-
634 SAYILI KAT MÜLKİYETİ KANUN'UNA GÖRE
İŞLETME PROJESİ
İşletme Projesi Kat Mülkiyeti Birliğinin Bütçesi’dir.
Kat Malikleri Kurulunca kabul edilmiş işletme projesi yoksa yönetici (veya Yönetim Kurulu) gecikmeksizin bir işletme projesi yapar. (KMK.. Md.37)
Bu projede özellikle aşağıdaki konular gösterilir.
Anagayrimenkulün bir yıllık yönetiminde tahmini olarak gelir ve gider tutarları :
Giderler genellikle şunlardır.
Yıllık yakıt gideri,
Yıllık kapıcı,kaloriferci,bekçi,bahçıvan giderleri ve bunların Sosyal Sigortalar Primlerinin yıllık tutarı.
Anagayrimenkulün ortak yerlerinin ve tesislerinin yıllık bakımı, korunma ve işletme giderleri.
Ana gayrimenkul sigortalı ise yıllık sigorta primi,
Kat malikleri kurulunca kararlaştırılmış işler için yıllık giderler.
Beklenmedik ve acil işler giderleri.
Tüm giderler her kat malikine KMK. Md.20 deki esaslara göre düşecek tahmini miktar.
Tahmini giderlerle diğer muhtemel giderleri karşılamak üzere her kat malikinin KMK. Md.20 deki esaslara göre vermesi gereken avans tutarı.
KMK. Md. 20 ye göre Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça,
Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak,
Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi giderleri ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payları oranında katılmakla yükümlüdür.
İşletme Projesi aşağıdaki örneğe göre hazırlanır.
İŞLETME PROJESİ
…………..İli,……………ilçesi………………mahallesi…………..sok aktak i……..kapı nolu ………….apartmana ait İşletme Projesidir.
A-GİDERLER
1- Yıllık yakıt gideri olarak………………YTL.nın harcanacağı tahmin ve tespit edilmiştir.
2- Kapıcı ve kaloriferci ücreti aylık ………YTL olup,yıllık kesin olarak ………YTL.dir.
3- Sosyal Sigortalar primi yıllık kesin olarak ………………..YTL.dir.
4- Anagayrimenkulün sigorta priminin yıllık kesin tatarı ………………YTL.dir.
5- Anagayrimenkulün ortak yerlerinin ve tesislerinin bakım, korunma, onarım ve işletme giderleri yıllık tahmini …………………..YTL.dir.
6- Kat Malikleri Kurulu kararı gereğince bahçenin ıslahı, tanzimi ve bakımı için görevlendirilecek bahçıvan için ödenecek aylık ……………YTL.dır. Sigorta primide dahil olmak üzere yıllık tahmini ………………YTL.dir.
7- Eskiyen posta kutuları, kapı zilleri merdiven otomatiklerinin yenilenmesi için harcanacak miktar tahmini …………….YTL.dir.
8- Yıllık PTT, Noter ve mahkeme masrafları tahmini ………….YTL.dir.
9- Beklenmedik ve acil işler için tahmini ……………..YTL.dir.
10- Böylece ana gayrimenkulün yıllık masrafı ………………….tahmini YTL.dir.
B-GELİRLER
1- Bağımsız bölüm maliklerinin arsa paylarına göre ödeyecekleri aylık yakıt ücretleri aşagıda gösterilmiştir.
Bu miktarlar, katılma paylarına göre kesindir. Ancak,yakıt harcamaları dikkate alınarak ayrıca ilaveler yapılabilecektir.
Bağımsız Ödeyeceği
Bölüm No. Nev’i Maliki Miktar YTL.
1 Dükkan ……………….. ……………
2 Konut ………………. ……………
2- Her kat maliki ; kapıcı ve kaloriferci olarak ayda ……………YTL.ödeyecektir.
Her dükkan maliki, kapıcı ve kaloriferci ücreti olarak ayda ………….YTL.ödeyecektir.
Her kat ve dükkan maliki bahçıvan ücreti olarak bir kereye mahsus olmak üzere……….YTL.ödeyecektir.
3- Anagayrimenkulün ortak yerlerinin bakımı, korunma ve onarım giderleriyle ve tüm sigorta primleri için her bağımsız bölüm malikinden arsa payları esas alınarak ayda aşağıda gösterilen miktarda avans alınacaktır.
Bağımsız Bölüm No. Nev’i Maliki Ödeyeceği Miktar YTL.
1 Dükkan ……………… ……………..
2 Konut ……………… ……………..
4-Eskiyen posta kutuları, kapı zilleri ve merdiven otomatiklerinin yenilenmesi için, konut maliklerinden eşit olarak ve bir defaya mahsus olmak üzere ……..YTL.alınacaktır. Kendilerini ilgilendirmediği için dükkan malikleri bu giderlere katılmayacaktır.
5- PTT, Noter ve mahkeme giderleri için, her kat malikinden bir kereye mahsus olmak üzere ………YTL.alınacaktır.
6- Beklenmedik ve acil işler için, arsa payları esas alınarak her kat maliklerinden ayda …….YTL.alınacaktır.
7- Böylece, yıllık gider miktarı …………..YTL.; yıllık gelir miktarı……………YTL.olacak ve gelirlerimiz, giderleri tamamen karşılayacaktır.
8- Artan gelir olursa, gelecek yıla gelir olarak devredilecektir.
9- Tahminlerimiz üstünde masraf yapılması gerektiğinde veya fiyatlarda beklenmedik artışlar olduğunda, Kat Malikleri Kurulu’nun vereceği karara göre ek taleplerde bulunulacaktır.
10- Yönetici her bağımsız bölüm malikinden, sonuç olarak, her ay ödemesi gereken miktarı avans olarak tahsil edecek ve karşılığında tahsilat makbuzu verecektir. Kesin hesap yıl sonunda yapılacaktır.
11-Bu İşletme Projesi ../…/2008 tarihinde yönetici (veya Yönetim Kurulu) tarafından düzenlenmiş olup, bütün kat maliklerine ayrı ayrı tebliğ edilecektir.
12- Bu İşletme Projesine itirazı olanların tebliğinden itibaren 7 gün içinde Kat Malikleri Kurulu’na başvurması gerekmektedir.
13- Bu İşletme Projesi itiraz olunmazsa 7 gün sonra itiraz olunmuşsa Kat Malikleri Kurulu’nun karar tarihinden itibaren kesinleşmiş olacaktır.
Bütün kat maliklerinin bilgilerine saygılarımla sunulur. ../../2008
Yönetici
Adı,Soyadı yazılıp imzalanır.
İşletme Projesi Yönetim Kurulu tarafından hazırlanmışsa Yönetici ibaresi yerine aşağıdaki ibareler yazılır.
Başkan Üye Üye
Ad,soyad,imza Ad soyad,imza Ad,Soyad,imza
GELİR-GİDER CETVELİ
………İli………..İlçesi………..Mahallesi,…………..sokakta ki……… .kapı nolu ………..apartmanına ait Gelir-Gider Cetveli’dir.
GELİRLER GİDERLER
…………………………..YTL ……………………….YTL
……………………………YTL ……………………….YTL
AKTİF PASİF
………………………..YTL ………………………..YTL.
………………………..YTL …………
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 16.23 - Admin
Türkiye Barolar Birliği, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ve TBMM ile birlikte yürüttüğümüz TİDAP(Türkiye İçtihat Dağıtım Projesi) kapsamında şirketimiz tarafından hazırlanmış olan ve 18 bölümden oluşan İçtihat ve Mevzuat Bankası programı ÜCRETSİZ olarak dağıtılacaktır. Yine Güncellemeleri için de herhangi bir ücret alınmayacaktır. Program tam sürüm olup önümüzdeki 1-2 ay içerisinde baronuza TBB tarafından gönderilecektir. Proje ayrıntısı ile ilgili bilgiyi
[www.barobirlik.org.tr]
adresinden ya da
www.meseyazilim.com adresinden de takip edebilirsiniz.
-
Hemşirelerde şiddete maruz kalıyor
ANKAAnkara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gülsüm Ançel, hemşirelerin şiddete uğrama açısından riskli gruplar arasında yer aldığını söyledi.
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gülsüm Ançel, hemşirelerin şiddete uğrama açısından riskli gruplar arasında yer aldığını söyledi. Yrd. Doç. Dr. Ançel, hemşirelerin şiddete uğrama oranının yüzde 87 olduğunu belirterek “Hemşirelerin diğer sağlık çalışanlarına göre şiddete uğrama oranı anlamlı derecede yüksek bulunmuş ve hemşirelerin sözel, fiziksel ya da cinsel şiddetten mutlaka biri ile karşılaştığı belirlenmiştir. En yüksek oranda görülen şiddet türü ise sözel şiddettir” diye konuştu.
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Psikiyatri Hemşireliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Gülsüm Ançel, ANKA’ya yaptığı açıklamada, hemşirelere yönelik şiddet konusunda yapılan çalışmaların daha çok psikolojik, cinsel ve fiziksel şiddetin görülmesiyle ilgili olduğunu belirtti. Ançel, şöyle konuştu:
"Hemşireler hem meslekleri hem de cinsiyetleri nedeniyle şiddeti diğer çalışanlara oranla daha sık yaşamaktadırlar” dedi. Uluslar arası Hemşireler Birliği’ne göre ise, hemşirelerin şiddete uğrama oranının yüzde 87 olduğunun altını çizen Yrd. Doç.Dr. Ançel, “Hemşirelerin sözel, fiziksel ya da cinsel şiddetten mutlaka biri ile karşılaştığı belirlenmiştir. En yüksek oranda görülen şiddet türü sözel şiddet olup bazı çalışmalarda görülme oranı yüzde 90’ a kadar ulaşmaktadır.”
TÜRKİYE’ DE HEMŞİRELERE UYGULANAN ŞİDDET YÜZDE 100’E YAKLAŞIYOR
Türkiye’de de çeşitli çalışmalarda hemşirelerin şiddete uğrama oranlarının yüzde 98’lere kadar vardığını bildiren Yrd. Doç. Dr. Ançel, “Fiziksel şiddete uğrama oranının ise yüzde 20’lere kadar çıktığı belirlenmiştir. Genel olarak Türkiye’de hekimlere ve diğer çalışanlara oranla hemşireler daha fazla şiddete uğramaktadır” dedi. Yrd. Doç. Dr. Ançel ayrıca, hemşirelerin en fazla hekimlerin yanı sıra, hasta ve hasta yakınları tarafından şiddete maruz kaldığını da bildirdi.
CİNSEL TACİZE DE MARUZ KALIYORLAR
Gülsüm Ançel, hemşirelerin cinsel tacize de maruz kaldığını ifade ederek “Hemşireler İngiltere’de yüzde 69, İrlanda’da yüzde 49, ABD’de ise yüzde 76 oranında cinsel tacize uğruyor” diye konuştu. Daha önceleri hemşirelerin en sık şiddete uğradığı yerlerin acil üniteleri, psikiyatri ve yoğun bakım üniteleri olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Ançel, “Şimdi ise ne yazık ki hemşireler her alanda, tüm ünitelerde şiddetle karşılaşmaktadırlar” dedi. Ançel, hemşirelere göre şiddetin nedenlerini ise şöyle sıraladı:
“Genel olarak toplumda şiddetin artışı, sağlık sistemindeki aksamalar nedeniyle hasta bakım ve tedavisinin gecikmesi, hasta ve yakınlarının bilgilendirilmemesi, hemşirelere yönelik şiddetin kabullenilmiş, kanıksanmış olması ve daha kolay şiddet uygulama davranışı olması, hemşirelerin iş yükünün fazla olması, kurumların, yasaların şiddete uğrayan hemşireyi savunucu, koruyucu politikalar geliştirmemesi, şiddet uygulayana yaptırımların olmaması.”
