İŞ HUKUKUNDA ASKERLİK YÜKÜMLÜLÜĞÜ NEDENİYLE İŞTEN AYRILMANIN ORTAYA ÇIKARDIĞI SORUNLAR ve ASKERLİĞİNİ BEDELLİ OLARAK YAPANLARIN HİZMET AKİTLERİNİN DURUMU
I. GENEL OLARAK AKİT SERBESTİSİ İLKESİ VE HİZMET AKDİ YAPMA ZORUNLULUKLARI
1982 Anayasasının 48. maddesindeki “Herkes, dilediÄŸi alanda çalışma ve sözleÅŸme hürriyetlerine sahiptir” ifadesiyle güvence altına alınan “akit serbestisi” (sözleÅŸme özgürlüğü) ilkesi, diÄŸer özel hukuk akitlerinde olduÄŸu gibi, hizmet (iÅŸ) akitlerinde de genel olarak geçerlidir[1]. KiÅŸilerin özel hukuk alanına giren iliÅŸkilerine, sözleÅŸme aracılığıyla diledikleri biçimi verme serbestisini içeren akit serbestisi, öncelikle, kiÅŸinin akit yapıp yapmama veya akdi kiminle yapacağını dilediÄŸince kararlaÅŸtırabilme yetkisini; sonra da akdin konusunu belirleme serbestisini anlatır[2]. Bu özgürlüğün kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceÄŸi maddenin gerekçesinde belirtilmiÅŸtir[3].
Hizmet akdi alanında da akit serbestisi ilkesi, öncelikle, hizmet akdini yapıp yapmama serbestisini; sonra, akit yapılacaksa kimlerin taraf olacağı konularını kapsar. Akit serbestisine iliÅŸkin olarak ortaya çıkan bu özgürlük sosyal düşüncelerle kanun tarafından çeÅŸitli biçimlerle sınırlandırılmış ve hatta bazı durumlar için “akit yapma zorunluluÄŸu” getirilmiÅŸtir[4]. Hizmet akdi yapma zorunluluÄŸunun bulunduÄŸu hallerde iÅŸveren dilediÄŸi kiÅŸi ile deÄŸil, hizmet akdi yapma zorunluluÄŸu kapsamında bulunan kiÅŸi ile hizmet akdi yapmakla yükümlüdür.
Hizmet akdi yapma zorunlulukları kapsamında, “sakat ve eski hükümlü çalıştırma”, “belirli fesih halleri nedeniyle hizmet akdi sona eren işçilerle tekrar hizmet akdi yapma”, “iÅŸyerinden sakatlanmak suretiyle ayrılmış olan işçilerle tekrar hizmet akdi yapma”, “sendika yöneticiliÄŸi nedeniyle iÅŸten ayrılan işçilerle tekrar hizmet akdi yapma”, “Terörle Mücadele Kanununa göre hizmet akdi yapma” ve nihayet “askerlik veya kanuni bir ödev nedeniyle ayrılan işçilerle tekrar hizmet akdi yapma” zorunlulukları ele alınmaktadır[5]. Bunlardan askerlik ödevi nedeniyle (özellikle bedelli askerlik nedeniyle) iÅŸinden ayrılan işçilerin hizmet akitleri, en son olarak 2000 yılı içerisinde uygulamaya konulan bedelli askerlikle ilgili düzenleme sonrasında ilgi çekici bir duruma gelmiÅŸtir.
Genel olarak, kanunla getirilen bir düzenleme olan askerlik ödevi nedeniyle iÅŸyerinden ayrılan işçiye, ödevin bitiminden sonra, baÅŸlıca geçim kaynağını saÄŸlayan bir iÅŸ bulması ve mesleki faaliyetini devam ettirmesi güvencesinin verilmesi gerekir. Kanun koyucu bu hususta bazı tedbirlerin alınmasını gerekli görmüş ve işçilerin kanuni ödevler sonucu iÅŸyerlerindeki menfaatlerinin bozulmaması için bir takım hükümler getirmiÅŸtir. Bunlardan biri de İş K.m.27/son’da yer alan akit yapma yükümlülüğü ile İş K.m. 27/I’deki iki ay askıda kalacağı yönündeki hükümdür.
SözleÅŸme özgürlüğünün bir sınırını oluÅŸturan ve kanundan doÄŸan sözleÅŸme yapma zorunluluklarından biri kabul edilen askeri veya yasal ödevden dönen işçiyi çalıştırma yükümlülüğü hususu, bedelli askerliÄŸe imkan tanıyan ve 02.11.1999 tarihinde kabul edilen 4459 sayılı “Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun”un[6] yürürlüğe girmesiyle birlikte birtakım sorunları da beraberinde getirecek niteliktedir. Çünkü söz konusu kanun ve kanunun göndermesiyle çıkarılan “Askerlik Kanununun Geçici 37 nci Maddesinin Uygulanmasına Dair Usul ve Esaslar”ı düzenleyen Bakanlar Kurulu Kararı[7], paralı askerliÄŸe imkan tanımış ve 32 günlük temel eÄŸitimi, askerlik ödevinin yerine getirilmesinde yeterli saymıştır. Böyle olunca da, en az dört yıllık fakülte mezunlarına 1076 sayılı Kanunla (m.3.) tanınan, yedek subay olarak onaltı ay uzun dönem veya sekiz ay kısa dönem askerlik ödevleri ile fakülte mezunu olmayan erbaÅŸ ve erler için 1111 sayılı Askerlik Kanunu (m.5) gereÄŸi söz konusu olan 18 ay muvazzaf askerlik hizmeti yerine, fiili olarak, 32 gün temel eÄŸitim alınması ve kanunun öngördüğü miktarda paranın ödenmesi suretiyle muvazzaf askerlik ödevi yerine getirilmiÅŸ olmaktadır.
Burada sorun, 32 gün süren muvazzaf askerlik ödevi için iÅŸinden ayrılan işçinin hangi kriterle ele alınacağıdır. EÄŸer işçinin iÅŸinden ayrılma nedeni olarak, süresi göz önünde bulundurulmaksızın, salt muvazzaf askerlik ödevi olduÄŸu yaklaşımı ön plana çıkarılırsa, akit, İş K.m.27/I kapsamında ele alınamayacak ancak 27/son’daki güvenceden yararlandırılabilecektir. Ama muvazzaf askerlik ödevi bile olsa iki aydan kısa bir sürede yerine getirileceÄŸi dikkate alınacak olursa, akdin işçinin iÅŸinden ayrıldığından itibaren iki ay sonra feshedilmiÅŸ sayıldığı kabul edilecektir. Çalışmamızda, bedelli askerlik uygulamasının ortaya çıkarabileceÄŸi bu hususu da ayrıca ele alacağız.
II. ASKERLİK ÖDEVİNİ BİTİREN İŞÇİLERİ YENİDEN ÇALIŞTIRMA YÜKÜMÜ
A. Askerlik Yükümlülüğü
1982 Anayasasının 72. maddesine göre, “Vatan hizmeti her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin silahlı kuvvetlerde ve kamu kesiminde ne ÅŸekilde yerine getirileceÄŸi veya getirilmiÅŸ sayılacağı kanunla düzenlenir”. Vatan hizmetinin ne ÅŸekilde yerine getirileceÄŸini düzenleyen Kanun, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’dur[8].
