-
5352 sayılı Adli Sicil Kanunu'nun 5 ve 6 ncı maddeleri ile Adli Sicil
Yönetmeliği'nin 12 ve 13 üncü maddelerine göre;
Adli sicil bilgilerinin verilebileceÄŸi kiÅŸi ve merciler ;
- Kamu kurum ve kuruluşları,
- Adli sicil kaydının ait olduğu kişi,
- Başvurunun bizzat veya özel yetki içeren vekalet ibrazı koşuluyla vekiller.
Adli sicil bilgisi taleplerinde;
- Adli sicil bilgisinin ne amaçla istendiğinin belirtilmesi,
- Kimlik bilgilerin eksiksiz olarak gösterilmesi,
- Dilekçenin imzalı olması,
zorunludur
Adli sicil bilgilerini verebilecek merciler;
- Mahalli adli sicillerde o yer Cumhuriyet Savcılıkları,
- Merkezi adli sicilde Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü
- Asliye mahkemeleri olmayan yerlerde kaymakamlıklar verir,
-Ayrıca mutlaka giderken nufüs cüzdanı beraberinde götürülmeli...
-
Dava, dava dilekçesiyle (arzuhal) açılır. Mahkemede dava açan tarafa davacı kendisine dava açılan kişiye de davalı denir. Bu taraflardan birisi olan kişinin dava ehliyetine sahip olması gerekir.; bu, kendiniz ya da vekiliniz (avukatınız) aracılığıyla davacı ya da davalı olarak bir davanın gerektirdiği işlemleri yapabilme yeteneği olarak tanımlanıyor.
Örnek Dava Dilekçesi:
SAKARYA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE
Davacı: Kader soyadı
Adres : (Örneğin: Arabacı Alanı Mah. Demir Sk. No:289 Adapazarı/SAKARYA )
Davalı : İhsan soyadı
Adresi : (Örneğin: Arabacı Alanı Mah. Demir Sk. No:289 Adapazarı/SAKARYA)
Talep Konusu: Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmaya, küçük kızım Ceren'in velayetinin tarafıma verilmesine, Ceren için aylık 150.000.000 (Yüzelli Milyon) TL, benim için 200.000.000 (İkiyüz Milyon) TL olmak üzere, aylık toplam 350.000.000 (Üçyüzelli Milyon) TL nafaka ödenmesine karar verilmesi talebidir.
AÇIKLAMALAR:
1. Davalı eşimle 27.09.1992 tarihinde evlendik. Bu evlilikten 29.08.1993 tarihinde kızımız Ceren dünyaya geldi.
2. Son yıllarda eşimden kaynaklanan fikri ve ruhi anlaşmazlık giderek büyümüş, tüm çabalarıma rağmen evlilik birliğinin sürmesi imkânsız hale gelmiştir. Aramızdaki duygusal bağ koptuğu gibi, evliliğin devamını sağlayacak hiçbir neden kalmamıştır. Her bir araya gelişimiz ciddi tartışma ve kavgalara neden olmaktadır. Eşimin bana karşı olan soğukluğu, ilgisizliği, yükümlülüklerini yerine getiremeyişi nedeniyle,evliliğin devamı mümkün değildir.
3. Müşterek çocuğumuz Ceren benim yanımdadır. Yaşının küçüklüğü, anne şefkatine olan ihtiyacı dikkate alınarak çocuğun velayetinin tarafıma verilmesini talep ediyorum.
4. Eşimin ekonomik durumu iyidir. Ben ise çalışmamaktayım. Bu hususlar dikkate alınarak aylık 200.000.000 TL tarafıma, aylık 150.000.000 TL Ceren' e olmak üzere aylık toplam 350.000.000 TL nafaka talep etmekteyim.
DELİLLER: Nüfus kaydı, tanıklar, her türlü delil.
SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda sunulan nedenlerle boşanmamıza, çocuğumuz Ceren' in velayetinin tarafıma verilmesine, dava tarihinden itibaren Ceren için aylık 150.000.000 TL, benim için aylık 200.000.000 TL olmak üzere aylık 350.000.000 TL tedbir nafakası tayinine, bu nafakaların boşanma kararından sonra, iştirak ve yoksulluk nafakası olarak devamına, yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.
Saygılarımla
16.01.2003
Davacı
Kader YILDIZ
Nüfus Kaydı: Nüfus kâğıdında yazılı bilgiler belirtilecek
Dilekçenin mahkeme kalemine kaydı tarihinde dava açılmış sayılır. Dava açılırken belirli bir harç ödenir, iki türlü harç vardır: Başvurma harcı ile karar ve ilam harcı. Başvurma harçları zamanla artsa da, miktarı bellidir. Karar ve ilam harçları ise davanın değerine göre belirlenir. Eğer davacıysanız başvurma harcının ya da karar ve ilam harcının dörtte birini davayı açarken ödemek zorundasınız. Dilekçeyi veren ve başvuru harcını ödeyen davacı olarak aynı zamanda dilekçenin davalıya iletilmesi için gereken posta ücretini vermeyi de unutmamak gerekiyor.
İDARİ MAHKEMELER
Haksız yere başka bir yere atanan bir memursunuz; polisin kestiği trafik cezasını haksız buluyorsunuz; dükkânınıza ruhsat verilmemesi işleminin yasal olmadığını düşünüyorsunuz; arazinizin kamulaştırılmasına karşı çıkmak istiyorsunuz... Bu durumlarda idareye karşı idare Mahkemeleri'nde dava açabilirsiniz. Ancak dava yoluna gitmeden önce îdareye başvurarak işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi ya da yeni bir işlemin yapılması için haksız işlemin size yazılı olarak bildirildiği tarihten itibaren 60 gün içinde talepte bulunmayı ihmal etmeyin.
Davayı açmadan önce haksız uygulamayı kaldırmak için işlemi yapan ya da yapmaktan kaçınan makamın bir üstüne başvurmak gerekir. Kaymakamlık ise, valiliğe, valilik ise içişleri Bakanlığı'na gibi... Belediye gibi üst makamı olmayan kurumlar söz konusuysa, yine o makama başvurmak gerekiyor.
İdari davalarda duruşma ender olarak yapılır. Mahkeme davayı dosya üzerinde görür. Dosyanızın tam olması ve kanıtların iddianızı kesin bir şekilde desteklemesi hem sizin talebinizin geçerlilik kazanması hem de mahkemenin uzamaması açısından yararlı olur.
Bir idari işlemin hukuksal olarak ortadan kalkmasını istiyorsanız iptal davası açmalısınız. 60 gün içinde haksız işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesine başvurmanız gerekiyor. Taşınmaz mallara ilişkin davalara bakacak yetkili mahkeme, bu taşınmaz malların bulunduğu yerin bağlı olduğu idare mahkemesidir.
Dava açsanız bile idarenin yapmış olduğu işlem yürümeye devam eder. Dava açılması sizin haksız bulduğunuz işlemi otomatik olarak durdurmaz, işlem ancak mahkemenin vereceği YÜRÜTMENİN DURDURULMASI kararıyla sona erdirilir. Eğer menfaatinize: veren işlemin derhal durdurulmasını istiyorsanız, dava dilekçesi sağ üst köşesine "yürütmeyi durdurma istemlidir" ibaresini koymalısınız. Şunu unutmayın: Mahkemenin yürütmeyi durdurma karan vermesi için: a) dava konusu işlem açıkça hukuka aykırı olmalıdır; b) bu işlem yüzünden telafisi güç, hatta imkânsız bir zararın oluşmakta olduğu açıkça kanıtlanmalıdır.