-
75'lik ninenin okuma azmi
A.A
Kastamonu'nun Daday ilçesinde açılan okuma yazma kursuna katılan 75 yaşındaki Zehra Özdemir, öğrenme azmiyle diğer kursiyerlere örnek oluyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün himayesinde yürütülen “Türkiye Okuyor” kampanyası çerçevesinde Daday Kaymakamlığınca çalışma başlatıldı. Çalışma kapsamında ilçede okuma yazma bilmeyen 314 kişi belirlendi.
Yaşları 35 ile 75 arasında değişen vatandaşlara okuma yazma öğretmek amacıyla Halk Eğitim Merkezince kurs açıldı. İlk kurs için okuma yazma bilmeyen 12 kadın eğitime alındı.
Haftada 3 gün olmak üzere toplam 90 saatlik dersle kursiyerlere okuma yazma öğretmeyi hedefleyen Halk Eğitim Merkezi yetkilileri, kursiyerlerin gösterdiği ilgiden dolayı memnun olduklarını kaydettiler.
Düzenlenen ilk kursa katılanlar arasında bulunan 75 yaşındaki Zehra Özdemir, ilerleyen yaşına rağmen okuma yazma öğrenme konusunda gösterdiği azimle diğer kursiyerlere örnek oluyor.
Okumanın yaşının olmadığını belirten Zehra Özdemir, “Bugüne kadar hep okuma ve yazmaya hasret bir şekilde yaşadım. Sürekli bir tarafım eksikti. Çok şükür şimdi okuma yazma öğreniyorum. Bu kurstan sonra bilgisayar kursuna da katılıp, bilgisayar kullanmayı öğrenmek istiyorum” dedi.
5 yaşındaki oğlu Yusuf ile okuma yazma kursuna katılan Atiye Gökmen ise çocukluğunda köylerinde okul olmadığını ve maddi imkansızlıklar nedeniyle okula gidemediğini ifade etti.
Evde bakacak kimsesi olmadığı için kursa 5 yaşındaki oğlu ile geldiğini söyleyen Gökmen, kurs sayesinde okuma yazmayı öğrenecek olmanın mutluluğunu yaşadığını dile getirdi.
Miralay Halit Bey İlköğretim Okulu sınıf öğretmenlerinden Nihat Haliloğlu tarafından verilen kursun sonunda, başarılı kursiyerlere sertifika verileceği kaydedildi.
Daday Halk Eğitim Merkezi Müdürü Serdar Bıyıklı, okuma yazma bilmeyenlerin kursa ciddi manada katılım gösterdiğini belirterek, ilçe merkezindeki kursun ardından, köylerde de okuma yazma kursu açacaklarını bildirdi.
Kursa katılan kadınların, yaşlarının üzerinde bir performans sergilediklerini aktaran Bıyıklı, en fazla özveriyi ise kursun en yaşlı üyesi 75 yaşındaki Zehra ninenin gösterdiğini kaydetti.
Bıyıklı, Zehra Özdemir'in adeta okuma yazma kampanyasının sembolü olduğunu sözlerine ekledi.
-
merhaba sayın üyeler
size yakın bir arkadaşımın sorunu ile alakalı bir soru sormak istiyorum.
Genç bir bayan 30 yaşında 2 sene önce boşanmış ve bu evlilikten 1 kız çocuğu bulunmaktadır.Sorum boşanma ile alakalı değil sorum zamanında bu bayanın eşi tesisatçılık yapmak için dükkan kiralıyor bundan 5 yıl önce ve tüm bu dükkan bağkur ve diğer herşeyi telefon bile eşinin üzerine gösteriyor.kendide eşini dükkanın sahibi gibi gösterdiği için yanında işçiymiş gibi gösteriyor.tabi daha sonra ne bağkur nede vergiler ödeniyor.eşi daha sonra bu borçların olduğunu öğreniyor ve şimdi tüm borç onun üstüne gözüküyor.tabi bu borç ödenmediği için hapis cezası var ancak borç çok fazla ve bayanın bunu ödemeye maddi anlamda gücü yok .anladığınız eşi bir nevi bayanı dolandırmış.
boşanalı 2 sene olduğu için eşinin bu yaptığı şeyleri ispatlayabili mi ve dava açabilir mi? ve şu an kendi yeri var ve gelirini göstermiyor. bu olayı ispat etmemiz için ne gibi yol izlememiz lazım ve bayanın durumu hiç iyi değil barodan yardım istemeyi düşünüyor bunun için gerekli evraklar nelerdir bilgilendiriseniz seviniriz
-
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/14834
K. 2005/408
T. 31.1.2005
• SİTE ADI ALTINDA OLUŞAN BİRLİKLER ( Yönetim Planı Olarak Nitelendirilen Belge Bağımsız Bölüm Malikleri Arasında Düzenlenmiş Bir Sözleşme Niteliğinde Olduğu - Doğan Uyuşmazlıkların Genel Hükümlere Göre Çözümleneceği )
• YÖNETİM PLANI OLARAK NİTELENDİRİLEN BELGE ( Bağımsız Bölüm Malikleri Arasında Düzenlenmiş Bir Sözleşme Niteliğinde Olduğu - Doğan Uyuşmazlıkların Genel Hükümlere Göre Çözümleneceği )
• GÖREV ( "Site" Namı Altında Birden Fazla Parsel Malikinin Bir Araya Gelerek Oluşturdukları Birlikler - Doğan Uyuşmazlıkların Genel Hükümlere Göre Çözümleneceği )
1086/m.8
ÖZET : Kat Mülkiyeti Kanununa göre, kat mülkiyeti veya kat irtifakı ancak tek parsel üzerindeki yapı veya yapılarda tesis edilebilir.
Birden fazla parsel malikinin bir araya gelerek müşterek kat mülkiyeti veya kar irtifakı kurmaları yasal yönden olanaksızdır.
"Site" namı altında birden fazla parsel malikinin bir araya gelerek oluşturdukları birliklerde Yönetim Planı olarak nitelendirilen belge bağımsız bölüm malikleri arasında düzenlenmiş bir sözleşme niteliğinde olup, bundan doğan uyuşmazlıklar genel hükümlere göre çözümlenir.
DAVA : Dava dilekçesinde 1.128.881.059 lira alacak için takibe vaki itirazın iptali, inkar tazminatının masraşarla birlikte davalı taraftan tahsili istenilmiştir.
Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Davada; site yönetimi olduğunu bildiren davacı tarafından, aynı sitede bağımsız bölüm maliki olan davalıdan, sitenin tamamını ilgilendiren işletme giderlerinden oluşan ortak gider alacağı olarak 1.128.881.059 liranın tahsili için başlatılan ilamsız takibe vaki haksız itirazın iptali istenilmiştir.
Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya içinde bulunan tapu kaydı ve yönetim planından anlaşıldığına göre site iki parselden oluşmaktadır.
Kat Mülkiyeti Kanununa göre; kat mülkiyeti veya kat irtifakı ancak bir parsel üzerindeki yapı veya yapılarda tesis edilebilir. Birden çok parsel malikinin bir araya gelerek müşterek kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurmalarına yasal olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle Kat Mülkiyeti kanunu hükümleri bu gibi müşterek yönetimlerde uygulanmaz.
Bu şekilde site namı altında birden fazla parsel malikinin bir araya gelerek kurdukları birliklerde yönetim planı tabir edilen belge bağımsız bölüm malikleri arasında bir sözleşme niteliğinde olup, bundan doğacak ihtilaşar genel hükümlere göre çözümlenir. Mahkemenin görevi de müddeabihin miktarına göre saptanır.
O halde mahkemece yukarıdaki esaslar dikkate alınarak davaya genel hükümler dairesinde müddeabihe göre Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesi gerekirken esas hakkında hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve şimdilik diğer yönlerin incelenmesine mahal bulunmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.01.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
-
3.12.2001 tarih ve 4722 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNUNUN YÜRÜRLÜĞÜ VE UYGULAMA ŞEKLİ HAKKINDA KANUN'un 10. maddesi Medeni kanunun mal rejimi açısından yürürülük ve uygulama süresini açıklamaktadır;
MADDE 10. - Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tabi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten (*) başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimini (**) seçmiş sayılırlar.
Türk Medeni Kanununun yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan boşanma veya iptal davaları sonuçlanıncaya kadar eşler arasında tabi oldukları mal rejimi devam eder. Dava boşanma veya iptal kararıyla sonuçlanırsa, bu mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümler uygulanır. Davanın redle sonuçlanması halinde eşler, kararın kesinleşmesini izleyen bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, Kanunun yürürlük tarihinden geçerli olmak üzere yasal mal rejimini seçmiş sayılırlar.
Şu kadar ki eşler, yukarıdaki fıkralarda öngörülen bir yıllık süre içinde mal rejimi sözleşmesiyle yasal mal rejiminin evlenme tarihinden geçerli olacağını kabul edebilirler.
Yukarıdaki hükümler uyarınca mal birliği veya mal ortaklığı rejiminin yasal mal rejimine dönüşmesi halinde, Türk Kanunu Medenisinin ilgili mal rejiminin sona ermesine ilişkin hükümleri uygulanır.
(*) 1.1.2002
(**) Yeni yasaya göre yasal mal rejimi; Edinilmiş mallara katılma rejimdir.
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.58 - Admin
‘Şeytan ayrıntıda gizlidir’ özlü sözüne sadakat açısından iyi bir örneğim ben.
Keza, "paranoyak olmanız takip edilmediğiniz anlamına gelmez”i de severim.
Ama bazen dostlar kızıyor bu özelliğime…
Bir türlü “bütünü” göremediğimi, detaylara saplanıp kalmakla mâlûl olduğumu söylüyorlar.
Bir tür zihinsel miyopluk sanırım.
“Çaresi var mı” diye birkaç psikiyatrist dosta da danıştım zamanında.
Vamık Volkan hocanın sağlam talebelerinden biri, “çok okuyanlar da olur, aklına hep kötü fikirler üşüşüyor mu” diye sormuştu.
Tedavi umuduyla onaylayınca da, “bizi aşar, Allah kurtarsın” diye acımıştı bana…
Ne yapayım, ben de derdime devâ aramayı bıraktım. Kusurumu kabul edip, “üşüşmelerimle” yaşıyorum.
Ama “teferruat kâbusları” da benle beraber.
Küçük ölçekli, bir tür “Beatiful Mind” yani!
* * *
Amerikan seçim yarışının Demokrat Cephesi’nde Obama’nın ağırlık kazandığına kanıt olarak, efsanevi ailenin efsanevi senatörlerinden Edward Kennedy’nin tercihi bir-iki ay önce belli olmuştu.