1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun birinci maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her erkek, askerlik yapmaya mecburdur. Askerlik çağı da, her erkeÄŸin esas nüfus kütüğünde yazılı olan yaşına göredir ve yirmi yaşına girdiÄŸi sene Ocak ayının birinci gününden baÅŸlayarak 41 yaşına girdiÄŸi sene Ocak ayının birinci gününde bitmek üzere en çok yirmibir sene sürer (m.2). Bu çaÄŸ, yoklama devri, muvazzaflık ve yedek olmak üzere üç devreye ayrılır (m.3). Yoklama devri, askerlik çağının baÅŸlangıcından kıtaya katılmaya kadar sürer (m.4).
Askerlik çağının ilk devresi olan yoklama devrinin hizmet akdi ile bir alakası yoktur. Ama gerek muvazzaflık gerekse yedeklik devreleri hizmet akdi açısından önem taşımaktadır. Zira bu dönemlerde olan kişilerin, hizmet akdine göre çalıştıkları bir dönemde zorunlu olarak bu görevleri yerine getirmeleri Kanun gereği istendiğinde, hizmet akdine ne tür bir etkide bulunacağı hususu önem taşır. Bu açıdan öncelikle bu dönemlerle neyin kastedildiği ortaya konulmalıdır.
1. Muvazzaf Askerlik
Muvazzaf askerlik ödevi iki şekilde yerine getirilmiş sayılır. Bunlardan ilki ve olağan olanı, Kanunun öngördüğü sürenin bilfiil silah altında geçirilmesidir. Diğeri ise, yine Kanuna dayanarak ya bir başka hizmetin yapılması ya da belirli bir miktar para ödenmesi (bedel) suretiyle gerçekleştirilmesidir.
a. Muvazzaf Askerliğe İlişkin Sürenin Bilfiil Silah Altında Geçirilmesi
Muvazzaf askerlik ödevinin olaÄŸan olan ÅŸekli, Kanunun öngördüğü kadar sürenin bilfiil silah altında geçirilerek yerine getirilmesidir. 1111 Sayılı Askerlik Kanunu’na göre, muvazzaflık hizmet süresi erbaÅŸ ve erler için, onsekiz aydır. 1076 sayılı kanun (Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu[9]) hükmüne tabi yükümlülerden, bu yükümlülüklerini yedek subay olmadıkları için erbaÅŸ ve er olarak yerine getireceklerin hizmet süresi aynı celbe tabi olup, yedek subay adayı olarak ayrılanların hizmet süresinin yarısı kadardır[10]. Bu Kanunun tespit ettiÄŸi esaslar dışında veya muvazzaflık hizmetini yapmadıkça hiçbir fert askerlik çağından çıkarılamaz (m.5).
b. Muvazzaf Askerliğin Bedel Ödenerek Yerine Getirilmiş Sayılması
Muvazzaf askerlik ödevinin Kanunda öngörülen süre kadar silah altında geçirilmesi gerekmeden ya o süre kadar baÅŸka bir hizmetin yapılması ya da o süreye karşılık olmak üzere bir bedel ödenmesi suretiyle de yerine getirilmesi mümkündür. Anayasa Mahkemesi eski tarihli bir kararında, askerlik kavramı hakkında ÅŸu ifadelere yer vermiÅŸtir: Askerlik, sadece “Türk Vatanını, istiklal ve Cumhuriyetini korumak için harp sanatını öğrenmek ve yapmak yükümü” deÄŸil, bu aynı zamanda yurt savunmasının çeÅŸitli yönleri ile ele alınmasıdır. Bu anlamda da Kanunla konulmuÅŸ bir hizmet yükümünün askerlik sayılıp sayılamayacağının saptanmasında, yalnızca hizmet sırasında harp sanatının öğretilip öğretilmediÄŸi, resmi elbise giyilip giyilmediÄŸi yahut yükümlünün Devletçe bakılıp bakılmadığı gibi ölçülerle yetinilmemesi gerektiÄŸi; burada asıl önemli olan noktanın, kanun koyucunun yükümü hangi maksatla koyduÄŸu ve onu nasıl nitelediÄŸidir[11].
1111 sayılı Askerlik Kanununda, askerlik yükümlülüğüne tabi tutulma ve bu yükümlülüğün nasıl yerine getirilmiÅŸ sayılacağına dair esaslar onuncu maddede gösterilmiÅŸtir. 3802 sayılı Kanunla 21.5.1992 tarihinde deÄŸiÅŸtirilen onuncu maddenin ikinci bendine göre, “o yıl askere alınacakların tamamı, mevcut celp sistemine uygun olarak temel askerlik eÄŸitimine tabi tutulur. Her celp döneminde eÄŸitim merkezlerine sevk edilen miktar Genelkurmay BaÅŸkanlığınca belirlenenden fazla ise; ihtiyaç fazlası olan yükümlüler temel askerlik eÄŸitimini müteakip, o yılın 1 Ocak tarihindeki T.C. Merkez Bankası döviz alış kurları esas alınarak, dövizle askerlik için tespit edilen miktarın yarısının karşılığı Türk lirası bedel ödemek veya istekte bulunan kamu kurum ve kuruluÅŸlarında görev yapmak suretiyle askerlik hizmetlerini yerine getirmiÅŸ sayılırlar”.
Bunun yanısıra son zamanlarda, 1111 sayılı Kanuna, gerek 21.05.1992 tarihinde kabul edilen 3802 sayılı Kanunla eklenen geçici 33. madde hükmü gereÄŸi ve gerekse 02.11.1999 tarihinde kabul edilen 4459 sayılı “Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun”[12]’la eklenen geçici 37. madde hükmü gereÄŸi, yükümlüler 1111 sayılı Kanunun bedel ödeyerek askerlik hizmetini yapmaya iliÅŸkin hükümlerinden yararlanırlar.
Şu halde muvazzaf askerlik ödevinin yerine getirilmiş sayıldığı durumlardan biri de bedelli askerlik uygulamasıdır. Bedelli askerlikte, diğeri gibi kanunun öngördüğü süre kadar askerlik fiilen yapılmamakta, kanuna dayanarak bu hizmet kural olarak temel eğitim ve belirli bir miktar paranın geri kalan süreye bedel olarak ödenmesi suretiyle yerine getirilmektedir. Bunun yanısıra askerlik ödevinin, kamu kesiminde Devletin ihtiyaç duyduğu başka bir alanda çalışma yapmak (örneğin öğretmenlik yapmak) yoluyla da yerine getirilmesine Kanun imkan tanımaktadır.
Muvazzaf askerliÄŸin temel eÄŸitim ve bedel ödenerek yerine getirilmiÅŸ sayıldığı bedelli askerlik uygulamasının son örneÄŸi, 2.11.1999 tarihinde kabul edilen 4459 Sayılı “Askerlik Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun”la ortaya çıkan durumdur. Söz konusu Kanunun birinci maddesi ile 21.6.1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanununa geçici 37. madde eklenmiÅŸtir.
Geçici Madde 37’ye göre, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiÄŸi tarihte her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine baÅŸlamamış, 1 Ocak 1973 tarihinden önce doÄŸan ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa tabi yükümlüler, istekleri halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiÄŸi tarihten itibaren altı ay içinde askerlik ÅŸubelerine baÅŸvurmaları, 15000 Alman Markı veya ödeme tarihindeki karşılığı konvertibl yabancı ülke parasını ya da Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası parayı ödemeleri ve Genelkurmay BaÅŸkanlığınca belirlenecek birlik ve kurumlarda temel askerlik eÄŸitimlerini yapmaları ÅŸartıyla askerlik hizmetlerini yerine getirmiÅŸ sayılırlar.