Bu kararın aleyhine 7 gün içinde Bölge idare Mahkemesi'ne itiraz edebilirsiniz. Bölge idare Mahkemesi'nin karan kesindir.
Not:
İdareye açılan davalar sürelidir. İdari işlemin size bildirildiği tarihten itibaren 60 gün içinde size herhangi bir yanıt gelmemişse, talebiniz reddedilmiş anlamına gelir. Dava açma süresi yeniden başlar.
-
Öğretmenlik Kariyer Basamaklarında Yükselme Yönetmeliği
Millî Eğitim Bakanlığından
Resmi Gazete Tarihi: 13/08/2005
Resmi Gazete Sayısı: 25905
BİRİNCİ BÖLÜM : Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Amaç
Madde 1 - Bu Yönetmeliğin amacı, öğretmenlerin, öğretmenlik kariyer basamaklarında yükselmeleri ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir.
Kapsam
Madde 2 - Bu Yönetmelik, öğretmenlerden öğretmenlik kariyer basamaklarında yükselebilecekleri kapsar.
Dayanak
Madde 3 - Bu Yönetmelik, 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 43 üncü maddesi ile 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 152 nci maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.
Tanımlar
Madde 4 - Bu Yönetmelikte geçen;
Bakanlık: Millî Eğitim Bakanlığını,
Bakan: Millî Eğitim Bakanını,
Kurul: Talim ve Terbiye Kurulunu,
Eğitim: Hizmet içi eğitim ve lisansüstü eğitimi,
Hizmet içi eğitim: Hizmet içi eğitim amacı ile düzenlenen kurs ve seminerleri,
Etkinlikler: Bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif çalışmaları,
Sicil (İş başarımı): Kişilik özelliklerinin ve meslekî yeterliğin belirlenmesi amacıyla geliştirilen ölçüt ve göstergelere göre yapılan değerlendirmeyi,
Alan: (Değişik tanım: 07/01/2005-26046 S.R.G. Yön/1.mad) Öğretmen adayları ve öğretmenlerin mezun oldukları öğretim programına bağlı olarak atandıkları öğretmenlikleri,
Eğitim Bilimleri: Öğrenme ve eğitim sürecinin niteliksel ve nesnel yönlerini bilimsel yöntemlerle ele alan ve inceleyen bilim dallarını,
Öğretmenlik Kariyer Basamakları: Adaylık döneminden sonraki öğretmenlik, uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik basamaklarını,
Kıdem: Öğretmenlik veya uzman öğretmenlikte geçen süreyi,
Öğretmen: Genel kültür, özel alan ve pedagojik formasyon eğitimi alarak yetişmiş ve adaylık döneminden sonra her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında eğitim-öğretim ve bununla ilgili yönetim hizmetlerini yürütenleri,
Uzman Öğretmen: (Değişik tanım: 07/01/2005-26046 S.R.G. Yön/1.mad) Alanında ya da eğitim bilimleri alanında tezli yüksek lisans öğrenimini tamamlayan öğretmenlerden kıdem, hizmet içi eğitim, etkinlikler ve sicil; lisans öncesi ve lisans mezunu öğretmenler ile alanı ya da eğitim bilimleri alanı dışında lisansüstü öğrenimini tamamlayan öğretmenlerden ise kıdem, eğitim, etkinlikler, sicil ve sınav ölçütlerine göre yapılan değerlendirme ve başarı sıralaması sonucunda alanlarında ayrılan kontenjana yerleştirilenleri,
Başöğretmen: (Değişik tanım: 07/01/2005-26046 S.R.G. Yön/1.mad) Alanında ya da eğitim bilimleri alanında doktora öğrenimini tamamlayan öğretmenlerden kıdem, hizmet içi eğitim, etkinlikler ve sicil; lisans öncesi ve lisans mezunu öğretmenler ile alanı ya da eğitim bilimleri alanı dışında lisansüstü öğrenimini tamamlayan uzman öğretmenlerden ise kıdem, eğitim, etkinlikler, sicil ve sınav ölçütlerine göre yapılan değerlendirme ve başarı sıralaması sonucunda alanlarında ayrılan kontenjana yerleştirilenleri,
Kariyer: Öğretmenlikten uzman öğretmenliğe, uzman öğretmenlikten başöğretmenliğe gerekli yeterlikler kazanılarak ilerlemeyi,
Eğitim Kurumu: Bakanlığa bağlı her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim etkinliklerinin yürütüldüğü kurumlar ile bu kurumlarda yürütülen eğitim-öğretim etkinlikleri için program hazırlama, eğitim araç-gereci üretme ve geliştirme, öğrenci ve öğrenci adaylarına uygulanacak seçme ve/veya yarışma sınavları için gerekli iş ve işlemleri yürütme, hizmet içi eğitim ile rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri verme yoluyla yardımcı ve destek olan kurumları,
Özel Öğretim Kurumu: 625 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu kapsamında etkinlik gösteren okul öncesi eğitim, ilköğretim, orta öğretim kurumları, kurslar, dershaneler ve öğrenci etüt eğitim merkezlerini,
Sınav: Öğretmenlik kariyer basamaklarında yükselebilecekler için yapılan sınavı,
Sınav Muafiyeti: Alanında veya eğitim bilimleri alanında tezli yüksek lisans öğrenimini tamamlayan öğretmenlerin uzman öğretmenlik; doktora öğrenimini tamamlayan öğretmenlerin ise başöğretmenlik sınavından muaf tutulmalarını,
Sertifika: Alanlara göre ayrılan uzman öğretmenlik ya da başöğretmenlik kontenjanına yerleştirilenlere verilen belgeyi,
Aday: Kariyer basamaklarında yükselmek üzere başvuruda bulunanları,
ÖSYM: Yükseköğretim Kurulu Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,
Kredi Puanı: Hizmet içi eğitim etkinliklerinden 6 saati 1 kredi puanı karşılığında değerlendirilmek suretiyle bulunan puanı
ifade eder.
-
743 SAYILI MEDENİ KANUN ZAMANIN DA ;
Evlat edinme hakkı en az otuzbeş yaşında olup da nesebi sahih füruu bulunmayanlara münhasır idi ve evlat edinen kimsenin evlatlıktan en az onsekiz yaş büyük olması şartı ve evlatlık için de mümeyyiz olan kimsenin, rızası olmadıkça, evlatlığa alınamayacağı ve ana babanın veya hakimin muvafakatı alınmadıkça mahcur ile küçük, mümeyyiz bile olsalar, evlatlığa alınamayacağı kabul edilmişti.
Eşlerden birinin evlat edinmesi veya evlatlık olması diğerinin rızasına bağlı idi ve evlat edinme, evlat edinenin oturduğu yer sulh hakiminin izni üzerine yapılacak resmi bir senetle olur ve evlat edinme doğum kütüğüne yazılırdı.
Evlatlık, kendisini evlatlığa alanın aile ismini taşır ve onun mirasçısı olur. Asıl ailesindeki mirasçılığa da halel gelmez. Ana babaya ait hak ve vazifeler, evlat edinen kimseye geçer. Evlat edinme akdinden evvel yapılmış resmi bir senet ile, nesebi sahih çocukların mirasçılık hakkına ve ana babanın çocukların malları üzerindeki haklarına dair olan mevaddı kanuniyeye muhalif hükümler kabul edilebilir, Karı koca tarafından birlikte evlat edinilen ve mümeyyiz olmayan küçüklerin nüfus kaydında ana baba adı olarak, evlat edinen karı kocanın adları yazılırdı.