Washington’da inanılmaz saygınlığa ve güce sahip Kennedy’nin Obama’ya yatması, bir çok kişi için “belirleyici” sayıldığından, “Obama’nın başkan adaylığı tamam” diyen tanıdıklar yemeden içmeden bu bilgiyi bana yetiştirdiler.
“Obama değil McCain öl(dürül)ürse?” başlıklı yazımı dudak bükerek ama fena halde şüphelenerek okuduklarından “Kennedy-Obama” denklemine tutundukları belli oluyordu.
İtiraf edeyim ben de bir ara ikirciklendim. Kennedy ismi ABD politikasında anahtar gibidir. Açmayacağı kapı yoktur.
Ama bir yandan da müstehzi göndermeleri atlatabilmek için aklıma gelen ilk savunuyu fırlattım…
“Siz Kennedy lanetini unutuyorsunuz herhalde. Kennedy’lerin ne kendilerine ne başkasına faydası mı olmuş? Adamların eceliyle ölen bir tek ferdi yok. Kennedy laneti Obama’yı da yakar” dedim.
Dedim ama “yenilir yutulur dolma” olmadığını da biliyorum. Zaten Amerikan iç dinamiklerini yakından izleyen dostlar da işi iyiden dalgaya vurdular.
“Obama’ya Kennedy laneti sökmez. Onun karısı ‘kukla bebeklere iğne batırmaya’ başladı mı iş biter” dediler.
Afro-Amerikan Obama’nın, “Afro” yönüne gönderme yapan bu tatsız şakayı çaresiz sineye çektim…
* * *
Allah’tan “Allah büyük”!
İyibilgi’deki çocuklar hızır gibi yetişti... “Demokrat Senatör Edward Kennedy hastanaye kaldırıldı. Felç geçirmiş. Sabah evinde fenalaşıp, yere yuvarlanmış.”
Bu habere sevinilir mi? Kendisini tanımam ama üzüldüm. Ama kuldan saklayacak değilim. Gizlice ve utanarak sevindiğimi itiraf ediyorum.
Biliyorsunuz, Edward Kennedy, uğradığı silahlı suikast sonucu hayatını kaybeden ABD eski Başkanı J. F. Kennedy'nin erkek kardeşi.
Tabii aynı zamanda Adalet Bakanlığı yapan, ağabeyinin öldürülmesinden sonra Başkanlığa soyunun ama o da öldürülen Robert Kennedy’nin de.
Diğer aile fertlerinin hepsi garip ölümlerine girmeyeyim.
Edward Kennedy, ABD Senatosu’nun en eski ikinci senatörü. Demokrat Parti’de ismi geçtiğinde önünü iliklemeyen siyasetçi yok gibi.
Ve elbette “süper delege”. Yani Clinton ile Obama arasındaki çekişmeye son noktayı koyacaklardan birisi.
Diyebilirsiniz ki, “neticede bir oy, ne olmuş ki”. Öyle değil. Kennedy’nin ağzına bakan çok sayıda süper delege bulunuyor.
Nereyi işaret ederse oraya gidecek çok oy var. Bunların bir kısmı “saygıdan” ama bir çoğu “göbekten bağlı”lar Kennedy’e.
Allah şifa versin ama Kennedy ölürse veya “irade beyan edemeyecek” durumda kalırsa bu oylar serbest kalacak.
Serbestlik Hillary Clinton’a yarar mı bilmem!
* * *
Ağzımdaki baklayı geveleyecek değilim…
Senatör yaşlıydı. Yüksek tansiyonu olduğuna şüphe yok. Felci tetiklemiş olabilir.
Massachusetts Hastanesi’ndeki doktorların işine karışmayayım ama “tetiği ne tetikledi” bakmak gerekebilir.
Çünkü gecinden versin Senatör ölürse, Kennedy ailesi ilk kez normal vefat yaşayacak! Hillary Clinton'a da fırsat doğacak.
* * *
Sağlık üzerinden politika okumak eski bir “Soğuk Savaş” geleneği…
Kızıl Meydan’daki törenleri izleyen Politbüro üyelerinin suratlarındaki solgunluğa bakarak “gelecek lideri” kestirmeye çalışan Amerikan Sovyetologları’ndan yadigar.
Yine de sağlığımızla, organlarımızla ilgili haberleri “kem gözle” okumamak lazım…
Bu yüzden New York’taki Rensselaer Enstitüsü’nden Asistan Prof. Mark Changizi’nin keşfini temiz kalple okudum.
Prof. Changizi gözlerimizin saniyenin onda biri kadar sürede geleceği gördüğünü ortaya çıkarmış.
İnanılmaz değil mi?
Beynimiz, göze gelen ışığı, etrafımızla ilgili algı bilgisine çevirinceye kadar saniyenin onda biri kadar zaman harcıyor.
Suratımıza gelen bir cisim gibi basit fakat anında algı gerektiren durumlarda, sinir sistemindeki bu gecikmenin sonucu ölümcül olabilirdi.
Changizi’nin araştırması, gözün bu gecikmeyi önleyecek şekilde çalıştığını göstermiş. Göz, saniyenin onda biri kadar geçmişi değil, tam şu anı, yani saniyenin onda biri kadar ilerisini görüyor.
“Anın Algısı” adını verdiği teorisiyle Changizi, gözümüz yakın geleceği görmeye çalışıyor. Saniyenin onda biri kadar da bunu başarıyor.
Acaba bol göz egzersizi bu süreyi uzatabilir mi?
Örneğin sürekli çalışan, bol okuyan, “gözünü sürekli açık tutmak” zorunda olan insanlarda geleceği görme süresi daha fazla mıdır?
Öyle olsa “başımıza gelebilecek her türlü talihsizlik”ten kurtulabilirdik.
* * *
Yazımı bitirirken günün anlam ve önemine de deyinmeliyim.
Bugün 19 Mayıs.
Ben de bu önemli bayramı ve “anlamını” kutluyorum.
Ama sayın Başbakanımız bu kutlamalarda yok.
Dün gece yarısına doğru Başbakanlık Basın Merkezi, “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, gözünde beliren sağlık sorunu nedeniyle, doktorların tavsiyesi üzerine bugünkü 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerine katılamayacağı”nı bildirdi.
Kendisine acil şifalar diliyorum…
Nedret Ersanel iyibilgi.com
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.56 - Admin
24 Mayıs 2008
Taha Akyol
İşte size bir haber: Adalet Bakanlığı, önde gelen 20 savcıyı, 301. madde hakkında AİHM’de bilgilendirme toplantısına göndermiştir. (Milliyet, 22 Ekim 2006)
Malum, fikir özgürlüğüyle ilgili 301. madde...
Bu haber de gösteriyor ki, hukuki terimlere Avrupa hukuku yönünde yeni yorumlar, yeni tanımlar getirmek gerekiyor!
Hepsinden önemlisi, Anayasamız, uluslararası anlaşmalara özel bir hukuki üstünlük vermiş, “temel hak ve özgürlüklere ilişkin” konularda milletlerarası anlaşmaların iç hukuktan üstün olduğunu belirtmiştir.
Bütün bunlar Türkiye’nin yüz elli yıldır evrensel hukuku benimseme ve “medeni âlem”de yer alma çabalarının bugünkü örnekleridir.
Âli Paşa da Paris Kongresi’ni dikkate alarak Islahat Fermanı’nı yayımlamış, İsmet Paşa ise yeni Türkiye’nin laik olacağını Ankara’dan önce Lozan’da açıklamıştı!
İdeoloji faktörü
Çağımızda uluslararası ekonomi, diplomasi ve güvenlik ilişkilerinin çok daha gelişmiş olması, “evrensel normlara” uyumu büsbütün hayati hale getirmiştir. Ama yargı erki yorum yoluyla bu açılımı yapamadığı için, 301. maddeyi yasama erkinin değiştirmesi gerekmiştir!
Dahası, dava açma iznini ‘politikacı’ Adalet Bakanı’na vermekten başka çare bulunamamıştır!
Aynı şekilde, tahkim ve özelleştirme gibi konularda da yargı organları yanlış analojilerle kapitülasyon yakıştırmaları yaparak Türkiye’nin dışa açılma politikasını engellediği içindir ki, merhum Ecevit döneminde bunlar Anayasa’ya konulmuştur!
Danıştay’dan, “Kâr eden KİT’lerin özelleştirilmesinde kamu kararı yoktur” diye hem siyasete müdahale eden hem çağdaş ekonomik hayatın dinamizminden habersiz bir karar çıkabilmiştir!
Danıştay, “genel hizmetler sınıfından bir telefon memuresi”nin başını örtmesinin “boykot, işgal ve engelleme” gibi, kamu hizmetine zarar veren bir eylem olduğuna, bu sebeple kadıncağızın işten uyarısız atılmasına karar verebilmiştir! (8. Daire, 2000/4951)
Telefon memuresinin başını örtmesi kamu hizmetini nasıl engeller?! Kadıncağıza en azından bir uyarı cezası vermek, başını örtmekte direnirse o zaman çıkarttırmak daha insaflı olmaz mıydı?..
Çağdaş tanımlar
Sorunun temelinde, yargı metinlerinde özelleştirmenin “Atatürkçü ekonomi”ye (ne demekse) aykırı olduğunu söyleyebilen ‘illiberal’ bir ideolojik algı vardır. Cumhuriyetin temel ve değişmez ilkelerinin “yeni tanımlamalara konu edilmesinin kaygı uyandırdığı”nı söyleyen yargı bildirileri, bu ideolojinin veciz bir özetidir.
Ama bu doğru bir bakış olsaydı, cumhuriyetimiz “parti devleti”nden “hukuk devleti”ne geçebilir miydi?! Laikliğin Jakoben ve illiberal tanımlarıyla din ve vicdan özgürlüklerini çağdaş evrensel hukuktaki tanımlarına göre gerçekleştirmek ve hatta Alevi sorununu çözmek mümkün olur mu?!
Cumhuriyet gazetesinde yazılar yazan yüksek yargıçların yazıları bu ideolojik algıyı açıkça ortaya koyuyor. Konuyu kişiselleştirmemek için örnekler vermiyorum.
Daha önemli bir gösterge, Anayasa Mahkemesi’nin evrensel hukuk uzmanlarıyla ve ‘yabancı’ yargıçlarla paneller düzenlemesine karşılık, Yargıtay ve Danıştay’da böyle bir faaliyet görülmemesidir.