Bu madde kapsamında bulunan ve 31 Aralık 1999 tarihinde kırk yaşını tamamlamış olanlardan istekliler, 20000 Alman Markı veya karşılığı birinci fıkrada belirtilen yabancı ülke ya da Türk Lirası parayı ödemeleri halinde temel askerlik eğitimine tabi tutulmazlar...
Bedelin ödenme usul ve esasları ile uygulamaya iliÅŸkin diÄŸer hususlar, Bakanlar Kurulu kararı ile düzenlenir”.
Görüldüğü üzere, bedelli askerlik uygulamasına imkan tanıyan bu madde ile 40 yaşından gün almamış olanlar, muvazzaf askerlik hizmetini 32 günlük temel eğitim görmek ve belirtilen bedeli ödemek şartıyla yerine getirmiş sayılmaktadır. 40 yaşından gün alanlara ise, temel eğitim şartı zorunlu olmamakta sadece ödenecek bedel artırılmaktadır. Her iki halde de muvazzaf askerlik ödevi, uzun süre askerlik yapmadan yerine getirilmiş sayılmaktadır.
2. İhtiyat (Yedek) Askerlik
Yedek (ihtiyat) askerlik devri, Askerlik Kanununun yedinci maddesine göre, muvazzaflık devresinin bitmesinden askerlik çağının sonuna kadar olan kısımdır. Muvazzaflık hizmetinin bitiminden 41 yaşına girilen senenin Ocak ayının birinci gününe kadar süren dönemde yükümlüler, eğitimlerinin yenilenmesi, yeni silahların öğretilmesi için kısa sürelerle askere çağrılabilecekleri gibi seferberlik ilanı gibi nedenlerle de tekrar silah altına alınabilirler[13]. Görüldüğü üzere, ihtiyat (yedek) askerlik halinde yükümlüler bilgilerinin yenilenmesi, yeni silahların öğretilmesi veya tatbikat amaçlı olarak silah altına alınmaktadırlar.
B. Askerlik Nedeniyle İşten Ayrılanların Hizmet Akitlerinin Durumu
İşçinin muvazzaf askerlik dışındaki silah altına alınmasının (askeri ödevle yükümlü kılınmasının) hizmet akdini nasıl etkileyeceÄŸi İş K.m. 27/I’de tartışmaya yer bırakmayacak tarzda düzenlenmiÅŸtir. Ancak muvazzaf askerlik ödevi nedeniyle silah altına alınan işçinin hizmet akdinin durumunu belirten bir hükme ne İş Kanunu’nda ne de Borçlar Kanunu’nda yer verilmiÅŸtir. Gerçi İş Kanununda kıdem tazminatını düzenleyen 14. maddede birinci fıkra, işçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesinin ÅŸartları arasında, “muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla fesih”ten söz etmektedir; ancak bu ifade muvazzaf askerlik ödevinin hizmet akdini ne ÅŸekilde etkileyeceÄŸini cevaplandırmaya yetecek nitelikte deÄŸildir[14]. Bu fıkrada, muvazzaf askerlik nedeni ile hizmet akdinin mutlaka feshedilmesi gerektiÄŸi anlaşılmamakta; muvazzaf askerlik nedeni ile fesih söz konusu olmuÅŸ ise kıdem tazminatına hak kazanacağı açıklığa kavuÅŸturulmaktadır. Bu nedenle, öncelikle askerlik ödevinin türünü tespit etmek; sonra da onun hizmet akdine etkisini deÄŸerlendirmek gerekir.
1. Muvazzaf Askerlik Nedeniyle İşten Ayrılanların Hizmet Akitlerinin Durumu
a. Askerlik Nedeniyle Akdin Feshedilmesi
İş Kanununda ve Borçlar Kanununda muvazzaf askerlik halinde hizmet akdinin durumunun ne olacağı açıkça düzenlenmiÅŸ deÄŸildir. Oysa Basın İş Kanununun[15] 4.1.1961 tarihinde deÄŸiÅŸtirilerek kabul edilen “askerlikte ve gebelikte ücreti düzenleyen” 16. maddesinde, ÅŸu an yürürlükte bulunan 1971 tarihli İş Kanununda açıkça düzenlenmemiÅŸ olan muvazzaf askerlik durumunda işçinin hizmet akdinin durumu ve ücreti hususu ayrıntılı olarak ele alınmış ve işçiyi koruyucu tarzda bir hükme baÄŸlanmıştır. Buna göre, “Talim veya manevra dolayısıyla, silah altına alınan gazeteci bu müddet zarfında ücret hakkını muhafaza eder. Ancak, yedek subay olarak veya sair suretlerle askeri hizmet karşılığı aylık alan gazetecinin almakta bulunduÄŸu bu aylık kendi iÅŸinden aldığı ücretten az ise, iÅŸveren, gazeteciye yalnız aradaki farkı ödemekle mükelleftir... Kısmı veya umumi seferberlik dolayısıyla silah altına alınan gazeteci hakkında üç ay için bu maddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanır... İlk muvazzaf askerlik hizmeti için silah altına alınan gazeteciye normal askerlik müddetince son aldığı ücret yarı nispetinde ödenir”. Gazetecilerin hizmet akitlerinin durumuna da aynı maddede deÄŸinilmiÅŸtir. Söz konusu düzenleme ile, akdin belirli süreli olup olmadığına bakılmaksızın, gazetecinin genel olarak ihtiyat askerlik halinde silah altında bulunduÄŸu sürece iÅŸ akdinin, iÅŸveren tarafından feshedilemeyeceÄŸi; ÅŸayet gazeteci seferberlik veya muvazzaf askerlik dolayısıyla silah altına alınmışsa, bu takdirde de, durumu bunlardan hangisine giriyorsa, iÅŸ akdinin ancak o fıkrada gösterilmiÅŸ bulunan süre geçtikten sonra feshedilebileceÄŸi belirtilmiÅŸtir. Åžayet akit belirli süreli ise ve bu süre gazetecinin silah altında bulunduÄŸu sırada kendiliÄŸinden bitiyorsa iÅŸveren mukavelenin bu suretle sona ermesinden itibaren gazeteciye ücret ödemekle yükümlü tutulamaz. Görüldüğü üzere, Basın-İş Kanununda muvazzaf askerlik dahil olmak üzere, çeÅŸitli silah altına alınma hallerinin gazetecilerin hizmet akitlerine ne ÅŸekilde etki edeceÄŸi ve ücretlerinin ne olacağı hususu ayrıntılı olarak düzenlenmiÅŸtir.
İş Kanunu ve Borçlar Kanununda muvazzaf askerlik halinde hizmet akdinin durumu ve işçinin ücreti konusunda açık bir düzenlemenin olmaması doktrinde farklı görüşlerin ileri sürülmesine neden olmuştur.
Bir görüşe göre, muvazzaf askerlik ödevinin Türk hukukunda genel olarak düzenlenmediÄŸi kabul edilmelidir. Çünkü İş Kanunu bu konuda bir hüküm koymuÅŸ deÄŸildir. BK.m.328’deki hüküm ise, daha çok kısa süreli askerliÄŸe iliÅŸkindir. Bu durum karşısında, muvazzaf askerliÄŸe genel hükümleri uygulamak en doÄŸrusudur. Genel hükümlere göre, işçinin muvazzaf askerliÄŸine kusursuz imkansızlık hükümleri uygulanamaz. Çünkü muvazzaf askerlik önceden görülemeyen ve borcun yerine getirilmesini kaçınılmaz kılan bir olgu deÄŸildir. Bu durumda, hizmet akdinin muvazzaf askerlik süresince askıda kalacağı; giderek bu sözleÅŸmeden o süre için iÅŸi ifa ve ücret ödeme borçlarının doÄŸmayacağı; akdin ise, ancak sürenin dolması ve usulüne uygun feshi ihbarla sona ereceÄŸi söylenebilir. Fakat bu durumda işçinin haklı nedenle hizmet akdini feshedebileceÄŸi de kabul edilmelidir[16].
