-
Yazan: 06 - 03 - 2008 : 10.03 - rita
Elma sindirimi kolay, düşük kalorili bir meyvedir.Yüksek tansiyon, adele ağrıları, böbrek taşlarına , gastrit ve ülsere de iyi gelir.Yemeklerden sonra yenen elma, çiğnenirken dişlerin arasını çok iyi bir şekilde temizler.
Bağırsak sorunu çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici bir besindir.
Elma her derde deva değilmi ? ha haa siz öyle sanın
Bir kere Elma yiyen kişinin cin gibi olması gerek saf olanlara göre bir meyve değil.
Çok çok eski bir tarihte Makedonyanın dağ köylerinden birinde yaşayan Bir kadın Çocuk sahibi olamadığı için eşi ve ailesi tarafından ezilip,hor görülmekteydi.Evde ne kadar ağır iş varsa kül kedisi misali ona yaptırılır,yine de kimseyi memnun edemezdi. çünkü o defoluydu Eşine ve ailesine soylarının sürebilmesi için bir evlat verememişti.Her türlü eziyeti ve aşağılamayı hak ediyordu.Tek hayali bir yolunu bulup bu evden ve bu insanlardan kurtulmaktı.Belki çekip gitse kimse umursamazdı ama annesi ve babası olmadığı için gidecek bir yeri de yoktu. sadece umut ediyordu işte...
Birgün Köy sakinlerinden saygın bir ailenin gelini rahatsızlanarak hayatını kaybetti.Geride en küçüğü iki yaşında olan beş çocuk bıraktı.
Birinin Kaybı diğerinin kazancıdır derler.Bunda da öyle oldu.Kadersiz gelinimiz Bu küçük çocukların babasıyla hayatını birleştirerek o kötü günleri geride bıraktı.Belki hiç çocuğu olmadı ama, hiç değilse hayatının geri kalanında saygı ve değer gördü.
Hikayenin kahramanları dedem ve babaannemdir.
Şimdi Elma ile ne alaka diyeceksiniz var işte olmaz olur mu ?
Babaannem anlatırdı.
Deden hiç bakmazdı bana.Bir türlü kendimi fark ettiremezdim.Ben dedeni elma ile kandırdım.Evimizin önünden geçerdi her sabah ve ben ona her sabah bir elma yuvarlardım derdi.
Babaannem dedemi kandırmış.Hem de bir elma ile.
Havva ile Adem mit'inde olduğu gibi.
Demekki İnsanlığın ilk tarihinden beri Havvalar Ademleri Bir elma ile kandırmaya devam etti.
Haaa birde aklıma gelen pamuk prenses masalı var ki bilmeyen yoktur sanırım kötü kalpli kraliçenin prensesi
bir elma ile kandırıp zehirlediği.
Eh şimdi hal böyleyken yok canım Elma meyvelerin sultanıdır ondan bir zarar gelmez diyebiliyorsanız söyleyecek lafım yok. Siz bilirsiniz.
Sahi yeri gelmişken.
Bir elma versem yermisiniz.
-
Yazan: 03 - 03 - 2008 : 03.25 - rita
BENİM HALA UMUDUM VAR...
Avuçlarım terliyor nicedir.İçimde bir heyecan,
Kalbimde çarpıntı.Dudaklarımda kuruma
Bir şeyler oluyor bende
Gebeyim...
Hissediyorum. İçimde o benim
İçimde bir yelerde, pırpır ediyor.
Bazen güçleniyor pırpırlaması
Kuvvetleniyor ,çoşuyor
O çoşuyor... Ben coşuyorum.
Büyüyor, güçleniyorum
Sımsıkı sarılıyorum hayata
Hani derler ya,
Kurşun olsa işlemez bana
Ta ki biri çomak sokana kadar...
Yapmayın...
Ben gebeyim,
Yapmayın, diyorum size, yapmayın
Dokunmayın ona.
Ağlıyorum...
Ben ağlıyorum,o güçten düşüyor
Takati kesiliyor...suskunlaşıyor...