Evlatlık mukavelesi hakkındaki kaidelere riayet şartiyle, evlatlık rabıtası, iki tarafın rızasiyle her zaman kaldırılabilir. Evlatlık rabıtası, muhik sebeplere istinat halinde evlatlığın ve mirasından mahrum bırakacak bir hal hüdusunda evlatlık edinen kimsenin talebi üzerine, hakim tarafından dahi refedilebilmekte idi.
4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU İLE ;
Evlat edinme hükümlerinde ve şartlarında önemli değişiklikler yapılmıştır.
Bir küçüğün evlat edinilmesi, evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması koşuluna bağlıdır.
Evlat edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlat edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir.
EÅŸler, ancak birlikte evlat edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler.
Eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş bulunmaları gerekir.
Eşlerden biri, en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş bulunması koşuluyla diğerinin çocuğunu evlat edinebilir.
Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlat edinebilir.
Otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlat edinmesinin mümkün olmadığını ispat etmesi halinde, tek başına evlat edinebilir.
Evlat edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlat edinilemez.
Vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlat edinilebilir.
Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer.
Evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur.
Evlatlık küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir. Ergin olan evlatlık, evlat edinilme sırasında dilerse evlat edinenin soyadını alabilir.
Eşler tarafından birlikte evlat edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adları yazılır.
Evlatlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca evlatlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir.
Evlat edinme kararı, evlat edinenin oturma yeri; birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesince verilir. Mahkeme kararıyla birlikte evlatlık ilişkisi kurulmuş olur.
Evlat edinmenin hükümlerinde, öncelikle şunu belirtelim, anne ve babaya ait olan hak ve yükümlülüklerin tamamı, evlat edinenlere geçecektir. Evlat edinilen, evlat edinenin yasal mirasçısı olacaktır.
TMK Madde 282 - "Soybağı ayrıca evlat edinme yoluyla da kurulur."denilmektedir.
TMK Madde 307 - "Evli olmayan kişi otuz yaşını doldurmuş ise tek başına evlat edinebilir. "denilmektedir.
TMK Madde 314 - "Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer.
Evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur.
Evlatlık küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir.
Eşler tarafından birlikte evlat edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adları yazılır. " denilmektedir.
EVLAT EDİNME HÜKÜMLERİ İNCELENDİĞİNDE, BİRLİKTE EVLAT EDİNME İLE TEK BAŞINA EVLAT EDİNME HÜKÜMLERİ ARASINDA ANAYASAYA, ULUSLARARASI KADIN VE ÇOCUK HAKLARINA DAİR SÖZLEŞMELERE AYKIRI OLARAK EŞİTSİZLİK VE AYRIMCILIK YARATACAK BİR DÜZENLEME OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.
T. Medeni Kanununda eşlerin birlikte evlat edinmesi halinde, küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adlarının yazılacağı hususu düzenlenmesine rağmen, ne Türk Medeni Kanununda ne de nüfus hizmetleri kanununda tek başına evlat edinme halinde çocuğun nüfus kaydına ana adı olarak kendi adının yazılabileceği veya yazılamayacağına ilişkin bir düzenleme yoktur. Tek başına evlat edinme halinde durumun ne olacağı hususu yasada düzenlenmemiştir. Bu konuda yasal boşluk bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu Madde 1 “Kanun, sözüyle ve özüyle deÄŸindiÄŸi bütün konularda uygulanır.
Kanunda uygulanabilir bir hüküm yoksa, hakim, örf ve adet hukukuna göre, bu da yoksa kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir kural koyacak idiyse ona göre karar verir.
Hakim, karar verirken bilimsel görüşlerden ve yargı kararlarından yararlanır.” Denilmektedir.
Türk Medeni Kanunu 1.md. ve genel hukuk kuralları gereği kanunda boşluk bulunan durumlarda, bu boşluk hakim tarafından doldurulmalıdır. T.Medeni Kanunu 1.md. gereği Türk Medeni Kanunda tek başına evlat edinme durumunda çocuğun ana ve baba adı olarak ne yazılacağı hususunda hüküm bulunmadığından bu boşluk birlikte evlat edinme hükümleri ve genel hukuk kuralları dikkate alınarak doldurulmalıdır
Yargıtay 14.HD 1985/1737 E., 1985/5474 K. sayılı 17.09.1985 tarihli kararında “YASADA BOÅžLUK BULUNMASI DURUMUNDA İZLENECEK YOL YASADA BELİRTİLMİŞTİR. BU DURUMDA HAKİM BİR YASA KOYUCU GİBİ DAVRANACAK VE BİLİMSEL GÖRÜŞLER İLE KAZAİ KARARLARDAN YARARLANACAKTIR.....YASADA BOÅžLUK BU ÅžEKİLDE DOLDURULMALI....
....BUNUN AKSİNİ DÜŞÜNMEK DAVALAÅžMADA EŞİTLİK İLKESİNİ ZEDELEYECEĞİ GİBİ YASADA BULUNAN BİR BOÅžLUKTAN YARALANARAK UYUÅžMAZLIÄžI ÇÖZÜME ULAÅžTIRMAKTAN KAÇINMAK OLACAKTIR......KAMU DÜZENİ VE YARARININ KORUNMASINDA YASALAR İLGİLİLERE ZORLUK ÇIKARMAK İÇİN DEĞİL KOLAYLIK İÇİN VARDIRLAR.....OLAYA YASALARIN UYGULANIÅžINDA GÖZETİLEN GENEL KURALLARLA YAKLAÅžIMDA BULUNULMASI HALİNDE DE SONUÇ AYNIDIR.ŞÖYLEKİ YASADA BİR BOÅžLUK GÖRÜLDÜĞÜNDE İZLENECEK YOL MK 1.MD.DE BELİRTİLMİŞTİR....” denilmektedir.
Ayrıca aşağıda belirtilen bu konudaki Uluslararası sözleşmeler gereğince de, kabul edilen Uluslar arası sözleşmeler kanun hükmünde olduğundan, Türk Medeni kanununda tek başına evlat edinmeye dair yapılan düzenlemeler bu Uluslararası çocuk ve kadın haklarına dair sözleşmelere de aykırıdır.
ÇOCUK HAKLARININ KULLANILMASINA İLİŞKİN AVRUPA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN
Kanun No. 4620 Kabul Tarihi : 18.1.2001
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi
Madde 1 - Sözleşmenin uygulanma alanı ve amacı
1) Bu Sözleşme 18 yaşına ulaşmamış çocuklara uygulanır.
2) Bu Sözleşmenin amacı, çocukların yüksek çıkarları için, haklarını geliştirmek, onlara usule ilişkin haklar tanımak ve bu hakların, çocukların doğrudan ve diğer kişiler veya organlar tarafından bir adli merci önündeki, kendilerini ilgilendiren davalardan bilgilendirilmelerini ve bu davalara katılmalarına izin verilmesini teminen kullanılmasını kolaylaştırmaktır.
