kanatsın içinizi,
Yüreğinizden kusun riyanın parmak izlerini.
Susun konuşmadan anlatın,
Söyleyecek ne varsa fırlatın içinizdeki sahtelikleri…
Yalan,
Ölümümdür masumun hakkına dolandığın an.
Yakın beni bitmeyen gecelerde o vakit.
Gözyaşlarıyla bezeyin kahramanın doğdu
-
A Dm Bb A
Tut beni, düşüyorum yokluğunda
A Dm Bb A
Sar beni, üşüyorum yalnızlığımla
Dm A
Gece ayaz, karanlık uçurumlar
Bb Gm A
Bulutlar yaslı, gözlerimde...
Dm A
Siyah beyaz, bulanık hayaller
Bb Gm A
Aşklar buruk yüreğimde...
Dm A Dm A
Yine sev, yine sev }
Bb Gm
-
l
hüznü damıtıyor
ay küskünü gecelerde kadınlar
saatler, anı vurduğunda
ölü yanlarımıza açılıyor cümle camlar
avuçlarımda kanayan sen
bir de yitik zamanlar
darmadağınık
hayatları çalıyor çanlar
müjde kuşları bî-çare, suskun çığlıkları aşikâr
bir kıyısından tutunamadığım umut
hermes’in heybesinde yiten sesim
magera’nın gözleri neden aşka değmedi söyleyin
söyleyin, kim
-
[size="3"][color="Magenta"][indent]KARA GÖZLERDE BULDUM
İşte o gündü ellerim buz gibi
Saçlarım soğuktan diken dikendi
Beklediğim birazcık ilgi idi
Sıcaklığı kara gözlerde buldum
Yağan kar tanecikleri getirdi
Bembeyaz tertemiz o ümitleri
Ararken bu kışta kaybettiğimi
Umudumu kara gözlerde buldum
Kalbimden dağıldı tüm vücuduma
Sıcaklığı ulaşırken avucuma
Yeni kan geldi sanki yan
-
GİRDAP
Sokulunca yanına sessizlik
yürekte biz iz gibi
kalır bir başına;
ne dile gelen söz,
ne de yazılan çizgidir;
________________dökülür...
Yalçın kayaların koynunda
bıçak sırtına yaslanışın
sesi düşer dibe,
yankısı sonradan gelir
çoğalan çığlıktır
avuntusu çarparken kendine,
___________önce genişler
___________sonra küçülür
___________daha sonrasında
-
[b]AYRILIK TÜRKÜSÜ
Bana kuşlar getirir haberini
Karga cinsinden hani
Seni gidi seni
Uçan kuşa borcun varmış diye duyarım
Gönülden yani.
Bana rüzgar getirir haberini
Çöllerden öte hani
Yeşil palmiyelerin gölgesini
Seni gidi seni
Mesken tutmuşsun diye duyarım
Oy nenni nenni.
Bana dağlar getirir haberini
Dorukları karlı hani
Her sabah eteklerini
Seni gidi seni
Yeşile boyarmışsın
-
DUMAN
Bir duman görürüm geceleri ben.
Bir kadının feryadı,
Bir adamın hayatı,
Bir çocuğun gözyaşları saklıdır onda; gökyüzünden süzülen…
O kadını düşlerim;
Ruhunda aşkın,fedakarlığın, ezilmişliğin, eşitsizliğin kol gezdiğini ben bilirim.
Sorarım evrene:yalnızca 8 mart da mı açmalı dünyanın bütün çiçekleri.
Sonsuza kadar sevgi ile beslenmeli üryan yürekleri.
Yüzündeki gözlüğü çı
-
Geri Gelen Mektup
Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz ya
-
Geri Gelen Mektup
Rûhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervâne olan kendini gizler mi alevden?
Sen istedin, ondan bu gönül zorla tutuştu...
Gün senden ışık alsa bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan
Yalnız o yeşil gözlerinin nûru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz ya
-
“…dudaklarımda kahır olur bu sahnede adın
acısının dili olmayan
avare bir kadını oynarım
söylenmeyen her hecede
bedeli ödenir cümle günahların…”
l
geceleri
pervasızca işgal ediyor
yas kokulu kadınlar
umut bu bapta aciz
karanlıkla birlik büyür ya o sayrı zamanlar
sızı dipsiz
mütecaviz
kadınlar… /
gözleri hüznün doğurgan annesi
düşleri sessiz
ac
-
ZAMAN KADIN GİBİDİR
18. asrın ünlü ressamlarından William Holman Hunt’un “Kâinat Işığı” adlı tablosu Londra Kraliyet Akademisinde seyircinin beğenisine sunulmuştu.
Tabloda, gece vakti bir evin kapısı önünde, elindeki feneri kapıya tutan bilge bir adam duruyordu.
Ziyaretçiler, ne ifade ettiğini anlamasalar da tabloyu seyredip hayranlık sözleri söyleyerek çıkıyorlardı salo
-
DİKKAT:
gözyaşımla yazıyorum ,
damlalarla çağlıyor ,
bulanıyor önce ve durgun bir yıkıntı
bir fidan nasıl devrilir, kurur
acımasızca yıkılır
titrek ve kısık
ve çocuk yanımla
küçük kadın parmaklarından sızarak
söylüyorum...
kadın olmak
sevgiye dönmek yüzünü
insanlığa gebe
küçük çelimsiz vücudu
sonra kadın olmanın yükü
yüklemek en ağır geceyi
çığlık çığlığa serilmek
azrailin koynuna
penceresiz dört duvar dünya
umudu çitler ardında
kaybedişeri başlamış kadın olmasıyla
hatta doğmasıyla
sömürülmesi hak
köleliği müebbet göreviymiş aslında
gökyüzü görmeyen kanatlar
yük olur küçük yüreğine
varlığına inat yok sayan düşüncelere
itaatkarlık farz kılınır
tekabül eder bir nefese
bir nefes daha lütfedilir ya
eğerse başını
sessiz kalırsa zulme
lütfedilir yaşamak kadına
varlığı kabul edilene olursa ancak köle...
bilmez nedir isyan
ama kanatları ağır bir heyecan
zincirini yüklenir omzuna
güzelliğiyle yükselir semaya
özgürlük süzülür kanatlarından
pusu kurulmuştur itaatsize
vururlar
beyazı kana bularlar
süzülerek inen melek
bilinir ki günahkardır bu alemde
öyle yazılır
öyle okunur
bilinir ki semaya hasret kanatları
tanrı kusuru, gerekirdi olmaması
yazılır tarihe
köle doğan
ya öyle veda eder yokoluşuyla
ya da kanayarak güzelliği semada...
yeniliyorum gözyaşıma
direniyorum kaderime
varlığıma inanıp
yükseliyorum gökyüzüne
tarih yazsa da gözyaşıma inat ihanetimi
ihanetimi sürüyorum
isyanımı seriyorum
dalgalanıyorum
baş kaldırıyorum bu onursuz esarete...
gözyaşımla yazıyorum tarihi yeniden
doğrusuyla eğrisiyle...
(Yüreği özgürlük için çırpınan, emeğiyle dünyayı yaşanılır kılan insanlığın kahramanlarına armağanımdır...)
-
l
asırlık bir hasret dudaklarımı kavurup
içimde sızlayan
şu kadın ben miyim
çıkmaz bir sapakta ağlayan
(s)üzgün
varoşların koynundan
uzak kıyılara nehirce akan
geceye küsüp, güne
doğan
bu kadın ben miyim tek teninde soluklanan
ellerin… /
daha dün ellerimdeydi ellerin
ahh acımasız bu zaman
hain… /
şimdi nerdesin
sensiz doğurduğum kaçıncı yüz yıldır bu
bu nasıl bir tutku
kaçıncı tan
ruhumun derinlerinde acıya bulanan… /
ahh bu sensiz doğduğum kaçıncı gece
aşifte bir rüzgâr gibi eteklerime dolanan
şu hüznün adı
fahişe değil de
ya ne
ll
dinle
isyanın şiiri bu sevgili
hasretin
ve sevdanın şiiri
-ölümün bile terk ettiği-
bir baş kaldırı bu
direniş
yoluğunda kayboluşun hazin hikayesi
sessiz bir serzeniş
lll
ne çok oldu gözlerinde boğulmayalı
yitmeyeli sesinin buğusunda
tenine uyanmayalı
ne çok oldu sevgili
ne çok
sana doymayalı
2005 / adanava
-
Sevgili dostlar; bugün değerli dostumuz Ersin Tosun'un doğumgünü!
Sevgili Ersin şiir yazma yeteneğim olsaydı eğer, asil duruşunu anlatan bir şiirle kutlamak isterdim gününü ama maalesef yok böyle yeteneğim:(
Mutlulukla, huzurla ve sağlıkla geçecek, en doğrusu da gönlünce geçecek upuzun, bahar tadında yıllar diliyorum sana... Sevgilerimle...
-
BEŞİR AYVAZOĞLU
b.ayvazoglu@zaman.com.tr Kültür Sanat
120 Vanlı çocuğun hazin hikâyesi
Cepheye karakışta uzun bir yürüyüşle mühimmat taşıyan 12 ile 17 yaş arasında yüz yirmi Vanlı çocuğun hikâyesi meğerse gerçekmiş; hatta Van'da bu çocuklar için dikilen bir âbide bile varmış! Doğrusu ben Özhan Eren'in muhayyilesinden çıktığını sanıyordum!
Sarıkamış faciasına özel bir ilgi duyan, hatta bir de Sarıkamış türküsü besteleyen Özhan Eren, ilk senaryo yazarlığı ve yönetmenlik denemesinde, büyük bir cesaretle bu trajik hikâyeye el atmış! Sonuç? Böyle bir hikâyeyi doğru dürüst anlatabilmek için gereken bütçeye ve teknolojik imkânlara sahip olmamasına rağmen yadırganmadan seyredilebilen, daha da önemlisi seyredenleri derinden etkileyen bir film otaya koymuş. Adı: 120
1914 Haziran'ında Van'dayız. Balkan Harbi'nin yaralarını sarmaya çalışan halk, kısa süren bir barış döneminin ardından, tecrübesiz ve maceracı İttihat ve Terakki'nin gözü kapalı verdiği bir kararla kendini Birinci Dünya Harbi'nin içinde bulur. Ve Ruslar Erzurum istikametinde taarruza geçerler. Fırsattan yararlanan Taşnak çeteleri de büyük bir isyana hazırlanmaktadır. Bu kritik duruma rağmen, Van'daki Jandarma Tümeni merkezden gelen bir emirle Kafkas Cephesi'nde Ruslarla savaşmak üzere şehirden ayrılmak zorunda kalır. Sarıkamış'ta büyük bir faciayla sonuçlanan ölüm-kalım savaşı başlamış ve kısa bir süre sonra Kâmil Paşa kumandasındaki Van Jandarma Tümeni'nin de cephanesi tükenmiştir. Van'da bir miktar cephane bulunmaktadır, ancak eli silah tutan herkes askere alındığı için bu cephaneyi cepheye ulaştırmak imkânsızdır; şehirde yaşlılar, kadınlar, çocuklar ve onları Taşnak çetelerinden korumaları için bırakılan küçük bir Jandarma birliği vardır, o kadar.
Vali ve şehrin ileri gelenleri, uzun tartışmalar sonunda, içleri kan ağlayarak, cephaneyi yaşları 12 ile 17 arasında değişen erkek çocuklarla göndermeye karar verirler. Bu tehlikeli görevi hiç tereddüt etmeden kabul eden yüz yirmi çocuk, hazırlıklar tamamlandıktan sonra, 1915 yılı Ocak ayında, insanın kanını donduran ayaza aldırmaksızın cephaneyi sırtlayıp karlı dağlara doğru yürümeye başlarlar. Başlarında, cephelerde pişmiş eski bir asker olan Musa Çavuş vardır. Ve valinin onları korumaları için görevlendirdiği birkaç jandarma neferi... Yolda Taşnak çeteleri tarafından taciz edilen yüz yirmi çocuk, cepheye ulaşmayı başarırlarsa da dönüşte şiddetli bir fırtınaya yakalanırlar. Van'a çok azı dönebilir. Yüz yirmi çocuktan sadece yirmi ikisi hayatta kalabilmiş, diğerleri ya yolda yahut Van'a ulaştıktan sonra can vermişlerdir.
Filmde, elbette asıl hikâyeye geçilmeden önce ortam ve kahramanlar tasvir edilerek seyirci gelişmelere hazırlanıyor. Van'da harp öncesi durum; yüz yirmi çocuğu temsil eden üç çocuğun birbirleriyle ilişkileri, ruh halleri, heyecanları; Taşnak çetelerinin faaliyetleri, durumun vahametini fark eden Kâmil Paşa'nın çocuklara atış talimi yaptırarak gerektiğinde muhtemel gelişmelere hazırlaması ve tabii hazin bir aşk hikâyesi... Süleyman Teğmen, İdadi Müdürü Cemal Hoca'nın kızıyla nişanlıdır, fakat cepheden cepheye koştuğu için bir türlü evlenemez. Balkan Harbi'nden döndükten sonra düğün hazırlıklarına başlamıştır, fakat dünya harbi çıkınca yeniden cepheye koşar ve cephane taşıyan yüz yirmi çocuğa cepheye yaklaştıkları sırada saldıran bir Taşnak çetesiyle çatışırken şehit düşer.
Hikâye hakikaten o kadar etkileyici ki, filmi seyrederken kusurlarını görmüyorsunuz.
Bana sorarsanız, eski Van'ın tabii şehir dokusu gölden açılarak gösterilebilirdi. Büyük bir kısmı Safranbolu'da çekilen film, hadiselerin Van'da geçtiği duygusunu pek vermiyor. Daha da önemlisi, Cemal hocanın evi için Safranbolu'da restore edilmiş bir konağın seçilmesini doğru bulmadım. Tahtaları kararmış, sıvaları dökülmüş eski bir konak, salaş evler vb. tercih edilseydi, Osmanlı Devleti'nin geçen asrın başlarındaki acıklı vaziyeti sembolik bir dille anlatılmış olurdu. Yüz yirmi çocuğun zor yolculuğu da bana yeterince vurgulanmamış gibi geldi. Hadisenin ayrıntıları ne kadar biliniyor, bilmiyorum; ama gidiş sırasında da özellikle küçük çocuklardan bazılarının kaybedilmiş olması muhtemeldir. Filmde çetin kış şartlarına ve Taşnak çetelerinin saldırılarına rağmen çocukların tamamı cepheye ulaşıyor. Bütün kayıplar dönüşte...
Dedim ya, kendinizi hikâyeye kaptırıyor ve bu kusurları görmüyorsunuz. Bu türden filmlerde, teknolojik imkânların en iyi şekilde kullanılabilmesi için büyük bütçeler gerekiyor. Özhan Eren ve arkadaşları, zor şartlarda, kısıtlı bütçe imkânlarıyla çok güzel ve etkileyici bir film ortaya koymayı başarmışlardır. Oyuncuların da hikâyeden etkilendikleri ve hissederek oynadıkları hemen fark ediliyor. Emin Olcay, Özge Özberk, Burak Sergen, Demir Karahan, Ahmet Uz, Cansel Elçin ve küçük oyuncular, hepsi canla başla çalışarak rollerinin hakkını vermişler. Onların başarısı ve yarattıkları duygu sağanağı seyirciye geçiyor ve filmin teknik problemlerini görünmez kılıyor.
Filmi seyrederken, böyle trajik bir hikâyenin bugüne kadar niçin kimsenin dikkatini çekmediğini düşündüm. Tarihimizde kim bilir doğru dürüst anlatılmadığı için unutulmuş böyle daha nice hikâye var! 120, sinemanın özellikle gençlerde tarih şuurunun uyandırılması için ne kadar büyük bir imkân olduğunu gözler önüne sermesi bakımından da dikkate değer bir çalışmadır.
Filme emek veren herkesi tebrik ediyor ve annelere, babalara sesleniyorum: 120'yi çocuklarınıza mutlaka seyrettiriniz.
06 Mart 2008, Perşembe
-
"Attila İlhan'a özlemle"
“…gidiyorsun
yazılmamış şiirler gece gibi suskun
heceye vurgun dölsüz harfler
hece kısır hece yorgun
g i d i y o r s u n
içimde cümle nehirler durgun…”
l
y o k s u n
gece uzun
ve hesapsız… /
yoksul ve de yoksun
ll
kalakaldı içim an’sız
kırıldı sırsız ayna acı sınırsız
her parmağımda bir melek
cansız ve kanatsız
kararsız sesler dökülür dudağımdan
arsız sorular cevapsız… /
zamansız ölümler gibi kayboluşun
vezinler kekeme
rediflerde aşikâr yokluğun
lll
ahh yokluğun
tanımsız boşluk
ve soğuk
ardından, donuk bir kadın öyküde kalan tek konuk
2005/haziran/ephessus
-
Hayal kurun,
Bana hayal getirin,
Güller ülkesi için…
Bana hayal getirin;
Faran dağlarında doğan Faraklit
Cebir olsun, Newton olsun içinde,
Fuzuli’den kasideler bulunsun.
Hafız olsun, Puşkin olsun
Ofelya, Leyla olsun.
Güldesteler getirin.
Bana hayal getirin;
Babil olsun, Balbek olsun,
Talihsiz sonunu görmüş şehirler;
Kendini mahşere saklayan yerler
Camii olsun, havra olsun.