Yalvarırım yap-ma-yın öldüreceksiniz!...
Gebeyim ben,
Elimin tersiyle siliyorum göz yaşlarımı
Korkma!...
Buradayım.
Yine bakarım,beslerim, büyütürüm seni
Biliyorum ölmedin
Arasıra da olsa tek bir pır söylüyor bunu bana
Her şey geçecek düzeleceksin
Ne mutluyduk biz ikimiz,
Yine türküler söyleyeceğim sana
Çünkü ben gebeyim..
Ama insan evladı değil içimdeki,
Ben güzel günlere,iyiliğe,mutluluğa gebeyim
Biliyorum ,
Bunu içimdeki umudum söyledi bana.
-
Yazan: 01 - 03 - 2008 : 06.35 - rita
Sesler gittikçe uzaklaşıyor.Sonu görünmeyen bir patikadayım.Yolum uzun görünüyor ağır ağır ilerliyorum.Başımı gökyüzüne kaldırıyorum annem,babam kardeşlerim…
Zayıf bünyeli bir çocuktum.Çocukluğumu hatırladığımda her zaman hasta oluşum gelir aklıma Bir türlü sabahı olmayan uzun geceler yanımda annem… anneciğim….
Bir eli alnımda sürekli kontrol ediyor. Gece uzun ,ben ateşler içinde, annem yorgun,annem bitkin…. Masallar anlatıyor bana .Dinlemezdim ben yaşardım bu masalları adeta kabarık etekler içinde bir prenses olurdum mesela , bedenimdeki virüs büyürdü, büyürdü, kocaman bir dev olurdu kaçırmak isterdi beni uzaklara.Annem bırakmazdı sıkı sıkı tutardı ellerimi.Hep korurdu, kollardı, severdi beni anneciğim.Ne güzel masallar anlatırdı bana.
Kimin sözüydü hatırlayamadım Eğer tanrı cenneti vaad etmeseydi insanlara, hiç kimse ona secde eder miydi acaba? Karşılıksız ,beklentisiz sevmek var ya, böyle bir şeye şahit olmadım ben bu dünyada Belki bir tek annem vardı hiç bir beklentisi olmadan veren .Çok emeği geçti bana…Hiç ödeyemedim ki…
Gözüm eşime ve çocuklarıma takılıyor sonra Allahın bana armağanları onlar.Onlarla sarıldım hayata.Üzüntülerine ağladım,sevinçlerine güldüm.insan olmanın her türlü durumunu yaşattılar bana
Gökyüzündeki bu büyük aile fotoğrafı silinmeye başladı .Flulaştı.Yüzlerdeki gülümsemeler belli belirsiz bir hal aldı, yavaşça kayboldu.Ardından bir yıldız yağmuru…
Işıl ışıl. Yavaş yavaş yürümeye devam ediyorum bu sağanak yıldız yağmuru altında.Kar taneleri gibi düştükleri yerde tutunamıyor, ışıltıları sönüyor, söndüğü yere bir başka yıldız düşüyor sonra ….
Yıldız düşüyor yürüdüğüm patikaya ,etime,saçlarıma,
Dokunuyorum çıplak tenime,üşümüyorum,sıcak ta değil böyle şeyler hissetmiyorum burada,Endişelerim.yok,korkularım yok,Çıplaklığımdan utanmıyorum da .Şimdi bu duygular ne kadar da saçma geliyor bana.İçimde derin bir huzur duygusu yürüyorum sadece
Ellerim çıplak tenimde dümdüzüm .Kadın değilim artık,ama erkekte değilim.Cinsiyetimi soyunmuşum bu yolda…Bilmem neden?Artık şaşırtmıyor beni hiçbir şey patikanın her iki yanında bulunan , filizlenen,açan bir anda solan rengarenk ışıltılı çiçekler bile .