B. Adli Mercilerin rolü
Madde 6 – Karar süreci
Bir çocuğu ilgilendiren davalarda adli merci, bir karar almadan önce :
a) Çocuğun yüksek çıkarına uygun karar almak için yeterli bilgiye sahip olup olmadığını kontrol etmeli ve gerektiğinde özellikle velayet sorumluluğunu elinde bulunduranlardan ek bilgi sağlamalıdır.
b) Çocuğun iç hukuk tarafından yeterli idrak gücüne sahip olduğunun kabul edildiği durumlarda,
- çocuğun bütün gerekli bilgiyi edindiğinden emin olmalıdır.
- çocuğun yüksek çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde, gerekirse kendine veya diğer şahıs ve kurumlar vasıtasıyla, çocuk için elverişli durumlarda ve onun kavrayışına uygun bir tarzda çocuğa danışmalıdır.
- çocuğun görüşünü ifade etmesine müsaade etmelidir.
c) Çocuğun ifade ettiği görüşe gereken önemi vermelidir.
MEDENÎ VE SİYASÎ HAKLARA İLİŞKİN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMENİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN-
Kanun No. 4868 Kabul Tarihi : 4.6.2003
24. Madde Çocukların hakları
1. Her çocuğun ırk, renk, cinsiyet, dil, din, ulusal veya toplumsal köken, mülkiyet, doğum gibi bir ayrımcılığa tabi tutulmaksızın ailesi, içinde yasadığı toplum ve Devlet tarafından, bir küçük olarak statüsünün gerektirdiği koruma tedbirlerine hakkı vardır.
KADINLARA KARŞI HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞIN ÖNLENMESİNE DAİR SÖZLEŞME
3232 Sayılı Onay Kanunu 25 Haziran 1985 gün ve 18792 Sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır.
Madde 2- Hukuki alanda tedbirler alma yükümlülüğü
Taraf Devletler kadınlara karşı ayrımcılığın her biçimini yasaklayıp, her türlü vasıtayla ve hiç vakit kaybetmeden kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etme politikası izlemeyi kabul ederler ve bu amaçla aşağıdaki konularda taahhütte bulunurlar:
a) Erkeklerin ve kadınların eşitliği prensibini henüz ulusal anayasalarına veya diğer ilgili mevzuatlarına içselleştirmemişler ise, bu prensibi içselleştirmeyi ve yasalar ve diğer uygun vasıtalarla bu prensibin pratik olarak uygulanmasını sağlamak;
b) Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı yasaklayan ve gerektiği taktirde yaptırımlar getiren gerekli mevzuatı çıkarmak ve diğer tedbirleri almak;
c) Kadınların haklarını erkeklerle eşit bir biçimde koruyacak hukuki mekanizmalar kurmak ve yetkili ulusal yargı yerleri ile diğer kamu kurumlan vasıtasıyla her hangi bir ayrımcılık karşısında kadınların etkili bir biçimde korunmasını sağlamak;
d) Kadınlara karşı ayrımcılık niteliğindeki bir eylem veya uygulamadan kaçınmak ve kamu kurum ve kuruluşların bu yükümlülüğe uygun davranmalarını sağlamak;
Her hangi bir kişi, kurum veya kuruluş tarafından kadınlara karşı ayrımcılık yapılmasını önlemek için gerekli her türlü tedbiri almak;
Kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan mevcut yasaları, hukuki düzenlemeleri, gelenekleri ve uygulamaları değiştirmek veya kaldırmak için gerekli her türlü tedbiri almak;
Kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan bütün ulusal ceza hükümleri kaldırmak;
Madde 16- Evlenme ve aile ilişkileri alanındaki haklar
1. Taraf Devletler evlilik ve aile ilişkileri ile ilgili bütün konularda kadınlara karşı ayrımcılığı tasfiye etmek için gerekli her türlü tedbiri alır ve özelikle erkeklerle kadınların eşitliğini öngören aşağıdaki haklan tanır:
Evlenmede aynı hakka sahip olma;
Serbestçe eş seçmede ve serbest ve kendi rızasıyla evlenmede aynı hakka sahip olma;
c) Evlilik döneminde ve boşanma sırasında aynıhaklara ve yükümlülüklere sahip olma;
Medeni durumları ne olursa olsun, anne ve baba olarak çocuklarla ilgili konularda aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olma; her hal ve karda çocukların menfaatlerine üstünlük tanınır;
Çocukların sayısına ve dünyaya getirilme zamanına serbestçe ve makulce karar verme konusunda aynı hakka sahip olma ve bu hakları kullanabilmeleri için gerekli bilgiye, eğitime ve araçlara sahip olma;
Velayet, vasilik, kayyımlık ve evlat edinme veya bu kavramların bulunduğu ulusal mevzuattaki benzer kurumlar bakımından aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olma; her hal ve karda çocukların menfaatlerine üstünlük tanınır;
Soyadı, meslek ve iş seçme haklan da dahil kan ve koca olarak aynı kişisel haklara sahip olma;
h) Eşlerin mallarına sahip olma, kazanma, işletme, idare etme, kullanma ve mallarını bir bedel karşılığında veya bedelsiz olarak elden çıkarma konusunda aynı haklara sahip olma.
2. ÇocuÄŸun niÅŸanlandırılması ve evlendirilmesi hiç bir hukuki sonuç doÄŸurmaz; asgari evlenme yaşını tespit etmek ve evliliklerin resmi sicile kaydının zorunlu hale getirilmesi için yasama tedbirleri de dahil gerekli tüm iÅŸlemler yapılır.”
İNSAN HAKLARINI VE ANA HÜRRİYETLERİNİ KORUMA SÖZLEŞMESİ
Madde 14 - Ayırımcılık yasağı
“İşbu SözleÅŸmede tanınan hak ve hürriyetlerden istifade keyfiyeti, bilhassa cins, ırk, renk, dil, din, siyasi veya diÄŸer kanaatler, milli veya sosyal menÅŸe, milli bir azınlığa mensupluk, servet, doÄŸum veya her hangi diÄŸer bir durum üzerine müesses hiçbir tefrike tabi olmaksızın saÄŸlanmalıdır.”
Ayrıca ; BirleÅŸmiÅŸ Milletler TeÅŸkilâtına üye olan devletlerce, tüm insanlara tanınan temel hakları belirten ve bildiren, 10/12/1948 gününde kabul edilmiÅŸ İnsan Haklan Evrensel Beyannamesinin 16. maddesinde , ailenin toplumun doÄŸal ve temel öğesi olduÄŸu ve bu sebeple toplumun ve devletin korunmasından yararlanması gerektiÄŸi belirtilmiÅŸtir.18/10/1961 günlü Avrupa Sosyal Haklar Temel Yasası'nın 17. maddesinde ise; “Evlilik durumuna ve aile baÄŸlarına bakılmadan ana ve çocuÄŸun sosyal durumuna uygun iktisadi korunmaya hakkı vardır.” denilmektedir.Türkiye tarafından da imzalanan ve onaylanan bu temel metinler; genelde, çocuÄŸun, kiÅŸiliÄŸini geliÅŸtirmesi ve ileride topluma saÄŸlıklı bir birey olarak katılabilmesi için gerekli her türlü olanaktan yararlandırılmasını öngörmektedir.
Ayrıca ; TÜRK MEDENİ KANUNUN’UN 314. MADDE HÜKMÜ ÅžU SEBEPLERDEN ANAYASAYA DA AYKIRIDIR
Türk Medeni Kanununun 314.maddesi incelendiğinde, tek başına evlat edinme açısından eksik düzenleme olduğu gibi, birlikte evlat edinme hali ile tek başına evlat edinme hali arasında yaratılan eşitsizlik ve ayrımcılık açısından da anayasaya aykırı olduğu görülmektedir.