İdeoloji faktörü yargının “tarafsızlığı”nı zedeliyor, gereksiz yere tartışmalara, gerilimlere yol açıyor
Milliyet
Diğer yazıları Yargıda ideoloji sorunu Hukukun siyasetle sınavı Türkiye'yi yargı yönetsin! 'Demokratik İslam devleti' PKK'ya karşı 'kapsamlı plan' Aleviler için model? DTP'yi kapatmak yanlıştır Elleri kanlı bunların Komutanlar ve Kürt meselesi Cumhuriyet ve kökleri Soykırım, 1923! Anayasa ve türban Gül'ün Güneydoğu gezisi 'Liberal' anayasa? Asker ve Çankaya Kürtler, Aleviler, Ermeniler Anayasal Türklük Sandıktan çıkan mesajlar Pakistan ve İslam Anayasal devrim Bir olay, iki tepki DYP ve ANAP birleşiyor Sezer ne diyor? Çankaya savaşında hukuk silahı Hrant Dink'in katilleri Yaşar Kemal'i eleştiriyorum Azınlık vakıfları Azınlık kararı Tony Blair hoş geldi Top, Merkel'de CHP nereye? Ecevit ve 'gerici sol' Tarih giyotine gitti! Ermeni tasarısına karşı... Orduya güvenmek İrtica gerilimi "Türklüğe hakaret" İki yazar, iki dava Papa'ya bilimsel cevap İslam nereye? Amerika doğru yolda mı? Bush mu, Bin Ladin mi?! Atatürk ve Karabekir Hangi laiklik? Hangi laiklik? Terör ve Lübnan'a asker 30 Ağustos, laiklik, demokrasi 30 Ağustos, laiklik, demokrasi İsrail'de ırk ayrımı Amerika hakkında şüpheler Doğu-Batı Divânı Türkiye Fas gibi olur mu? İsrail'de ırk ayrımı Lübnan'a asker göndermek?! Büyük Türkiye! Çağdaşlık, yargı, üniversite Bunların hepsi boş! Merkezde yeni oluşum? Gül'ün İran misyonu CHP ve 'Sivil Cumhuriyet' AKP, CHP, merkez sağ Kim bunlar? Cumhurbaşkanı kim olacak? En büyük tehlike!
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.54 - Admin
İşte Genç Siviller'den e-muhtıra yazma teknikleri;
Etkili bir muhtıra 5 sayfa olmamalıdır. Çok acemice bir iş olmuştur.
İyi bir muhtıra için beyaz bir sayfa alınır, 3 eşit paragrafa bölünür.
Birinci paragrafta ülkemizin içinden geçtiği 'elim' durum kısaca özetlenir. Kardeşin kardeşi kırdığından bahsedilir.
İkinci paragraf mensetsiz saldırılar için kullanılır. Olmamış şeyler olmuş gibi gösterilir.
Üçüncü paragrafta kısaca muhatabınız tehdit edilir.
Her bölümde Atatürk'ten vurucu bir özdeyiş bulunur.
Muhtıralar "Yüce Türk Milleti" diye başlar, dilbilgisi kuralları önemsenmez.
Muhtıralar asla Çarşamba günü verilmez, Cuma günü borsa kapandıktan sonra yayımlanır.
Diyelimki kimse sizin muhtıranızı takmadı. Böyle durumda düş kırıklığına gerek yoktur; "Önümüzdeki muhtıralara bakıyoruz" denir.
gencsiviller.com
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.49 - Admin
Kapatma isteyen iddianamenin ilk anlarından, davaya dönüşme ve savunma sürecine değin her AKP’linin kafasından “savunma stratejisi”ne ilişkin ayrı bir plan geçiyordu.
Hemen hergün ortaya yeni bir formül atılıyor, bu alternatiflerin birinin veya hepsinin aynı anda uygulanıp uygulanmayacağı tartışılıyordu.
Ama partinin ek süre bile istemeden gününden önce savunmasını vermesi, bir anlamıyla herşeyin oluruna bırakıldığı olarak yorumlanabilir. Bu bir “ricat” veya yorgunluk emaresi mi tartışmalı.
Tam ne olduğunu çözebilmek için önce Başbakan’a bakmak, anlamak gerekiyor. Başbakan Erdoğan’ın kapatma riskine karşı en açık duygusu, meselenin bir an önce bir sonuca ulaşması beklentisi.
Bunu Ankara’da bir çok AKP yöneticisinden veya kulislerden duymak mümkün. Ama bu ruh halinin bir farklı okuması, “ne olacaksa olsun, bitsin” tanımı. Bir tür yorgunluk ve belki bıkkınlık.
Bu tezin doğru olup olmadığını sağlamanın yolu ise aslında şu soruya yanıt vermekten geçiyor; “AKP’liler partinin kapatılmayabileceğine inanıyor mu?” Bu sorunun yanıtı bugün itibariyle olumlu değil.
Dışarıya karşı “kapatılmayacak, olmaz öyle şey” havası verilse de samimi konuşmaların neredeyse tamamı böyle bir umudu çok barındırmadıklarının işaretini veriyor. Yani aslında AKP kapatılacağını düşünüyor.
Tam bu noktada savunma süresi istenmemesi ve hızla hareket edilmesi ile “kapatılacak herhalde” anlaşıyı birbiri ile çelişiyor. Bile bile süreci hızlandırmak ne anlama geliyor?
Beraber yürüyemeyeceğiz bu yollarda!
Üst üste toplantılar yapılıp, milletvekilleri gruplar halinde Başbakan tarafından ağırlansa da, gerçekte bu krizin olası sonuçlarına ilişkin kararların tamamı bizzat Başbakan’ın. Yani savunmanın hızlıca verilmesi, dava sürecinin bir an önce bitmesi beklentisi, gerçekte Tayyip Erdoğan’ın ortamı gererek ya da “istenilenleri vererek” meselenin çözülmeyeceğine artık inanmış olması.
AKP’nin kapatılma süreci salt kendi içinde değerlendirilemeyecek kadar geniş bir konu. Ama öncelikle öyle veya böyle Türkiye’yi etkileyecek. Bu etkilerin pozitif olacağını iddia etmek de hayalcilik olur.
Eğer kapatma kararı hüküm bulursa, geçilecek süreçten elbette AKP ağır yara alacak ama Türkiye’nin her saniye değişen ve çözüm bekleyen tüm iç ve dış problemlerinin keskinleşeceği bir gerçek.
Kararın doğal dalgalanmaları bile bir çok komplikasyona neden olabilecek. Bu en asgari ifade ile Türkiye için ağır zaman kaybı demek. İşte Başbakan’ın “bir an önce ne olacaksa olsun” demesinin sırrı burada.
Bir an önce karar verilsin ve Türkiye bu krizden hızla çıksın. Bir bedel elbette olacak ama bunun mümkün olan en hafif şekliyle yaşanması Başbakan’ın tercihi. Bu tanımlama aslında bir fedakarlık betimlemesi. Türkiye’nin Başbakan’ı Türkiye için siyasi geleceğini feda ediyor gibi.
iyibilgi Ankara
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.47 - Admin
Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein, “dil, kişinin dünyasını ele verir ve belirler…” diyor…
O yüzden kullanılan cümlelerin kuruluş biçimlerini, içeriklerini, neyi kastettiklerini iyi kurcalayarak bir söylem analizi yapmak gerekiyor…
O nedenle dün “
Kim kimin iktidarını istiyor: Projection” başlıklı analizimizde özetle Yargıtay’ın kendisinde olan darbeciliğin üzerini örtmek için hükümetin Yargı’yı ele geçirmeye çalıştığını iddia ederek kendini meşrulaştırma çabasına girdiğini yazdık…
Bugün bildirilerin psikolojik analizlerine devam edelim…
Bildirilerdeki diğer önemli nokta, söz konusu kurumların kendilerini “eleştirilemez” kılmaları, gelen eleştirileri art niyetli addederek püskürtmeleri ve buradan hareketle bu eleştirilerin onların iktidarını sarsacağını varsaymaları…
Öncelikle hukuk kurumlarının sarsılacak bir iktidarlarının olmaması gerekiyor ama bizde var… Çünkü hukuk devletin vatandaşı şekillendirme, kendini vatandaşa karşı konumlama aracı; “normal bir devletteki” gibi adalet sağlayan tarafsız bir mekanizma değil…
Tabi bir diğer etken, iktidarlarını yitireceklerine dair korkudur.
Böyle olunca da söz konusu kurumlar “narsizm” diyebileceğimiz bir ruh hali içindeler… Bugünlerde “milletvekillerinden 550 tane var, benden bir tane” diyen Fatih Terim için kullanılan bu terimin anlamı kısaca şöyle:
Kendini dünyanın merkezinde ve eleştirilemez derecede mükemmel görme, herkesin kendisiyle ilgilenmesini isteme, kendini aşırı beğenme, herkesin ona baktığını düşünme ya da herkes bana düşman gibi saplantılı düşüncelere sahip olmak…
Kendini aşırı beğenme duygusu nedeniyle, halkı ve seçtiklerinden oluşan parlamentoyu ve oradan çıkan kararları aşağılamakta beis görülmüyor.
Daha önce sosyolog
Ferhat Kentel’le yaptığımız röportajımızda Kentel devletin ve modernleşmesinin bu özelliğini vurgulamıştı… Bugün bildirilerindeki üsluptan anlıyoruz ki, Yargı kurumları da aynı resmi ideolojiyle öğütüldüğü için bu zihniyetten, bu psikolojik vakadan; dolayısıyla da bu dilden bağımsız değiller…
Yargı ve kararları eleştirilemez değildir… Bunu iddia ve talep etmek,
yargı diktatörlüğü istemektir. Yargı kararları karar sürecinde değil,
karar verildikten sonra eleştirilirler. Hukuktaki temyize götürme mekanizmasının varlığının sebebi de budur: “Yargı ne derse doğrudur” gibi bir kaide yok…
Fakat mesele bugün yargının dediklerinin doğruluğu ve ya yanlışlığı değil… Mesele yargının adalet sağlayan bir mekanizma olamaması, siyaset yapması ve devleti iflasın eşiğine getirmesidir…
Devlet var olmak istiyorsa, resmi ideolojiden bağımsızlaşmak durumunda olduğunun farkına varmalı…
www.iyibilgi.com analiz İlhan Döğüş
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.43 - Admin
M Ali Kışlalı/Radikal
Eskiden anayasal rejim tehlikeye girdiğinde, olaylar, ülkede içinden çıkılmaz hale geldiğinde, eskiden ‘Asker gelir kurtarır’ denirdi. Şimdi rejimin ve Atatürk’ün temellerini attığı Cumhuriyet’in kazanımlarının korunmasında ön plana yüksek yargı kurumları çıktı. Eskiden rejime sahip çıkıyor diye askeri eleştirenlerin hedefi şimdi yargı. Siyasi iktidar, mevcut yargı sistemini, reform adına, kendi görüşüne göre değiştirmeye kalkıp hazırladığı projeyi, gereken tartışma ve görüş almalara açmadan, Avrupa Birliği temsilcilerine verince yüksek yargı ile arasındaki ilişkiler kopma noktasına geldi. Bakanlık öncülüğüyle sonradan düzenlenen hazırlık toplantılarına seçilmiş üyeler katılmama kararı aldılar. Son durumda Adalet Bakanı, Danıştay’a yapılan saldırıda ölen 2. Daire üyesi Özbilgin’i anma törenine Adalet Bakanı çağrılmadı. Yargıtay Başkanlar Kurulu da şimdiye kadar görülmemiş sertlikte bir bildiri yayımladı.
Ülkenin demokratik, laik bir hukuk devleti olarak yönetilmesi, yasama ve yürütme güçlerine AKP sahip olduğundan, üçüncü erk yargı denetimine bağlı kalıyor. Siyasi iktidarın rejimi şirazesinden çıkarıp ülkeyi yeni çıkmazlara sürüklememesi için. Türkiye kritik bir dönemeçten geçerken üç yüksek yargı kurumunun, soruna yaklaşımında birleşerek seslerini yükseltmeleri rejim savunmasında hangi noktalarda bir araya gelip ortak cephe oluşturduklarını ortaya koyuyor.