Ve daha ne dilersen…
Kâşaneler, türlü türlü ekoller,
Has bahçeler getirin.
Bana hayal getirin;
Furkan olsun, Yasin olsun;
Dört lisandan, dört kitaptan isimler,
Işık çağında bilim,
Sevda asrında gönül
Einstein, Mecnun olsun!
Her deneyde bir icat,
Her aşkta vuslat olsun
Şelaleler getirin.
Bana hayal getirin,
Bakire ve gizemli
Tertemiz sıcak düşler…
Çocuklar kadar canlı,
Su gibi heyecanlı
Aşktan, sevgiden yana
Meşaleler getirin.
Hayal ötesi hülya,
Güle çağlayan dünya,
Bana hayat getirin!
Mehmet Taştan
Artvin / 1997
-
NEFES
17/01/1967
Prof.Dr.H.Nail Kubalı
ALLAH’a kul olduk kalubelada,
Yalnız bu yolda ikrarımız var,
Üç günlük ömür için kahpe dünyada,
Kula kul olmamak kararımız var.
Hayra hayr oluruz şerre belayız
Bu zevki cidale pek müptelayız;
Fazilet ehline biz muktedayız,
Bizimde nurumuz ve narımız var.
Dertliyiz devaya muhtaç değiliz,
Asiyiz kaaya muhtaç değiliz
Fakiriz ataya muhtaç değiliz,
Kibirli değiliz, Vakarımız var.
Katre görünürüz, Umman gibiyiz,
“Ben Nuhum” diyene tufan gibiyiz,
“Faruk’a” yakışan ferman gibiyiz
Bir nuhu adalet medarımız var.
Kabei mahviyet asitaneyiz,
Mağdurun adüvvü bi amanıyız,
Tabasbüs ehlinin hasımı canıyız
Misli bulunmaz bir şiarımız var.
Gedaya gedayız şal ile şahız
Bazen pür neşeyiz, bazen pür ahız
Asla diyemeyiz “biz bi-günahız”
Kemendi sevdada şikarımız var.
Bu mihmethanede acaba neyiz?
Heyheyler içinde nalei neyiz,
Canana sunulan cürai meyiz,
Ne yaman tesiri sehharımız var.
Sakın zannetmeyin hulyaperestiz?
Ne dünya ne de ukba perestiz,
Mecnunuz yalnız Leyla perestiz,
Bizimde dilimiz dildarımız var.
Not: Sevgili edebiyat dostları; Yaşı ancak altmışın üzerinde olanlar H. Nail Kubalı'yı hatırlayabilirler. İstanbul Üniversitesi, Anayasa Hukuku profesörlerindenmiş. Kendisini tanıyıp anlatan büyüklerimiz nasıl böyle bir nefes yazdıklarına şaşarlar. Ama her halde kendi halinde bir hocaymış ki ben internetten malumat araştırdım pek bulamadım. Bu Nefes'i ise benim çok hoşuma gitti, bana sanki hukukçuların marşı gibi geldi. Onun için sizinle paylaşmak istedim. Umarım beğenirsiniz. Sevgilerimi sunarım.
-
Sitemiz üyesi ancak iş yoğunluğu sebebi ile bir süredir bizlerle olamayan Sevgili Dostumuz Suat Bey'in yarın doğum günü,ne dersiniz dostlarım biz bu günden kutlamaya başlayalım mı? Hem de ona bir kez daha hoş geldin diyelim.
Sevgili Dostum hoş geldin; sana sevdiklerinle birlikte,sağlık,huzur ve mutluluk dolu gönlünce bir ömür diliyorum.
-
“…ah be çocuk
hem ölüyüm anlayacağın hem de diri
hem her şeyim dünyada
hem dünyanın hiçbir şeyi…”
l
beni eşkâlimle aramayın
tınısıyım gölgesi bile olmayan, sırlı bir satırın
yazdıklarımla düşmeliyim güncenize
birkaç adım, geride durmalı kadınlığım
saklandığım, ağulu bir dizede
suçüstü yakalanmalıyım
usunuza düşmeli i n s a n l ı ğ ı n ı z pür telaş
ve faili ben olmalıyım
aramayın beni eşkâlimle
sahnelenmeyen bir ihtilâlde
silueti olmayan kahramanım
ll
diz çökmeli kâinat nefsimin sesime
lll
yazdıklarıyla yargılanmalı celse celse ad’ım
ve aklanmalı cümle cephelerde kadınlığım
mart/2007/zeugma
-
RÜZGÂR OLSAM II.
Bir rüzgâr olsaydım serin
Yüzü gülerdi çiçeklerin
Göçmen kuşlar dönerdi
Bademler gelinlik içinde
Çocuklar çığlık çığlık
-Tahtadan tüfek bamyadan fişek
-Pazarda balık tepesi delik
Sokaklar bayram yeri
Kırda çimen sesleri
Bir rüzgâr olsaydım ılık
Bütün yüzler aydınlık
Sevgi tüter bacalar
Gökte ebemkuşağı
El ele sevgililer
-“Deve tellal pire berber”
-Dördüncü cemre gönüllere
Ayrı düşenler umutlu
Bütün insanlar mutlu
Bir rüzgâr olsaydım eğer
Çadıra çıkardı çingeneler
Bahar koşup gelirdi
Bir dilim ekmek iki zeytin
Sonrası özgürlük
-Dere boyu, söğüt altı, çadır içi, bila no
-Sepet örer *Çalayka’m
Ekinler başakta
Uçurtmalar bulutta
M.ÖZKAN
*Çalayka : (Romanca) Meslekli çingene
-
ARAYIŞ
Süreğen arayışlardayım
Olağan akışında ömrümün
Devinen dünyamıza paralel
Günlerden geçiyorum.
Yıkılıp yenilenen gerçeklerin
İzini sürüyorum boyuna.
Durmaksızın yazıları silinen bir defterin
İçinde geziniyorum
Öğreniyorum, unutuyorum, öğreniyorum…
Bir dönüşüm fırtınasında savrulup
Bir değişim girdabında kendimden geçiyorum.
Tek rakibim zamanın içinde
Yeni oluşumlarda yer almak için
Kendime pay biçiyorum.
Süreğen arayışlardayım
Tükenmez bir yarışın ortasında.
Her geçen gün yeni şeyler öğreniyorum
Ve bilgisizliği defterden siliyorum:
Bilmediğimi biliyorum.
-
bugün konya hakimi sevgili ağabeyim hüseyin tuztaş beyin doğum günü...kendisinin doğum gününü kutlar, sevdikleri ile birlikte mutlu, sağlıklı ve başarılı bir yaşam dilerim...
-
l
alır götürür seni gülüşümden kanatları demirden bir kuş
talan olur gözlerimde gidişinden arta kalan
ve de bereketli susuş
sen uzakları adımlarken
sıyrılır benliğim fark edilmeden bütün kimliklerden
içimde heceye gömülürken kadınlar güncesiz kaderlerle
acemi bir ben doğar o kadınların küllerinden hevesle sezgiye
ben olurum aslında günden sürülen sen giderken
bir avuç kahır saçılır geceye örselenen öyküden
öykü dediysem
her harfi, her hecesi, her kelimesi sen
ll
çırılçıplak
ve aniden geliversen
lll
alır götürür seni gülüşümden kanatları demirden bir kuş
bütün sesler ayaz, bütün sesler yokuş
ve zaman sevgilim
sana uzayan yollarda bitmeyen yok oluş
ağustos 2007 / zeugma
-
AŞK OYUNU
sevmeler unutulur
sevilmeler bir kaç perdelik oyundur
amatör kalbime bu sahne tuzak olur
yorulur
koşmaktan yalanların peşi sıra
bitmez bu fırtına
hatıralar acı bir toza karışır
yenilir zamana
savrulur
bir adam
duru bir bakış atar seyirciler arasından
göz kırpar tabiata
durdurur fırtınayı
durgun bir akşam üstü
güneş yorgun
ağır ağır eteğini toplayarak gidiyor renkler
uçurumdur kalbin basamakları
duru bakışları kadifeleşir
çıkar da bir solukta sahneye
bu trajediye son verir
yükselir bedenler arşa
kalbim kutup yıldızına eş
özgürlük savurur eteğimi
saçlarıma takılır haylaz bir kuyrukluyıldız
derin bir okyanus gözleri
aşkı tanıyan bir kaptan
başa çıkacak belli
erecek mutluluğa bedenim düşmeden cılız
viran şehirde gezgin bir adam
topluyor tüm önyargıları
sokak lambalarına dağıtırken aydınlığı
kalbime dokunuveriyor
kadife bir gül selamlıyor heyecanımı
ruhum ellerinde
özgürlük mü
esaret mi
bir sarhoşluk
merhaba aşk
ama hep yasak
kurallar konmuş , yazılmış kader kara kalemle
mutluluk satır satır ezber bir lügat mı
nedir bu çıgınlık
bu karşıtlık
itaatsizlik yazılıp da ezberletilenlere
aşk
doğan güneş viran şehirde
gönlüm pervane
yanmakta
bir an yükselmek ve kaybolmak
eriyip gitmek ateşlerde
özgürlük
bir saniyelik yolculuk
hayat ve yaşam arasında bir soluk
bir anlık huzur
bir ömür telaş
uçurumun kenarında tükenmekte beden
her hücrede yaşamak şiddetini aşkın
ya da asırlarca savrulmak hain fırtınada
yaşayıp da ölmek anlık
ya da bir ömür
yaşamadan ölmek yelkovan ile akrebin sinsi adımlarında
sevmeler kısa film hafızada
sevilmeler bir ninni kış uykusunda
cennette bir yap boz bu sahne
yeni kuklalar aranıyor
eski kurallar ezberde
açılıyor perde....
-
KÖR-İNANÇ
Şair bir ırmaktır
sözcükler dökülür
debisinden kanayarak,
çakılı,kumu,yaprağı,
börtü-böceği sürükler
farklı bir mecradır akarı;
__________________dalgındır
__________________kırılsa da her dönemeçte
__________________bakmaz ki ötesine,
__________________görür kendini
__________________ötekinin gözüyle,
_____________________________dökülür
_____________________________yar dibine
_____________________________bir şelale;
____________________________________yol alır
____________________________________bilinmezliğine ...
Sözcükler damla damla düşer
damıtır onları; saklar , kıskanır
yaşar hepsini çılgın yüreğinde;
renk tayfında ararken düşlerini
çözüldükçe dili yaralanır,
tutamaz hiç-birini
isyan eder ellerine;
______________açar da avuçlarını
______________hadi siz de gidin der
_____________________________istediğiniz yöne;
________________________________________umarsızdır
_____________________________bakar da görmez
_____________________________görür de aldırmaz
_____________________________setler kurulsa da diline
_____________________________sözler dökülür gözlerinden...
Ormanda bir ağaçtır
durur olduğu yerde
kuşlar konar üzerine
konuşur ürkek serçeyle,
bir damla düşer yaprağına
eğilir bırakır toprağa,
gün-sıcak sızar içine
umutla bakar bahara,
ardı-sıra kopan fırtına
borandır kar düşer üzerine;
_____________________üşür
________________________testere değer tenine
________________________motor var-gücüyle
________________________parçalar kollarını
________________________yanarken de ısıtır
________________________izbe kulübeyi,
__________________________________duman olur
__________________________________salınır mavi göğe...
Kör inanır
aşka yaslanır
doğadır, topraktır, candır, sevgilidir
ağaçtır,kuştur,yağmur ve buluttur,
iç-içe açılan kapıdır, matruşkadır,
alınır satılır köle pazarlarında
zincirlenemez kanar her yanıyla;
________________________sağıltır sağılmaz
________________________doğurur doğrulamaz
________________________tutar tutulamaz
________________________duyar duyulamaz;
_____________________________________kuru yapraktır
_____________________________________uçar da
_____________________________________savrulamaz...
Küçüksu,
15/16 Şubat 2008
.../..
tül ile ayrık
düşe selam olsun
.../..
-
dost anlamaz olmuş sözün hasından
bulanık su içmiş cahil tasından
gerek vakarından gerek yasından
gönül şimdi sana susmak yaraşır
cahilin her sözü zehir gibidir
yüz bin sene bitmez kahır gibidir
gülistana dalmış nahır gibidir
güle dost bağında pusmak yaraşır
türlü türlü sözde ara incelik
toprağa sırt dönme topraktan geldik
hamı oldu bilip beraber yedik
şimdi ham olanı kusmak yaraşır.
bugün bana ise yarın da sana
cahilin kelamı fitneden yana
dilini iyi tart, yüz kere sına
cahille sohbeti kesmek yaraşır
hal bilmeze kanıp sırrını verme
her olur olmaza alimdir deme
doğru yolu tutup, yanlışı görme
latife darılıp küsmek yaraşır
arif olan anlar dostun meramı
saklamaz özünde doğru kelamı
utanır da bir gün tanrı selamı
verirse bağrına basmak yaraşır
vefayi der dostlar, gelin bir olak
arif meydanında ikrara varak
gönül hanesini baştan onarak
kibri darağ’cına asmak yaraşır
Hayri BUYRUK
27.04.2006 / MENGEN
-
Bugün sitemiz üyelerinden, benim büro komşum, ablam, dert ortağım, güler yüzünü hiç esirgemeyen sahne arkadaşım Sevgili İlkgün Nurlu'nun doğum günü...
İlkgün Ablacım, doğum günün kutlu olsun. Mazlum Abi, Nevzat ve Necati ile ve tüm sevdiklerinle, sevenlerinle güzel bir ömür diliyorum sana ve kocaman öpüyorum güzel yanaklarından. (Adliyede kutlamıştım ama bir kez de burada kutlamak istedim. :) )
Sevgiyle.
-
l
bıçak sürülünce sırtıma sebepsiz kınından
geceye ağulu bir hüzün yayılır masaya dökülen şaraptan
acırken dilimdeki kambur, kavrulur sancıyı sırtlanan hece
ey ateş, savur saçlarını bu demde yanan tenime
inan, dile gelir susarsan kutsal kitaplardan kovulan şeytan
işte o zaman, bir ölüm geçer sinsice aramızdan
daha çok dokunamaz içimize
masallardan hevesle öyküye yayılan acuze yalan
susarsan
yaklaşan mezarcının titrek adımlarından
ve öyküdeki üçüncü şahıslardan
talan olur bana tek kalan
susarsan, ölür içimdeki aldanan yaban
ey kadınların, adamların, susanların ardından akan kan
ne içimdeki aşktır bağışlanan
ne de sesimde yok olan derman, hecele
kaburgalarıma saplanan bıçaktan sızan, sadece hazan
ll
aslında suskudur bu fasılda tek kusur
dur avucumdaki kırık zardan kaçan uğur
lll
bu sana olan inancın son sorgusudur
ocak 2008 / zeugma
-
H e s a p
Zaman denen yolculukta,
Kaç bahar yaşadım,
Kaç ı sonbahar dı, sayamadım.
Korkarak yürüdüğüm yollarda,
Engelleri gördüm dizi dizi,
Kimi set, kimi pusu, sayamadım.
Saçlarımda ki her beyaz telin,
Alnımdaki her çizginin,
Bir adı vardı bende, bulamadım.
Geçmiş geçmişti, yaşananlarda,
Geleceğe ne taşıdık bilinmez,
Lakin zamanı bende tutamadım.
Geriye bıraktığım kırk dört sene,
Beş yüz yirmi sekiz aydı geçen,
Günlerin hesabını yapamadım.
Bir sondan sonsuzluğa yol alırken,
Kaç doğru kaç yanlışı götürdü,
Ömür denen sınavda bulamadım.
Aklımla cizdiğim hayat çizgimi,
Kaderle bağladım geleceğe de,
Bir türlü iyiye güzele yoramadım.
Zaman haydi geç git vefasızca,
Her gidişinde bir parçamı al,
Hatamdı seni sende tutamadım.
Dante gibi yolun ortasında mıyız?
Yoksa malum sonun başlangıcı mı?
Bu soruları bir türlü aşamadım.
Her Ocak ayında neyi kutlarız?
Neyi kazandık ki göbek atarız?
Bel ki cahildim de anlayamadım.
Bir bilanço yaptım geçmiş günlerin,
Yazdım her şeyi alt alta sayfalarca,
Karda mıyım yoksa zararda mı?
Sağlamasını inanın yapamadım.