TMK 314 maddesi ile evli ve birlikte evlat edinenler ile bekar ve tek başına evlat edinenler arasında eşitlik ilkesine uygun olmayan, Anayasaya, Uluslarararası sözleşmelere, Kadın ve Çocuk Haklarına aykırı, AYRIMCI bir düzenleme olduğu görülmektedir.
Tek başına evlat edinme durumunda, evlat edinme ile soybağı kurulduğu ve evlat edinenin nüfus kaydına çocuğu olarak kaydedildiği, mirasçısı olabildiği, soyadını alabildiği ve isim değişikliği de yapılabildiği halde; evlat edinenin, anne adı olarak evlat edinenin adının yazılamaması, çelişkili olup, ayrıca birçok karışıklığa da sebep olacaktır.
Ayrıca bu durum küçük çocuğun maddi ve manevi gelişimini de olumsuz etkileyecektir. Ruhi sağlığının bozulmaması, huzurlu ve sağlıklı bir yaşama devam edebilmesi için, tek başına evlat edinilen küçük çocuğun nüfus kayıtlarının da, kurulmuş olan bir anne çocuk hukuki ilişkisini, aynı zaman da yansıtacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.
Evlat edinme ile soybağı kurulmasına rağmen, T:Medeni kanunu 314.madde ile evli olup birlikte evlat edinenler ile tek başına evlat edinenler arasında ve SONUÇTA BU ŞEKİLDE EVLAT EDİNİLEN ÇOCUKLAR ARASINDA DA EŞİTSİZLİK, AYRIMCILIK yaratacak bir düzenleme olduğu görülmektedir.
Tek başına evlat edinilen çocukların anne adı olarak, evlat edinen bayan, hukuken anne olarak kabul edilen, velayet sahibi olan, yani anne olarak kabul edilen şahıs olmasına, arada anne çocuk ilişkisi kurulmasına rağmen, adının çocuğun nüfus cüzdanına anne adı olarak yazılamaması,
birlikte evlat edinilen çocuklar da ise, anne adı olarak evlat edinen bayanın adının anne adı olarak yazılabilmesi
Evlat edinilen çocuklar açısından düşünüldüğünde de; aynı halde olmalarına rağmen, son derece eşitsiz, kabul edilemez bir durum ortaya çıkarmaktadır. Aynı durumdaki çocuklar yönünden haklı bir nedene dayanmadan ayrım yapılması Uluslar arası sözleşmelere ve Anayasa m. 10 da belirtilen eşitlik ilkesine aykırılık yaratmaktadır.
**1982 Anayasası Madde 2 - “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliÄŸine baÄŸlı, baÅŸlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 2. maddesinde “Hukuk Devleti Olmayı” Cumhuriyetin nitelikleri arasında saymıştır.
Anayasa Mahkemesinin çeÅŸitli kararlarında belirtildiÄŸi üzere “... (Hukuk devletinin temel unsuru bütün devlet faaliyetinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır) hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzenini kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan bir devlet olmak gerekir. Hukuk devletinde kanun koyucu da dahil olmak üzere devletin bütün organları üstünde hukukun mutlak bir hakimiyeti haiz olması, kanun koyucunun yasama faaliyetlerinde kendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile baÄŸlı tutması lâzımdır. Zira kanunun da üstünde Kanun Koyucunun bozamayacağı temel hukuk prensipleri ve Anayasa vardır...”
“Anayasanın 2. maddesinde tanımlanan “Sosyal Hukuk Devleti” ilkesinden ne anlaşılmak gerektiÄŸini Anayasa koyucu bu maddeye ait gerekçede açıklamıştır. Bu gerekçeye göre, Sosyal Hukuk Devleti ilkesinden devletin kendi koyduÄŸu hukuk kurallarına uyacağı ve çalışan, çalıştığı halde karşılığını yeterince alamayan ve mutlu bir yaÅŸantıya kavuÅŸamayan kiÅŸilere yardımcı olunacağının amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Bu ilke ile, devletin yürürlüğe koyduğu yasalara bağlı kalacağı vurgulanmakta, kişilerin huzur ve refahının sağlanması amaçlanmaktadır.
“Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve iÅŸlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliÅŸtirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini baÄŸlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa koyucunun da uyması gereken Anayasa ve temel hukuk ilkelerinin bulunduÄŸu bilincinde olan devlettir. Bu baÄŸlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yalnız yasaların Anayasa’ya deÄŸil, Anayasanın da evrensel hukuk ilkelerine uygun olmasını saÄŸlamakla yükümlüdür.”
**1982 Anayasası Madde 5 -“ Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliÄŸini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kiÅŸilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluÄŸunu saÄŸlamak; kiÅŸinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle baÄŸdaÅŸmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının geliÅŸmesi için gerekli ÅŸartları hazırlamaya çalışmaktır.”
“Anayasa’nın 5. maddelerindebelirtilen “hukuk devleti” ilkesine göre iÅŸlem ve eylemlerin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü ilkesinin içtenlikle benimsenmesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini her zaman Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla baÄŸlı tutması, insan haklarına saygı göstermesi ve bu hakları korumayı, âdil bir hukuk düzeni kurarak bunu geliÅŸtirmeyi zorunlu sayması gerekir. Yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda bulunduÄŸu Anayasa ve temel hukuk ilkeleri vardır. Anayasa’da öngörülen devletin amacı ve varlığıyla baÄŸdaÅŸmayan, hukukun ana ilkelerine dayanmayan yasalar kamu vicdanını olumsuz etkiler. “
**1982 Anayasası Madde 10 - “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eÅŸittir.
(Ek fıkra: 07/05/2004 - 5170 S.K./1. md.) Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün iÅŸlemlerinde kanun önünde eÅŸitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
“Anayasa'nın 10. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eÅŸittir, ikinci fıkrasında, “Hiçbir kiÅŸiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” kuralları ile Kanun önünde eÅŸitlik ilkesi açıklanmıştır.”
“Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eÅŸitlik ilkesi, eylemli eÅŸitliÄŸi deÄŸil, hukuksal eÅŸitliÄŸi ifade eder. Aynı hukukî durumda bulunanlar arasında haklı nedene dayanmayan ayırım yapılmasını önlemeyi amaçlar.
Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eÅŸitlik ilkesine Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilmiÅŸtir. Buna göre, herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eÅŸittir. Hiç bir kiÅŸiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz devlet organları ve idare makamları bütün iÅŸlemlerinde kanun önünde eÅŸitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.”
“Yasa önünde eÅŸitlik ilkesi” hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur.Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kiÅŸi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eÅŸitliÄŸin çiÄŸnenmesi yasaklanmıştır. “
“EÅŸitlik temeline dayanan adil bir hukuk düzeni kurma hukuk devletinin en önemli iÅŸlevlerinden biri olduÄŸundan hukuksal eÅŸitlik saÄŸlanmadan hukuk devleti ilkesinin gerçekleÅŸemeyeceÄŸi açıktır.”
**1982 Anayasası Madde 12 -“Herkes, kiÅŸiliÄŸine baÄŸlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Temel hak ve hürriyetler, kiÅŸinin topluma, ailesine ve diÄŸer kiÅŸilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.”