Yılbaşı ağaçlarının süslendiği renkli minik ışıklar gibi ışıl ışıl yanıp sönüyor ve sürekli aynı şey tekrarlanıyor
Hızlı hızlı .Filizleniyor, büyüyor, açıyor ve ölüyor.Acaba her şey o kadar hızlı mı yaşamda.?
Yürüyüşüm hızlanıyor yokluyorum kendimi öncem yok hatırlayamıyorum hiçbir şeyi kimim,nerden geldim.Arkaya bakıyorum ,az önce yürüdüğüm yollar yok ,açıp solan çiçekler yok ,öncem yok,sonram umurumda değil .Yürüyorum hızlıca
Attığım her adımda ayaklarım yerden kesiliyor yükseliyorum .Ben mi yükseliyorum yoksa Yukarı doğru çekiliyor muyum bilmiyorum…
Kollarım açık iki yanımda, başım dik ,gözlerim kapalı
Yükseliyorum...Yükseliyorum…Yükseliyorum…
Allahım sana geliyorum…
-
Yazan: 27 - 02 - 2008 : 15.32 - rita
GERÇEK BIR MEKTUPTUR !.. TEMEL FIKRASI DEGIL...
DAYAMISLAR MATEMATUGU AYUPTURR!!!
Trabzonlu Temel Aga'nin sevgili torunu Eda'ya verilen ödevle basi derttedir... Eskisehir'e göç eden arkadasi Niyazi'ye basina gelenleri yazar:
" Niyazicugum. Hani benim küçük torun var ya. Geçen aksam, geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da aglay. Zaten dertlerini hep baga açar.
Dedi ki;
-"Habunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadum. Yarin ögretmen beni dövecek."
Dedum ki; "Aglama usagum, bunun içun ögretmen adam dövmez. Simdi oni çözeruk." Ne mümkün Niyazi kardasum:
Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmislar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiy. Otobos iki yerde onbeser dakka istirahat vermis. Tiren da bi yerde durmis, 20 dakka su almis. Otobos saatte 60 kilometro gidiymis. Tiren 5 saat sonra gidecegi yere varmis. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmis. Ograstum yapamadum. Usak aglay. Derken bub asi geldi. O da çözemedi. Diyrum oga ki, " damat, senun tanidugun tahsilli bi otobos sofori var ise oga soralim, belki o bilebilur. Yahutta sabah olsun ben usagi soforler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yaris etmis bi sofor vardur da bize nasihat verur."
Ha, biz bi yandan da usaga tireni tarif ediyruk. Tiren görmemis ki... Ne anasi görmis, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum'dan Sivas'a gittiydum. Neysa kardasum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye? Usak daha incir agacindan duti ayiramay; mezgiti gosteriyrum, hamsi diy; efendum, yumurtanun fabrikada yapilduguni sanay. Biz gelduk araba yaristiriyruk.
Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eger varacagi saat onemliysa, edersun yazihaneye bi telefon, derler saga otobosun inecegi zamani.. Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edersun? Usacuklarda sarki yok, türki yok, oyun yok;
dayamis matamatigi. Ayuptur... "
-
Yazan: 25 - 02 - 2008 : 01.59 - rita
Anneme bakıyorumda geçen zaman ne kadar değiştiriyor insanları .Bahsettiğim saçlarına düşen aklar, yüzündeki çizgiler değil.Gençliğinde çok duygusal kadındı benim annem .O da değişti geçen zamanla beraber.Kardeşime bakıyorum öyle değil, ben de öyle sayılmam Bu günkü koşullara göre öyle mi olmak gerekiyor , yoksa biz mi annemize benzemedik orasını bilemem.
Çocuktum annem her bahanede ağlardı.özellikle yeşil çam filimlerinde.Kızla oğlan kavuşamaz ağlar,çocukların annesi ölür ağlar,insanlar fakirdir ağlar.Anlayacağınız ağlar da ağlar.