01.01.2008
Hüseyin Tuztaş
-
“…pimi çekildi gizemin ve şiirin
şimdi dizelerin ağusundan, kendinizi esirgeyin…”
l
konu olsa destanlara, dahası yargılansa
aklanmasa hiçliğim, suçlu sayılsa bir solukta
yağlı sicim ucunda, ah’la sallansa hecelerim
uyaklar, yağmalansa a c u z e dimağlarda
ya da yusuf’un, kör kuyularına sürülse mânâ
ve fitneyle, sesli bir mezar kazılsa kayıp sekiz’liye
çığlık çığlığa sesim, yok sayılsa, kısılsa
öznelerin, sırtına hançer olsa kelimeler
yüklemler, birer birer dağlansa
kurşuna dizilse de sezgim
can verse sessiz harfler ardı sıra… /
yetmese, damgalansa cümleler, vezinler ve im
ne hüzün para etse ne de ellerim
ve gök
önüne geçilmez bir ihtirasla, sinsice patlasa gözlerimde
kıskansa niobe, imrense
çizgimde kadınlar, peş peşe katledilse
ll
y e z i t
düşlerimin peşine düşse de hevesle binbir gece
yıkılır sanma, yıkılmaz direnişim, asılsız serzenişle
lll
d i n l e... /
lV
daha
son sözümü bile söylemedim, ne sana
ne de evrene
henüz dirildim, bekle
y ü z ü m ü h e n ü z ç e v i r d i m ş i i r e
V
s e n d e h e c e n i e s i r g e
eylül / 2006 / zeugma
-
RÜYALARDA YOLCULUK
AŞK MASALI
(1)
bir melek
dokunur titreyerek
ve ürkek
gelir ya içinden
sevmek
meleğin ellerinden
acemi bir yüreği
dillendirmek
anlamak ve anlatmak
yüceltmek...
bakmadan
adına sanına
yerine yurduna
kimdir
nedir demeden
ey koca yürek
yine secde eder bu kalp
diğer bir engin kalbe
(2)
erdemiyle kavrulan derviş
alçakgönüllülük minderin
sevgin döşeğin
yurdun ise
kalpten kalbe bir yol
gezin
gezindikçe
yücel, yüceldikçe yücelt
yürekler bir
yolları devirmek gelir
dizlerime güç gelir
ne durursun!
daglar kum tanesi
avuçlarında
sıkınca sevdan içini
ne durursun...
aşıklar aldı sazı eline
desene
ahhh!
ne diyarlar gezmek gelir içimden
dost yanında
dost elinde
eller memleket
eller diyar diyar
eller ki
bir masal
çocukluktan kalan
(3)
bir masal kapısı
duruşuyla gerçek dışı
açıldı küçük kapı
gir kapıdan
uzaklaş gerçekten
sevincin içten
seni büyüten
masallar perisi
gelir aniden
aşktır sana hediyesi
yüreğinden düşen
inci tanesi
yolculuk geceden
yolları devirmeden
dinmez hasreti
(4)
sevmesem öyle kolay ki
çekip gitmek
yaralı bir kuş gibi
feryat figan yürek
şairane yaşamak
satır satır şiir şiir
ama ne oldu
ne can verdi böyle sözcüklere
olan oldu
sükunet uzak oldu
geriye dönülmez oldu...
güzel bir uykudan
rüyadan
uyanırcasına
gerçeğe çarpınca
uzatmak gerek geceyi....
ya gündüzler özlenir olursa
çare
çare
bi çare gönül
nedir gerçek
nedir hayal
nedir özlem
hayallerden çıkan gerçek
gündüze ağır gelir
sabah olacak
dağılacak sisler
bu cümbüşler
bu festival
bırakacak toz duman
ey rengarenk hayaller
nerdeydin
şimdi nerdesin diyeceğiz
aranan her taşın altında
sen, sen, sen...
(5)
yılgın bir kuş
kafeste bülbüldür
dilinden neler dökülür
çırpınır durur
kafese mahkum
özgürlük oyunu oynar
canı candan eder...
(6)
gün gelir
geceler sabaha kavuşur
"geceyi ipinden çekip
gündüze kavuşturamazsın
en kör geceye direnmeyi bileceksin "
dedi
kalbim şimdi
sen
aradığımdın...
aradığım tarihin
geçmişin
geleceğin girdabında
(7)
sel vurdu
savruldum
oradaydım
gördüm
panzerleri
oradaydım
yangın ortasında
seni aradım
zaman sürükledi buraya
ben seçmedim bu vakti
aradım
çok limanda demir aldım
yara aldım
yağmalandım
bir yer dedim
teslim oldum
mandaya
cuntaya
ve tam silahları teslim etmişken
geldin
ey özgürlük
şimdi mi gelinir
bir küfür sallasam
zamana
yara alır mısın
ey özgürlük
kanadım kanarken
feryat figan yanarken
neredeydin...
aldılar özgürlüğümü
kundakta tazeydi
sırtında sema
semadan öteydi
istesem kanatlarımı
acı çekersin
ey özgürlük
aradığımdın
yok senin suçun
peki ya kimin
ne bileyim
hadi uç git sen
uyandığımda
rüya diyeyim
(8)
masallardan uçurum
uçurumda çığlık
aşk...
şimdi düşen
ve çırpınan boşlukta
yara almış yürek
aşk
ellerine düşen
aşka düşen
yüreğim
yorgundur
(9)
ellerin
narin
incitmez
dokunurken dahi titrek
nasıl beklerim
yüreğime dokununca
zulüm
gelmez ellerinden
kalpte yankılanır da
sarmalar gecenin sükunetini
zincirler yalnızlığı
ellerin
üşüyen ruhuma yangın gibi
ellerin
kapatacağım gözlerimi
ellerim yüzündeki çizgileri
hüzün ve sevinçleri sayarken
kaydedeceğim ellerimin her çizgisine seni
sonra
ellerimi bulayacağım mürekkebe
yazdımmı seni
var mı benden büyük yazar
seni yazmak
anka kuşunu
omzunda gezdirmek
(10)
aşk
böyle olmalı işte
anlatamadım acemiliğime
sabırsızlığıma
anlatamadım kelebek kalbime
beğenmedi kimseyi
hep bir yabancılık
ve eşikte adımlar hızlı
aşk böyle olmalıydı
işkence çeken dilim
anlatamayan dilim
sus da konuşsun titreyen yüreğim
aşk böyle olmalı
sınırsız
ve sonsuzluğa açılan kapı
titremeli yürek
daha sonra midene inmeli sancısı
beden selvi fırtınada
kırılmadan durası gelir
sevda önünde
gözler bin yıldıza eş
aklın bilye gibi yuvarlansın düştüğü yerde
kalbim yeter dedikçe
aşk
böylesi
olur...
(Geceyi sabaha kavuşturan saatlerde sevgiliyle, sevdayla ve spontane gerçekleşen ateş altında yapılan söyleşilerden alıntıdır... Önce uykusundan uyanılıp yazılmış daha sonra dize dize yaşanmıştır. Geçmişe dair bir belge, aşkın doğumuna kesin delildir... Başı-sonu, önü-arkası yoktur... )
-
bir
damla
düştü
denize
pula
döndü
balık
renginde
gerildi
bir
ok
gibi
yay
içinde
bekledi
bir
tohum
gibi
toprak
içinde
uçtu
bir
kuş
gibi
özgürlük
içinde
savruldu
bir
ses
gibi
yankı
içinde
ulaştı
bir
mektup
gibi
zarf
içinde
okundu
bir
sözcük
gibi
aşk
içinde
bir
damla
düştü
denize
öz-ünü
aldı
gül
içinde
yandı
bir
od
gibi
hasret
ve
özlem
içinde...
Küçüksu, 25/26 Şubat 2008
-
Tüm dostlarıma (ve çok özel birine) armağanımdır.Sevgi ve saygılarımla...
GİZ
Ellerimde yas çiçekleri gözümde aşk öpücüğü,
Aç kapıyı ben geldim ey baharların vuslat gelinciği.
Yüreğimdir bir ilkbahar sevincinde gördüğün,
Mazinin hatırasıdır burukluğumun büyüsü.
Sevginin yorgun bıraktığı düşlerim kalmamıştı.
Hayallerim okyanus olmuştu, suların hiç azalmadığı.
Baktıkça eriyen bir kar idi sanki ruhum.
Güneşin sakınmadığı, gecenin pervasızca kararttığı…
Papatyanın sarısı, menekşenin mor pembesi.
Taptaze bir mevsimin fısıldayan tüm renklerindeyim.
Ruhunu özümserken ruhumun susayan kimsesizliği,
Küçücük bir masumun ışıldayan gözlerinde gizliyim .
Gökkuşağı ufukta serenat eyler gri bulutlara,
Ben yağmur sevincinin etkisiyle yükseklerdeyim.
Gözlerinin gözlerime değdiği kelimelerde,
Tüm kalp şiirlerinin yazıldığı gizde yüreğim...
ERSİN TOSUN/ŞUBAT 2008
-
MAKASÇININ ÖYKSÜ
Zaman an bekler susar ötelerde
Işıklar söner yara kanar
Gözden-ırak kapanır perde...
Çark amansız bir dönencedir
Kanatlar gerilir zembereğinde
Titrer kör-karanlık izbelerde...
Gelmeyecek treni bekler makasçı
Bilir de çeker dudaklarından ayazı
Bir o yan bir bu yan gece gündüz
Çevirir durur paslı rayları
Bir kırağı gibi düşer saçlarına
Gelmeyecek olanın sevdası
Düş gizlenir ütopyalarda
Tırmanır her gördüğü surlara
Kumdan kaledir aşılmaz
Umut gizeminde saklıdır ki
Dönülür hep başlangıç noktasına
Zaman an bekler kaybolur ötelerde
Karanlık çöker bir sızı gibi yaranın derinliğine
Bilinmezin şarkısı dile gelir rüzgar çarptıkça tellere
Makasçı çömelir avuçlarına yapışmış demirle
Tipi dökülür beyaza boyanırken gece
Bürünür o buzdan bir heykele
Selamını götürsün kırlangıç kanatlarında
Baharı kucakladıklarında gelmeyen sevgiliye
Küçüksu
24/25 Şubat 2008
-
Önemli günlerden geçiyoruz. Canımız, canlarımız Kuzey Irak'ta. Kaygı ve endişenin yanında aynı zamanda gururla izlediğim bu tabloya küçük bir fırça darbesi de ben atayım.
Not: Benimle aynı duyarlılığa sahip olduğunu gördüğüm sevgili Av.Fırat Bayındır başta, benzer duyguları taşıyan dostlara armağandır.
MEHMETÇİK
Kin, nefret, kötülük sarınca yurdu,
Sevgiyle uzanan kollar sen oldun.
Gün geldi düşmanlar arkadan vurdu
Vatanı koruyan kullar sen oldun.
Bileğinde kuvvet, kalbinde iman
Yıllardır kötüye vermedin aman
Yurdumda güneşler battığı zaman
Aydınlığa giden yollar sen oldun.
Gecede, gündüzde, her yerde varsın
Kötülüğe karşı çelik duvarsın
Rüzgarsın, yağmursun, dolusun, karsın
Şer bendini yıkan seller sen oldun.
Adım adım yurdu sen dolaşırsın,
Köyüme kentime huzur taşırsın.
Yıkılmaz iraden, tükenmez hırsın!
Şerefinle yaşa yıllar sen oldun.
Huzur ver ülkeme, aziz vatana
Huzur ver toprakta şehit yatana
Ne kadar methetsem az gelir sana
Çünkü tutunduğum dallar sen oldun.
Elbette insansın, kökün toprakta
Vardır kaderinde şehit olmak da
O zaman kefenin olan bayrakta
Ay ve yıldız sensin, allar sen oldun.
-
“…ne yazılmışsa sevdaya dair yalandır
ve avucunda yaralı bir yürek, sevdaya düşmek
ateşe adanmaktır
aldanmaktır inanmak
sevda, ancak ruhumuzda sınanacak çıkmaz sokak…”
l
sözümüzün, sessizliği kırıp dökerek düştüğü şu gece
nasıl da ketum şimdi nasıl da beyhude
benli göğsümle sevişen, bıçak kadar kör
ve nankör yazmadığımız her hece
her hece, şimdi gece kadar âlelâde, gece kadar fahişe
-sofalarda karanlık doğurgandır biteviye
ve de göz yaşlarına sağır
yalnızlık, satılık duvarlarda satır satır ve ağrılıdır
a d a m l ı k t ı r y o k s a t a n b u f a s ı l d a
k a d ı n l ı k s a g ü n a h k a d a r a ğ ı r
yüreğimize bir hançer gibi saplanan, yanılgının yangınıdır-
ll
ah persephone,
benim yalın hece geçtiğim cümle şehirlerde
saatler geceyi işaret eder ve güzü beslerdi mevsimler
övgüler düzülürdü ölülerin düşlerine caddelerde
(a)damsız evlerin o masum çehresinde
lâl bir çarmıha gerilirdi durmaksızın gülüşler
işte bu yüzden, daha demlenmeden
erken ölürken sezgiler
bereketli ve acemiydi serzenişler
ah persephone, benim yazıldığım cümle öykülerde
tutulmayacak sözleri istiflerken takvimler
kahraman seçildi aydınlığı katleden esirler
lll / bu s a h n e d e b ü t ü n g r a m a f o n l a r k ı r ı l d ı
o y n a m a d ı y i n e d e i ç i m i n y ı l g ı n k ı z ı
t u t u l d u d i l i a k l a n d ı v e s u s t u a c ı
y a l ı n d ı
gelinlerin duvaklarını taşırken yeisle o kambur mezarcı
dile geldi hüzünden mezarlık taşları
saymıyorum zambakları
adamcıkları
dahası ak mendilli kadınları
usulden ağladı arnavut kaldırımları
karanlığı, usulca im’leyen
mumun titreyen ışığı kadar, naif ve tanıdıktı
benim geçtiğim cümle şehirlerde sızı
elif kadar mağrur ve dik ve inatçıydı
lV
ah kederli tanrıça persephone, dinle
benim ö l d ü r ü l d ü ğ ü m cümle kitâbelerde
dört nar tanesi düştü önce hissemize
ardından, sözlerinde ağulu yalan
kadınları kurban ederek sinsi bir hevesle tekerrüre
kurşuna dizdiler şiirleri sesimizde
yüreğimiz sağır, güncemiz topal olsun diye
ağustos 2007 / zeugma
-
ANLATAMAM
Anlatamam sana İstanbul
Yalın,kırık sürgündedir yüreğim
Çıplak bedenim istersin benden
Ruhum törpülenir derinden
Anlatamam sana İstanbul
Yankısı Yere-batar sarnıcında sesimin
Almak istersin soluğumu benden
Düşlerime yer bulunmaz Dolan Bahçelerinden
Anlatamam sana İstanbul
Bakarken üşüyen gözlerimi
Yetmez sana alırsın üstümdeki örtüyü
Özlemlerimi hedef alır Top-tan Kapı-ların
Anlatamam sana İstanbul
Ne geçmişimi ne de geleceğimi
Toprak serersin üstüme yıkılır Yedi Tepe-n
Umuduma yar olamazsın...
Küçüksu,
24 Şubat 2008
-
“…yüzümüze çarpılmış kapıların ardında kaldık
sıra dışı sayıldık yolun en başında
persona nan grata
patikaların bahtı alnımızda, yasaklandık cümle kitaplarda…”
l
şimdi aylardan aralık sevgilim
ateşe adanmış bir seneydi…/ belledim
elledim tenimle ateşi ve ölümü im’ledim
tıpkı bildiğin gibi darmadağınık heveslerim
ve gözlerimde
eşkıya kılıklı bir hüznün, istilacı ayak sesleri
aydınlığın tek kayıp köşesindeyim
ll
ağdalı bir senenin, kaçar adım gidişi bu aralık
bütün yolların uçurum başlarına çıktığı bir sene
tasanın, hevesle dirildiği sahanlık
kör kütük kadehlerin, düşlerimi delik deşik ettiği
bütün fay hatlarının içimde yeşerdiği kalabalık bir yalnızlık
lll
adandığım en yoksul senenin bitişiydi bu aralık
umudumuzun sınandığı, ışıksız
üstelik zamansız bir sofadaydık
aynaların kırıklarından uzandık ürkerek sabaha
akşama en karanlık kıyısında yaslandık
ve en derin mânâsında yakalandık suç üstü tekerrürün
bizimkiydi en uzak sürgün
o yüzdendir ki gözlerimiz sessiz hüzzam
sesimiz bu denli hüzün ve gam
lV
şimdi aylardan aralık sevgilim, artık ardıma bakamam
aralık / 2007
-
ateşten damla gözlerimde yokluğun
yokluğun çok çoğul ve de coşkun
b i l m i y o r s u n
yüreğim kırık dökük
yüreğim yaşlı
yüreğim yorgun
durgun ağdalı hecelerim
suskun gözlerim hüzne vurgun
yoksun
yoksun işte yok-sun
ama nasıl da çoğalıyorsun
g ö r m ü y o r s u n
-gidişlerin her usuma düştüğünde
ben avare bir kadın olurum
gece vefasız fahişe
umut
linç edilir sinsice yüreğimde-
gece karabasan
gece uzun
gece suskun
yoksun
kader, başlangıcı oluyor
boşluğunda bitmez bir sorgunun
karanlığın rahminde döllenen her gün
yeni bir ölüm, kuytularda çığlık çığlığa doğurduğum
üşüyorum
d u y m u y o r s u n
lâl yazgılar gibi duruşun
s u s u y o r s u n… /
kasım 2006
-
ÖTE-ZAMANDA GÜN-BATIMI
Koşar-adım giderim gün-batımına
Yıldız toplamak için gün-ana-ya
Hiç aldırmam ki yorgunluğuma
Çöker sessizlik gecenin koynuna...
Uzun uzun döverken dalgalar kıyıları
Taşları sektiririm çırpınırlar boşuna
Sestir gelir, görüntüdür kaybolur bir solukta
Sığarım, örtüşürüm ben çıplak yalnızlığıma...
Küçüksu,
24 Şubat 2008
.../..
öte-zamanlarda
.../..