Anayasa m. 12 m. uyarınca, kişiye özgü yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, kullanılması, sınırlaması ve devredilmesi hak sahibi bireyin iradesine dayanan; bireyin sosyal olma özelliği, sair bireylere zarar vermeden ve onların egemenlik haklarını sınırlamadan sosyal olmadan kaynaklanan, hak ve özgürlüklerin olabildiğince kullanılmasını gerektir.
**1982 Anayasası Madde 13 - “(DeÄŸiÅŸik madde: 03/10/2001 - 4709 S.K./2. md.)(*)
Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere baÄŸlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
**1982 Anayasası Madde 36 - “Herkes, meÅŸru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.(*)
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz.”
**1982 Anayasası Madde 41 - “Aile, Türk toplumunun temelidir ve eÅŸler arasında eÅŸitliÄŸe dayanır.
Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını saÄŸlamak için gerekli tedbirleri alır, teÅŸkilatı kurar.”
Anayasa'nın 41. maddesi Devletin, özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri almasını hüküm altına almış iken, iptali istenen yasa hükmü nedeniyle, tek başına evlat edinilen çocuklar ile birlikte evlat edinilen çocuklar arasında eşitsizlik yaratılmaktadır.
Ailenin korunması esaslarını düzenleyen bu maddenin ikinci fıkrasında özellikle ana ve çocukları koruma görevinin de Devlete iliÅŸkin bir ödev olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Gerçekten maddenin gerekçesinde: “... yasa koyucuya aileyi milletin temeli olarak koruma, refahı ve huzurunu saÄŸlama ödevini de yüklemekte” olduÄŸu açıklanarak aÅŸağıdaki görüşlere yer verilmiÅŸtir :
“Ailenin korunması yanında, ananın ve çocuÄŸun da korunması hükme baÄŸlanmıştır. ÇocuÄŸun korunması, genel olarak ifade edilmekle yetinilmiÅŸ ve ayırım gözetilmemesi esası benimsenmiÅŸtir. Bu sonuç, esasen (eÅŸitlik ilkesi)nden de çıkarılabilir.”
Yukarıda belirtilen Anayasa hükümleri ile;sosyal hukuk devleti, eşitlik, hak arama özgürlüğü ilkeleri benimsenmiş ve devletin, ailenin ve özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alması hüküm altına alınmış iken, Türk Medeni Kanunu 314.madde ile, eşlerin birlikte evlat edinmesi ile tek başına evlat edinmede bu Anayasa Hükümlerine aykırı olacak şekilde ve eşitler arasında farklılık ve çocuklar açısından da ayrımcılık yaratacak şekilde düzenleme yapılmıştır.
TMK Madde 314 - "Ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler evlat edinene geçer.
Evlatlık, evlat edinenin mirasçısı olur.
Evlatlık küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen isterse çocuğa yeni bir ad verebilir.
Eşler tarafından birlikte evlat edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinen eşlerin adları yazılır
Türk Medeni Kanunu 314.md 3 fıkrasındaki “ eÅŸler tarafından birlikte “ hükmü ile “ evlad edinen eÅŸlerin “ ibarelerinin iptali halinde;
yasa metni “ evlat edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana ve baba adı olarak evlat edinenin adları yazılır “ halini alacak ve Anayasaya aykırılık giderilmiÅŸ olacak,
HUKUKEN ANNE OLARAK GÖRÜNEN, EVLAT EDİNDİĞİ ÇOCUK ÜZERİNDE BİR ANNE OLARAK TÜM HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERE SAHİP BULUNAN KADIN, ÇOCUĞA KENDİ ADINI ANNE ADI OLARAK VEREBİLDİĞİNDE MANEVİ OLARAK DA EVLAT EDİNME İŞLEMİ AMACINA ULAŞMIŞ OLACAKTIR.
-
ONCELİKLE GİREBİLECEĞİNİZ HUKUK FAKÜLTELERİ;
Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi
Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi
İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kırıkkale Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Yakın Doğu Üniversitesi Hukuk Fakültesi
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 17.33 - Admin
Şüpheli...
Genç zabıt kâtibesinin uzattığı kâğıtta, adımın altında �şüpheli� yazıyordu.
Savcı benden şüpheleniyordu.
Acaba Yargıtay Başsavcısı�na hakaret mi etmiştim?
Çocukluğumdaki bir olayı hatırladım.
Üç dört yaşlarındaydım herhalde.
Yuvaya gidiyordum.
Kuşpalazı olmuştum.
Büyük teyzem beni doktora götürmüştü.
Galiba doktor canımı acıttı muayene ederken.
Yuvada öğrendiğim ne kadar küfür varsa arka arkaya sıralamaya başlamıştım.
Teyzem utançla beni susturmaya çalışırken doktor gülmüştü.
�Et oğlum,� demişti, �bizi küfür yemeğe alışkınız.�
Bana imzalatılan kâğıdın altında �şüpheli� ibaresini görünce de doktorun sözleri aklıma geldi.
�Şüphelenin, ben şüphelenilmeye alışkınım.�
Başsavcı, hukuk ölçülerine hiç uymayan bir iddianame yazar.
Benden şüphelenirler.
Generaller darbe yapmak için cuntalar kurar.
Benden şüphelenirler.
Ben ifade veririm.
Ben yargılanırım.
Hiçbir savcıdan ya da bir generalden şüphelenildiğini görmedim.
Herhalde işin doğrusu, hukuka uymayan iddianameler yazmak, cuntalar kurup darbe hazırlığına girişmek.
Yanlış olan da bunları eleştirmek.
İtiraf edeyim ki onlar benden şüphelenirken ben de onlardan şüpheleniyorum.
Benim şüphem, onların hukukun dışına kayarak bu devleti çökerteceği.
Onların şüphesi, benim bu sistemin değiştirilmesinden yana olmam.
Sanırım aslında ikimiz de haklıyız.
Onlar devleti çökertiyor.
Ben de sistemlerinin deÄŸiÅŸtirilmesi gerektiÄŸini savunuyorum.
Aramızdaki tek fark, onlar canları istedikçe beni yargılayabiliyorlar...
Ben onları yargılayamıyorum.
Ama mutlaka yargılanmaları gerektiğine de yürekten inanıyorum.
Bazen düşünüyorum, gelişmiş ülkelerdeki hukuk sistemi burada uygulansaydı, ne olurdu diye.
Bana öyle geliyor ki devletin içinden çok adam �şüpheli� olurdu.
Şu Susurluk�u hatırlasanıza...
Devletin derinlerine girmiş bir çeteydi.
Ne kadarı yakalandı?
Ya ÅŸu Ergenekon?
Peki, ya Åžemdinli?
Savcısını �şüpheli� yapmışlardı.
O rezaletin köklerinin Ankara�ya uzandığını söylediği için.
�Şüphelenilen� tek savcı oydu.
Çünkü gerçeği aramıştı.
Çerden çöpten uyduruk bir ifade yazsaydı bugün hâlâ görevdeydi, hatta belki de yükselmiş, daha iyi bir yere tayin edilmişti.
Bizim devlet gerçeklerden pek hoşlanmıyor.
Hukuk da gerçekleri ortaya çıkarmak konusunda çok iştahlı değil.
Baksanıza şu bizim son yayınladığımız �Sabancı Cinayeti� belgesine.
Gerçi MİT çok kısa ve epeyce muğlâk bir ifadeyle �bu belgeyle ilişkisi olmadığını� söyledi ama bunu doğal karşılamak lazım.
Dünyanın hiçbir yerinde istihbaratçılar �açıkyüreklilikleriyle� temayüz etmemiştir.