BaÅŸka bir görüşe göre, “muvazzaf askerlik vazifesini ifa için askere çaÄŸrılan işçinin artık iÅŸyeri ile alakası kalmaz ve işçi yahut iÅŸveren akdi derhal feshedebilir”; “Mecburi askerlikte akit derhal fesholunur”; “Muvazzaf askerlik halinde akit mücbir sebep dolayısıyla madde 16/III’e (1475 sayılı İş K.m. 17/III’e) göre ... feshedilebilir”[17].
BaÅŸka bir görüş ortaya koyan İş Dairesinin 17.12.1958 tarih ve 191/4545 mütalaasına göre ise, “Mecburi askerlik hizmetini ifa etmek üzere iÅŸyerini terkeden işçilerin ayrıldıkları gün iÅŸ akdi münfesih sayılır”[18]. Yine, akit derhal ve kendiliÄŸinden veya fesih suretiyle sona erer[19].
Diğer bir görüşe göre ise, muvazzaf askerliğin kesin veya geçici bir imkansızlık doğurmasına göre farklı sonuçlar ortaya çıkar. Eğer kesin bir imkansızlık oluşturuyorsa, hizmet akdi kendiliğinden sona erer. Örneğin, bir yıl süresi kalan bir akitte iki yıllık muvazzaf askerlik akdi kendiliğinden sona erdirir. Eğer geçici bir imkansızlık söz konusu ise, akdin feshi için haklı sebep teşkil eder. Sekiz yıllık bir süresi kalan veya süresiz bir akitte iki yıl süreli muvazzaf askerlik akdin feshi için haklı sebep teşkil eder[20].
Bir başka görüş ise, konuyu, İş Kanununa tabi hizmet akitleri ile Borçlar Kanununa tabi hizmet akitleri ayırımı yaparak ele almaktadır. İş Kanununun kapsamına giren hizmet akitlerinde, işçinin askerlik için vazifeye çağrılması ile iş akdi kendiliğinden infisah eder, mukavelenin bu sebepten dolayı infisahında ne işçi ne de işveren bir tazminat talep edemez. Kanun, bu kuralı açıkça koymamış ise de hüküm çıkarma yoluyla (istidlalen) bu sonuca ulaşmak mümkündür ve gereklidir. Zira hem işvereni hem de işçiyi 18 ay gibi uzun bir süre akitle bağlı tutmak adil bir yöntem değildir. Kişilerin bu süre içerisinde düşünceleri, zevkleri değişir ve taraflar akdin kendiliğinden son bulmasını isterler. Fakat bu görüş sahibi, hizmet akdinin belirli süreli olması ihtimali için, değişik bir görüş ileri sürmekte, bu akitlerin muvazzaf askerliğin bitiminden önce veya sonra, kararlaştırılmış olan sürenin geçmesi ile kendiliğinden son bulacağını belirtmekte, ancak işçiye silah altında bulunduğu sürece ücret ödenmeyeceğini söylemektedir. Borçlar Kanununa tabi hizmet akitlerinin ise, işveren tarafından hemen feshedebileceği belirtilmekte; feshedilmediği takdirde, akdin geçerli olacağı, yalnız işçinin ücret isteyemeyeceğine işaret edilmektedir[21].
Bir başka görüşe göre ise, hizmet akdi ile çalışmakta iken muvazzaf askerlik ödevinin yerine getirilmesi gerektiğinde, esas itibariyle iş ilişkisi devam etmez, işçi veya işveren belirsiz süreli hizmet akdini feshederler. Kısa dönem askerlik için öngörülen ve kamu sektöründe çalışan işçiler için söz konusu izinli sayılma durumu dışında, sözleşmeler ile kısa veya uzun süreli muvazzaf askerlik esnasında işçinin izinli sayılacağı yahut akdin askıda kalacağı kabul edilebilir[22].
Nihayet bir baÅŸka görüş ise, işçinin muvazzaf askerlik sebebiyle iÅŸ görme edimini ifa edememesini, borca aykırılık (ve bunun özel bir çeÅŸidi olan kusurlu imkansızlık)[23] ÅŸeklinde nitelemekte, bunun sonucu olarak da iÅŸverenin hizmet akdini haklı nedenle İş K.m.17/III veya BK.m.344/I uyarınca feshedemeyeceÄŸini belirtmektedir. Çünkü, çalıştırmak istediÄŸi kiÅŸiyi, askerlik durumunu araÅŸtırmadan iÅŸe alan iÅŸverenin sonradan onun silah altına alınmasını bir haklı sebep sayarak hizmet akdini feshetmesine cevaz verilemez. İşveren bu durumu haklı sebep sayarak hizmet akdini feshedemeyeceÄŸine göre de, muvazzaf askerlik halinde hizmet akdi sona ermeyecek, iÅŸverenin ücret ödeme borcu ile işçinin iÅŸ görme borcu –sürekli imkansızlık teÅŸkil eden askerlikte tazminata çevrilmiÅŸ olarak- ayakta kalacaktır. Ne var ki, işçi iÅŸ görmediÄŸinden, “ücret iÅŸin karşılığıdır” ilkesi gereÄŸince ücretini isteyemeyecek, diÄŸer taraftan, hizmet akdinin kurulması sırasındaki kusuru dolayısıyla, iÅŸverenin işçiden tazminat istemesi de söz konusu olmayacaktır. Böylece, muvazzaf askerliÄŸin hizmet akdine etkisi, askerlik devam ettiÄŸi sürece, bir askı durumu yaratmak olacaktır. Dolayısıyla da, muvazzaf askerlik hizmet akdini sona erdirmediÄŸi gibi, akdin derhal feshine imkan veren bir fesih sebebi de deÄŸildir[24].
Bu görüşlerden bazılarında muvazzaf askerlik ödevi nedeni ile işten ayrılma sonucu işin görülmemesi kusursuz imkansızlık[25] nedeniyle işin ifasının mümkün olmaması olarak görülmekte; ancak, kusursuz imkansızlığa bağlanan hukuki sonucun ne olduğu konusunda görüş ayrılığına düşülmektedir. Bu durumda (yani kusursuz imkansızlık halinde) hizmet akdinin kendiliğinden sona ereceğini ileri sürenler olduğu gibi, bunun işverene akdi derhal feshetme yetkisini veren bir haklı neden olduğunu da söyleyenler vardır.
Bu konuda görüş belirtmeden önce, “askerlik ve kanundan doÄŸan çalışma”yı düzenleyen maddenin hangi gerekçe ile konulduÄŸunu belirtmek gerekir.