Üç kurumun başkanları görevlerine başlarken Anıtkabir’i ziyaret edip Atatürk’e söz veriyorlar: “Yüce Atatürk, kurduğun ve niteliklerini belirlediğin Cumhuriyet’e bağlılığımızı ve sana olan şükran duygularımızı yinelemeye geldik. Anayasa Mahkemesi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da laik, demokratik, sosyal hukuk devletinin tüm niteliklerinin gerçekleşmesinde üzerimize düşen yükümlülükleri yerine getirmeye devam edeceğiz.” Başkan Haşim Kılıç.
“Yüce Atatürk. Danıştay kuruluş yıldönümü, Danıştay ve idari yargı mensupları olarak huzurunuzdayız. Kuruluşumuzun 140’ıncı yılını kutlamanın onurunu ve kıvancını duyuyoruz. Danıştay olarak, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin gerçekleşmesinde üzerimize düşen görevleri yerine getirme inanç ve kararlılığında olduğumuzu belirtiyor, minnettarlığımızı ve saygılarımızı sunuyoruz.” Başkan Sumru Çörtoğlu.
“Büyük Atatürk. Kurduğun Cumhuriyetin, ilke ve inkılaplarının takipçisi Yargıtay, ülkemizin, demokratik, laik sosyal bir hukuk devleti olarak ilerlemesi yolunda her türlü çabayı sürdürecektir. Değişen dünyada güç dengeleriyle birlikte ülkemizin de yer aldığı coğrafyada önemli olaylar gelişmektedir. Bu gelişmeler ne denli olumsuzluğa ve gerginliğe sebebiyet verse de Türkiye Cumhuriyeti asla orta çağ karanlığına geri dönmeyecektir. Atam; Cumhuriyet’in kazanımlarının korunması yolunda Türk hâkimlerine güveniniz. Yargıtay olarak, çizdiğin yoldan, öngördüğün hedeflerden ve ilkelerinden asla ödün vermeyeceğimizi bir kere daha belirtiyor, manevi huzurunda saygıyla eğiliyorum.” Hasan Gerçeker, Yargıtay Başkanı.
Ülke anayasanın değiştirilemeyecek; demokratik, laik ve sosyal temellere dayalı bir hukuk devleti olduğuna ve yüksek yargı organlarının yasalarla belirlenmiş görevlerinin bu içeriğe dayalı siyasi iktidar uygulamalarını kontrol etmek olduğuna göre, kimi iç ve dış çevrelerin itirazı neye?
Ülkeyi, hesapsız ‘türban hevesi’ dolayısıyla, bir kaosun sınırlarına getirmiş olan AKP lideri hâlâ tüm yetkilerin taraftarlarının oylarında olduğunu öne sürebiliyor. Ona, çıkarları bu iktidar taraftarlarının desteğine bağlı olan kimi iç ve dış çevreleri de katılıyorlar. Özellikle dış çıkar çevrelerinin temsilcilerinin, artık iyiden iyiye açığa çıkmış olan yüksek yargıyı etkileme yaklaşımlarının sürmesi ibretle izleniyor.
Anayasa’nın temellerine dokunmadan, yasalarda değişiklik yapma hakkına sahip olanların bugüne kadar suskun kalmış olmalarına ne demeli? Ya siyasi ihtirasları, sağduyularını körletmiş kişilerin tüm makamları partizanca ele geçirmelerinin, ülkenin geldiği noktadaki rolleri?
Demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin son kalesi, şimdi Atatürk’e verdikleri sözleri tutmaya çalışan, yüksek yargı.
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.41 - Admin
Sebahattin Önkibar/Yeniçağ
Önce gelin hep beraber şu soruyu cevaplayalım:
28 Şubat süreci neydi?
Yok, hemen post modern bir darbeydi deyip geçmeyelim, açalım onu.
Ne oldu 28 Şubat’ta?
RP’nin içinde bulunduğu hükümete abluka uygulandı ve yazılı kurallar çerçevesinde iktidar alaşağı edildi.
Peki, ya sonrasında ne
oldu?
Hiçbir şey....
Yani 28 Şubat 12 Eylül müdahalesi gibi sonuçları olan bir süreç değildi, daha ziyade 12 Mart’ı andırıyordu.
Başka bir ifadeyle, 28 Şubat süreci bir proje değildi, adeta sathi bir tepki hareketiydi.
Amaç siyasi islamın temsilcisi olarak görülen RP’li iktidarı alaşağı etmekti.
Siyaseti ve hatta devleti dizayn etmek gibi bir misyonu yoktu.
Eğer öyle olmuş olsaydı Tayyip Erdoğan on kere, yüz kere siyasete giremeyecek tarzda cezalandırılır, yani yargı tarafından defteri dürülürdü.
Oysa 28 Şubat süreci, sonuçları itibarı ile Erdoğan’a ve siyasi hareketine siyasi ikbal hazırlamıştır.
28 Şubat hadisesinde herkesin bildiği gibi D-8 oluşumundan nem kapan İsrail ve ABD’nin de desteği söz konusudur.
Yani o süreç tıpkı 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül örneklerinde olduğu gibi dış dinamiklerin bilgisi dahilinde seyretmiştir.
Bütün bunlara ilaveten o dönemde askerin terfi rekabeti ve hesapları da bu sürecin alevlenmesinde belli bir pay sahibidir.
Gelelim bugünkü sürece?
Hayır, bugün ile dün çok ama çok farklıdır!
Şartlar ve gidişat 28 Şubat’ın çok çok ötesindedir.
28 Şubat süreci sadece bir ses bombası ve imaj harekâtıydı, oysa bugün kurtuluş savaşına andıran bir proje yürürlüktedir.
En önemlisi bu projede ilk kez dış dinamikler yoktur yani yüzde yüz millidir.
Projenin sahibi Cumhuriyeti kuran kuvayı milliye ideolojisinin temsilcileri yani milli kuvvetlerdir.
Peki, hedeflenen ne midir?
AB’ye girme ambalajı ile tasfiye edilme sürecine sokulan devletin kurtarılmasıdır.
Buradan hareketle başlayan yeni süreci sadece kapatma davasının açılması şeklinde okumak fevkalade yanıltıcı olur.
Açılan dava ilk adımdır.
Ardından sırasıyla diğerleri gelecektir.
Yani başlayan yeni dönem hiçbir şekilde soyut bir imaj girişimi olarak kalmayacak, tersine kalıcı çözümleri kapsayacaktır.
Göreceksiniz, ilk hamle inanç simsarlığı ile toplumu uyutan AKP’nin dağıtılması ile görülecek ve ardından
sırasıyla yeni hamleler
gelecektir.
Başlayan yeni süreç ya da dönem, militarist karakterli de olmayacak, yargının patronajında yürütülen sivil bir reorganizasyon harekâtı
olacaktır.
Kuşkusuz bu harekete Cumhuriyeti kuran ideolojinin birinci sahipleri eşyanın tabiatı gereği her süreçte desteğini esirgemeyecek ama vitrinde hakimler olacaktır.
Evet, Türkiye yargıçların öncülüğünde yeni bir sürece yol alıyor.
Kuşkusuz yol çok
engebelidir.
AKP’yi kapatmak ve onu tasfiye etmek daha önce de ifade ettiğimiz gibi tıpkı Cumhuriyeti yeniden kurmak gibi zor ve çetrefillidir, ancak devlet’i ebed müddet için bunun kaçınılmaz olduğu artık görülmüştür ve yargıçlar gereğini düşünmüş ve de hükmünü vermişlerdir.
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 09.31 - Admin
M.Ali Birand/Posta
AKP boyun eğmeme kararında
Yargıtay Başkanlarından sonra Danıştay’ın da hükümete karşı açıklaması, cepheleşmeyi arttırdı. Ancak benim dikkatimi çeken, AKP’nin Otağtepe Kriterlerine uyup, sert tutum sergilemesi, olası bir tren kazasının çok kanlı sonuçlanabileceğini gösteriyor.
Bir işin çivisi çıktı mı, bir daha düzeltebilmek çok güç oluyor.
Ah, şu yüzde 47’lik seçim sonucu birilerinin başını döndürmeseydi, işler çok daha kolay olacaktı. Ancak şimdi tırmanma sürüyor.
En son olay, Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun muhtıra tadındaki açıklaması, ardından da Danıştay’ın verdiği destek. Artçı sarsıntıları devam ediyor. Tam bir cepheleşme yaşanıyor.
Devlet Kurumlarının görüşlerini açıklamalarını ben doğal karşılıyorum. Ancak bu defaki bildirinin dili ve yazılış şekli son derece sertti. Bir Devlet Kurumunun sınırlarını aşmıştı. Karar verici konumdaki hükümeti böylesine yerden yere vurulması, bildirinin haklı yönlerini de gölgeledi.
Teker teker incelediğinizde, Yargıtay Başkanlar Kurulunun özellikle iki noktada haklı bir serzenişte bulunuyor.
Bunlardan biri, hükümetin yargı reformunu, bir defa görüş dahi almadan AB yetkililerine vermesidir.
Bu konuda kullanılan katı kelimeler dikkate alınmazsa, Yargıtay Başkanları haklılar. Böyle bir diyalog yararlı olurdu.
Diğeri de, Yargıtay Başsavcısına yönelik tehditler, sert eleştiriler.
Gerçekten de, katılırsınız veya katılmazsınız, ancak Yargıtay Başsavcısı’nın açıkça hedef gösterilmesi hiç doğru olmamıştır.
Madalyonun öbür yüzü ise, Yargıtay Başkanlarına hak verdirtmiyor. Zira bu kurum, siyasi hükümete neleri yapabilecek ve neleri yapamayacağı dersi veriyor. Yani siyasi bir yaklaşım sergiliyor. “Ben sana karışırım, sen bana karışamazsın” deniyor adeta...
Yargıtay ve Danıştay’ın açıklamalarına karşı, AKP tepkisi de çok sert. Hükümet, 27 nisan 2007’deki Genelkurmay bildirisine karşı gösterdiği tutumun aynısını, bu defa yargıya karşı tekrarlıyor. Otağtepe kriterleri uygulanıyor.
Erdoğan “boyun eğmemek- teslim olmamak” konusunda son derece kararlı görünüyor. Bazı devlet kurumlarına mesaj yollanıyor: “Tepki veya darbeye karşı çok sert tepki gösteririm. Şapkamı alıp gitmem”.
İlginç bir gelişme izliyoruz.
Bir süre öncesine kadar, Türk Silahlı Kuvvetleri ön plana çıkar, eleştirilere aldırmadan, demeç veya internet sitesi aracılığıyla eleştirilerini sıralardı. Oysa bir süredir suskunlar.
Genelkurmay’dan tık çıkmıyor.
Anlaşılan, Yargı ön plana çıkınca, TSK kendini geri plana çıktı ve beklemeyi tercih etti. Bakalım, Anayasa Mahkemesinin kararına kadar ve kararından sonraki süreçte daha neler göreceğiz.
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 08.09 - Admin
A.A.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Acarer, taşınabilirliğin bu hafta başlayacağını bildirdi.