-
Kolumu salladım toplar oynadı
Kara taş içinde çete kaynadı
Yaşasın Urfalılar teslim olmadı
Di yeri yeri kumandanlar yeri
Çetelerim gidiyor dönmüyor geri
Tılfındır hastahane karşıma karşı
Zalım Fransızın bomba atışı
Urfa çetelerinin süngü takışı
Dı yeri yeri Bozanbegim yeri
Çetelerim gidiyor dönmüyor geri
Tılfındır tepesinde tabya kuruldu
Ermeniler Fransıza asker yazıldı
Şebekede Fransıza mezar kazıldı
Dı yeri yeri Bozanbegim yeri
Çetelerim gidiyor dönmüyor geri
Çekerim çekerim gitmez kadana
Fransızın kurşunu değmez adama
Dönmezsem haber verin anama
Dı yeri yeri kumandanlar yeri
Çetelerim gidiyor dönmüyor geri
Şişkonun damından atladım geldim
Cabırhaman döküldü topladım geldim
Hayın düşmanları pakladım geldim
Dı yeri yeri kumandanlar yeri
Çetelerim gidiyor dönmüyor geri
Fransızın başında kırmızı fesler
Atılıyor bombalar gelmiyor sesler
Ruhları çekilmiş kalmış kafesler
Dı yeri yeri kumandanlar yeri
Çetelerim gidiyor dönmüyor geri
yöre : şanlıurfa
kaynak kişi : cemil cankat
kuzey ırakta canını ortaya koyarak vatan diyenlere, minnetle...
[www.youtube.com]
-
YILDIZLAR
çölde azab her gece
ağıtlar
kanar
hece hece
takat yok bedende
ruhlar
feryad içinde
isyanlar
dirilir
sancılar içinde
eyvah
ey gecenin zulmüne
feryad ötesinde
isyan içinde
haykırış
ruhun esaretine...
Sessizliğimi yırtarak, ömrümden alınan özgürlüğün her parçasında inancımı da körelten savrulan bedenlerin boranına seslenirim fırtına içinde. Usun durduğu yerde ben ilerlerim ütopyama. Zulmün kamçılar inancımı. Nereye gittiğini bilmeyen ve ihanetle beslenen ey boran! Gücümü göklere serpilen özgürlük selinden alıyorum. Ruhum ısdırabına etse de isyan, ayakta ve dik durmakta özgürlük için... Beden toprak olsa da bilir ki; özgürlüğe aşık her ruh, sonsuzluğa açılan bir yelkendir .Özgürlüğe açılan yelkeniyle umut deryası gecelerde ütopyasına yol alır. Bu yolda aleviyle kayan yıldızlardan emanet her bedene....
emanet bir kor
kor alev ruh
yürür
ardında kor
işkenceden sızan
bir avuç nefret
yürür kervan izinde
yıldızların ardından
bir beden
hara(beden)
çöl gecesinde
bir emanet
elinde
geceye gündüz yakılır
gülümser alevine
tutuşur
kor bedende
yürür
ne zaman ki bu zulümler biter
varır özgürlüğe
ey özgürlük,
yıldızlar serilir yer yüzüne
ey aydınlık dünya,
yürürüm aşk(ın)a...
F.Gül Başar
-
Saygýdeðer üyelerimiz,
Edebiyat bölümünü yoðun istek üzerine stajyer avukat ve öðrenci üyelerimize de açmýþ bulunuyoruz.
www.hukuki.net yönetimi.
-
DEM
Kovuldum dostlar meclisinden
Sükunetin zehri dökülür dilinden
Yandým biçarelenmiþ derdinden
“efendim sultaným, suçumu bildir”
23 Þubat 2008
F.Gül Baþar
-
AL BENÝ YAR
"al beni yar"
"al beni yar"
cana kat beni yar
dola karasýndan saçlarýna
taþý göðsünden sabahlara
kayarsa bir yýldýz
düþersem zamansýz
"al beni yar
al beni yar
al sinemde yak beni yar"
topraðýma kat beni yar
vaha içinde kavrulsun yýldýzlar
ay düþsün,daðýlsýn geceler
aþkýn serabýnda yak beni yar
hasretin nazlý seher yeli
benle uyanýr sesin gün-beri
yýldýzlara sarkaçtýr yokluðun
geclere hatýrlatacaðým sözüm var
el-ayak çekilse de bir ben bileceðim
"al beni yar", beni al
býrak el-ayak çekilsin
yangýnýma gel hem de tüm ateþinle sen de katýl
gök-kubbeye çakalým kavuþmalarý aþkla
ruhumuz çýksýn bedenden taþsýn ötelere
savrulmak ister küllerim yar eteklerin nerede
"al beni yar"
beni al
hasretin fýrtýna od bedende:
sensizliðin girdabý sonsuzluða dönence
yokluðun ruhumun suskunluðunda iþkence
ýzdýrabým güne kavuþmayan bir gece
el ayak çekildi,sustu martýlar
gök kubbe aþk-ý feryad ile dolar
ruh bedene,beden usa hesap sorar
nerede döne döne kül eden o yar
"al beni yar
al beni yar
al sinemde yak beni yar
yar almazsan at çöllere
mecnun gibi yak beni yar
f.gül baþar&n. evren
18 Þubat 2008
-
Bugüne dek hep okuduðum birbirinden güzel þiirlere resim aradým. Þimdi ise tesadüfen bulduðum ve beni çok etkileyen bir resme þiir arýyorum. Haydi bakalým þiir dostlarý, kýrmayýn beni ve þu resme hep birlikte bir þiir bulalým ya da yazalým, öksüz kalmasýn...
Sevgiyle, þiirle...
-
direndim zulme
yýkýldý duvarlar
zalimin üstüne
gün düðün-bayram eyleye
yaralar kabuk-baðlamak üzere
"al beni yar"
___beni al
aþkýn ile sonsuzda
___yanar sevdalar
sar beni yar
___beni sar
bakýþlarýn ile açar
___kýzýl tomurcuklar
kar altýnda üþümez umutlar
kapalý olsa da tüm yollar
yeþerir bir-bir öte-zamanda
sabýrla bekleyen tohumlar
Küçüksu,
22 Þubat 2008
-
Bir kâðýt parçasý gibi tutuþur,
Islak kaldýrýmlar ve karanlýklar.
Her gece bir baþka sarhoþun olur;
Sokaklara baygýn düþen ýþýklar.
Sabahlara kadar uykusuz kalýr,
Islak kaldýrýmlar ve karanlýklar.
Yalnýz baþýnayken çalan þarkýlar,
Bir ihtilal kadar acýmasýzdýr.
Kiminin evladý düþer aklýna,
Kiminin gönlünü yakan bir kýzdýr.
Herkes uykudayken çalan telefon,
Bir ihtilal kadar acýmasýzdýr.
Çözülür, en gizli sýrlarýn dili,
Lal bile gönlünden geçeni söyler.
Yýldýzlar uzaktan iþmar etse de,
Sessizce içine kapanýr köyler.
Duygular huþuyla canlanýr tende,
Lal bile gönlünden geçeni söyler.
Ve anneler ninni söylerken dalar,
Çocuklar gülerek kalkar ayaða.
Karanlýk eriyip aktýðý zaman,
Bir ýþýltý vurur þu karþý daða.
Güneþ emekleyen bir çocuk gibi,
“Ben geldim” diyerek kalkar ayaða
Mehmet Taþtan
Ankara / 2008
-
ÝYÝLÝK ve KÖTÜLÜK
Ve þehrin yaþlýlarýndan biri
"Bize iyilik ve kötülükten bahset." dedi.
Ve o cevap verdi:
"Yalnýzca içinizdeki iyilikten bahsedebilirim,
kötülükten deðil
çünkü kötülük, kendi açlýk ve susuzluðu içinde
azap çeken iyilikten baþka ne olabilir ki?
Gerçekten de iyilik,
acýktýðýnda en karanlýk maðaralarda bile
yiyecek arar ve susadýðýnda,
kirli, durgun sulardan bile içer.
Siz,
kendinizle bir olduðunuzda iyisiniz;
bununla birlikte,
kendinizle bir olmadýðýnýzda, kötü deðilsiniz.
Çünkü parçalanmýþ bir aile,
eþkiyalarýn ini deðildir;
sadece parçalanmýþ bir ailedir.
Ve dümensiz bir gemi, tehlikeli adalar arasýnda
amaçsýzca dolaþýr durur, ama dibe batmaz.
Siz,
kendinizden bir þeyler vermeye çabaladýðýnýzda
iyisiniz;
Kendiniz için
bir kazanç saðlamaya çalýþtýðýnýzda ise,
kötü deðilsiniz.
Çünkü, bir þey kazanmak için uðraþtýðýnýzda,
topraða tutunan ve onun göðsünde beslenen
bir kök gibisiniz.
Doðaldýr ki, meyve köke
'Benim gibi, olgun, dolgun ve bol bol veren ol..'
demez çünkü, almak nasýl kök için bir ihtiyaçsa,
meyve için de vermek bir gereksinimdir.
Konuþurken tamamen uyanýksanýz, iyisiniz.
Ama, diliniz anlamsýzca kekelerken uyukluyorsanýz,
kötü deðilsiniz;
Ve sürçen bir konuþma bile,
zayýf bir dili güçlendirebilir.
Amacýnýza doðru saðlam
ve cesur adýmlarla ilerlediðinizde iyisiniz;
Fakat oraya topallýyarak gittiðinizde de,
kötü deðilsiniz
çünkü topallayanlarýnýz bile geri gitmez.
Fakat güçlü ve hýzlý olanlarýnýz, incelik gösterin
ve topal birinin yanýnda asla topalllamayýn.
Siz,
sayýsýz konuda iyisiniz ve
iyi olmadýðýnýzda ise, kötü deðilsiniz,
sadece oyalanýyor ve tembellik ediyorsunuz.
Ne yazýk ki, geyikler
kaplumbaðalara çevikliði öðretemiyor.
Ýyiliðiniz, üstün beninize duyduðunuz özlemde saklý
ve bu özlem herbirinizde mevcut.
Ancak bazýlarýnýzda bu özlem, yamaçlarýn gizemini
ve ormanýn ezgilerini taþýyarak, büyük bir güçle
denize doðru akan bir sel gibidir.
Ve diðerlerinde ise,
dönemeçlerle ve kavislerle yolunu kaybeden,
kýyýya ulaþmadan önce oyalanýp duran
durgun bir ýrmaða benzer.
Yine de özlemi fazla olanýn, az olana
'Neden bu kadar yavaþsýn,
neden duraklýyorsun?' demesine izin vermeyin.
Çünkü gerçekten iyi olan,
ne çýplak birine,'Neden elbisen yok?' diye sorar,
ne de evsiz olana 'Evine ne oldu?' der."
Halil CÝBRAN
Ermiþ - 1923
-
ZAMAN MEYHANESİNDE
Bir kadeh dakika içtim bir saniyede,
Ümidi ümitsizlikte bulduğum zaman meyhanesinde.
Ayların yılları kovaladığını aynalarda ki bende gördüm,
Saçlarımda sonbahar mevsimini pamuk pamuk yaşadım.
Gençlik dediğim en ulvi ömrü,
Budadım birkaç sayfa içinde makas makas..
Sonsuz ufukta iğne ucu kadar bir ışık,
Ben koştum o uzaklaştı zaman meyhanesinde.
Gerçekleri yazdığımda kağıt gecenin karanlığı gibi,
Mürekkep utancından siyah içinde kaybolmuş kırmızı..
Takat yok derman dertte kaldı ,
Çileler harman oldu feryat mevsiminde.
Bin hayat öldü bin hayat dirildi,
Ama bir hayat pisi pisine zaman meyhanesinde.
Hüseyin Tuztaş
-
Hoşça Kal Demeden Gittin
Ben geceleri gündüz yaptım
Seni mumlar ile aradım
Neredesin bir haber alamadım
Bir hoşcakal demeden terk edip gittin
Arıyorum sensiz olan her günümde
Sıcaklığını hala duyuyorum içimde
Hiç fark ettirmedin en son gördüğümde
Bir hoşcakal demeden terk edip gittin
Bu kadar mı sevgimizin değeri
Aramıştım bulunacağın her yeri
Benden kaçırırken gözlerini
Bir hoşcakal demeden terk edip gittin
Söz vermiştik ölene kadar seninle
Yaşayacaktı bitmez olan sevgimizle
Yıktın hayallerimizi kendi ellerinle
Bir hoşcakal demeden terk edip gittin
İnandırmazsın bundan sonra beni
Demek yalanmış sevgi dolu sözleri
Unutma bırakıp gittiğin o günü
Bir hoşcakal demeden terk edip gittin.
Hüseyin Tuztaş
-
Kar Vakti
Beyazlar içinde mücevher ağlar.
Parlar sadeliğinde o vakit.
Gönlüme buz gibi bir dağ bakışı çarpar .
Yaradır, kanatır. Der ki: git.
Gidemem…
Ellerin ellerime değmeden,
Yüzün yüzüme sürülmeden.
Saçlarının kokusunu benliğime hapsetmeden,
Gidemem…
Biri var ki içimde benden geçemez.
Sessizce ağlar, laldir;
Seni seviyorum diyemez…
Soğuk aşkım, sıcak umutlarım var.
Parıldayan yıldızlarım, yalnızlıklarıma kanar.
Kelebek kanadında dünya taşıyan,
Sevgisini karların üzerine kazıyan yaşar.
….Silinmez toprağa ulaşan sevda …
Ersin TOSUN/07.02.2008
-
Yazan: 07 - 02 - 2008 : 17.57 - marita
Umarım doğru foruma konu açmışımdır.
ALINTIDIR:
PROFESÖR DOKTOR İLBER ORTAYLI TARİHİ YALANLARIN, O ÜLKENİN İNSANLARINI OBJEKTİF DEĞERLENDİRMELER KARŞISINDA DAHA DA ZOR DURUMA DÜŞÜRECEĞİNİ SÖYLÜYOR VE TÜRK HALKININ YANLIŞ BİLGİLENDİRİLDİĞİ TARİHSEL OLAYLARI ŞÖYLE DÜZELTİYOR:
1)KATERİNA - BALTACI MEHMET OLAYI:
KATERİNA'NIN BALTACI MEHMET'İN OTAĞINA GELİP MÜCEVHERLERLE KENDİNİ SUNDUĞU SÖYLENMEKTEDİR. BU GENELİN HOŞUNA GİDEN BİR EFSANE. OYSA KAYITLARDA BÖYLE BİR ŞEY YOK.
2)HEZARFEN ÇELEBİ UÇTU MU?
HEZARFEN'İN GALATA'DAN UÇUŞU EVLİYA ÇELEBİ'YE DAYANAN BİR HİKÂYEDİR. TÜRK HAVA KURUMU DA BU OLAYI ŞİŞİRDİ. TARİHSEL DOKÜMANLARDA BÖYLE BİR OLAY VE KİŞİ YOK.
3)ULUBATLI HASAN VAR MIYDI?
ULUBATLI HASAN HİKÂYESİNİ YAZANLAR, SON DEVİR BİZANS - OSMANLI TARİHÇİLERİDİR. SANCAĞI DİKEN BİRİ VAR MUTLAKA. AMA BU ULUBATLI DEĞİL. KAYITLARDA ULUBATLI HASAN YOK.
4)FATİH AYASOFYA'YA ATLA GİRDİ Mİ?
NİYE ATLA GİRSİN? KORİDOR BÖLÜMÜNE TÖRENSEL ANLAMDA GİRMİŞ OLABİLİR. BİZANS İMPARATORLARI DA BUNU YAPARDI. MABEDE ATLA GİRDİĞİ DOĞRU DEĞİLDİR. HAÇLILARIN İSTANBUL'A YAPTIĞI İŞGALLE FETİH, BİRBİRİNE ÇOK KARIŞTIRILIYOR.
5)FATİH AYASOFYA'YI SATIN ALDI MI?:
TABİİ Kİ HAYIR. ŞEHRİN EN BÜYÜK MABEDİ, FETİH HAKKIDIR. CAMİYE ÇEVRİLİR. AYASOFYA, YERYÜZÜNÜN EN BÜYÜK, EN PARLAK, EN ŞÖHRETLİ MABEDİYDİ. FATİH, İSTESE ADINI FETHİYE CAMİİ YAPABİLİRDİ, YAPMADI
6)AMERİKALI YAZAR RİCHARD SHENKMAN’DA DÜNYA TARİHİNE İLİŞKİN YALANLARI YAZMIŞTIR. DÜNYANIN TARİHİ PALAVRALARI DA ŞÖYLEDİR:
TRUVA SAVAŞI OLDU MU?
TRUVA SAVAŞININ OLMADIĞINI SÖYLEMEKTEDİR. TRUVA İLE YUNANLILAR ARASINDA HELEN ADINDA BİR KRALİÇE, TAHTA AT BULUNDUĞUNA DAİR KANIT YOKTUR. BUNU SAVAŞIN ON YIL SÜRMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞINA VE ORDU DİSİPLİNİNİN SAĞLANAMAYACAĞINA, DÜNYA TARİH UZMANI FİTZ ROY RAGLAN TARİHTE BİR KRALİÇENİN YABANCI BİR PRENSLE KAÇTIĞI KONUSUNDA BİR OLAYA RASTLANMADIĞINA BAĞLAMAKTADIR.
7)ASLAN YÜREKLİ RİCHARD GERÇEKTEN ASLAN YÜREKLİ MİYDİ?