3008 sayılı ilk İş Kanununun 24. maddesinin TBMM’nde görüşülmesi sırasında, “Mecburi askerlik hizmetinden baÅŸka manevra veya herhangi bir sebeple silah altına alınan işçinin, iÅŸverenle münakit iÅŸ mukavelesi, iÅŸinden ayrıldığı günden itibaren kırk beÅŸ gün sonra münfesih sayılabilir” ÅŸeklindeki hükmünün tartışmalarında, “kabul edilen bir kanun gereÄŸi ihtiyat zabitlerinin iki ay süreyle hizmete gidecekleri; bu nedenle de kırk beÅŸ günlük sürenin ihtiyat zabitlerinin hizmet akitlerinin feshine neden olacağı; dolayısıyla da bu sürenin uzatılarak altmış gün yapılması gerektiÄŸine iÅŸaret edilmiÅŸ” ve süre altmış güne çıkarılmıştır[26].
Maddenin ilk kaleme alınış ÅŸeklinden, muvazzaf askerlik hizmeti veya ihtiyat askerlik ödevi nedeniyle iÅŸinden ayrılan işçinin hizmet akdinin altmış gün sonra münfesih sayılabileceÄŸi anlaşılmaktadır. Ancak daha sonra yapılan bir tadille, maddedeki ifade, “muvazzaf askerlik hizmeti dışında” biçiminde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸ ve son fıkra olarak da “herhangi bir askeri ve kanuni mükellefiyet dolayısıyle iÅŸinden ayrılan işçilerden, bu mükellefiyetin sona ermesinden itibaren iki ay içinde müracaat edenler tercihan iÅŸe alınırlar” hükmü eklenmiÅŸtir. Tadil sonrasında, maddeden anlaşılan muvazzaf askerlik ödevi dışındaki ihtiyat askerlik halinde, hizmet akdinin altmış gün sonra münfesih sayılabileceÄŸidir.
1475 sayılı İş Kanunu açısından ise durum 3008 sayılı Kanunun tadilden sonraki durumuna benzemektedir[27]. İş K.m. 27/I’deki düzenleme ile, öncelikle muvazzaf askerlik ödevi fıkra kapsamı dışında bırakılmıştır. İş Kanununun “ücret”i düzenleyen üçüncü bölümünde 27. maddede “askerlik ve kanundan doÄŸan çalışma” düzenlenmektedir.
İş K. m. 27/I’e göre “muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra veya her hangi bir sebeple silah altına alınan veyahut her hangi bir kanundan doÄŸan çalışma ödevi yüzünden iÅŸinden ayrılan işçinin hizmet akdi iÅŸinden ayrıldığı günden baÅŸlayarak iki ay sonra feshedilmiÅŸ sayılır.
İşçinin bu haktan faydalanabilmesi için o işte en az bir yıl çalışmış olması şarttır. Bir yıldan çok çalışmaya karşılık her fazla yıl için, ayrıca iki gün eklenir. Şu kadar ki bu sürenin tamamı doksan günü geçemez.
Hizmet akdinin feshedilmiÅŸ sayılabilmesi için beklenilmesi gereken süre içinde işçinin ücreti iÅŸlemez. Ancak özel kanunların bu husustaki hükümleri saklıdır. Bu süre içinde hizmet akdinin kanundan doÄŸan baÅŸka bir sebebe dayanılarak iÅŸveren veya işçi tarafından feshedildiÄŸi öteki tarafa bildirilmiÅŸ olsa bile, fesih için kanunun gösterdiÄŸi önel bu sürenin bitiminden sonra iÅŸlemeye baÅŸlar. Ancak hizmet akdi esasen belirli bir süreyi içine alıyor da bu süre yukarda yazılı önel içinde kendiliÄŸinden bitiyorsa bu madde hükümleri uygulanmaz”.
Görüldüğü üzere söz konusu maddede muvazzaf askerlik dışındaki silah altına alınma durumlarında hizmet akdinin durumu düzenlenmiştir. Bu nedenle öncelikle, askerlik ödevi nedeniyle işinden ayrılan işçi için şu ayırım yapılmalıdır: İşçi muvazzaf askerlik ödevi nedeniyle mi yoksa muvazzaf askerlik ödevi dışında kalan herhangi bir sebeple (örneğin manevra, talim gibi nedenlerle) mi silah altına alınmaktadır.
Eğer silah altına alınma, muvazzaf askerlik ödevi dışındaki bir nedenden kaynaklanıyorsa yani ihtiyat askerlik söz konusu ise, hizmet akdi, işçinin işinden ayrıldığı günden başlayarak iki ay süre ile askıda kalır. İki ay sonra da akit feshedilmiş sayılır.
Şayet silah altına alınma muvazzaf askerlik ödevi nedeniyle olmuşsa, bu takdirde, işçinin hizmet akdinin durumunun ne olacağı açıkça maddede düzenlenmiş değildir. Ancak fıkranın kaleme alınış tarzından anlaşıldığı kadarıyla, kısa süreli olan ihtiyat askerlik halinde iki aylık askıda kalma süresi öngörüldüğüne göre, uzun süreli muvazzaf askerlik ödevi halinde akdin derhal sona ereceği yani askıda kalmayacağı hemen akla gelmektedir[28]. Bu sonuca, fıkradaki ifadenin karşıt kavramından (mefhumu muhalifinden) hareket edilerek ulaşılabilir. Fıkradaki ifade ile, muvazzaf askerlik dışındaki silah altına alınma halinde (kısa süreli askerlikte, ihtiyat askerlikte) akdin iki ay askıda kaldıktan sonra feshedilmiş sayıldığı kabul edildiğine göre, muvazzaf askerlik ödevi durumunda (muvazzaf askerlik, kural olarak uzun sürelidir) iki aylık süreye gerek kalmadan, akdin genel hükümlere göre hemen sona ereceği düşünülmektedir. 27. maddedeki ifadeden, biraz zorlama ile muvazzaf askerlik halinde, hizmet akdi iki ay değil de askerlik süresi boyunca askıda kalacaktır, şeklinde bir çıkarım da mümkündür. Ancak bu çıkarım maddenin düzenleniş amacına ters düşer. Zira, son fıkradaki çalıştırma zorunluluğunu düzenleyen hüküm sadece iki aylık askı süresinden sonra feshedilmiş sayılan askerliklere hitap eder ki[29], kanun koyucunun bunu esas aldığını düşünmek oldukça zordur. Bu açıdan kısa süreli askerlikte işçiyi koruma amaçlı iki aylık askı süresi öngörülmüşse, uzun süreli askerlikte askı süresinin hiç söz konusu olmayacağı düşünülür. Ancak buna rağmen taraflar akdin askıda kalmasını kararlaştırabilirler. Şayet, taraflar akdin askıda kalmasını istemezler ise hizmet akdini muvazzaf askerlik nedeniyle sona erdirebilirler.
Görüldüğü üzere, söz konusu maddede, işçinin iÅŸten kısa süreli askerlik nedeniyle zorunlu olarak ayrılması durumunda iki aylık askı süresinin kabul edilmesi, “işçinin korunması” ilkesi gereÄŸidir. Zorunlu olarak ihtiyat askerlik yapmakla yükümlü kılınmış yani kısa süre silah altına alınmış işçi, bu süre sonunda (ödev bittikten sonra), askere giderken ayrıldığı iÅŸinde iÅŸe devam edebilsin, tekrar hizmet akdi yapmak zorunda kalmasın düşüncesiyle akit iki ay ve nihayet doksan gün süre ile askıya alınmakta, bu süre sonunda eÄŸer ödev tamamlanmamışsa akit iÅŸveren tarafından feshedilmiÅŸ sayılmaktadır. Demek ki, iki aylık askı süresinin kabulü genelde işçiyi koruma ilkesine dayanmakta, bu sürenin uzaması halinde, işçinin korunması akdin askıda kabul edilmesi ile deÄŸil iÅŸverene yeniden hizmet akdi yapma zorunluluÄŸu yüklenerek saÄŸlanmaktadır. Böylece, iki aylık askı süresinin uzamamasıyla iÅŸverenin zor durumda kalması da önlenmiÅŸ olmaktadır. İşveren bu sayede, iÅŸten askerlik ödevi nedeniyle ayrılan işçinin göreceÄŸi iÅŸi, baÅŸka bir işçiye onunla hizmet akdi yaparak gördürebilecektir. EÄŸer önceki işçinin iki ay sonunda akdi feshedilmemiÅŸ dolayısıyla akit askıda kalmış olsa idi, ödevin sona ermesini müteakip ödevden dönen işçi de iÅŸ görmek isteyecek, kendisine iÅŸ verilmediÄŸi takdirde de BK.m.325 gereÄŸi iÅŸverenin temerrüdüne iliÅŸkin hükümler uygulama imkanı bulacaktı.