İşte bu yıllarda amcamın oğlu askere gidiyor .Ailede ilk erkek torun.Çok kalabalığız ,aile geniş. Düşkünüz birbirimize hep birlikte terminale gidiyoruz.O dönemde de terör başımızda bela.Ağızları bıçak açmıyor.Terminale geldik aman Allahım o ne kalabalık mahşer yeri gibi öbek öbek toplanmış insanlar davul zurna eşliğinde halay çekiyorlar ,en büyük asker bizim asker nidaları arasında otobüsün biri gidiyor, biri geliyor.Çok hareketli bir ortam Arkadaşları tarafından havaya atıp tutulan, omuzlarda taşınan askercikler daha birliklerine teslim olmadan sakatlanma tehlikesiyle karşı karşıyalar .Omuzlara alınan hooop otobüse ardından dikkatler kayıyor başka bir guruba.Ortamın hareketliliği yavaş yavaş bizi de sarmaya başladı.
Otobüsün kalkma zamanı geldiğinde askerimiz tek tek hepimize sarıldı.Vedalaştık.Bu arada adettendir el öptünce askerin eline üçbeş kuruş sıkıştırılır.Annemin gözleri nemli, elini öptü sarıldı.annem çabukça eline bir şeyler sıkıştırdı Askerimiz mahçup “aman yenge yapma “dedi
Annem “olurmu hiç öyle şey gider gitmez mektup yazmayı unutma” dedi.Kimseden geri kalırmıyız.bizimde askerimizin arkadaşları omuzlarına aldılar ve otobüse bindirdiler.Otobüs hareket etti .Arada gizliden tek tük burnunu çeken aile kadınları otobüsün hareket etmesiyle kendilerini bırakarak büsbütün ağlamaya başladılar.Annemin liderliğinde tabi.
Ailenin erkeleri tatlı sert onları teskin etmeye çalışıyor.”Ne ağlıyorsunuz yahu koskoca adam oldu.Kutsal bir görev için gidiyor.Sevinmeniz gerek.Hepimiz de askerlik yaptık sıra onda sağ salim gelir inşallah”
Tam o sırada annemden bir şaşkınlık nidası "Hayda!..."
Koştuk .”hayırdır anne?”
“Allah Allah para cebimde duruyor ne verdim ki ben ona ?”
Ağlayanlar da gülmeye başladı
“Ne verdin?”
“Eee bilmiyorum valla cebime koymuştum parayı ordan aldım bakmadan verdim.”Bir anda hüzün dağıldı herkes anneme takılmaya başladı
Özellikle amcam
“Ah bree gelin sen kurnaz çiktin”.
“Yok abi vallahi olurmu öyle şey”
“Ayde bre bojver uzulme bir daha gelince verırsin ne verdınse aynisinden “ gülüyoruz
Zavallı ağabeyim paralarının arasından bir de market faturası çıktığında ne düşünmüştü acaba.?
-
Yazan: 20 - 02 - 2008 : 07.59 - rita
Erzurum'da, çay içilirken þeker çaya karýþtýrýlmýyor, kýtlama yapýlýyor. Bunun çýkýþý ise çok ilginç...
Eskiden Ýran'da çaya tatlandýrýcý olarak hurma ve üzüm katýlýyordu. Ýngilizler Ýran'a þeker satmaya kalktýklarýnda bunu baþaramadýlar. Sonra Ýranlý Mollalarla irtibat kurdular. Ýngilizler Mollalarýn vereceði fetva karþýlýðýnda kazancýn % 10'nu teklif ettiler.
Nitekim bir Cuma Namazý'nda (Ýran'da Cuma Namazlarý o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalýk olarak kýlýnýyor) Cuma Hutbesi'nde Mollalar þu vaazý verdi:
"Siz Allah'ýn nimeti olan hurma ve üzümü nasýl olur da çaya katarsýnýz!
Bundan böyle çaya þeker katacaksýnýz!"
Bu vaazdan sonra Ýranlýlar çaya þeker katmaya baþladýlar.