İNGİLTERE KRALI I. RİCHARD, HAÇLI SEFERİ KAHRAMANI OLARAK BİLİNİR. KUDÜS'Ü ALAMAMIŞTIR. ZAMANINI İNGİLTERE DIŞINDA GEÇİRMİŞ VE İNGİLİZCE BİLE ÖĞRENEMEMİŞTİR. HAÇLI SEFERLERİNE PARA SAĞLAMAK İÇİN ÜLKEYİ SOYMUŞTUR.
8)ALMANLAR KIŞ YÜZÜNDEN Mİ YENİLDİ?
1812 DEKİ YENİLGİ RUS KIŞINA BAĞLANMIŞTIR. ASLINDA ASKERLERİ ÖLDÜREN HASTALIKTIR. ÇÜNKÜ BİRKAÇ YIL ÖNCE GEORGE WASHİNGTON'UN ASKERLERİ ÇOK DAHA SOĞUK HAVADAN SAĞ ÇIKMIŞLARDIR. NAPOLYON’UN ORDUSU SICAKTAN DA ETKİLENMİŞTİR. SAVAŞIN KAYBEDİLMESİNİN ASIL SEBEBİ 650 BİN KİŞİLİK ORDUNUN DÜŞMAN TOPRAĞINA SOKULAMAYACAK OLUŞU VE İKMAL YAPILAMAMASIDIR.
9)DRAKULA VAMPİR MİYDİ?
GERÇEK BİR İNSANDIR. EFLAK BEYLİĞİNİN VOYVODASI (PRENS) İDİ.VOYVODA III. VLAD DÜŞMANLARINI (ÖZELLİKLE ESİR ALDIĞI OSMANLI ASKERLERİNİ) KAZIKLARA ÇAKARAK İŞKENCEYLE ÖLDÜRMESİYLE TARİHE GEÇMİŞTİR. SONRADAN BRAM STOKER'IN DRAKULA ROMANINA VE DRAKULA FİLMLERİNE KONU OLMUŞTUR.
10)ARABİSTANLI LAWRENCE ARAPLARIN DOSTU MUYDU?
ARAPLARIN DOSTU DİYE BİLİNİR AMA ARAPLARI SATMIŞTIR. BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI'NDA ARAP İSYANININ SAVUNUCUSU DEĞİLDİR. BUNU MEKTUPLARINDAN ANLAMAKTAYIZ.
11)İSKOÇLAR TARİH BOYUNCA HEP ETEK GİYİP GAYDA MI ÇALDI?
İSKOÇYALININ GURURU OLAN ETEK 1727'DE İNVERNESS YAKINLARINDA THOMAS RAWLİNSON ADINDA BİR İNGİLİZ TARAFINDAN YARATILMIŞTIR. BUNU İCAT ETMESİNİN NEDENİ SIRADAN BİR İSKOÇYALI’NIN PANTOLON ALACAK PARASININ OLMAYIŞIDIR. 1745 İNGİLİZ PARLAMENTO BU ETEĞİ YASAKLAMIŞTIR. 1745’DEN ÖNCE ÜST SINIF ETEK GİYMEZLERDİ. 1745’DE ETEK İSKOÇ MİLLETİNİN MİLLİ GİYECEĞİ OLMUŞTUR. İSKOÇYA'DA GEZİCİ MÜHENDİSLER GAYDA DEĞİL ARP ÇALARLARDI
Yorumsuz
-
Dünden kalan hayalin var,
Bak evlâdı ayalin var,
Çok da nahif bir halin var
Söyle niye ağlıyorsun?
Hayallerin mi yıkıldı?
Evin barkın mı yakıldı?
Kalbin tele mi takıldı?
Söyle niye ağlıyorsun?
Gecesi var, gündüzü var,
Gecenin, nurlu yüzü var,
Her tepenin bir düzü var,
Söyle niye ağlıyorsun?
Bu kar da biter, boran da,
Bir gün kapanır yaran da,
Yalnız iz kalır insan da,
Söyle niye ağlıyorsun?
Terki diyar eder gibi,
Melül mahzun gider gibi,
Herkese küstüm der gibi,
Söyle niye ağlıyorsun?
Mehmet Taştan
Ankara / 2008
-
CAN PARÇASI
Yağmur ertesi gözlerinden süzüldü kristaller
Yüreğimde parladı
Kırılan bir can parçasıydı
Adındı
Güneş öncesi buz dağının maviliğiydi görünmeyen
Gözlerindeydi gözlerime dökülen
Yarım kaldı yıldız tanesi
Düşerken kaderimin zahiri ellerinden
Yeniden doğmak geceye
Ezberlemek adını hece hece
Kaybolmak bir şairin hislerinde
Rüya olmak bir aşığın geleceğinde
Seninle yalnızca seninle ağlamak bir sonbahar hüznüne
Esirgeme hüznünü hüzünlerimden…
Ersin TOSUN
-
kayıp bir kabilenin şivesiyle konuşmak istiyorum seni
dile düşmesin, kirlenmesin heveslerim
unutulmuş alfabelerle yazmak gökyüzüne ismini
sesini çizmek henüz bestelenmemiş şiirlere
içinde filizlenmek belki de kim bilir
sende dirilmek
dinlenmek teninde
çözmek ve çözülmek ilmek ilmek
yıkılmış medeniyetlerin en şatafatlı gecesinde okşamak gölgeni
kainatın ilk sabahlarında kulağına fısıldamak
seninle ıslanmak baharın ılık yağmurlarında doyasıya
sokaklarda serseri bir ıslığı hevesle kovalamak
sürüklenmek peşin sıra soluk soluğa
sıcaklığında uyumak, uyanmak
yazılmak masallara
çocuk olmak, çoğalmak
kayıp bir kabilenin şivesiyle konuşmak istiyorum seni
ve seninle kadın olmak
ocak 2008 / zeugma
arzu eşbah
www.adalethanim.azbuz.com
-
Çıkalım suların kerevetine,
Sen murat nehrine çağla içimde;
Saçının telini bez niyetine,
Dilek ağacına bağla içimde.
Uğurlu doğarmış, hilal ilk gece,
Bak da bir dilek tut, sen de gönlünce,
Talih kuşu olup uçmadan önce,
Bir köşeye konup ağla içimde.
Anlat açılırsın,bu ne hal böyle?
Adını gizli tut,derdini söyle,
Diline pelesenk olan türküyle,
Kapanmaz yarayı dağla içimde.
Mehmet TAŞTAN
Artvin / 1996
-
UZAK
Küçük bir dağ ilçesi yüreklere sessizlik dikta eder
Kuşlar rengarenk yeşil yemyeşildir doğa çığırtkan
Kızlar masum delikanlılar deli yaşlılar yorgun
Yaşamak nefes almaksa ne fark eder
Oyunlar oynanır güneş tatlı tatlı elveda derken
Beş taş, körebe, saklambaç, futbol özellikle alman kalesi
Kadınlar sıkılganlık beyler stres solur gün batarken
Aynı nakarat sürse de ilanihaye kim derbeder, kim gider
Çoğul yalnızlıklar paylaşılır ekmek gibi su gibi
Yakar küçük mutluluklar yükselen bir güneş misali
Yoksulluk yoksunluktur gözler küçük açılır doğrulara
Merhamet meşalesi aydınlıktır sevgi acıyı yener
Uzaklardan
Çok uzaklardan duyulmayı bekler
Yollar kapalı, okullar kitapsız, çocuklar oyuncaksız
Gözyaşları dokunmaz, çığlıklar çığ olmaz bir kere
Bir yardım meleği değse ellere yürekler nasıl titrer
Duyarlar büyük kentlerin yakışıklı prensleri güzellik kraliçeleri
Sesler içindeki kanayan çağlayan sessizliği
Ve derler ki inleyen geceye
En büyük merkezlerde yaşanmalı çılgınlıklar
Unutulmalı küçük yerler cıvıltılar hesapsız sevinçler
Yalnızca ben varım dünyası yaşamalı içsel kaderler
Yalın ayak kız çocuğu anne hayalinde kim hisseder kim ah eder
Ersin TOSUN
-
ELLERİN GÖZLERİN DUDAĞIN
Yaz güneşi gibiydin
Zemherilerde
Ellerin iki kanadıydı kelebeğin
Düşünsem ateş basardı
Tutmaya kalksam tutuşurdum
Ondandır ellerimdeki yanık izleri
Hangi avuçlarda can verir şimdi
Daha dokunmadan yandığım
Çiy damlası gibiydin
Sabah ayazlarında
Her zaman buğulu ıslak
Her zaman korkulu ürkek
Her zaman bulutluydu gözlerin
Yabancı bir bakışa gizlenmiş
Şehvetin hançeriyle yaralı
Gözümden kıskandığım
Dağ meltemi gibiydin
Cehennem sıcağında
Yaralarımdan öperdin
Kanayan yerlerimden
Ondandır dudağının kızıllığı
Kim bilir hangi hoyrat yabancının
Vahşi bir iştahla öptüğü
Dokunsam incinir sandığım
M.ÖZKAN
-
Saygıdeğer meslektaşlarımız,
Yönetim olarak, hem sosyal kimliğimizin bizlere yüklediği sorumluluğu yerine getirmek hem de sitemizdeki üyelerimizle tanışma, kaynaşma imkanı yaratmak için yeni bir projeye imza atma düşüncesindeyiz. Yeni projemiz
"Hukuki.Net Ormanı" oluşturmaktır. Söz konusu proje henüz ön hazırlık aşamasında olup, katılımcı sayısına göre şekillenecektir. Sizlerin de katılımını rica ediyoruz...
Ayrıntılı bilgi için:
[www.hukuki.net]
-
akşamdır şimdi
az önce güneşle vedalaştı tepeler
derken camlar karardı
pencerelere sürüldü perdeler…
akşamdır /şimdi/
sokak lambaları hüküm sürmeye başlar
egzoz bulutlu kaldırımlarda
bir kadının topukları içime batar
akşamdır şimdi
caddelerden kısa huzmeler akar
dışarıda binlerce ev, araba ve insan
yalnızsan sayılar ne işe yarar…
Hayri BUYRUK
02.06.2007 / MENGEN
-
“…ne kaybetmiştir ki kafka’nın öykülerinden kovulan kadın
sustukça içine işleyeceksin sanrıların
borges’in kum kitabında son sayfa olsa da adın ve varlığın
sadece bir dizede söner, bir başka dizede aleve kesen o yangın
bu denli kırık dökükse arkasına saklandığın aynaların
oyun bitti, sen de yandın…”
l
gözlerim, devasa bir direnişin ön sözüdür benim
bakma hüzzam dediklerine her hecede
bastırılamayan isyanların, dahası fırtınanın türküsü sesim
acının dile gelmiş en sesli haliyim
ağır aksak geçtiğim
o tutsak şehirlerin gölgesinde, yalın kılıç sezgiyim
dize gelmiş kimliğimde nefsim, seçilmişim
yalan yanlış kitabelerde, en doğru sözü ben söyledim
acıya en keskin bıçak, aydınlığa en dulda sığınak
ve bendim en son durak, en sıcak kucak
ll
kaçırmayın hecelerimden gözlerinizi
hecelerim, aynalarda sizi en acıyan yanlarınızdan vuracak
aralık / 2007 / zeugma
www.adalethanim.azbuz.com
-
Bahar sevgisi
Aşkın gözyaşlarıyla sulanan ırmaklar kurudu
Sevgi oldu tutku soludu kavgaya koştu nehirler
İnce bir sızı döküldü toprağa usulca
Çamurdan bir kalp büyüdü son hazanda
Hissedilen
Hissettirilen karanfil büyüsü koku
Bahar sarhoşluğuna tutuklu gözlerden semaya süzülen
Yağmurların imrendiği kaç ıslak bahar yoruldu
Sondu yoktu hüzünlerin dans edip bulaştığı korku
Biz vardık sen yoktun ey aşkı köleleştiren manasız olgu
Yıldızlar isyan dolunay feryat
Yürekte kaç yangın körüklendi mahvedilen bunca hayat
Ellerin tutuştuğu sokaklar masum bırak yıldızlar parlasın dolunay aydınlansın
Ürkek bir ceylan yorulmaz içten gülen baharlarda koşmaktan
Yanmalısın yangın yeri tükenmez, tükenmez sevdalardan
Ersin TOSUN
-
l
içimden koşulsuz bir kış geçiyor aheste
takvimlere inat ve teğet gerçeğe
harfler tökezlemekten, hece ötelenmekten yorgun
işte öylesine bir kış geçiyor içimden soluksuz ve uzun
zambaklar kadar suskun bir kış
susuz bir yaz kadar yakıcı ve de durgun
aydınlık kadar yoksul, karanlık kadar yoğun
işte öylesine bir kış geçiyor içimden lağvedildiği umudun
ll
şimdi sen, henüz düşmemişken keşkelerin diline
gözleri gülümseyen bir kadın hayalle
yıkılmamış kalelerinden yıllara seslenen
bir kadın işte, bir kadın, umudu henüz seyrelmeyen
sonra koşar adım geç aynaların içinden
gözlerimden geç bir solukta, sesimin en acıyan yerinden
ve bir şiir yaz kendine, avuçladığın bereketli keşkelerden
lll
yokluğun yüreğimde bilenirken
bir yudum su içiyorum seni aklamayan o nehirden
ve bir ses seçiyorum kendime seni yazmayan şiirlerden
seni tanımayan bahçelerden topluyorum adımlarımı
üçüncü tekillerden arınmış, sorgusuz bir aşk geçiyor düşlerimden
hanımeli kokan, nasibini almış seherden
lV
işte bu yüzden, gidiyorum sana adanmış kırk yamalı öykülerden
gidiyorum söylenmemişken o son söz ve henüz çok da geç değilken
ve hala türküler söylenirken
ve hala seviyorken seni, gidiyorum senden
yeniden karışmalıyım hayata o son’bahar gelmeden
ocak / 2008 / zeugma
www.adalethanim.azbuz.com
-
Müşterek Zahmet (*)
Gözlerimiz
Şeffaf
Temiz
Damlalardır
Her damlada
Demire can veren dehanın
Bir küçücük
Zerresi vardır
Şeffaf
Temiz
Damlalarıyla gözlerimiz
Bir umman içinde birleşmeseydi eğer
Her zerre
Dağılsa idi başka bir yere
Dinamolarla durmayanları çiftçileştirerek
Çelik dağları sof bir klak gibi döndüremezdik!
Müşterek zahmetin şamateri
Yakan
*** *** çevirir akan
İstimar(?) ateşini
Şem’asız kibrit gibi söndüremezdik
Şeffaf
Temiz
Damlalarıyla gözlerimiz
Bir umman içinde o kadar karıştı ki
Kaynayan suda buzu
Nasıl eritirse deniz(?)
İşte biz de
Birbirimizde
Öyle kaybolduk
Yükseldi müşterek zahmetin şamateri!
Demire can veren dehayı bulduk
Moskova / Názım Hikmet
Vehbi ve Náfi Kardeşlerimin Acılarına:
Aldığım Bir Mektup (**)
1337 Mart Ankara
Dün gece mektup aldım bir felakete dair
Siyah satırlarında şöyle yazılı:
"Şair!
Bilmiyoruz nereden başlamalı biz söze
Kara bir hançer gibi zavallı gönlümüze
Saplanan son acıyı sen de duyuyor musun?
Yoksa hülyalarınla hálá uyuyor musun?
Boşluklara atılan ruhumuza bu bir sır:
Bilmiyoruz gönüller bu kadar yakın mıdır?
Dileriz derdimizi avutmasın seneler
Bize son vazifeni yapmış olursun eğer
Zavallı gönlümüzde bu derin mátemi sen
Rüba Beyin sesiyle ebedileştirirsen...
Ah bir hale düştük ki duysa káinat ağlar
Hem bir kardeş kaybettik, hem çok sevgili bir yár
Biz gurbette ağlarken o da gurbette öldü
Biz gurbete gömüldük, o toprağa gömüldü...
Şimdi o uzaklarda, çok uzaklarda bizden!
Hayaline ağlayan yorgun gözlerimizden
Yüzü rüyalardaki yüzler gibi kayboldu.
Zaten o bir çiçekti bir çiçek gibi soldu
Bir bahçeye gitti ki açılmaz çiçekleri
Kahpe felek kendini bildiği günden beri
Gökler zulümleriyle bu kadar alçalmadı.
Artık güzelliklere imanımız kalmadı.
Hiçbir ümidimiz yok hiçbir gayemiz de
Şair? Fani neşeyi artık arama bizde
Şimdi biz bir hayale ağlarız için için
Tesellisi olmayan gönüllerimiz için
Sade ona kavuşmak tesellidir diyoruz
Ona kavuşmak için ölümü bekliyoruz
Müstensihi (Aktaran)
Názım Hikmet
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...id=61&sz=46301
-
ACI-MA-DAN
Yürek laldir,
Konuşamaz küçük gözler.
Yüzünde solgun yaralar.
Konuşur mu ölüler?
Kanatlı bir melek,
Baban ne zaman gelecek?
Anneyi evde bıraktın,
Bu vicdan nasıl gülecek?
Küçük kabir, büyük kabus.
İnleyen tınılar,
Kaybolan küçük aşklar…
Sarı sapsarı yapraklar …
Anılar ah küçük anılar!
Dökülemeden kalmadı yaşlar.
Parıltıyı toprakta unuttu.
Okul zili acıya çalar…
Bilemedi!
...........Düşmeden,
..................Yanmadan,
...........Acıdan,
Acı-ma-dan….