Telekomünikasyon Kurumu Başkanı Tayfun Acarer, numara taşınabilirliğinin bu hafta işleme başlayacağını bildirdi. Acarer, Telekomünikasyon Kurumu Mersin Bölge Müdürlüğü ile Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) işbirliğinde düzenlenen �Bilgi Güvenliği, E-imza ve Mersin İl Merkezinin Elektromanyetik Kirliliği� konulu konferansa katıldı.
Türkiye'deki bilgi ve iletişim sektöründeki gelişmeye değinen Acarer, numara taşınabilirliği sistemi ile ilgili yazılım ve donanım sürecinin tamamlandığını söyledi. Sistemin bu hafta Telekomünikasyon Kurumu'nda faaliyete gireceğini anlatan Acarer, şöyle devam etti: �Numara taşınabilirliği, şu anda kullanılan mobil ve sabit numaraların karakterini değiştirmeden, başka bir operatöre geçmenin mümkün kılınması anlamına geliyor. Kısaca sistem sayesinde A operatöründen aynı numara ile B operatörüne geçilebilecek. Bu da uzun bir çalışma ve tartışmalar sonucu hayata geçti.
Konuyla ilgili operatörlerden biri ile mahkeme süreci halen devam ediyor. Hukuki süreçte, Danıştay oy birliğiyle Telekomünikasyon Kurumu lehinde karar verdi. Ancak, yine mevzuat gereği başlama tarihi örneğin 3 Mayıs ise 6 ay mobil operatörlere bir yıl da sabit operatörlere süre veriyoruz. Dolayısıyla 6 ay sonra mobil operatörlerde, bir sene sonra da Türk Telekom'da numara taşınabilirliği fiilen başlayacak.�
Yaptıkları çalışmalar hakkında da bilgi veren Acarer, 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren gizli numaralar ile aranmanın engellendiğini anımsattı. Gizli numaralar ile aranmanın özellikle kadın kullanıcılarda ciddi sıkıntılar yaratan bir konu olduğunu ifade eden Acarer, �Bize en çok gelen taleplerden birisi de buydu. Bu konuda 3 operatörle yaklaşık 2 yıl süren çalışmalar neticesinde, cep telefonunda 2 veya 3 tuşun tuşlanması ile gizli aramalar önlenir hale geldi. Son derece basit bir yöntemle abone merkezlerine gitmeye gerek kalmadan sorun çözüldü. Bu kullanıcılar açısından son derece önemli bir konudur� diye konuştu.
SMS'te Türkçe kullanımı
Acarer, Türkçe karakterlerin uluslararası SMS alfabesinde yer almaması nedeniyle uzun bir süre tüketicilerin mağdur olduğunu söyledi. Mağduriyetin önlenmesi amacıyla başlattıkları girişimler sonucunda ilgili sektör temsilcilerinin mobil operatörleri ile çalışma yaptığını vurgulayan Acarer, Türkçe olarak kabul edilen karakterlerin uluslararası SMS alfabesinde de kabul edilir hale gelmesinin sağlandığını kaydetti. Bir diğer önemli konunun ise hizmet kalitesi olduğunu anlatan Acarer, şöyle devam etti: �Telefon konuşmalarının aniden kesilmesinin önlenmesi veya aranan numaranın düşmemesi gibi yani mobil sistemlerde arama blokaj ve arama başarısızlık oranlarında yapılan iyileştirmeler oldu. Bununla ilgili özellikle son 1,5 yıl içinde GSM operatörleri ile ciddi çalışmalar yürüterek oldukça iyi bir noktaya geldik. Ancak, hizmet kalitesinin iyileştirilmesi sırasında yeni baz istasyonlarının tesisi ve kapsamının genişletilmesi çalışmaları halen devam ediyor.�
Kayıt dışı ceplerle mücadele
Acarer, halk arasında kaçak olarak tabir edilen kayıt dışı cep telefonları ile yaklaşık 2,5 yıldır mücadele ettiklerini, konuyla ilgili yasa çıktığında kayıt altında 18 milyon cep telefonun olduğunu, geçen sürede ise kayıtlı telefon sayısının 92 milyonu aştığını söyledi.
Cep telefonlarının bedelinin 150 dolardan hesaplanması halinde 13,5 milyar dolarlık bir ekonominin kayıt altına alındığını ifade eden Acarer, verdikleri mücadele ile kurallara uygun iş yapanların da önünün açıldığını belirtti.
Bu arada, 5,5 milyon makinenin de kara listeye alınarak kapatıldığına işaret eden Acarer, kapatma ve beyaz listeye dahil etme işleminin devam ettiğini kaydetti.
Mersin Valisi Hüseyin Aksoy da, hızla gelişen teknolojiden gerek günlük yaşamda gerekse iş dünyasında her geçen gün biraz daha fazla yararlanma adına önemli çalışmalar yapıldığını söyledi. Gelişen teknoloji karşısında Telekomünikasyon Kurumu önderliğinde ciddi çalışmalar yapıldığını ifade eden Aksoy, özellikle e-devlet ve elektronik imza projesinin ilerleyen süreçte tüm birim ve kurumlara yayılarak uygulamaya geçirileceğini vurguladı.
MTSO Başkan Yardımcısı Faik Burakgazi ise teknolojik gelişmelerin bir yandan yaşamı kolaylaştırırken, diğer yandan da bazı olumsuzluklara neden olduğunu söyledi.
Alışılagelen haberleşme şekillerinin yerini dijital haberleşmeye bıraktığını ifade eden Burakgazi, �Dijital haberleşmenin yaygın kullanımı yaşamda köklü değişikliklere yol açan her yenilikte yaşanan bir takım sorunları da beraberinde getirdi. İletişim hukuku, bilgi güvenliğine bağlı olarak inkar edememe ve kimlik denetimi gibi pek çok alanda tartışılması gereken konuları ortaya çıkardı� dedi.
Konferansa, Telekomünikasyon Kurumu Kurul Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Alkan, Mersin Üniversitesi (MEÜ) Mühendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halil Kumbur, E-Güven Şirketi Genel Müdürü Can Orhun, Mersin Vergi Dairesi Başkanvekili Fehmi Günaydın, MTSO Meclis Başkanı İbrahim Kiper ile çok sayıda davetli katıldı.
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 08.00 - Admin
18 Şubat 2008 günü Başkent Üniversitesi'nde Jandarma eski Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, Prof. Dr. Mümtaz Soysal ve eski Başsavcı Savcı Vural Savaş ile katıldığı panelde, yargının en etkili biçimde, bir �silah� olarak kullanılması gerektiğini söylemişti.
Yargıtay Cumhuriyet eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, konuşmasında laikliğin ve cumhuriyet ilkelerinin tehlike altında olduğunu belirterek, ,�yargının bir silah olarak kullanılması gerektiğini� belirtmişti.
Soysal ise, yargı üzerinden �bir büyük taarruz� başlatılmasını önererek, �Şimdi bunlar hukukun ırzına geçmek üzereyken hakkın savunucusu biz olduk. Bunlarla haklı olarak vuruşacağız ve sonunda kazanacağız. Büyük taarruz başlayacak. Bir büyük tehlike ile karşı karşıyayız ve bu yüzden seferberlik ilan edilmelidir� diyordu.
Sabih Kanadoğlu:
Hükümet ülkeyi dinci diktaya götürüyor. Buna karşı yargının bir silah olarak kullanılması gerekiyor. Yargı laiklik ve cumhuriyetin korunmasında en etkili silahtır.
Şener Eruygur:
Kusura bakmayın, hepsine sonuna kadar katıldığım bu sözleri alkışlayamıyorum. Çünkü ben alkışlayınca, bu durum 'darbe çağrısı' olarak nitelendiriliyor.
Vural Savaş:
Ben olsam hemen açardım davayı. Çünkü beklenildikçe riske gi-riliyor. Görev süresi bitecek olan üyelerin yerine hükümetin zihniyetinde kişiler atanır, böylece iş işten geçmiş olur.
Mümtaz Soysal:
Bunlarla haklı olarak vuruşacağız ve sonunda kazanacağız. Büyük taarruz başlayacak. Bir büyük tehlike ile karşı karşıyayız ve bu yüzden seferberlik ilan edilmelidir.
Yeni Şafak
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 07.57 - Admin
23.5.2008 BASIN AÇIKLAMASI
YARGI VE YARGI ORGANLARINA YÖNELİK YARATILAN GERİLİM KONUSUNDA
BASIN AÇIKLAMASI
Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığını amaçlayan yargı organlarının açıklamalarından, siyasi irade atması gereken adımları saptaması gerekirken, sorunları görmezden gelerek yargıyı suçlayıcı davranışlara yönelmesiyle, siyasi iradenin gerçek amacının yargıdaki sorunları çözmek olmadığı bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır.
Hatırlanacak olursa, Adalet Bakanı tarafından Avrupa Birliği temsilcisine 06.5.2008 günü Yargı Reformu Strateji Taslağı�nın ham metni verilmiştir.
Bu metnin hazırlanması, Avrupa Birliği müzakereleri sürecinde görüşmelere kapatılan 23 ncü fasıl olan, Yargı ve Temel Haklar bölümünün, tekrar görüşmelere açılması için Avrupa Birliği tarafından önkoşul olarak öngörülmüştür.
Söz konusu metnin Avrupa Birliği�ne 2008 sonuna kadar verilmesi gerekirken, 2013 yılına kadar yol haritası olarak sunulan bu metnin, yargı çevrelerinden hiçbir görüş alınmadan ve alelacele üstelik te daha ham metin olarak nitelenen taslak halinde iken Avrupa Birliğine sunulmasındaki aceleciliğin nedeni anlaşılamamış ve Adalet Bakanlığı�nca da açıklanmamıştır.
Görüşmelere kapatılan 23 ncü fasıl, Avrupa Birliği 2007 İlerleme Raporunda YARSAV�ın faaliyetleriyle başlamaktadır. İlerleme raporunun bu bölümünde, YARSAV�ın yargıç adaylığı mülakatlarının Adalet Bakanlığınca yapılmaması, teftişin Adalet Bakanlığına bağlı olmaması, yargıç ve savcı sicillerine erişimin engellenmemesi konularındaki faaliyetlerinin izlenmekte olduğu belirtilmektedir.
Yargı reformu strateji taslağı ile Adalet Bakanlığının yargıda reformu amaçlamadığı, kendi bakışına göre çizdiği yol haritasını reform olarak dayatma ve sunma amacında olduğu apaçık ortadadır. Bu konu ayrıntılarıyla 09.5.2008 günlü açıklamamızda ortaya konulmuştur.
Avrupa Birliği İlerleme Raporunda YARSAV�ın izlenmekte olduğu belirtilen bu faaliyetleri hakkında, söz konusu reform stratejisi taslağında hiçbir olumlu değişiklik yapılacağının belirtilmemesi, buna karşı Adalet Bakanlığı�nın YARSAV�ın kapatılmasına yönelik yasa tasarısını, reform taslağına alması düşündürücü olduğu kadar, çelişki ve tutarsızlığı da ortaya koyan dayatmacı anlayışın yansımasıdır.
Adalet Bakanlığının YARSAV�a karşı tavır alması, yargıda reforma ve yargı bağımsızlığına karşı da tavır alması anlamındadır. Adalet Bakanlığı her yaptığını reform olarak sunma anlayışından vazgeçmelidir.