Ýþler yoluna girince Ýngilizler Mollalara verdiði % 10 payý satýþlarýn iyi gitmediði gerekçesiyle vermemeye baþladý. Bunun üzerine Mollalar
ikinci bir fetva verdi Cuma Hutbesi'nde:
"Gâvur icadý þekeri çaya katmak caiz deðildir!..."
Bu fetva üzerine Ýranlýlar evlerindeki þekerleri sokaklara döktü...
Ýngiliz firmalarý bunun üzerine baktýlar olacaðý yok, Mollalarla yeniden masaya oturdu. Fakat Mollalar bu sefer % 20 pay istedi. Ýngilizler çaresiz kabul etti.
Mollalar Cuma Hutbesi'nde bu sefer þöyle fetva verdi:
"Biz size çaya þeker katmayýn dedik ama sokaklara dökün de demedik, þekeri sokaða dökmeyeceksiniz, þekeri çaya batýracak ve böylece gâvur icadý þekere boy abdesti aldýracak ve öyle içeceksiniz!!
-
Yazan: 07 - 02 - 2008 : 20.00 - rita
Sanat İçin Soyunmak
--------------------------------------------------------------------------------
Türban tartışmalarının yoğun oldu şu günlerde bizde kendimizce düşünmeden edemedik .Türbana üniversitelerde izin çıktı ama bağlama şekli nasıl olacak sıkma baş denen tarzda mı bağlanacak yoksa özellikle genç kızların hiç hoşlanmayıp anneanne modeli dedikleri çene altı bağlanan baş örtüsü modelimi uygulanacak belki bazıları da Shakira tarzı yapıp baş örtüsünü kalçaya bağlamayı tercih edecek.Anlaşılan kimse sonuçtan mutlu olmayacak bu tartışmada böyle sürüp gidecek.
Bu güne kadar türbana bir alerjim yoktu ama o kadar bahsedildi ki hani öğğğkkk geldi derler yaaa, öyle işte sanki hafiften midem mi bulanıyor ne?Bildiğim bir şey var ki başkası ne isterse yapsın ben hiç birşey örtmekte,çıkarmakta istemiyorum.
Şu günlerde herkese inat örtünenlerden çok soyunanları merak eder oldum.Hani derler ya sanat için soyunmak!... varmı ki böyle birşey ...Estetik nerede biter, nerede başlar? Teşhircilik ve cinsel sapkınlıkların genellikle sanat ve bilim adı kullanarak ahlaki
gösterilmeye çalışıldığına dair iddialar var.
Sanat için soyunmak denilen nedir aslında?Soyunurken kültürümüze bir şeyler katılabilir mi?Şöhret İçin Soyunmak Bir sanatçı olarak; yapılması gereken zorunlu bir hareketmidir? Soyunmak sanat içinse ahlakidir tezi doğrumudur? insanlar sanat için mi yoksa para için mi soyunuyorlar?
Sanat için soyunmak olabilir tabi ama sadece sanat için olmaz sanat için soyunmanin karsiligi olan bedel hesap numarama yatırılmalı diyenler olduğu gibi Soyunmak için bahane arıyoruz.diyenler de olabilir.Bende merak ettim şirkette küçük bir anket yaptım kendimce .Sonuç çok enteresandı diyebilirim.
Herkese aynı soru soruldu.
Sanat için soyunurmusun?
Önce bir şaşkınlık, sonra aptal bir gülümseme.
-Yaa gevşemeyin işte ciddi soruyorum
... Genel olarak insanlar neden soyunacakları ile değil kiminle beraber sanat adına soyunacaklarıyla ilgilendiler.Ben kiloluyum benim sanatım biçimli değildir sanatına güvenen soyunsun diyenler olduğu gibi canı soyunmak isteyenlerin yedikleri halta buldukları kılıf olduğunu düşünenler, bana soyunmak olsun bahanesi önemli değil ,sanat için,protesto için,yardım amaçlı bile olur bir alo yeter diyenler,Şöhret olurmuyum bak iyi aklıma getirdin diyenler.ohoo soyunmak sanatsa afrikanin yarisindan cogu sanatci diyenler Soyunmak var soyunmak var soyunmak ta bi nevi sanattır.yapacak babayiğit usulune göre yapsın diyenler de oldu .Sadece bir arkadaşım olayı ciddiye alarak ben sanat için soyunmam çünkü ben sanat adamı değilim dedi.