ERSİN TOSUN/OVACIK
-
- ey şiir!…cellâdın kadar masumum…affet!...
cam kırıkları toplardın küçüğüm
gül yavrusu bahçende…
çıplak ayakların öperken toprağı
çilek kokusuyla selâmlardın
ısırganları solardı…
şehvetli akşamlardan kalmaydı
umarsızlığı nefretin
uzaktaydı
çığlığı duyulmazdı...
ardımızda salınan
özgürlüğümüzün izdüşümünden
kotarmıştık oysa aşkı
(c)esaretimiz ondandı…
pamuk ırgatı emeğiyle toplanan sentetik yaşamlar
ölümü damıtsalar da imbiklerinde
yüreğimiz dağlanırdı kör bir bıçakla
ve
acının serumu olmaz…
çıplak ayakların küçüğüm
öperken toprağı
ısırgan karamsarlığı dağılırdı...
cam kırıkları toplardın çilek kokusuyla
gül yavrusu bahçende…
dökülürdü avuçlarımızdan yaşadıklarımız
bir paçavra gibi atılırdı izbe çöplüklere
çöpçüler görmesin diye
köpekler leşe doysun diye…
mi ki?
kim bilir???
Hayri BUYRUK
19.11.2006 / MENGEN
-
YOK EDİLİŞE İSYANIM
Uğuldayan beynimde ki seslerin
Mantıksızlık süzgecinden geçemeyen hayatım
Bir de gittiğim yola döşenen mayınların
Daracık koridorlarında çıkmaz sokaklar
Öyle bir sis var ki ortalık toz duman
Ufkumu kaybetmişim bırak geleceği
Düşünmemek ile yaşamamak arasında bir seçim
Kim karar verecek ben mi yoksa kim?
Kulaklarımı tırmalar her an o ses
Uyuyan beynimi hoplatır çıldırasıya
Bir sağa bir sola koşuştururum nafile
Ne yol yol ne de ben bende
Hangisi hayal hangisi rüya
Başım neden ağrır her semaya baktığımda
Varlarımın kaçı yok olmuş ki yanıyorum
Bir çıkmazda labirentler içinde çırpınıyorum
Dünyanın gücü bende güçsüzlüğe hapsolmuşum
Hangisi doğru kaç tanesi yalan
Bana bakan gözlerin kaçı dostça
Ayaklarım buz pistinde kaymakmı güzel
Yoksa ayakta dimdik durabilmek mi
Sorular sorular cevapsız kalmış hepsi
Limanını arayan gemi gibi fikirler
Kurtaran yok mu yoklukta biri var
Yok oluşuma değil yandığım
Sessizce yok edilişe isyanım
8.2.2007
Hüseyin Tuztaş
-
Hemen hemen hepimiz müvekkillerimizle, danışmak isteyen şahıslarla, ya da duruşmalarda komik, garip anlar yaşıyoruzdur. Ben de geçenlerde bir olay yaşadım, hakikaten fıkra gibiydi, paylaşmak istedim.
Ben adliyedeyken bir bayan büromu arayarak sekreterimize benimle görüşmek istediğini söylemiş. Sekreterimiz de randevu verebilmek için kim olduğunu, hangi konuda görüşmek istediğini falan sormuş. Bayan, Kocaeli'den aradığını, telefonuma internetten ulaştığını (Muhtemelen av.tr sitemizden), benimle görüşmek istediğini söylemiş. Sekreterimizde daha önce sıkı sıkı tembihlediğim gibi, telefonda danışma hizmeti vermediğimi, görüşmek için büroya gelmesi gerektiğini söylemiş ve kapatmış.
Büroma geldim, akşam üzeri telefon çaldı, yine aynı bayan arıyor. Sekreterimiz bayana hala aynı şeyleri açıklıyor ama anladım ki bayan pes etmeyecek. Sekreterimizi bu işkenceden kurtarayım, bayana kısa bir açıklama yapıp kapatayım telefonu diye düşünerek bağlamasını söyledim.
Telefonun diğer ucunda panik, heyecanlı bir ses, kendisini Eczacı Ö. diye tanıttı ve hemen konuya girdi. Lafı kısa keseceğim ya, hanımefendi sekreterimin de dediği gibi telefonda danışma hizmeti vermiyorum, özellikle de internetten arandığımda bu mümkün değil dedim.
Bu kez, ama ben sizin internette yazdığınız kararları gördüm ve çok beğendim sizinle mutlaka görüşmem lazım dedi. Biri benimle dalga geçiyor herhalde diye düşünmeye başladım. Bakın hanımefendi dedim, o kararlar bana ait değil, onlar Yargıtay kararı, kararları veren de yazan da ben değilim, ben sadece sitemize ekledim. Biliyorum dedi heyecanla ve ekledi, ama ben çok beğendim. :)
Ne desem de ikna etsem diye düşünürken, bayan çoktan kalemi kağıdı hazırlamış ve benden adres istiyor. Hanımefendi dedim tekrar derin bir nefes alarak, bu kararlar için buraya kadar yorulmanıza, masraf yapmanıza inanın gerek yok. Bulunduğunuz yerde herhangi bir avukata sorsanız o da size bulur bu kararları, ya da internette bulabilirsiniz ki zaten bulmuşsunuz, buraya gelmenize gerek yok. Öyle mi dedi? Evet öyle dedim. Hala adres istiyor, o kararlar için ben oraya bile gelirim dedi. :o
Son bir kez, tane tane konuşarak verdiğim yanıtları tekrarladım ve hayal kırıklığına uğramış bir ses işittim bu kez, "Hay Allah, ama ben çok beğenmiştim o kararları..."
Nihayet telefonu iyi günler deyip kapattım, kendi kendime gülmeye başladım, sonra da sekreterimize anlattım, beraber kıkırdadık.
Sen aklımıza mukayyet ol Tanrım... :)
-
Dedik ya her gün en az bir şiir okumak gerek... İşte bu bölüm her gün bir şiirin aktarıldığı ve okunduğu bölüm olsun bundan böyle...
Bugünün şiiri Özdemir Asaf'tan, buyrun okuyun... :)
ANSIZIN
Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.
Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça, seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça...
Sen evreninde sana seni aratacağım. . Özdemir Asaf
-
Nihayet sonbahar yağmaya başladı ruhumuza, bir dua gibi pencerelerde yağmur, damarlarımızda küllenmiş tanıdık bir tutkuyu kıvılcımlandırıyor. Şiir
bahçedeki yaprak yağmuruyla uyanıyor yaz uykusundan. Yağmurlarla gelen mısralar, ansızın geceye sızıp can suyu veriyor kurak ruhlarımıza.
"Gözyaşlarının gücü vardı eskiden" diyor Adnan Özer, "...ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden/gölgemizde damlaların bıraktığı izlerden/açılırdı hayal, tuzun suda bukağısı çözülürken"...
Şiir çekip alıyor bizi gömüldüğümüz seviyesiz bataklığın kucağından...
Dizelere yapışıp ayaklanıyoruz.
Meğer ne çok olmuş O'nu kovalı hayatımızdan...
Ne çok olmuş, uykuda bir sevgilinin alnına bir minik buse, sofranın kenarına bir küçük mum kondurmayışımız.
Abdülhak Hamid, kendisinden 40 küsur yaş küçük Lüsiyen'ine yazdığı mektuplara "Bahar-ı Ömrüm" diye başlıyordu:
"Bahar-ı ömrüm; aşk bir maniadır ki ya aşmak veya tahrip etmek lazım; yahut da huzu*runda kalmak ve yok olmak..."
Biz, tahrip ettik o "mania"yı; huzurunda kalmanın bedelini göze alamadığımızdan...
O yüzdendir "ömrümün baharı" diye başlayan mektuplar almamamız nicedir...
Sevdiğine "Yüreğim" diyen o tılsımlı zerafeti yitirdiğimizden beridir, burkulmaz oldu yüreğimiz bunca nefretin karşısında...
Gözyaşlarımız gücünü kaybetti.
Şimdi şairler ağlıyor bizim yerimize, bizim halimize...
Yeni yetmeler şarkı sözü ezberliyor artık taşlama yerine küfür, seranad yerine taciz...
Felaket haberlerine alışırken şehir, "dilsiz bir kuytuda ölüyor şiir"...
"Şiir toplumdan kopmuyor, asıl toplum şiirden kopuyor" demişti Tuğrul Tanyol, birkaç yıl önce, yaklaşan bir ihaneti haber verircesine...
Şiir, popüler kültür gibi lümpenleşmeyle uzlaşmamış, direnmiş ve belki de o yüzden okurunu yitirmişti.
Akın akın loto kuponu doldurmaya koşan bir kalabalığın ardından dizeler haykırmak, ancak bir şairin göze alabileceği bir soylu direniş, bir nafile çabaydı.
Duymadı toplum...
Ucuz pop şarkıları söyleyerek başıbozuk bir dere gibi akarken, önüne kattı sanattan yana ne varsa; bir tek şiir hariç...
Şiir, soylu bir çınar gibi direndi köklerini oyan bu sele... terkedilmiş bir sevdalı gibi yapayalnız ama mağrur durdu tarihin akışına inat...
Ve sonunda bir o kaldı soysuzlaşan ruhlarımızı avutacak...
Haydi bir şiir okuyun bugün...
Bunaldıysanız haberlerin aleladeliğinden, sıkıldıysanız şarkıcı dedikodularından, futbolcu fıkralarından, lotaryayla köşe dönme hesaplarından, bıktıysanız ekranların, sayfaların işportacı ağızlarından gelin, siz de şiire sığının...
...ve hatırlamaya çalışın bir zamanlar nasıl, "ırmak yüklü adamlardık, tuz katarlarının ardınca giden.../ Yağmur bir dua gibi geçerdi pencerelerden/ yetim insan, toprağın vicdanıyla doyardı/ gözyaşlarının gücü vardı eskiden."
Can Dündar
-
AŞKIN VE AYRILIĞIN ÇİÇEKLERİ
El ele kovardık kara bulutları
Dinmeyen bir coşku bir oynak hava içimizde
Umut tarlası yüreklerimize
Çiçekleri de buğdaylar gibi serperdik
Kısacık bahar günlerimizde
Hayatımız gelip gitmelerden ibaretti
Şiirler söylerdik sevdalıydık bir de
Sevgili gülümsese gelirdik giderdik bakmayıverse
Yaralı yüreklerimiz kaldı o sarhoş mevsimden
Biraz da hüzün gözlerimizde
Aşkın ve ayrılığın çiçekleri
Gece kokuları ve solgun beyazlarıyla
Saygı duruşunda şimdi eski güzelliğe
Ve güneşsiz kalmış gölgesiz kalmış
Kanayan gövdeleriyle akasya ile iğde
M.ÖZKAN
-
Yazan: 11 - 01 - 2008 : 21.13 - deniz02
Nasreddin Hoca'nın Hayatı
Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.
Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.
Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.
Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir.
Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.
Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.
Kaynak:
www.kultur.gov.tr
-
Gözlerin bulutlandı, yağmur mu var ufukta
Sanki tüm kelimeler, dudağında üşüyor
Hayalinin aklımı, yitirdiği sokakta
Attığım her adıma, bir yıldırım düşüyor…
Sırayla tükeniyor, aşkın bütün halleri
Saatler ayrılığa beş kalayı vuruyor
Saçlarımı okşayan, hüznün soğuk elleri
Alıcı kuşlar gibi, üstümde uçuşuyor…
Gözlerim hâlâ nemli, sesin kulaklarımda
Şimdi gönül biçare, hasretini soluyor
Bir gün dönersin diye, sana uzanan yolda
Giderken çiğnediğin, papatyalar soluyor…
Hayri BUYRUK
23.12.2006 / MENGEN
-
Şiir tabiiki benim değil . Geçemnerde dostlarda otururken Hikmet Hocanın orada yaşlıca bir amca geldi. Bende baktım tokalaştım sanki tanıdık geldi ama tam çıkaramadım. Dediler ki Mehmet Sait Ergenç sanki şehir tiyatrolarından anımsar gibi oldum ama çıkaramadığımdan gülümsedim seksen yaşında dimdik.
Sonra bana daha iyi tanıtmak için '' Halil Ergenç'in babası'' dediler. Ben iyice mal mal baktım. İçimden dedim bu Halil Ergenç melhur biri olsa gerek ama ben bilmiyorum çaktırma!!!! Allah sizi inandırsın babası daha tanıdık geldi. Benim merak sardığım zamanda emekli olmuş sonunda çözdüm. Ama söz yazarı şailik devam ediyormuş. Bu arada Halil Ergenç Aliye ve 1001 Gece adlı dizilerde baş rol oyuncusuymuş tabiiki Hikmet Hoca dahil herkes benden tepki bekliyor.. Muhtemel HAAAAA bildim diye... Ama heyhat ben o dizileri bilmiyorum ki.... Adlarını annem sayesinde biliyorum ama hiç izlemedim dolayısıyla gereksiz bir tanıtım oldu benim için ben sadece gülümsemeye devam ettim. Böylece benim bu dünya dışında yaşadığım konusunda hemfikir oldular...
Neyse Mehmet bey bir şiir yazmış bastırmış çok güzel.. Ben üç kere okudum vay dedim ne güzel... Umarım beğenirsiniz . 80 Yaşındaki Mehmet Sait ERGENÇ şiirini...
Ey Gafil !.. Utanmadan ikibinli yıllarda
Kendini arıyorsun hala çıkmaz yollarda
Keramet sanıyorsun sakalında saçında
Sen hala namusunu arıyorsun kıçında
Sanma İffet saçtadır, fazilet sakaldadır
Keramet kılda değil ! imanda akıldadır
İnsanın asaleti ruhunda özündedir
Namusu şerefi verdiği sözdedir
Selamet istiyorsan asam ol sözünde dur
Başka yerde arama senin namusun budur.
-
Yazan: 09 - 01 - 2008 : 20.47 - deniz02
Yasemin Bay Hülya Aksular'ın rejisi ve koreografisiyle sahneye konan ve Mart 2007'den itibaren sekiz temsili verilen İstanbul'u gösterime hazırlayan Plan Prodüksiyon, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin (İDOB) sözleşmedeki yükümlülükleri haklı bir neden olmaksızın yerine getirmediği ve maddi, manevi zarara uğradıkları gerekçesiyle dava açtı.
Plan'ın avukatı Figen Koral Binyıldız, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılan davanın dilekçesinde, İDOB'un 15 Ocak 2007'de imzaladıkları sözleşmenin hükümlerine aykırı davranarak eseri, Ekim, Kasım ve Aralık 2007'de repertuvara almaması nedeniyle müvekkilinin 476 bin YTL zarara uğratıldığını iddia etti.
Altınay'ın suçlamaları:
Plan Prodüksiyon'un yöneticisi İpet Altınay, sözleşme gereğince eserin sahnelenmeye devam ettiği süre içerisinde gişe gelirlerinden herhangi bir pay almadıklarını, sadece sponsorların kuruma bağışlayacağı tüm gelirden yüzde 25 pay alacaklarını açıkladı. Eserin sahnelenmesinin gerekçesiz iptal edilmesi nedeniyle de sponsorlar karşısında zor durumda kaldıklarını dile getirdi:
“Hülya Aksular’ın ısrarı üzerine ve 2010 yılı için İstanbul’a kapsamlı bir prodüksiyon hediye etmek amacıyla bu işe girmiştik. Eserin tüm masraflarını biz üstlendik. Ekim-Aralık 2007 gösterimleri için de yeni sponsorlarla görüşmelere başladık.
Fakat eylül ayında, İDOB Genel Müdürü ve Sanat Yönetmeni Kerim Soysal’ın görevden alınarak, yerine Suat Arıkan’ın getirildiğini ve 'İstanbul’un gösterimden kaldırıldığını öğrendik. Bu durumda da biz maddi ve manevi sıkıntı yaşadık. Üstelik sözleşmede belirtilen yüzde 25’lik payı da bugüne kadar hiç alamadık.”
'Sanatsal kaygım vardı’
İDOB Genel Sanat Yönetmeni Suat Arıkan ise “İstanbul”u neden repertuvara almadıklarını şöyle açıkladı:
“Sadece 'İstanbul’ değil, başka birçok eser de ekim ayında sahnelenemedi. Çünkü biz AKM’nin havalandırma sorunu nedeniyle ekim sonunda açtık sezonumuzu. Bir eserin sahnelenip sahnelenmeyeceğine sanat yönetmeni karar verir.’İstanbul’ için sanatsal bir kaygım vardı. Eserin daha önce sahnelenmiş olan şeklini doğru bulmuyordum. Ve 'İstanbul’ üzerinde rejisörün ve koreografın da düşünceleri doğrultusunda bazı düzeltmeler, değişiklikler yapmamız gerekiyordu. Bu değişiklikleri yapabilmek için de eseri Şubat 2008 programına koyduk.”
'640 bin YTL harcadık’
Altınay, eseri 2 ay gibi kısa bir sürede sahnelenmeye hazır hale getirdiklerini vurgulayarak, “İstanbul”un yaklaşık 640 bin YTL’ye mal olduğunu sözlerine ekledi: “Gerekli olan parayı özel sektör firmalarından ve kendi kaynaklarımızdan temin ettik. Kalan yarısını da ekim, kasım ve aralık ayları içindeki sahnelemelerden kotaracaktık.”