Adalet Bakanlığı reform söylemleriyle ne yargıyı, ne kamuoyunu ne de Avrupa Birliği�ni oyalamamalıdır.
Yargı organlarının ve YARSAV�ın amacı hukukun üstünlüğünün sağlanması, yargı bağımsızlığı önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Bu konularda geri adımlar atarak gerilim yaratan siyasi iradenin bu süreçte yapması gereken, karşı duruş ve dayatmacılığından vazgeçerek, atacağı olumlu adımları ortaya koymak olmalıdır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.23.5.2008
Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU
YARSAV Başkanı
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 07.48 - Admin
Yargıtay Başkanı Gerçeker, Uşak Barosunun Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlediği ''Ceza ve Hukuk'' konulu sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, yargı bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün öneminin, açıklamaya gerek duyulmayacak kesinlikte olduğunu kaydetti.
Gerçeker, şöyle dedi:
'' Bunlar herkesin kabul ettiği en temel ilkelerden birisidir. Toplum için bu ilkeler su gibi, hava gibi, ekmek gibi gerekli olan şeylerdir. Bunlar yok olduğu zaman tüm toplum zarar görecektir. Onun için bu ilkelerin nadide çiçek gibi korunup kollanması gerektiğine inanıyorum.
Bizlerin, yargı mensupları olarak tüm düşüncemiz budur. Bu temel eksende düşüncelerimiz oluşmaktadır. Bunun dışında hiç bir düşüncemiz yoktur.''
Sempozyumun yargı sistemine katkılar sağlayacağını ve uygulamalara ışık tutacağını kaydeden Gerçeker, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Bizler yargı mensupları olarak hukukun temel değerlerini korumak, hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığı ilkelerinin en üst düzeyde gerçekleşmesini sağlamak yönünde çaba harcamak zorundayız. Bu bizim üstlendiğimiz sorumluluğun bir gereğidir. Hiçbir zaman kurumlararası, erklerarası çatışmadan, kutuplaşmadan yana değiliz. Demokrasinin gereği olan tartışma ortamında karşılıklı sevgi ve anlayışla daha ileriye, daha iyiye doğru çözüm üretmek gerektiğine inanıyoruz, Anayasamızın ön gördüğü demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda. Ancak bu şekilde Yüce Atatürk'ün çizdiği çağdaş ülkeler seviyesine ulaşmamız mümkün olacak, hukukun üstünlüğü yargı bağımsızlığı gibi temel değerler tartışma konusu olmaktan çıkacaktır.''
Gerçeker, toplumda barış ve güven ortamının adaletin en üst düzeyde sağlanması ve adalet mekanizmasının çok iyi işlemesi ile gerçekleşebileceğini, bu konuda en büyük görevin hukukçulara düştüğünü kaydetti.
Uşak'ta bulunmaktan büyük memnuniyet duyduğunu da dile getiren Gerçeker'in konuşması ayakta alkışlandı.
Uşak Barosu Başkanı Kazım Kargı ise sempozyumu daha önce planladıklarını kaydederek, yoğun gündeme rağmen davete icabet eden katılımcılara teşekkür etti.
Hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, insan hakları ve demokrasinin herkesin ortak paydası olduğunu kaydeden Kargı, nereden gelirse gelsin adaleti yıpratıcı tutumların yanlış olacağını dile getirdi.
Yargı'nın gündem nedeniyle ulusal basının da sempozyuma yoğun ilgi gösterdiğini, Uşak'ın tanıtımı açısından bu durumdan son derece mutlu olduklarını ifade etmesi, salonda gülüşmelere neden oldu.
AA
-
T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu
Esas : 1993/2-756
Karar : 1994/638
Tarih : 26.10.1994
ÖZET : Miras ölüm ile açıldığında (MK. 517) evlenme ile kazanılan haklar arasında değerlendirilmesi ve hüsnüniyet kuralına bağlanması düşünülemez ve butlan nedeniyle evlenmenin iptali kararından önce ölüm nedeniyle evlilik sona ermiş olmakla sağ kalan eş iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın mirasçı olur.
Medeni Kanunun 114. maddesi gereğince evliliğin, ölüm veya boşanma gibi nedenlerle zevalinden sonra butlanın hüküm altına aldırılabileceği hükmü, miras yönünden sonuca etkili olmayıp alakadar ve taraflar için ancak manevi yönden bir değer taşımaktadır. Bu yönler düşünülmeksizin davanın reddedilmesi doğru değildir.
(743 s. MK. m. 112/2, 114/1, 124, 126, 517/1)
KARAR METNİ :
Taraflar arasındaki "veraset ilamının iptali" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, (Bursa Dördüncü Sulh Hukuk Mahkemesi)’nce davanın reddine dair verilen 14.12.1992 gün ve 1992/1191-1418 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesi’nin 5.4.1993 gün ve 1993/2986-3287 sayılı ilamıyla; (... Karı kocadan biri evlenme merasiminin icrası zamanında bir akıl hastalığı veya daimi bir sebep neticesi mümeyyiz değil ise evlenme batıldır (MK. m. 112/2), zail olan bir evlenmenin butlanı resen dava olunamaz. Fakat alakadarlardan her biri butlanı hüküm altına aldırabilir (MK. m. 114/1). Evlenmenin butlanı ancak hakim karariyle hüküm ifade eder. Evlenme mutlak bir butlan ile malul olsa bile, hakimin kararına kadar sahih bir evlenmenin bütün hükümlerine haizdir (MK. m. 124). Görülüyor ki evlenme hukukundaki butlan, Borçlar Hukukundaki butlandan farklı anlamdadır. Borçlar Hukukundaki butlan aktin meydana gelmesine ve hüküm ifade etmesine kesin olarak engel olur ve evlenme hukukundaki yokluğun karşılığıdır. Fakat evlenme butlan ile sakat olsa da gene evlilik meydana gelmiş olur. Geçerli bir evlilik varmış gibi evliliğin iptaline kadar hukuki sonuçlarını doğurur. Butlan nedeniyle iptal kararı etkisini evlenme tarihinden itibaren yürütemez. Zira, Medeni Kanununun 124. maddesindeki açıklığa göre mahkemenin vereceği iptal kararı açıklayıcı değil, yenilik doğurucu niteliktedir, evlenmenin hükümlerini geçmişten değil gelecek için ortadan kaldırır. Medeni Kanunun 114. maddesindeki alakadarların da butlanı hüküm altına aldırır hükmü, 124. maddenin açıklığı konusunda butlan hükmünün geriye yürüyeceğini kabule yeterli değildir. Bu durumda butlan kararı verilmeden ölüm sebebi ile evliliğin sona ermesi durumunda sağ kalan eşin diğerinin mirasçısı olduğunu kabul etmek gerekir. Dairemizin devamlılık gösteren içtihatları bu doğrultudadır (4.11.1992 tarih ve 9407-1077 sayılı, 26.6.1993 tarih ve 4078-4043 sayılı kararları). Şu halde butlan davası sonuçlanmadan eşlerden birinin ölümü ile evliliğin sona ermesi halinde sağ kalan eşin diğerinin mirasçısı olduğunu kabul etmek gerekir. Davanın reddi yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden : Davacı vekili
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Medeni Kanunun 112/2. maddesine dayalı olarak aynı Yasanın 113. maddesi uyarınca 4.1.1988 tarihinde açılan davanın devamı sırasında akıl hastası olduğu ileri sürülen Selahattin’in 28.5.1988’de öldüğü, ölümden sonra da davaya devam olunup sonuçta akıl hastalığı nedeniyle evlenme aktinin iptaline karar verildiği ve kararın 24.2.1992 tarihinde kesinleştiği tartışmasızdır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, evlilik aktinin mutlak butlan nedeniyle iptaline ilişkin kararın kesinleşmesinden önce akıl hastası olan eşin, ölümü halinde sağ kalan eşin kendisine mirasçı olup olamayacağı noktasında toplanmaktadır.
MK.nun 124. maddesi "evlenmenin butlanı ancak hakimin karariyle hüküm ifade eder. Evlenme mutlak bir butlan ile malül olsa bile hakimin kararına kadar sahih bir evlenmenin bütün hükümlerine haizdir" hükmünü getirmiştir.
Bu hüküm, evlenmenin butlan nedeniyle iptaline ilişkin kararın yapıcı bir nitelik taşıdığını açıkça göstermekte olup, MK.nun 112, 114 ve 126/2. maddelerinin tanzim tarzı da bu görüşü doğrulamaktadır.
Butlan nedeniyle verilen evlenme aktinin iptali kararının yapıcı nitelik taşımasının sonucu olarak da, kararın geriye yürütülemeyecek ancak, ileriye yönelik olarak sonuç doğuracağının kabulü doğal olup, bu yönde MK.nun 124. maddesi de iyi yada kötü niyete yer vermemiştir.
Ancak, evlenmenin kadına sağladığı bütün hakların mutlak olarak muhafazası da uygun görülmeyerek MK. 124’deki bu kuralın istisnası, MK.nun 126/1. maddesinde "Hüsnüniyetle evlenen kadın feshine hükmedilmiş olsa bile evlenme ile iktisap ettiği vaziyeti muhafaza eder. Fakat evlenmeden evvelki aile ismini tekrar alır" şeklinde getirilmiştir.
Bu hükme göre, kadının muhafaza edilebilmesinin iyiniyetle evlenmiş olması koşuluna bağlı tutulan haller, isim, vatandaşlık, rüşt gibi evlenme ile kazanılan haklardır.
Oysa, miras ölüm ile açıldığında (MK. 517) evlenme ile kazanılan haklar arasında değerlendirilmesi ve hüsnüniyet kuralına bağlanması düşünülemez ve butlan nedeniyle evlenmenin iptali kararından önce ölüm nedeniyle evlilik sona ermiş olmakla sağ kalan eş iyiniyetle olup olmadığına bakılmaksızın mirasçı olur.
MK.nun 114. maddesi gereğince evliliğin, ölüm veya boşanma gibi nedenlerle zevalinden sonra butlanın hüküm altına aldırılabileceği hükmü, miras yönünden sonuca etkili olmayıp alakadar ve taraflar için ancak manevi yönden bir değer taşımaktadır.
Bu durumda, mahkemece bu yönler düşünülmeksizin davanın reddedilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının geri verilmesine, 19.10.1994 günü yapılan ilk görüşmede çoğunluk sağlanamadığı için 26.10.1994 gününde yapılan ikinci görüşmede bozmada oybirliği, sebebinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Davaya konu uyuşmazlıkta ortaya çıkan hukuk sorunu hakkında, sağlıklı bir yargıya varılabilmesi için öncelikle somut olayın nasıl geliştiğinin bilinmesi gerekir.
Davacı Gülten ile davalıların kardeşleri ölü Selahattin arasında kapsamı tüm yönleriyle anlaşılamayan, eskiye dayanan bir arkadaşlığın bulunduğu ve bu ilişkiyi evliliğe dönüştürmek için birlikte Bursa Belediyesi´ne başvurdukları,,, ancak Selahattin´in akıl hastası olması nedeniyle bu isteğinin reddedildiği ve durumun taraflara bildirildiği, bunun üzerine tarafların Bursa civarında, gözden uzakta bir köye giderek orada resmen evlendikleri (31/5/1987); hemen anında Selahattin´in mirasçıları tarafından açılan iptal davasının yargılanması sırasında Selahattin´in öldüğü ve sonuçta akıl hastalığı (kronik paranoid şizofreni) nedeniyle evlenme sözleşmesinin iptaline karar verildiği tartışmasızdır.