Bilindiği üzere, İş Kanununda açık bir düzenlemenin olmadığı durumlarda Borçlar Kanununa başvurulur. Uygulamada ve doktrinde tartışmasız olarak kabul edildiğine göre İş Kanununun kapsamı dışında kalan hizmet ilişkilerine genel hükümler taşıyan Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır. Bunun yanısıra İş Kanununun uygulama alanına giren fakat bu Kanunda özel bir düzenleme bulunmayan hallerde de söz konusu boşlukların Borçlar Kanunu hükümleriyle doldurulacağı kabul edilmektedir[30]. Böyle olunca İş Kanununda açıkça düzenlenmeyen bu hususu yani muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle işten ayrılan işçilerin hizmet akdinin durumunu, Borçlar Kanunundaki hükümlerle doldurmanın mümkün olup olmadığını ele almak gerekir.
Borçlar Kanunu 344. maddenin birinci fıkrasında, haklı nedenle fesih kurumu düzenlenmiÅŸ[31], ikinci fıkrasında da, askerliÄŸe iliÅŸkin olarak, “Fakat işçinin kendi kusuru olmaksızın düçar olduÄŸu nispeten kısa bir hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez.” hükmü getirilmiÅŸtir. Fıkrada, “kısa müddetli bir askeri mükellefiyet”ten söz edildiÄŸine göre kural olarak uzun bir süreyi kapsayan muvazzaf askerlik hizmeti bu kapsamda ele alınmamalı; ancak kısa süren muvazzaf askerlik hizmeti söz konusu ise, bu takdirde hizmet akdi haklı nedenle feshedilebilmelidir[32]. Ancak burada tartışma çıkarabilecek olan husus ne kadarlık zaman diliminin “kısa” olarak kabul edileceÄŸidir. Kanaatimce, burada İş Kanunu 27. maddedeki hizmet akdinin askıda kalacağı süre olarak kabul edilen iki aylık ve nihayet doksan günlük süre esas alınmalıdır. Buna göre de, iki aylık veya daha kısa bir süre için askerlik yapılması kısa süre; iki aydan (nihayet doksan günden) uzun bir süre için askerlik yapılması ise uzun süre olarak kabul edilmelidir. BK.m.344’deki hüküm, kural olarak, muvazzaf askerlik ödevi dışında manevra, talim, staj veya herhangi bir nedenle kısa süreli silah altına alınmalarla ilgilidir. Bu nedenle de kısa süreli askerlik durumları, akdin feshinde haklı bir neden olarak görülmez. BK.m.344/II’deki hüküm, argumentum a contrario (karşı kavramdan anlam çıkarma) yoluyla ele alınırsa, muvazzaf askerlik gibi kural olarak uzun süreli askerlik ödevinin söz konusu olduÄŸu zamanlarda, bu, hizmet akdinin derhal sona erdirilmesi yetkisini veren bir haklı neden olarak deÄŸerlendirilebilir[33]. Dolayısıyla uzun süreli muvazzaf askerlik halinde taraflardan biri isterse akdi derhal feshedebilir. Taraflar eÄŸer akdi feshetmezlerse akit geçerli olur fakat askıya alınmış kabul edilir[34]. Ancak kanundaki “kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa etmesi” ifadesi karşısında, söz konusu askerlik yükümlülüğü muvazzaf askerlik bile olsa, eÄŸer kısa süreli ise, hizmet akdi haklı nedenle sona erdirilemez.
İş Kanununda ihtiyat askerlik nedeniyle silah altına alınmalarla ilgili olarak getirilen hüküm İş Kanunu kapsamına giren akitlere uygulama olanağı bulur. Borçlar Kanununa tabi olan akitlere ise BK.m.344/II uygulanır. BK.m.344/II ile İş K.m.27 arasında genel ve özel hüküm ilişkisi vardır ve muvazzaf askerliğin hizmet akdine etkisi bakımından her iki kanunda da açık bir düzenleme bulunmamaktadır.
Şu halde, muvazzaf askerlik ödevi nedeniyle işten ayrılma halinde hizmet akdinin genel hükümlere göre sona ereceği kabul edilmeli ve kanaatimce burada şu ayırım yapılmalıdır. Muvazzaf askerlik süresi, maddede öngörülen iki aylık (ve nihayet 90 günlük) süreden uzun ise hizmet akdinin hemen sona erdiği kabul edilmeli; bu sürelerden daha kısa ise bu fıkra kapsamında değerlendirilerek akit askıda kabul edilmelidir.
Türk Hukukunda muvazzaf askerlik halinde işçi ve memurların çalışmalarının ne ÅŸekilde etkileneceÄŸine yönelik olarak 25.7.1974 tarih ve 2833 sayılı “Yedek Subay Adaylarının Kısa Süreli Askerlik Hizmetine Tabi Tutulmasına İliÅŸkin Kanun”un 5. maddesi ile getirilen düzenleme sonucu, Devlet, Belediye ve Özel İdare ve Kamu İktisadi TeÅŸebbüslerinde çalışan işçi (memur ve hatta sözleÅŸmeli yahut yevmiyeli personelin) yedek subay olarak kısa süreli askerliÄŸe alınmaları halinde, “temel askerlik eÄŸitimi süresince (yani dört ay) ücretsiz (maaÅŸsız yahut yevmiyesiz) izinli sayılacaklarını belirtilmiÅŸtir[35]. Görüldüğü üzere, Kanunla, kısa süreli yedek subaylığın hizmet akdi (hatta memuriyet) üzerindeki etkisini düzenlemiÅŸtir. Yargıtay da buna uygun tarzda kararlar vermiÅŸtir[36]. 1076 Sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu’nun[37] Geçici 6. Maddesi’ne[38] göre, “Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacı olan meslek ve vasıfları haiz yükümlüler ... 31 Aralık 1980 (dahil) tarihine kadar yurt içi veya yurt dışı yükseköğrenim kurumlarından mezun olanlar er olarak askere sevk edilir ve dört aylık temel askerlik eÄŸitimini müteakip terhis edilirler...Yükümlülerden, genel ve katma bütçeli idarelerle, belediye ve özel idarelerde veya kamu iktisadi teÅŸebbüsleri, teÅŸekkülleri ve müesseselerinde maaÅŸlı veya sözleÅŸmeli veya yevmiyeli veya ücretli olarak görevli bulunanlar ile bu görevlerde aday olarak bulananlar, temel askerlik eÄŸitimi süresince maaÅŸsız veya ücretsiz veya yevmiyesiz izinli sayılırlar”.