Arıkan İDOB’un şirketlere ticari kâr elde etmelerine imkan veren bir kurum olmadığına dikkat çekti: “Devletin verdiği imkanlar doğrultusunda sponsorlarla da desteklenerek sanatsal etkinlikler yapıyoruz. Sponsorluk ilişkisinde yatırım yapıp da karşılığında daha fazlasını kazanmak gibi bir kaygı olamaz. Sezonda sahnelenseydi yeni sponsorlarla görüşecektik denilebilir mi?”
Fatura tartışması
Altınay ise eserin yüksek fiyata mal olmasına İDOB’u neden gösterdi: “Siparişler İDOB tarafından verildi. Biz sadece faturaları ödedik. Zaten İDOB’un sipariş edip faturaları şirketimize gönderilen ve eserde kullanmadığı malzemeler de var. Bir kısım malların da ihtiyaçtan fazla satın alındığı belirlendi.”
Arıkan söz konusu iddiaya “Bunlar afaki şeyler” diyerek cevap verdi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“İDOB sözleşme gereği yapmaması gereken katkıyı da sağlamış durumda. İDOB’un hiçbir sorumluluğu yok. Kullanılmayan malzemeler olduğu iddiası da doğru değil.”
'Devre dışı bırakıldık’
Altınay İDOB’un eseri sözleşme bitiminden sonra repertuvara almasının da kendilerini devre dışı bıraktığını belirtti: “Sözleşmemizin biteceği 15 Ocak 2008’e kadar eseri gösterimden kaldırarak, Şubat 2008’e 5 temsil koymaları bizi ve bize destek veren özel sektör firmalarını devre dışı bıraktı.”
'Bir art niyet yok’
Arıkan ise bir art niyet taşımadıklarını vurguladı: “İstanbul’a ya da başka yapıtlara karşı değiliz. Seyircinin kulağına, gözüne gelecek her türlü zararı engellemek ve kaliteli eserleri sahnelemek gibi bir kaygım var. Onun için bazı eserleri kaldırabilirim, bazı eserleri değiştirebilirim, tabii yaratıcılarının görüşleri doğrultusunda.”
Milliyet
-
Yazan: 09 - 01 - 2008 : 20.39 - deniz02
Bundan 44 yıl önce 9 Ocak 1964 tarihinde vefat eden Halide Edip Adıvar'ın 82 yıllık hayatı, romanlarında olduğu gibi mücadelelerle dolu geçti.
2. Meşrutiyet'in ilanıyla yazarlığa başlayan Halide Edip, gerek kadın hakları savunuculuğu, gerekse işgal günlerinde savunduğu mücadele fikriyle zor günlerin kahramanca mücadele veren aydınları arasında yerini aldı.
İstanbul'un 16 Mart 1920'de işgali üzerine milli mücadeleye katılmak üzere eşi Adnan Adıvar'la birlikte Anadolu'ya geçen Halide Edip, Geyve'de Yunus Nadi ile buluştu.
Akhisar tren istasyonunda verilen mola sırasında bu iki aydın, ''İstiklal mücadelesinin bütün dünyaya duyurulması'' amacıyla ''Ankara'ya gider gitmez bir ajans teşkilatı'' kurulmasını görüştüler.
Yunus Nadi ve Halide Edip, ajansın adını konuşurlarken; ''Türk,'' ''Ankara,'' ''Anadolu'' seçenekleri arasından ''Anadolu Ajansı'' adında birleştiler. Kafile 5 Nisanda Ankara'ya ulaştığında Yunus Nadi'nin ifadesiyle Mustafa Kemal Paşa'nın karargahında ajansın kurulması gündeme getirildi ve 6 Nisan 1920'de Anadolu Ajansı kuruldu.
-MİLLİ MÜCADELE RUHU-
Kurtuluş savaşı yıllarını anlatan romanlarıyla tanınan Halide Edip, 1. Dünya Savaşı sonrası ülkenin işgaline karşı gerçekleştirilen ve 200 bin kişinin katıldığı ünlü ''Sultanahmet Mitingi''ndeki halka seslenişiyle de zihinlerde yer etti.
Halide Edip'in dönemin genç şairleri arasında en çok beğendiği isim olan Yahya Kemal Beyatlı, ''Sultanahmet Mitingi''nde Halide Edip'in kürsüdeki halini ''O meydanda, o topluluk, o siyah bayraklar, o siyahlar giyinmiş ızdırap timsali ve onun canlı sesi İstanbulluların kalbinde son hatıra gibi nakşedilmiş duruyordu'' diye anlatır.
Halide Edip kürsüye geldiğinde Sultanahmet minarelerinde sala okunmaya başlamıştı. O günün tanıklarından Nizamettin Nazif de anılarında o günü şöyle anlatıyor: ''Halide Edip kürsüde iken birden yanık bir sala okunmaya başladı. O koca meydan ürperiverdi. Ve büyük Halidemiz, siyah çarşafı içinde daha alevli bakan gözlerini yığına daldırarak kolunu havaya kaldırmış ve öyle bir 'Allah var' deyivermişti ki, Türkçe tek kelime bilmeyen o tıknaz Korsikalı Sekaldi'nin gözlerinden bile şaraptan kızarmış tombul yanaklarına iki damla yaş yuvarlanıvermişti. Halide Edip kürsüde önce minarelere hitap ederek onlardan Türkün şanlı tarihinin devamını istedi. Daha sonra vecize halini almış 'Milletler dostumuz, hükümetler düşmanımızdır' diyerek, o muhteşem kalabalığa 'hangi şartlar altında olursa olsun hiçbir kuvvete boyun eğilmeyeceğine' dair yemin ettirdi. Yüzbinler 'Yemin ediyoruz' diye haykırıyordu. Kürsü sanki sallanıyor, tekbir sesleriyle hıçkırıklar karışıyordu...''
-KADIN HAKLARI KONUSUNDA MÜCADELE-
Kadın hakları alanında da mücadele eden Halide Edip, Türk kadının kendi öz değerleriyle birlikte, alacağı eğitimle çok daha başarılı olacağını düşünüyordu.
İlk eşi Salih Zeki'nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesini kabul etmeyen ve kendisinden ayrılan Halide Edip, milli mücadele öncesi Teali-yi Nisvan Cemiyetinde (Kadınları Yükseltme Cemiyeti) kadınların eğitimi ve kendilerine haklar tanınmasıyla ilgili önemli konuşmalar yaptı ve çeşitli faaliyetlerde bulundu. Ünlü şair Necip Fazıl Kısakürek, Halide Edip Adıvar ile ilgili düşüncelerini, ''Türk kadını teknesinde böyle bir örnek yoğurduğu için övünebilir'' cümlesiyle ifade etmişti.
-HAYATI-
İstanbul Beşiktaş'ta 1882 yılında büyükannesinin ''Mor Salkımlı Evi''nde doğan Halide Edip, annesi Fatma Bedrifem'i daha küçükken kaybetti. Küçük Halide, çocukluğunu Mevlevi büyükannesi ile dedesinin yanında geçirdi.
II. Abdülhamit'in Ceyb-i Hümayun Başkatibi olan babası Edip Bey'in evinde de kalan Halide Edip, dindar bir dede evi ile batılı bir baba evi arasında gidip geldi. 1893 yılında Üsküdar Amerikan Kız Kolejine gönderilen Halide Edip, bir yıl sonra II. Abdülhamit'in iradesiyle bu okuldan alınır ve eğitimine evinde devam eder.
Arapça, İngilizce ve müzik derslerinin yanı sıra Rıza Tevfik'ten edebiyat, Salih Zeki'den matematik dersleri alır. 1899 yılında koleje ikinci kez başlayan Halide Edip, 1901 yılında koleji bitirir.
Salih Zeki ile evlenen Halide Edip'in Ayet ve Zeki adında 2 çocuğu olur. I
I. Meşrutiyet'in ilan edildiği 1908 yılında Halide Edip'in ilk yazısı Tevfik Fikret'in çıkardığı Tanin gazetesinde yayımlanır. Bunu daha sonra
Yeni Tanin,
Şehbal,
Musavver Muhit,
Mehasin,
Resimli Roman Mecmuası gibi süreli yayınlarında çıkan yazıları izler.
''31 Mart vakası''nda öldürüleceği söylentileri sebebiyle Mısır'a geçen Halide Edip'in, 1909 yılında Türkiye'ye döndükten sonra siyasi makalelerinin yanında, şiir, hikaye ve edebi yazıları da görülmeye başlanır.
Halide Edip'in
''Heyyula'' ve
''Raik'in annesi'' adlı romanları basılır. 1910 yılında Salih Zeki'nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesi üzerine kendisinden boşanan Halide Edip, aynı yıl
''Seviyye Talib'' romanını yayımlar. Kız öğretmen okullarında öğretmenlik, vakıf okullarında müfettişlik yapan Halide Edip, İstanbul'un eski ve arka mahallelerini tanıma fırsatı da bulur.
Halide Edip,
''Sinekli Bakkal'' isimli romanını bu gözlemlerle yazacaktır. Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Hamdullah Suphi ve genç kalemler yazarlarıyla başlayan dostluğu Halide Edip'te etkin milliyetçilik fikirleri uyandırır. Turancılığı benimseyen Halide Edip, kültürel anlamda bir öz kimliği tanıma taraflısı olarak bu etkilerle ''Yeni Turan'' adlı eserini kaleme alır.
1911 yılından itibaren Türk Yurdunda makaleleri yayımlanan Halide Edip'in, aynı yıl
''Harap Mabetler'' ve
''Handan'' adlı romanları basılır. Balkan Savaşı sırasında ilk kadın derneklerinden Teali-yi Nisvan Cemiyetine üye olan Halide Edip, cemiyetin açtığı hastanede yaralı askerlere hastabakıcılık eder, yardım toplantılarında etkili konuşmalar yapar.
Bir yandan
''Son Eseri'' adlı romanı basılır. 1916 yılında Beyrut ve Şam'daki okulları düzenleyip açmak üzere Suriye'ye giden Halide Edip, 1917 yılında kendisi Suriye'de iken babasına verdiği vekaletle Dr. Adnan Adıvar ile evlenir. Halide Edip, aynı yıl
''Mevud Hüküm'' ve ilk tiyatro eseri ''Kenan Çobanları''nı yazar. 1918-1919 yılında İstanbul Darülfünun'unda batı edebiyatı dersleri verir.
-KURTULUŞ SAVAŞI-
Halide Edip, 1919 yılından itibaren işgal kuvvetlerine karşı girişilen hareketlerin içinde görülür. Anadolu'ya silah ve cephane taşıyan karakol teşkilatında görev alan Halide Edip, ilk defa ''Fatih Mitingi''nde, daha sonra Üsküdar, Kadıköy ve Sultanahmet mitinglerinde halka seslenir. İstanbul'un işgali üzerine eşi Adnan Adıvar'la Anadolu'ya geçen Halide Edip, milli mücadeleye katılır.
Kurtuluş savaşı yıllarında Hilal-i Ahmer'de (Kızılay) hastabakıcı olarak çalışan Halide Edip, Sakarya savaşından sonra kendi isteğiyle batı cephesinde birinci ve ikinci şubede çalışır. Kendisine onbaşı unvanı verilir. 1921-1922 yılları arasında Tetki-i Mezalim Komisyonu'nda Yunanlıların Anadolu'dan çekilirken bıraktıkları hasarı ve yaptıkları zulümleri Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Yusuf Akçura ile birlikte rapor eden Halide Edip, Türk ordusunun İzmir'e girdiği gün de oradadır. Savaş sonunda Çavuş unvanını alır. Halide Edip'in
''Ateşten Gömlek'' romanı ve
''Dağa Çıkan Kurt'' adlı hikaye kitabı bu gözlemlere dayanarak 1922'de,
''Vurun Kahpeye'' 1923'te yayımlanır.
-SİVİL HAYATA GEÇİŞ-
Cumhuriyet'in ilanından sonra sivil hayata geçen Halide Edip, Akşam, Dergah, İkdam, Vakit, Hakimiyet-i Milliye, Son Telgraf gazete ve dergilerinde yazı hayatına devam eder. 1924 yılında eşi Adnan Adıvar'ın kurucuları arasında yer aldığı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası nedeniyle eleştiriler alır. Eleştirilerin çıkış yeri, Halide Edip'in Kurtuluş Savaşı'nın başlarında savunduğu
''Amerikan mandası'' fikri ve Wilson Prensipleri Cemiyeti ile ilgisidir. Bunun üzerine Halide Edip ve eşi yurt dışına çıkar. İngiltere ve Fransa'da bir süre yaşarlar.
Bu arada, 1924 yılında
''Kalp Ağrısı'' ve 1927'de
''Zeyno'nun oğlu'' Vakit'te yayımlanır. 1928'de Amerika'da Williamstown Üniversitesinden başlayarak 7 aylık bir turla Türkiye konusunda konferanslar veren Halide Edip, ikinci kez Columbia Üniversitesinde Türk tarihi dersleri vermek üzere Amerika'ya gider. Hindistan'da da dersler veren Halide Edip'in yazıları Tan ve Yeni Sabah gazetelerinde yayımlanır. 1935'te
''Sinekli Bakkal'', 1937'de
''Yolpalas Cinayeti'' romanları ile
''Maske ve Ruh'' isimli ikinci tiyatro eseri yayımlanır. Bunları 1938'de
''Tatarcık'' romanı izler.
1940 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde İngiliz Dil Edebiyatı profesörü olan Halide Edip'in, 1946 yılında
''Sonsuz Panayır'' isimli eseri yayımlanır. 1950 yılında Demokrat Parti listesinden İzmir milletvekili seçilen Halide Edip, 1954'de istifa ederek üniversitedeki görevine döner. Halide Edip,
''Mor Salkımlı Ev" (1951),
''Döner Ayna" (1953),
''Akile Hanım Sokağı" (1957),
''Kerim Usta'nın Oğlu" (1956),
''Sevda Sokağı Komedyası" (1959),
''Türk'ün Ateşle İmtihanı" (1959-1960),
''Çaresaz" (1961),
''Hayat Parçaları" (1963) adlı eserleri birbiri ardına hazırlayarak basımını sağlar. Halide Edip Adıvar, 9 Ocak 1964 yılında böbrek yetmezliği sonucu İstanbul'da ölür.
Haber7
-
Ağlayan Çocuklar
Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi;
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar;
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
1924
Necip Fazıl Kısakürek
*******************************
Anneciğim
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim!..
1926
Necip Fazıl Kısakürek
*******************************
Aynadaki Hayalime
Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş'eni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Hergün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.
1926
Necip Fazıl Kısakürek
*********************************
Bendedir
Ne azap, ne sitem bu yalnızlıktan,
Kime ne, aşılmaz duvar bendedir,
Süslenmiş gemiler geçse açıktan,
Sanırım gittiği diyar bendedir.
Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah'a çıkar, bendedir.
1936
Necip Fazıl Kısakürek
****************************
Veda
Elimde, sükutun nabzını dinle,
Dinle de gönlümü alıver gitsin!
Saçlarımdan tutup, kor gözlerinle,
Yaşlı gözlerime dalıver gitsin!
Yürü, gölgen seni uğurlamakta,
Küçülüp küçülüp kaybol ırakta,
Yolu tam dönerken arkana bak da,
Köşede bir lahza kalıver gitsin!
Ümidim yılların seline düştü,
Saçının en titrek teline düştü,
Kuru bir yaprak gibi eline düştü,
İstersen rüzgara salıver gitsin!
1923
Necip Fazıl Kısakürek
sevgili dostlar..."şairler sultanı"ndan küçük bir güldeste hazırladım sizlere...selam ve sevgilerimle....
-
Yıldızlar gece ölür
Büyür gözlerde aşk alabildiğince büyür
Okyanuslar taşar kalplerden seller dökülür
Kapkara dünyanın sessiz çığlığında doğar ay ışığı
Yıldızlar gece ölür
Hazin bir güftenin son inlemesi duyulur
Papatyalar sarılarını gökkuşağıyla ovuşturur
Görür sahtelik masumiyeti görür
Yıldızlar gece ölür
Sarmaşıklar sarmaş dolaş gezinir kumsallarda
Güneş yakmaz su anlamaz yağmur bilmez
Yaprak örtemez ayıpları
Dal dayanmaz gövdeye
Hayatın al damlaları akar cananı süründürür
Yıldızlar gece ölür
Seni seviyorum seni seviyorum seni seviyorum
Kekeme bir ruh geveze bir papağana dönüşür
Kardelenler deler satılan beyazlıkları ah hepsi sahte
Vur vur durma yüreğime doğru vur
Yıldızlar gece ölür
Ersin TOSUN
-
gözlerin nasıl bulanık
gözlerin sisli bir orman
saklı korkulardan sanık
sanki kaçarken vurulan
kirpiklerin diken diken
tel örgüler kirpiklerin
yasak sınırlar geçerken
geride kaybettiklerin
dudakların nasıl ürkek
ne kadar uzakta sesin
sen gece gelen konuğu
hiç kimsenin ve herkesin
Yağmur Atsız
epeydir paylaşmayı düşündüğüm bir şiir...bugüne nasip oldu...sevgilerimle........