Benim vardığım sonuç:Bu insanlarla bırak sanatı anket bile yapılmaz bir, iki dakika ciddi duramadılar.Ayrıca anket yapmak o kadar da kolay değilmiş oldu.madem bir sonuca varamadık bizde Konuyu bir fıkrayla kapatalım
Üç genç kız yüzmek için göl kıyısında arabadan indiler. Çevrede kimsecikler yoktu. Soyunmaya başladılar. İlk soyunan kız mayosunu giymeye gerek görmeden çırılçıplak göle doğru ilerledi. Suya dalacakken, bir bekçi arkasından seslendi:
- "Bayan, burada göle girmek yasak!" Kıpkırmızı olan genç kız, bir eliyle orasını,burasını kapatmaya çalışarak arabaya doğru giderken:
- "Soyunmadan önce söyleseydin ya!" diye bağırınca
Bekçi sırıtarak genç kıza şöyle der:
- "Soyunmak yasak değil ki..."
-
Yazan: 30 - 01 - 2008 : 10.45 - rita
Bu gün çok soğuk.Sabah işe gelirken düşündümde hayat ne kadar hızlı değişiyor.Hayata bakışımız,yaşam tarzımız,kullandığımız eşyalar her şey, her şey değişiyor.Hepsi yaşam kalitemizi yükseltmek daha rahat ve mutlu olmamız için.Annelerimize göre ne kadar da rahatız.Deyim yerindeyse karnımız tok sırtımız pek.Eskiden cislavet denen lastik ayakkabılar varmış.Bu günkü gibi karlı kış günlerinde elde örülmüş yün çorapların üstüne giyilirmiş.Şimdi öylemi ya ?her kıyafete göre ayrı bot, ayrı çizme evlerin her köşesi sıcacık,çeşmelerden sıcak su akıyor,elimizde televizyonumuzun uzaktan kumandası,kucağımızda laptopumuz,bir tıkla anında dünya karşımızda,nerdeeee şimdi anneannelerimizin kullandığı kor ütüler,
Her şey bu kadar kolay ,bu kadar rahatta neden mutlu olamıyoruz peki? nedir eksiğimiz.? içimizi dolduran bu koca kara boşluk neden?
Bizim yapmamız gereken her şeyi makinlar yapıyorsa artık neden hiç vaktimiz yok.küçük bebeğimizin anlatmaya çalıştığı bir şeyi önünde diz çökerek ellerini tutup taaa gözlerinin içine bakarak anlamaya çalışıyormuyuz .yoksa mızıl mızıl gelen sesini tamam ,olur ,sonra bakarız tarzından cümlelerle geçiştiriyormuyuz.Hiç çocukluğumuzu anlattık mı onlara çocukken yaşadığımız korkuları yada hatıraları paylaştıkmı?
Ufff çok üşüdüm.Kar da kararsız yağsam mı? yağmasam mı? Yağ gitsin işte beee.Mevsimler de bozuldu.Babam anlatırdı, o çocukkken kar yağarmış onlarda kürekle oyarak kardan odacıklar yapar içinde oynarlarmış.Koşmuş,oynamış düşmüş yaralanmış,her yara izinin bir hikayesi var.Benim hiç izim yok hiç düşmedim ki.ağaca tırmanmadım.kardan evim de olmadı.Sokakta oynadığım bile sayılıdır bir yada iki
Çocuklarıma bakıyorum onlarda benim gibi.Oynayacak yerleri yok enerjilerini koltuk tepelerinde zıplayarak atmaya çalışıyorlar.Aslında o da yasak. dur, sus ,oynama yoksa komşumuz rahatsız olabilir sonra .7yıldır buradayız ama onlarla da tesadüf gelirsek bir merhabamız var.insanlar uzaklaşıyor gittikçe birbirinden.O kadar işte bir kuru merhaba.