b. Akdin Feshinde Åžekil
Hizmet akdinin, muvazzaf askerlik nedeni ile feshedilmesi halinde, şüphesiz ki fesih iradesinin İş K.m.7 çerçevesinde yani yazılı olarak ve imza karşılığında karşı tarafa bildirilmesi zorunluluğu yoktur ve işin özelliği yönünden esas olan da, muvazzaf askerlik görevini yapmak üzere işçinin işinden ayrılmış olması durumunda hizmet akdinin bozulmuş olmasıdır. Tarafların fesih yoluna başvurmamaları durumunda, muvazzaf askerlik halinin devamı süresince, hizmet akdi askıda kalmış sayılır. Hizmet akdinin feshedildiği durumlarda, işçinin askerlik ödevinin bitiminden sonra tekrar işyerinde çalışmaya başlaması durumunda yeni bir hizmet akdi kurulmuş olur[39].
c. Akdin Feshi Halinde Kıdem Tazminatı
aa. Genel Olarak
Muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla hizmet akdinin gerek işçi gerekse işveren tarafından feshedilmesi halinde, diğer şartlar da gerçekleşmişse, işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Önemli olan muvazzaf askerlik ödevinin yerine getirilmesi amacıyla fesih olduğuna göre, ister kısa dönem askerlik[40] isterse bedelli askerlik olsun işçi kıdem tazminatına hak kazanması gerekir. Kanun, sadece muvazzaf askerlikten söz ettiğine göre, ihtiyat askerlik sebebiyle akdin feshi halinde kıdem tazminatı ödenmesi talep edilemez[41].
Zira İş K.m.14/I, “hizmet akitlerinin ... muvazzaf askerlik hizmeti dolayısıyla ... feshedilmesi”nden bahsetmektedir. Fıkrada akdin feshedilmesinden söz edildiÄŸine göre, öncelikle bu bir infisah durumu deÄŸil, bir fesih sebebidir. Maddenin kaleme alınış ÅŸekli burada fesih hakkının kime verildiÄŸini açıkça ortaya koymamaktadır ancak bunu tarafların yani işçinin ve iÅŸverenin ileri sürebileceÄŸi[42], diÄŸer ÅŸartlar da gerçekleÅŸmiÅŸse (örneÄŸin işçi bir hizmet yılını da doldurmuÅŸsa), kıdem tazminatı hakkını kazanacağı söylenebilir. Görüldüğü üzere, muvazzaf askerlik durumunda akit kendiliÄŸinden sona ermemekte ancak akdin feshinden dolayı kıdem tazminatı alabilmek için haklı bir neden ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu durumda hizmet akdinin işçi tarafından m.13’e göre feshedildiÄŸi ya da iÅŸverenin hizmet akdini feshetmesinin haklı bir nedene dayandığı gerekçeleriyle, kıdem tazminatı vermenin gerekmediÄŸi ileri sürülemez[43]. Buna raÄŸmen tarafların akdi devam ettirme yönündeki iradeleri söz konusu ise bunun gereÄŸi olarak akdin askıda kalmasından söz edilir. BaÅŸka bir anlatımla, işçinin “muvazzaf askerlik” ödevini yapmak üzere silah altına alınmasına raÄŸmen, örneÄŸin, iÅŸverenin çok hoÅŸnut olduÄŸu işçisini elinden kaçırmamak istemesi gibi durumlarda hizmet akdinin bozulmaması mümkündür. Akit feshedilmemiÅŸse kıdem tazminatı da gerekmez. FeshedilmiÅŸ ve kıdem tazminatını da almışsa, aynı iÅŸyerinde tekrar çalışmaya baÅŸlaması halinde ortada yeni bir akit vardır ve bu akdin feshi halinde kıdem açısından sadece yeni akdin süresi esas alınır[44].
Belirtmek gerekir ki, muvazzaf askerlik akdin feshinde işçi için bir haklı neden oluşturmaz. İşçi bu nedenle akdi feshedecekse fesih bildirimi yoluna başvurmak zorundadır. Burada önemli olan, işçinin akdi bu amaçla bozmuş olmasıdır[45]. İşçi akdi bu yolla eğer askerlik çağrısını izleyen bir dönemde feshetmişse, kanunun aradığı amaç gerçekleşmiş kabul edilir. Bunun dışındaki durumlarda ise akdin bu amaçla feshedilip feshedilmediği her olayda ayrıca araştırılmalıdır. Şu halde, muvazzaf askerlik nedeniyle işten ayrılan işçinin işi bıraktığı tarihle, askere alınması arasında makul bir süre olmalı ve işçi askere gitmek için işinden ayrılmış bulunmalıdır[46]. Nedensellik bağının bulunmadığı veya makul kabul edilebilecek sürenin aşıldığı hallerde ise, örneğin 14 ay gibi uzun bir süre geçmişse, işçinin akdi muvazzaf askerlik nedeniyle feshettiği kabul edilmemelidir. Yargıtay uygulaması da bu yöndedir[47]. Makul sürenin tespitinde, çevrenin örf ve âdetleri de dikkate alınmalıdır. Ancak muvazzaf askerlik hizmeti nedeniyle hizmet akdini feshedip işinden ayrılan işçinin bazı zorunluluklar yüzünden askere geç gitmesi, kıdem tazminatının ödenmesine engel olmaz[48].
İşçilerin muvazzaf askerlik nedeniyle silah altına alınmaları halinde, askere giderken kıdem tazminatını aldığına da almadığına da uygulamada rastlanmaktadır. Kıdem tazminatı almadan gitmeleri halinde, akit de feshedilmiÅŸse, döndükleri zaman, İş K.m.27/son gereÄŸi iÅŸe baÅŸladıklarında, askere gitmeden önceki kıdem süreleri dikkate alınır. Çünkü İş K.m.14/III’e göre, işçilerin kıdemleri hizmet akdinin devam etmiÅŸ veya fasılalarla yeniden akdedilmiÅŸ olmasına bakılmaksızın aynı iÅŸverenin bir veya deÄŸiÅŸik iÅŸyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. Ancak bu durumda işçinin muvazzaf askerlikte geçen süreleri kıdem tazminatı hesabında dikkate alınmaz. Yargıtay’ın kararları genellikle bu doÄŸrultudadır[49].
Şayet işçi askere gitmeden önce kıdem tazminatını almamış ve askerden geldikten sonra aynı işyerinde çalışmaya devam etmemiş ise, işçiye askerlikten önceki dönem için verilecek kıdem tazminatı çalıştığı dönemdeki ücreti üzerinden hesaplanarak ödenir[50].
bb. Askerlik Borçlanmasının Kıdem Tazminatında Dikkate Alınıp Alınmaması
BilindiÄŸi gibi, askerlik hizmetini yapmakta olan yükümlüler SSK anlamında sigortalı sayılmazlar (SSK.m.3/1, E). Ancak kanun, bu kiÅŸilerin silah altında geçen hizmet sürelerini borçlanabilmelerine imkan tanımıştır. SSK.m.60/F’ye göre, “Bu Kanuna göre sigortalı olarak tescil edilmiÅŸ bulunanların, er olarak silah altında veya Yedek Subay Okulunda geçen sürelerinin tamamı, kendilerinin veya hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları halinde ve bu kanunun 78 inci maddesi ile belirlenen prime esas kazancın alt sınırının talep tarihindeki tutarı üzerinden hesaplanacak malullük, yaÅŸlılık ve ölüm sigortaları primlerini 2 yıl içinde ödemeleri ÅŸartı ile borçlandırır. 2 yıl içerisinde ödenmeyen borçlanma süreleri hizmetten sayılmaz.