Türk İsviçre ve hatta Alman Hukuk Düzenlerinde, kural olarak evliliğin butlan davası ile iptal edilmesi durumunda "sonuçlarının geriye yürümeyeceği" kabul edilmektedir. Ne var ki, çoğunluğun kabul ettiği gibi bu kuralın, mutlak olduğu ve MK.nun 2. maddesinin düzenlediği objektif iyi niyet kuralının dahi uygulanmayacağı görüşüne katılma olanağı yoktur.
Çünkü, MK.nun 2. maddesi, hukukun uygulanmasıyla ilgili genel bir kural getirmiştir.; kural olarak genel bir uygulama alanı söz konusudur. Amaç ise, hukukun biçimsel açıdan ortaya koyduğu sertliği yumuşatmaktır. Bu nedenle evlenmenin mutlak butlanla iptali durumunda kural mutlaktır, bu nedenle Medeni Kanunun 2. (objektif iyi niyet) maddesinde düzenlenen "hakkın kötüye kullanılması" kuralı uygulanmaz yargısının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim, Genel Kurulu Kararında bu yolda doyurucu bir gerekçe bulunmamaktadır; "MK.nun 124. maddesinde, iyi ya da kötü niyete yer verilmemiştir" biçimindeki gerekçe kanımızca MK.nun 2. maddesiyle subjektif iyi niyet kuralı diye anılan 3. maddesinin karıştırılması anlamına gelir. Çünkü, MK.nun 2. maddesi genel bir kural olup ayrıca özel olarak düzenlenmesi gerekmez; koşulları varsa her olayda (kamu düzeni tartışması ayrık) uygulanır. MK.nun 2. maddesinin uygulanması ise ayrıca "yasada iyi niyet ya da kötü niyetin açıkça öngörülmüş olmasına" bağlıdır.
Somut olaydaki hukuki sorunda, MK.nun 2. maddesinin uygulanması İsviçre ve Türk Hukuk öğretisinin çoğunluğu tarafından da kabul edilmektedir (Goet, Berner Kommentrarar, Das Familienrecht, Bern, m. 134. N. 10; P.Piotet, Nullite du marreağa et droit success eoraux, ZSR 1991 I, s. 221 vd. özellikle 229 vd; Öztan Aile Hukuku, 1979, s. 208; Tekinay, Türk Aile Hukuku, 1982, s. 172 ve dipnotlarda anılanlar).
O halde mahkeme kararı, MK.nun 2/2. maddesinde düzenlenen hakkın kötüye kullanılmasının (objektif, hüsnüniyet) koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelenmesi açısından, eksik inceleme nedeniyle bozulmalıydı.
Kaynak : YKD. Mayıs-1995 s: 701
-
Yazan: 24 - 05 - 2008 : 03.40 - Admin
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER....................................... .................................................. ................................I
KISALTMALAR....................................... .................................................. ...........................V
TANIMLAR.......................................... .................................................. ..............................VI
DAYANAK BELGELER.......................................... .................................................. ........VII
GİRİŞ............................................. .................................................. ........................................2
1. YARGI BAĞIMSIZLIĞININ GÜÇLENDİRİLMESİ................................... ...........................6
1.1. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karşı etkili bir itiraz sisteminin getirilmesi,...................................... .................6
1.2. HSYK’nın yeniden yapılandırılmasına paralel olarak Kurulun sekreteryasının ve denetim sisteminin yeniden düzenlenmesi,..................................... .................................................8
1.3. HSYK’nın yeniden yapılandırılması ve istinaf kanun yolunun faaliyete geçirilmesi ile birlikte not sistemi dahil olmak üzere terfi sisteminin yeniden değerlendirilmesi,.......9
1.4. Örgütlenme hakkı çerçevesinde Hâkimler ve Savcılar Birliğinin kurulması,..........13
1.5. Yargı profesyonellerine yargı bağımsızlığı konusunda eğitim verilmesi...................14
1.6. Askeri mahkemelerin sadece hâkim sınıfından olan üyelerden oluşması,................14
1.7. Askeri mahkeme binalarının askeri yasak bölge dışına çıkarılması,..........................14
1.8. Askeri mahkemelerin görev alanlarının yeniden değerlendirilmesi,..........................14
2. YARGININ TARAFSIZLIĞININ GELİŞTİRİLMESİ.................................... .....................16
2.1. Yargı mensupları için etik kuralların belirlenmesi...................................... ....................16
2.2. Yargı tarafsızlığı konusunda yargı profesyonellerinin ve medya mensuplarının bilinçlendirilmesi................................ .................................................. ..............................................16
2.3. Kişisel verilerin korunması kaydıyla yüksek mahkeme kararlarına erişimin sağlanması........................................ .................................................. .................................................. 17
2.4. Kişisel verilerin korunması çerçevesinde HSYK’nın disipline ilişkin kararlarının tamamına ulaşılabilmesi.................................... .................................................. ..............................17
2.5. Yargı mensupları ile ilgili disiplin hükümlerinin yeniden ele alınarak nesnel ölçütler getirilmesi ve değişik kademelerdeki yargı mensupları için paralel düzenlemeler yapılması......................................... .................................................. .................................................. ..18
3. YARGININ VERİMLİLİĞİ VE ETKİLİLİĞİNİN ARTIRILMASI.......................19
3.1. Adli yargıda istinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmesi....................................... .....19
3.2. İdari yargıda istinaf mahkemelerinin kurulması ve faaliyete geçirilmesi.................20
3.3. Hâkim, savcı ve yargı çalışanı sayısının yeterli seviyeye getirilmesi,........................20
I
3.4. Hâkim ve Cumhuriyet savcısı ile yazı işleri müdürü arasında hukuk fakültesi veya adalet meslek yüksek okulu mezunlarından oluşan adli hizmet uzmanlığı kadrosu ihdası için çalışma yapılması......................................... .................................................. .............................20
3.5. Birbirine yakın veya iş sayısı az olan adliyelerin en yakın adliyeler ile birleştirilmesi için çalışmaların yapılması......................................... ...........................................20
3.6. Belirlenen ilkeler çerçevesinde adliyelerin fiziki kapasitelerinin iyileştirilmesi çalışmalarının sürdürülmesi...................................... .................................................. ......................21
3.7. İhtisas mahkemelerinin yaygınlaştırılması,............................... .........................................21
3.8. Adli Tıp Kurumu kapasitesinin güçlendirilmesine devam edilmesi............................21
3.9. Belirlenen yurt dışı temsilciliklerinde adlî müşavir görevlendirilmesi.......................21
3.10. Heyet halinde çalışan mahkemelere atanan üye sayısının standart hale getirilmesi....................................... .................................................. .................................................. .......................22
3.11. UYAP’ın tamamlanması ve etkin bir şekilde kullanımının sağlanması.....................22
3.12. Elektronik imzanın adli ve idari birimlerde yaygınlaştırılması................................ ....23
3.13. Stratejik yönetim kapasitesinin artırılması için eğitim çalışmalarına devam edilmesi ve Adalet Bakanlığı stratejik planının hazırlanması...................................... ...........23
3.14. Yüksek mahkemelerin ilk derece mahkemesi sıfatı ile baktıkları davaların azaltılması,...................................... .................................................. .................................................. ..23
3.15. Tebligat Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi...................................... ...............................24
3.16. Yeni Hukuk Yargılaması Kanunu hazırlanması...................................... ..........................24
3.17. İcra-iflas sisteminin etkinliğinin artırılması....................................... ...............................24
3.18. Bilirkişilik müessesinin gözden geçirilmesi....................................... .................................24
3.19. Kamudaki hukuk müşavirlikleri ve hazine avukatlarının daha etkin ve geniş yetkilerle yeniden düzenlenmesi...................................... .................................................. ...............25
4. YARGIDA MESLEKÎ YETKİNLİĞİN ARTIRILMASI....................................... ...26
4.1 Yargı mensubu ve çalışanlarına meslekî yetkinliğin artırılması ve kişisel gelişim konularında verilen eğitime devam edilmesi.......................................... ......................................26
4.2 Türkiye Adalet Akademisi’nin örgütsel yapısı gözden geçirilerek kapasitesinin artırılması ve lisansüstü eğitim verebilecek statüye kavuşturulması.................................... .26
4.3. Belirli periyotlarla, yargı profesyonellerinin eğitimi konusunda Adalet Bakanlığı, TAA, üniversiteler ve diğer kurum ve kuruluşların katılımı ile bilimsel toplantılar (şura, seminer, sempozyum) düzenlenmesi...................................... .................................................. ........27
4.4. Hakim ve Cumhuriyet savcıları ile bir kısım yargı çalışanlarına yabancı dil eğitimi verilmesine devam edilmesi.......................................... .................................................. ...................27
4.5. AİHM kararları ile yargıyı ilgilendiren uluslar arası belgelerin Türkçe’ye çevrilmesi ve bunlara erişimin sağlanmasına devam edilmesi.......................................... .....27
5. YARGI ÖRGÜTÜ YÖNETİM SİSTEMİNİN GELİŞTİRİLMESİ..........................28
5.1. İstinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte Yargıtay ve Danıştay’da tetkik hâkimliği müessesesinin gözden geçirilmesi....................................... .........................................28
II
5.2. Hâkimlerle Cumhuriyet savcılarının idarî konulardaki görev ve sorumluluklarının azaltılması....................................... .................................................. .................................................. ..28
5.3. Yargı bilişim kurumunun oluşturulması..................................... ..........................................28
5.4. Yargı çalışanlarının görev tanımlarının yapılması, iş standartlarının belirlenmesi ve özlük haklarının düzeltilmesi...................................... .................................................. ...............29
5.5. Adalet Bakanlığı ile Barolar Birliği arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesi....29
5.6. Noterlerin görev tanımlarının ve açılış kriterlerinin yeniden belirlenmesi..............29
6. YARGIYA GÜVENİN ARTTIRILMASI...................................... ..............................30
6.1. Toplum nezdinde yargıya güveni etkileyen unsurları belirlemek amacıyla Ar-Ge çalışmaları yapılması......................................... .................................................. ..............................30
6.2. Yargı mensup ve çalışanlarına yolsuzlukla mücadele konusunda verilen eğitimlere devam edilmesi.......................................... .................................................. ........................................30
6.3. Yargının, medya ve halkla ilişkilerinin geliştirilmesi,................................... ...................30
6.4. Yüksek yargıda ve belirlenen adliyelerde etkin basın ve halkla ilişkiler birimlerinin kurulması......................................... .................................................. .................................................. ..31
7. ADALETE ERİŞİMİN KOLAYLAŞTIRILMASI................................. ....................32
7.1. Adli yardımın etkinleştirilmesi için bu müessesenin yeniden gözden geçirilmesi...32
7.2. Adliyelerin internet sitelerinin standart olarak hazırlanarak etkin bir şekilde kullanımının sağlanması........................................ .................................................. ...........................32
7.3. Adalet hizmetlerinden yararlananların elektronik ortamda dava açmaları ile ilgili çalışmaların sonuçlandırılması...