Benim yedi yaşında bir oÄŸlum var. OÄŸlum ablalarının baskısı ile Fenerbahçeli olmuÅŸtu. Aslında gönlü hep Galatasaray’da idi. Bana bir ara fısıldadı. Daha ÅŸampiyon olmadan önce baba ben bu renkleri seviyorum, bana formasını alır mısın? Aldım. Ama çocuklar, ablaları, hatta kimi arkadaÅŸlarının babaları bile “dönek” diyerek rencide etmiÅŸler çocuÄŸumu.
Gelişim, değişim ve dönüşüm. Bu kelimelerin anlamı olmalı. Kimi detaylı düşünmeden konuşanlar ben değiştim diyene dönek diyor. Yapılan araştırmalara göre insan beyni, kendini yeniden programlamayı başarabilen kendi kendisini yenileme ve yeniden düzenleme kapasitesini haiz bir muazzam yaratıcı eseridir. İnsan beyni kendini yeniden yapılandırabiliyorsa eğer, bugün düşündüğümüzden farklı şekillerde düşünmemiz de mümkündür demektir. Bugünki dayanak yargılarımız, kanaatlerimiz değişebilir. Fiziki olarak geçerli olan bu dönüşüm kültürel olarak geçerli olması kaçınılmazdır esasında. Hatta fert fert bu durum mümkün ise toplum bazında da mümkün olması gereklidir. Toplumların düşünce sistematiği yüzyıllar boyunca aynı kalmaması belki bunun göstergesi olsa gerek.
Buradan hareketle, şanlı milletimizin de bir dönüşüm, değişim ve gelişim sürecini yaşadığını söyleyebiliriz pekala. Elbette her doğum gibi ağrılı, sancılı, zahmetli ve yorucudur. Fakat emeksiz de bir şey olmuyor. Bir süredir, karabulutlar dolaşıyor yurdumuzun üstünde. Bir gerginlik, bir sıkıntı, bir istikrarsızlık, bir kavga. Bu büyük milletin ilerlemesinden kaygı duyan her türlü odaklar her taraftan yoğun olarak saldırılarını sürdürüyorlar. Ama sonuçta hazan da, kış da, bir mevsim. Gelip geçmeye mahkûm. Bir geçici fetret dönemi bu. Çok gördü bu millet bu fetret dönemlerini ama hepsini de Allahın yardımıyla aşmayı bildi.
Güçlü, muktedir devlet geleneğinden gelen bir milletin evladı, sivil toplumu ve çoğulculuğu toplumsal dönüşümün dinamosu yapmaya çabalıyor. Siyasetçisi, hukukçusu velhasıl aydını ile içe kapalı mı yoksa dünyaya açık bir Türkiye mi gerektiğini tartışıyor. Batıya olan güvensizliğine rağmen batının demokratik ve insan kaynaklı değerlerini sindirmeye ve batıyla ilişkilerinin sıkletini belirlemeye çalışıyor. Statükocular ile değişimden yana olanlar sadece fikri çatışmayı değil, bir arada yaşamayı da öğreniyor. Üç askerî darbe atlatmış bir ülke demokrasiye olan inancını sınıyor. Türkiye, bunun farkında olsa da olmasa da, aslında dünya tarihinde pek çok ülkenin demokrasi yolunda yaptığı gibi bir dönemeçten geçerek, düşünce sistematiğini yeniden yapılandırıyor. Büyük Türk Milleti, bu mücadeleden başarıyla çıkacaktır. Bu karabulutlar dağılacak, aydınlık bahar ve yaz mevsimine kavuşacaktır. Her karanlık gecenin aydınlık bir sabahı vardır. Bu Milet demokrasiye layıktır ve layık olduğu biçimde hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik dönüşümünü tamamlayacaktır.