-
Ankara Sinema Kültür Derneği'nin hazırlayıp düzenlediği, benim uzunca süredir takip ettiğim SineTek Avrupa film gösterim programlarını, sinemaya gidip film izlemek isteyen fakat çoğunlukla pop kültür kaynaklı Hollywood filmleri arasında aradığını bulamayan sinemaseverler için, bundan sonra burada paylaşacağım. Tüm dünya ülkelerinden eserlerin yer aldığı bu organizasyondaki bol ödüllü, orijinal, bazen başyapıt niteliğinde olan filmleri sinema zevkiyle izlemekten hoşlanacağınızı umut ediyorum.
Ayrıca, biletini gösterim gününden önce sinema gişesinden alan ilk 50 kişi filmleri 5YTL’ye izliyor!
SineTek Avrupa
OCAK 2008 Programı
Ankapol Sineması
(Kızılırmak Sok. No:14, Kızılay / Tel:419 39 59)
Filmler 35mm ve Türkçe Altyazılıdır
10 Ocak Perşembe Saat:20.00
KELEBEK VE DALGIÇ GİYSİSİ
THE DIVING BELL AND THE BUTTERFLY
Fransa - ABD, Renkli, 35mm, Görüntü 1: 1.85, 2007, 112’
Yönetmen: Julian Schnabel
Oyuncular: Mathieu Amalric, Emmanuelle Seigner, Marie-Josée Croze, Anne Consigny
Fransızca ve İngilizce; Türkçe altyazılı
2007 Cannes Film Festivali En İyi Yönetmen ve Teknik Başarı Ödülleri
Ressam, fotoğraf sanatçısı ve yönetmen Julian Schnabel’in son filmi Kelebek ve Dalgıç Giysisi, Jean Dominique Bauby'nin dilimize de çevrilmiş aynı adlı romanından uyarlanmış. Film, genç yaşta beyin kanaması geçirerek sol gözü hariç bütün bedensel fonksiyonlarını yitirmiş bir gazetecinin hayata bağlanma öyküsünü anlatıyor. Gerçek yaşam hikâyesinden yola çıkarak sinemaya uyarlanan film, duygularını dış dünyaya bedeniyle yansıtmaya çalışan bir insanın iç dünyasını çarpıcı bir biçimde beyazperdeye yansıtıyor.
Fransız Elle dergisi editörü 43 yaşındaki Jean-Dominique Bauby hayata tutkusuyla tanınan biridir. Aralık 1995’te felç geçirir ve beyin faaliyetleri durur. O anda hayatı sonsuza kadar değişir. 20 gün komada kaldıktan sonra uyandığında kendisini zihinsel faaliyetleri çalışır ama hareket kabiliyetini yitirmiş vaziyette bulur. Kaderine razı olmayı reddeden Bauby hayaller dünyasına sığınır. Çektiği acıyı sadece sol gözüyle ifade edebilmektedir. Sol gözünün hareketleri dış dünyayla bir iletişim yöntemine dönüşür. Böylece hastanede yatarken yavaş yavaş yaşamak için bir sebep bulur. Bir kitap yazmalıdır…
24 OCAK Perşembe Saat:20:00
KIZIL ÇEMBER
THE RED CIRCLE
Fransa-İtalya, Renkli, 35mm, Görüntü 1:1.85, 1970, 136’
Yönetmen: Jean-Pierre Melville
Oyuncular: Alain Delon, Yves Montand, Mattei André Bourvil, Gian Maria Volonté, François Périer
Fransızca, Almanca ve Türkçe altyazılı
“Benim için bir film önce bir hikayedir, bir serüvendir. Şu anda Fransa’da söylemek istediğinizi en güzel anlatmanın yolu polisiye. Hırsızlarla polisler arasındaki bu çekişmelere trajediyi sokmak çok kolay. Ama bunu yaparken de ahlakçı olmaya çalışıyorum.” – Jean Pierre Melville
Fransız polisiye sinemasının en önemli temsilcisi Jean-Pierre Melville’in (asıl adı Jean-Pierre Grumbach’tır. Ünlü yazar Herman Melville’e hayranlığı dolayısıyla bu soyadını almıştır) kariyerinin doruğundayken çektiği en başarılı filmlerinden Kızıl Çember, bu türün en iyi örneklerinden biri olarak gösteriliyor. Başrollerinde Alain Delon, Yves Montand ve Gian Maria Volontè gibi dönemin en karizmatik üç oyuncusunu buluşturan film, Paris’in göbeğinde gerçekleştirilen akıl almaz bir mücevherci soygununun öyküsünü anlatan heyecan dolu ve zekâ ürünü bir başyapıt.
Film, üç kişilik bir grubun Paris’te Vendome meydanında bulunan ve burjuva müşterilere hizmet veren bir mücevherciden yaptığı büyük soygunu anlatıyor. Soğuk ve serinkanlı bir hırsız olan Corey’in hapisten çıktığı gün, cinayet sanığı olan Vogel de polis şefinin gözetimindeyken bir trenden kaçar. Corey, eski bir çete patronundan zorla para alır. Eskiden bir polis olan ama şimdi kendini içkiye vermiş keskin nişancı Jansen de bu ikiliye dâhil olunca, birlikte zekice bir soygun planı yaparlar.
31 Ocak Perşembe Saat:19.30
RUS BEBEKLER
(İSPANYOL PANSİYONU II)
THE RUSSIAN DOLLS
Fransa-İngiltere, Renkli, 35mm, Görüntü 1:1.85, 2005, 125’
Yönetmen: Cédric Klapisch
Oyuncular: Romain Duris, Audrey Tautou, Cécile De France, Kelly Reilly, Kevin Bishop, Evguenya Obraztsova, Irene Montalà
İngilizce-Rusça-Fransızca-İspanyolca-İtalyanca ve Türkçe altyazılı
Fransız sinemasının genç yeteneği Cédric Klapisch’in ülkemizde gösterime girmeyen son filmi Rus Bebekleri, büyük beğeni ile izlenen İspanyol Pansiyonu’nun devamı niteliğinde. Barselona’da üniversite okurken küçük bir apartman dairesini paylaştığı farklı ülkelerden gelen öğrencilerle arkadaş olunca sabit fikirleri değişen Xavier, artık okuldan mezun olmuş ve otuz yaşına gelmiş sorumluluk sahibi ve olgun birisidir. Ne var ki, hala aradığı kızı bulamamıştır. Bu hayat dolu, eğlenceli ve matrak filmin başrollerinde Romain Duris, Audrey Tatou ve Cécile De France gibi şöhretli ve usta oyuncular göz kamaştırıyor. Avrupa kültürünün çeşitliliği üzerine yine komik ve duyarlı bir deneme niteliğindeki filmin öyküsü Paris, Londra ve St. Petersburg’da geçiyor. Müthiş kurgusuyla da dikkati çeken filmde bu kez çok daha olgun bir sinema dili öne çıkıyor. Kendinizi iyi hissettirecek bu komediye dâhil olmak için ilk filmi izlemiş olmanız gerekmediğini de hatırlatalım.
İspanyol Pansiyonu günlerinin üzerinden beş yıl geçmiştir. Xavier artık otuzuna basmıştır. Öğrencilik yılları geride kalsa da yetişkin de sayılmaz. Kariyerinin de tatmin edici olduğu söylenemez: Ünlü bir yazar olmaktan çok uzakta, muhabirlik ya da isimsiz yazarlık gibi küçük işlerle yetinmek zorunda kalmaktadır. Edebiyattaki en büyük başarısı romantik bir pembe diziye yaptığı katkıdır. Aşk hayatı da çok farklı değildir, tek gecelik ilişkiler ve yarım kalan aşk hikâyeleri ile yetinmektedir. Acaba hayatını bir düzene sokabilecek midir?
Not: 17-18-19-20 Ocak Saat:20:30 da sinemamızda "Amerikan Enstitüsü Bağımsız Film Gösterimleri" yer alacaktır.
-
AMERİKAN FİLM ENSTİTÜSÜ
BAĞIMSIZ FİLM GÖSTERİMLERİ
AMERICAN FILM INSTITUTE INDEPENDENT FILM SCREENING
17-20 OCAK'TA ANKAPOL SİNEMASI'NDA…
17–20 Ocak 2008 tarihleri arasında tanınmış Amerikalı yönetmenler ve uluslararası alanda çalışan bağımsız yönetmenlerin filmlerinden oluşan 4 filmlik bir seçki, Ankapol Sineması’nda Ankaralı sinemaseverlerle buluşuyor.
Bu etkinlik kapsamında "Çatal/American Fork", "Su Tanrıçası Faro/Faro: Goddess of Waters", "Kayboluşlar/Disappearances", "Cyrano Fernandez" isimli filmler ücretsiz olarak gösterilecek. Ayrıca etkinlik kapsamında sinemaseverler, “Su Tanrıçası Faro”nun yönetmeni Salif Traoré ve “Çatal”ın yönetmeni Chris Bowman ile söyleşi imkânı bulacaklar.
GÖSTERİM PROGRAMI
17 OCAK PERŞEMBE
20:30 SU TANRIÇASI FARO / FARO GODDESS OF THE WATERS
Yönetmenin Katılımıyla
Evlilik dışı bir ilişkinin meyvesi olduğu için, doğduğu köyden kovulan Zanga, şehirde mühendislik eğitimini tamamladıktan sonra, babasının kimliğini ortaya çıkarmak ve bir su dağıtım projesini yürütmek için köyüne geri döner. Rastlantı eseri, o sırada, köyün gençlerinden biri, nehirde boğulur. Köyün ileri gelenleri, suların hâkimi olduğuna inanılan tanrıça Faro’nun, Zanga’nın geri dönüşüne öfkelendiğini ve bundan kurtulmanın tek yolunun bir kurban vermek olduğunu düşünürler. Böylece Zanga’nın eski inançlar ve geleneklerle mücadelesi başlar.
18 OCAK CUMA
19:00 SÖYLEŞİ: BAĞIMSIZ YÖNETMENLER İÇİN FİLM YAPIM OLANAKLARI VE ZORLUKLARI
(SALIF TRAORE VE CHRIS BOWMAN’IN KATILIMIYLA)
20:30 ÇATAL / AMERICAN FORK
Yönetmenin Katılımıyla
Tracy Orbison, hayattaki bütün girişimleri bir dizi trajikomik maceraya dönüşen, kimlik arayışında azimli bir hayalperesttir. Tracy, sıkıcı bir alışveriş merkezindeki bir markette tezgâhtar olarak çalışmakta, ama oyunculuk hayallerinin kendisi için bir çıkış yolu olduğuna inanmaktadır. Kara listeye alınmış bir oyuncu olan Truman Hope’un büyüsüne kapılsa da, onun gerçek karakterini fark etmeye başlayınca, bu hayranlık, hayal kırıklığına dönüşür. Kötü çocuk Kendis Cooley’le olan dostluğu, Tracy’nin bir sonraki projesine yön verir: genç ve kavgacı serserilerden oluşan bir çeteyi ıslah etmek. Ne yazık ki, Tracy’nin çabaları yine hayal kırıklığıyla sonlanır. Neyse ki, Tanrı’dan korkan, memnuniyetsiz annesi Agnes ve âşık olmak için sürekli birini arayan, inatçı kız kardeşi Peggy ile yaşadığı evde ise biraz olsun teselli bulmaktadır. Bütün bunların arasında, Tracy bir yandan ehliyet sınavını geçip, kilo vermeye çalışırken, diğer yandan da şöhret kazanmak için uğraşmaktadır.
19 OCAK CUMARTESİ
20:30 KAYBOLUŞLAR / DISAPPEARANCES
Yönetmen: Jay Craven
Yaklaşmakta olan uzun kış aylarından sığır sürüsünü korumak için para bulma umudunu yitiren düzenbaz ve hayalperest Quebec Bill Bohomme, ailenin geleneksel mesleği olan viski kaçakçılığı işine girer. Yanına oğlu Wild Bill ile esrarengiz viski kaçakçısı Henry Coville’i ve kiralık has adamı, umutsuz sabıkalı Rat Kinneson’ı da alır. Hep beraber sınırı aşarak, “korku ve merak dolu” bir dört gün için, Kanada’nın uçsuz bucaksız vahşiliğine doğru unutulmaz bir yolculuğa çıkarlar.
20 OCAK PAZAR
20:30 CYRANO FERNANDEZ / CYRANO FERNANDEZ
Yönetmen: Alberto Arvelo
Latin Amerika’nın en büyük varoşlarından birinde, hayatın güçlükleriyle kahramanca yüzleşen, vahşi ama romantik bir modern zaman savaşçısı. Orijinalinde olduğu gibi Cyrano Fernandez de, Cyrano, Roxana ve Cristian arasındaki aşk üçgenini anlatıyor. Cyrano’nun yaşadığı mahalle, yoksulluğun vurduğu, “güçlü olanın hayatta kaldığı” ifadesinden öte “cesur ve korkusuz olanın hayatta kaldığı” bu varoş mahallesi, acımasız, cüretkâr ve bazen de küçük düşürücüdür. İşte Cyrano da; insanların, değerlerin, ilkelerin teminatı, her an savunucusu olan ve mahallede yaşayan herkesin imrendiği bir kahramandır. Acımasızlığın ve şiddetin kol gezdiği bu varoşta yaşayan bir kahraman için çok şey söylenebilir. Zaten varoşlarda iş bitirecek maharet Cyrano’da fazlasıyla da mevcuttur…
Tüm Gösterimler Ücretsizdir.
Chris Bowman’ın "Amerikan Fork", Malili yönetmen Salif Traore’nin "Su Tanrıçası Faro" isimli ilk uzun metrajlı filmleridir. Yönetmen Alberto Arvelo’nun "Cyrano Fernandez" başlıklı filminin de dünya prömiyeri gerçekleştirilecek.
-
Bir Su Yılı Denebilirdi...
Bir su yılı denebilirdi geldi geçti
Üstünde durmuyorum
Terledim, bulanık baktım
Ne varsa kendiliğindendi
Hemen hemen evden çıkmadım.
Sanki avuçlarımda sürekli
Yıkanmış, tabağa konmuş bir meyvenin ellenmişliği
Ola ki makyajı bir oyuncunun karışmış gözyaşlarına
Yeni kireçlenmiş bir duvarın kireci
Avuçlarımda sürekli
Bir su yılı denebilirdi üstünde durmuyorum
Kalmışsa kalmıştır bir çomak gibi
Kuru
Artık kullanılmayan bir demiryolu
Kararmış, kırık dökük
Üstünde bir yük vagonu.
Mavi bir araba kapımın önünde
Bütün yıl
Bir su yılı
Kapısını kimse açmadı
Açıp kapamadı hiç kimse
Aslında mavi de sayılmazdı pek
Balkıyıp duruyordu kırmızı bir şakayığın renginde
Yani sabah güneşlerini denizde
Günbatımını denizde
Severek yaşayan bir balık da denebilirdi ona
Çünkü düşler gerçekle
Gerçekler düşle
Anlayınca bir gün buluştuğunu
Geçirir her günceye kısa bir yolculuğu
Ama bir takı eksik gibidir bir sözcükte
Damağın dudağın alışkanlığına karşı
Kalbin atışlarıyla çok uyumlu bir de.
Hadi anlat deseler anlatamam
Bir yere gidiyorken cayıp bir başka yere gitmeyi
Yani bir kunduzu karşıdan karşıya yüzdüren sezgi
Nedir ben bilemem ki
Belki bir raslantıdır da ondan mı sevdanın yeri
En yakın yeri
En uzak yeri
Bitmeyen yeri
Bitecek yeri
Farkedilmez zaten anlaşılmış sevdanın
Anlaşılmaz sevda ile bütün ekleri.
Gözlerim sevdim seni
Köklerim gözlerimin
Suyunu benden içen ıssız bir kasaba gibi
Edip Cansever
-
“Baba
Seni yaşatacağım”
Masum canlar
Gecenin karanlığı ateşin sıcaklığına esir
Yağmurlar neden yağmaz caddelerime
Kuşlar neden söylemez felaketi karanlıkta
Acıyor yüreğim acıyor bu kış soğuğunda
P a r a m p a r ç a
Bir kader mi dersiniz bir fidan mı hayal edersiniz
Evine ekmek götüren yaşlı bir amca dersiniz
Yüreği candan dört arkadaş dersiniz
Terörü yaşamadan bilemezsiniz
En hazin şarkılar çalsın susmasın keman
İnan bana yavrum bana inan
Masum yüreğin kalmayacak nisyan
İçimde saklı yaşlar
Tükenmeyecek hazan
Gül kırmızı açmayacak artık
Uçurtmalar havada kaybolacak
Baba sesin yankılanacak odamda
Gölgeler seni hatırlatacak
Masum canlar
Gecenin şeytaniliğinde kayboldular
Yüreklerde mahpus çığlıklar duyarım:
‘Baba
Seni yaşatacağım’
Ersin TOSUN
-
bugün sevgili fırat ağabeyimizin doğum günü...kendisine, sevdikleri ile birlikte nice mutlu ve sağlıklı sene diliyorum...iyi ki varsın...
-
yar zülfünü tel tel edip taramış
gene benden mah cemalin ıramış
sineme vurmaya hançer aramış
kirpikleri göz üstünde dururken
bad-ı saba saçlarını savurur
kömür gözün kaş altına devirir
aşkı beni mecnun eder, kavurur
ataşları köz üstünde dururken
seni sevmek benim alın yazımdır
dertli dertli çalan gönül sazımdır
vefaiye şimdi gitmek lazımdır
ayakları iz üstünde dururken
Hayri BUYRUK
05.05.2006 / MENGEN