Mesleklerinin tabiatına aykırı bu.
Ama ya devletin diğer birimleri, ya hukukçular?
Yayınladığımız belgede söylenenler öyle kolayından kulak ardı edilecek şeyler değil.
Cinayet sırasında Sabancı Center�ın 25. katında bir yüzbaşı olduğunu söylüyor belge.
Dahası �katillerin� devletin istihbarat birimlerinin ajanları olduğunu belirtiyor.
Şimdi bu bilginin ışığında bakın bir de olaylara.
Fehriye Erdal bir türlü Türkiye�ye iade edilemiyor.
Tetiği çektiği söylenen Mustafa Duyar ise hapishanede çok garip bir biçimde vurulup öldürüldü.
Susturuldu.
Ve, insanın tüylerini diken diken eden bu gerçekler on yıl önce kâğıda dökülmüş.
Devlet ne olup bittiÄŸini biliyor yani.
Ama bir şey yapmamış.
Devletin içinden çağrılan, �şüphelenilen� kimse yok.
Devlet görevlileri istediğini yapar, ondan �şüphelenilmez� çünkü.
Ama tabii hukuk onlardan �şüphelenmekten� böyle kesin kes vazgeçince, halk hepsinden birden şüpheleniyor.
Siz, bugün bu ülkede herhangi bir insanı, büyük suikastların ardında �devletten birileri� olmadığına ikna edebilir misiniz?
Deneyin de görün bakalım o kadar saf biri kaldı mı bu sınırların içinde.
Onlar cinayet iÅŸler.
Onlar çete kurar.
Onlar muhtıra verir.
Onlar darbe yapar.
Ama �şüphelenilen� ben olurum.
Çünkü birçok insanla birlikte bu ülkedeki suçların en büyüğünü işliyorum ben, yazı yazıyorum.
Gerçek �vatanseverler� gibi suikastlar düzenleyip, darbeler yapacağıma...
Ahmet Altan
Taraf Gazetesi, 13 Mayıs Salı
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 17.31 - Admin
STAR / 23.05.2008
Hukukun siyasallaştırılmasına o kadar çok alışmaya başladık ki hukuk devletlerinde olmayacak türden gelişmeleri bile siyasal konjonktüre göre anlamaya çalışıyoruz... Toplumun ve devletin hukuksal sağlığını berhava edebilecek bir durumun kendini değil de, siyasal satranç noktasındaki duruşunu tartışıyoruz.
Ben, 28 Şubat sürecinde yüksek yargıdan gelen �hukuk� adına hiçbir tepkiye rastlamadım.
Şimdi �kapatma� davası iddianamesine taraf olanların, Van savcısının Şemdinli�deki olaylarla ilgili bir iddianame yazdığı için hayatı siyasal iktidar tarafından karartılırken bir tepki gösterdiğini de anımsamıyorum.
* * *
Saymaya devam edelim mi?
27 Nisan muhtırası, anayasal bir suçtu.
Yargının �hukuk adına� bunu mahkum ettiğine de şahit olmadım.
Türkiye�de �çift başlı yargı� var... Birbirine paralel iki yargı; biri sivil, diğeri askeri... Askeri Danıştay, Askeri Yargıtay... Buna, �doğal hakim� ilkesine özenli hiçbir gerçek hukuk devletinde rastlayamazsınız.
Buna ait eleştiriler de duymadım.
* * *
Geçmişte...
�Karanlık dünya� ile yargı yönetiminde üst düzey görev yapan kimi insanlar arasında karanlık ilişkiler olduğundan dem vuruldu... İddialar öne sürüldü.
Rahatsız edici gelişmeler yaşandı.
O sırada da, iddiaları deşmeye yönelik bir hamle söz konusu edilmedi, hukukun saygınlığını koruyan hışımlı bir süreçten yana tavır alınmadı.
İddiaların üstü örtüldü... Soruşturularak çürütülmedi.
* * *
Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi�nde en çok yargılanan ve mahkum olan ülkeyiz.
Neden?
Çünkü bizde hukuksal sistem, �evrensel hukuktan� çok farklı bir şekilde işlemekte.
�Hukuktan yana� bir yargıyı bu da çok rahatsız etmez mi? Bu da bağıra bağıra sorgulanması gereken bir büyük yargı zafiyeti değil mi? Düzeltilmesi için canla başla uğraşılacak, gündem maddesi yapılacak, arkası hep kovalanacak bir sorun sayılmaz mı? Hukuk sistemimizde kimsenin bunu sorguladığına denk geldiniz mi, arkasındaki nedenleri didiklediğini işittiniz mi?
* * *
Dahası var...
AB süreci olmasa, biz �töre cinayetlerine� indirim uyguluyorduk... Yargı için �yaşam hakkı�, töreden daha önemsizdi... Hiç kimse bildiri yayınlamadı.
İşkencecilere ceza indirimini de hatırlıyorum.
Bunlara ses çıkarılmaz, post modern darbe dönemlerinde cuntacılarla can ciğer kuzu sarması brifingler düzenlenirse, bildirilerin �hukuktan yana� olduğuna mı inanırsınız, siyasal bir refleksi mi akla getirirsiniz?
* * *
Yargıtay, hükümeti...
Hükümet, Yargıtay�ı suçluyor.
Hatta hükümet Yargıtay Başkanlar Kurulu�nun açıkça suç işlediğini söylüyor.
Hükümetler yargı için dolaylı da olsa �suç duyurusu� yapınca, kim harekete geçer?
Savcıların geçmesi gerekmez mi?
Geçmiyorsa, burası nasıl hukuk devleti?
* * *
Aslında, şunu sormak istiyorum...
Şemdinli Savcısını iddianame yazdığı için el birliği ile meslekten men eden bir ülkede hukuk var mıdır ki olup biteni �hukuk açısından� değerlendirelim?
Şemdinli Savcısının başına gelenlere aldırmamak ama yüzde 47 oy alan bir partiye karşı açılan kapatma davasının iddianamesine hiperaktif bir şekilde arka çıkmak ne kadar tutarlı, ne kadar inandırıcı, ne kadar hukuksal?
Saygınlık, çifte standart taşımaz...
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 17.05 - Admin
Susuz yaşayamıyoruz ama suyu ne kadar tanıyoruz?
Yaşamsal gıdamız, canlılık, saflık, temizlik, güzellik, bereket, huzur ve mutluluk kaynağımız, gökten yağan rızkımız!
DoÄŸada bulunan tüm canlılar için hayati önemli taşıyan “su” kaynaklarının, akarsuların, denizlerin korunmasına büyük önem vermek gerekiyor. Biliyoruz ki doÄŸanın dengesi bozulunca otomatik olarak insan, hayvan ve bitkilerin de doÄŸası bozuluyor.
Sanayinin gelişimi, şehirleşmenin artması ile değişen su tüketim kültürümüz, su alırken birçok noktaya dikkat etmemizi gerektiriyor.
İnsanın yaşamını devam ettirmesi için en az oksijen kadar önemli olan suyun, vücutta pek çok görevi de bulunuyor. Vücutta su miktarı yeterli değilse, kan yoğunlaşır ve bu da organlara çok az miktarda oksijen ve besin maddesi taşınmasına neden olur. Fakat içtiğiniz su miktarı çok fazla olunca da, bu vücut için olumsuz sonuçlar doğurur. Çünkü böbrekler aşırı çalışır ve sık sık tuvalete çıkmanıza neden olup, vücudunuzdaki kalsiyumun atılmasına neden olur.