Borçlandırılan sürenin karşılığı olan gün sayısı sigortalının prim ödeme süresine katılır. Bu Kanuna göre tespit edilen sigortalılığın başlangıç tarihinden önceki süreler için borçlandırılma halinde, sigortalılığın başlangıç tarihi, borçlandırılan gün sayısı kadar geriye götürülür.
Askerlik borçlanmalarında, aylık baÄŸlanmaya hak kazanılması durumunda kendilerine, borcun ödendiÄŸi tarihi takip eden aybaşından itibaren aylık baÄŸlanır”.
Bu anlamda askerlik borçlanması, askerlik yükümlülüğü dolayısıyle sigortalılık süresinden önce veya sigortalılık süresi içinde geçen günlerin primini ödemek suretiyle sigorta haklarından yararlanmak için getirilmiÅŸ bir düzenlemedir[51]. Görüldüğü üzere, SSK’nda uzun vadeli sigorta kollarından ödemelere hak kazanmada gerek sigortalılık süresi ve gerekse prim ödeme gün sayısının esas alınması nedeniyle, işçilerin maÄŸdur olmalarını önlemek amacıyla askerlik borçlanması adı verilen bir hak tanınmıştır. Fakat SSK’nca tanınan bu hakkın amacını aÅŸacak ÅŸekilde muvazzaf askerlikte geçirilen sürenin kıdem tazminatı süresine eklenmesi uygulaması doktrinde eleÅŸtirilmektedir[52]. BilindiÄŸi gibi, bu süre içinde iÅŸveren işçiyi çalıştırmamış, işçi de iÅŸveren için bir deÄŸer üretmemiÅŸtir. Dolayısıyla muvazzaf askerlik süresini borçlanması halinde, bu süre içinde işçinin iÅŸveren tarafından çalıştırılmış gibi sorumlu tutularak kıdem tazminatı hesabında bu sürenin de dikkate alınması uygulaması isabetli deÄŸildir. Çünkü işçilere SSK’nca tanınmış olan askerlik borçlanması ile kıdem tazminatını birbirinden farklı uygulamalardır.
Durum bu ÅŸekilde olmasına raÄŸmen, Yargıtay, kanun gereÄŸi kıdemden sayılmaması gereken muvazzaf askerlik dolayısıyla sosyal güvenlik kurumuna borçlanılan süreyi de belirli ÅŸartlar altında kıdemden saymaktadır[53]. Bunun için de öncelikle hizmet akdinin, işçi tarafından[54], malullük, toptan ödeme veya yaÅŸlılık aylığı almak amacıyla sona erdirilmiÅŸ olmasını ve sonra da iÅŸyerinin İş K.m.14/VIII’de belirtilen kamu kuruluÅŸları kapsamına girmesini aramaktadır[55]. Bunların dışındaki bir nedenle fesih durumunda ise, askerlik borçlanması süresini kıdem tazminatının hesabında dikkate almamaktadır. ÖrneÄŸin, işçi, hizmet akdini emekli aylığı almak için feshetse bile, çalıştığı ÅŸirket İş K.m.14/VII’de belirtilen kamu kuruluÅŸları kapsamına girmiyorsa yani işçi özel kesimde çalışıyorsa, borçlanılan muvazzaf askerlik süresi kıdem tazminatı hesabında dikkate almamaktadır[56]. Burada Yargıtay, gerçekte kıdeme katılmaması gereken bir süre konusunda bir de kamu ve özel kesim işçileri ayırımı yapmaktadır[57]. Ancak eski tarihli kararlarında ayırım yapmadığı anlaşılmaktadır[58].
Ancak Yargıtay, toplu iÅŸ sözleÅŸmelerinde askerlik süresinin kıdem süresine katılacağı öngörüldüğü durumlarda ise, bununla İş K.m.51’de olduÄŸu gibi kısa süreli askerlik ödevinin hedef tutulduÄŸu veya 506 sayılı kanunun 60. maddesi uyarınca er olarak silah altında geçen sürenin sigortaya borçlanılmış süreyi amaçladığı yolunda kabul edilmesini; borçlanılmamış askerlik döneminin kıdem süresinde dikkate alınamayacağını bildirmektedir[59].
Muvazzaf askerlik ödevi hizmet akdinin baÅŸlamasından önceki bir dönemde yerine getirilmiÅŸse, bu takdirde de, muvazzaf askerlik döneminin borçlanılması halinde, bu sürenin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınıp alınmayacağı konusunda ise Yargıtay’ın deÄŸiÅŸik kararları vardır[60]. Ancak hizmet akdinden önce yerine getirilen ve askerlik borçlanması yapılan sürenin de kıdem tazminatında dikkate alınacağı yönündeki kararı, yerleÅŸik görüş haline gelmiÅŸtir[61]. Ayrıca, Yargıtay, saÄŸlığında askerlik süresini borçlanmış olsa dahi, işçinin ölümü halinde mirasçılarının borçlanılan süre için fark kıdem tazminatı talep edemeyecekleri sonucuna varmıştır[62].
Muvazzaf askerliÄŸin bir kamu yükümlülüğü olması ve kaçınılamaması nedeniyle işçilerin uzun süreli sigorta kollarından yardımlara hak kazanmalarında hak kaybına uÄŸramalarını önlemek amacıyla, bu gibi durumlarda askerlik borçlanması söz konusu olmakta ama bu Yargıtay tarafından kıdem tazminatı hesabında da göz önünde bulundurulmaktadır. Gerçekte ise, muvazzaf askerlik süresine ait borçlanmanın İş K.m.14’deki kıdem süresi ile hiçbir ilgisi yoktur ve kıdem tazminatının hesabında dikkate alınmaması gerekir[63]. BilindiÄŸi gibi, muvazzaf askerlik ödevinin yerine getirilmesi halinde, esas itibariyle iÅŸ iliÅŸkisi devam etmez, işçi veya iÅŸveren belirsiz süreli hizmet akdini feshederler. Kısa dönem askerlik için öngörülen ve kamu sektöründe çalışan işçiler için söz konusu izinli sayılma durumu[64] gibi, hizmet akdi veya toplu iÅŸ sözleÅŸmesi ile kısa veya uzun süreli muvazzaf askerlik esnasında işçinin izinli sayılacağı yahut akdin askıda kalacağı kabul edilebilir. Yargıtay ise sanki muvazzaf askerlik dolayısıyla işçinin iÅŸinden ayrılmasında hizmet akdi devam ediyor gibi bir görüş getirmektedir ki, İş Kanununda böyle bir düzenleme mevcut deÄŸildir. İş K.m.27/son fıkrada akdi feshedilen işçinin tekrar iÅŸe alınma zorunluluÄŸu öngörülmüştür. Akitte muvazzaf askerlik süresinde işçinin izinli olacağı yahut akdin askıda kalacağı kabul edilmiÅŸse, İş K.m.14/II’ye göre hizmet akdi devam ettiÄŸinden bu süre kıdemden sayılır. Yargıtay, hizmet akdi sona erse dahi, işçinin sosyal güvenlik açısından borçlanması halinde muvazzaf askerlik süresinin kıdemden sayılacağını kabul etmektedir ki, böyle bir görüş hiçbir ÅŸekilde kabul edilemez. İş K.m.14’e aykırı olan bu yöndeki sözleÅŸme hükümlerine de geçerlilik tanınamaz[65].
----------------

Kötü Kanunlar,Büyük Suçlar Doğurur.