Babam anlatırdı eskiden televizyon yoktu radyo bile çok sonradan geldi derdi.herkes her akşam birinin evinde toplanır oyunlar oynanır şakalaşılır patates haşlanır,mısır patlatılır hatta binbir gece misali masallar anlatılırmış.herkes mutluymuş .özellikle çocuklar Birbirleriyle yarışmalarını gerektiren sınavlar yokmuş o zaman,Herkes birbirinin sorununu bilir yapılacak bir iş olduğunda imece usulü yardımlaşılırmış.Şimdi en büyük samimiyet bir kuru merhaba.
Aaaa yaşasın servis geldi.ooff bu günde çok iş var.Çek var para eksik,fen işleri aranacak,tamirdeki makina aranıp acele edilmesi için sıkıştırılacak,hesaplara bakılacak.
Yeni bir koşturmaca başlıyor yine .Servise biniyorum.
Hepinize günaydın arkadaşlar.
-
Yazan: 12 - 01 - 2008 : 18.48 - rita
ŞÜPHELİ MAİLLERİ AÇMAYIN
Gazetede Yahoo, Google, MSN Messenger gibi haberleşme programlarının şifrelerini kıran kötü niyetli kişilerin vatandaşları dolandırdığını. Şifresi kırılan internet kullanıcısının adresinde bulunan kişilere ulaşan hırsızların kontör talebinde bulunduğunu bazı hırsızların da kırdıkları MSN messengerde kayıtlı adreslerden borç para talep ettiğini ayrıca bazı sitelere yönlendirerek ya da dosyalar göndererek, kullanıcılara ait şifre bilgilerinin haksız kazanç elde edebilmek için ele geçirilmeye çalışıldığını. Bazı zararlı yazılımlarla bilgilerin ele geçirildiğini ''Bir başka yöntemle ise 'haberi gördün mü, girip okusana, senin için bak ne yazdım, ne hazırladım' tarzı ilgi çekici söylemler ile vatandaşları hazırlanan sahte web sayfalarına yönlendirip MSN şifreleri yazmaları sağlandığını . ve bilgileri hackerların eline geçmekte. Olduğunu Modern ve teknolojik hırsızların , MSN kullanıcılarını mağdur ettiğini okudum
Hıhhh daha yeni uyarıyorlar.Ben bunu öğreneli çok oluyor.
Her zamanki gibi MSN’im açık çalışıyordum.aysedemir adlı bir adresten davet aldım
Aaaa,ne hoş bu eşimin tayfasından biri.Aslında biraz şaşırdım ama yinede sevinçle kabul ettim.Kısa bir hoş beşten sonra zanettiğim kişi olmadığını anladım Bu Ankaralı bir Kız kardeşimiz idi benden 10 yaş ufaktı.Biraz havadan sudan bahsettik.daha sonra kendisinin sapkınlık içinde olduğunu öğrendim.Ablayız yaa,eee toplumsal sorumluluk ta var (bizde öyle sorumluluk bilinci var işte)Kendimce Nasihatler,nasihatler Söz verdi bana bir daha yapmayacak.Aslında iyi Kız yanlışa düşmüş bir kere düzelir inşallah Birde Tatlı dilli sürekli ablacım ablacım diyor.Neyse niyetim kendisine selamet dileyip engellemek Abla sana cam açayım dedi Tamam Kız aç hadi dedim.
Sonra?
Efendim sonrası şok tabi, ne zaman bu tarz mevzular geçse bu değerli kardeşimizi beddua ile anarım.
Ne yapalım hayatta bunlar da var bizde daha yeni yeni öğreniyoruz.Bundan sonra kendimce karar aldım kendi deyimimle asil kadın mantığı uyguluyorum
“BEN SEÇİLMEM SEÇERİM”
Tanımadığım daveti kabul etmem ,maili de almam.