Vücudunuzun su miktarının yeterli olup olmadığını anlamanın en etkili yolu, idrara dikkat etmek. Açık renkli idrar, su ihtiyacını doğru karşıladığınızı gösterir. Eğer idrarınız koyu renkli ise, bu yeterince su almıyorsunuz anlamına gelir.
İranlı hekim Batmanghelidj’nin “Hasta DeÄŸil Susuzsunuz” ve Biyofizikçi Peter Ferreira’nın “Su ve Tuz” kitapları ortak noktalara vurgu yapıyor ve tüm hastalıkların birinci nedeninin, vücudun susuz kalması olduÄŸunu belirtiyor.
İranlı hekim Batmanghelidj, kitabında suyun hayati önemini 46 nedene baÄŸlıyor ve doÄŸru su tüketimi ile tüm hastalıklara karşı korunabileceÄŸimizi belirtiyor. Açıkladığı nedenlerden biri aslında her ÅŸeyi özetliyor: Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.”
Biyofizikçi Peter Ferreira da suyun hayati önemini açıklıyor. Vücudumuzun çok iyi bir şekilde kendi kendini iyileştirebileceğini, çoğu kişinin bunu oruç kürleri vasıtasıyla başardığını belirtiyor. Ayrıca, sanayi tarzda gıdaların işlenmesiyle vücudunuza almış olduğunuz anorganik maddelerden kurtulmak için bir çözeltiye ihtiyacımız olduğunu ve bunun da su olduğunu ilave ediyor.
Su tüketirken, vücut kimyamızı etkileyen suyun, kimyasal özelliklerine de dikkat etmek gerekiyor.
İçme suyunun nitelikleri nasıl olmalıdır?
• Su; kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoÅŸ olmalıdır.
• Sularda fenoller, yaÄŸlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalıdır.
• Su tortusuz ve renksiz olmalıdır.
• Su; hastalık yapan mikroorganizma ihtiva etmemelidir.
• Suda bulunan vibrio cholera, salmonella typhi, hepatit virüsü gibi mikroorganizmalar sudan geçerek hastalığa sebep olurlar.
• İçme sularının kesinlikle bakteriyolojik kirlilik taşımaması gerekir.
• Suda saÄŸlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır.
• Bazı kimyasal maddeler zehirli etki yapabilir. Arsenik, kadmiyum, krom, kurÅŸun, civa gibi...
• Bunun yanında baryum, nitrat, florür, radyoaktif maddeler, amonyum, klorür gibi maddeler sınır deÄŸerlerinin üzerinde saÄŸlığa olumsuz etkileri olan maddelerdir. Aynı zamanda bazıları suya kirli suların karıştığının göstergesidir.
• Sular kullanma maksatlarına uygun olmalıdır.
• İçme suyu ve sanayide, kullanma sularında demir, manganez ve sertlik deÄŸerleri önemlilik arz eder.
Nitrat meselesi
Örneğin suda olmaması gereken Nitrat konusunu açalım: Nitrat kanserojen bir maddedir. Sadece kimyasal olarak bir zehir olmasından dolayı değil, sebebi çok daha başka.
Nitrat, bir kimyasal yapı olarak belli bir dalga boyuna sahip, dolayısıyla elektromanyetik kuvvete. Vücudumuza Nitrat girdiÄŸinde rezonans yerine disonans oluÅŸur, çünkü vücudumuz Nitrat içermediÄŸi için bu madde ile rezonansa geçemiyor. OluÅŸan disonans bedende kaos oluÅŸturuyor ve birden bazı hücre grupları dejenere olmaya baÅŸlıyor. Çünkü sürekli bir elektromanyetik içtepiye maruz kalıyorlar. Aslında bedenimiz kendini tekrar rejenere edebilir fakat her gün aynı içtepilere maruz kaldığında, artık Nitrat’ın miktarının da önemi kalmıyor, tekrar eski yapısını koruyamıyor.
Saf su nedir?
İletkenlik değeri 0,055 µS/cm (25ºC) veya elektrik direnci 18,2 Megaohm-cm olarak hesaplanan sudur. Suda çözünmüş halde bulunan tuzlar da artı ve eksi yüklü iyon oluşumuna yol açarak iletkenlik değerini arttırmaktadır. Klorit ve sodyum iyonları da bu nedenle benzer etkiye sahiptir. Ayrıca bazı gazlar da örneğin karbon dioksit iyon oluşumunu pH kadar etkilemektedir.
İçme suyu kaynak olarak alındığında ters ozmoz, deiyonizasyon, damıtma (distilasyon), iyon değişimi, filtreleme ve diğer uygun metotlar kullanılarak saf su üretilmektedir.
pH ne demektir?
Sudaki hidrojen iyonu yoğunluğunun negatif logaritmasını ifade eden terim.
pH aralığı 0-14 arasında değişir. 7 nötr, 0-7 arası asidik, 7-17 arası alkalinli (bazlı) olarak kabul edilir.
Toplam sertlik ne demektir?
Suda çözünmüş halde bulunan Kalsiyum (Ca) ve Magnezyum(Mg) bileşiklerinin toplamıdır.
Ülkemizde üç birim ile ifade edilir. mg/lt CaCO3(Kalsiyum Karbonat),
Fransız sertliği (10mg/lt CaCO3), Alman Sertliği (17,9mg/lt CaCO3).
Genelde Fransız Sertliği (Fr) birimi kullanılır.
• 0-5 Fr - Çok YumuÅŸak
• 5-10 Fr - YumuÅŸak
• 10-20 Fr - Orta Sert
• 20-30 Fr - Sert
• 30 Fr - Çok Sert
Suyun iletkenliÄŸi ne demektir?
Suyun elektrik iletme yeteneğidir. Su içinde çözünmüş mineral miktarı arttıkça, suyun iletkenliği artar.
Toplam alkalinite ne demektir?
Suyun asidi nötralize etme kabiliyetidir. İşlenmiş sulardaki hidroksit, borat, silikat ya da fosfat iyonları alkaliniteye katkıda bulunabilir
Bir suyun iyi kaliteli olup olmadığı kimyasal analizde belirtilen pH değeri, toplam sertliği, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi minerallerin miktarlarına bakarak anlaşılabilir. pH değerinin 7,5-8 arası olması idealdir... Çok yumuşak suların içimi iyidir ama vücuda yeteri kadar kalsiyum alamamış oluruz. Çok yüksek sertlik değerinde ise özellikle yaşlı insanlarda damar sertliğine yol açacak kadar fazla mineral alırız. 5-10 Fr - yumuşak değerdeki suları tüketmek en ideal olanı.
Örneğin kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi mineraller ne kadar fazla ise iyidir (üst sınırı var) ama genelde suda çok az bulunurlar... Bu sebeple Avrupalılar genelde içme suyu değil, daha fazla mineral içerdiği için maden suyu içerler...
İçme sularında sodyum oranının fazla yüksek olması vücutta su tutulmasına sebep olur.
Bunun haricinde 1 saatte ve 1 günde üreyen bakteri değerleri de üzerinde mutlaka belirtilmiş olmalıdır. Özellikle plastik damacana suyun üzeri açık veya pompa çeşmesinin ağzı açık bırakılmamalıdır!
Su içerken vücudunuzun sesine kulak verin, dolaşım sisteminizdeki işleyişi, idrar ve bağırsak hareketlerinizi, susama ihtiyacınızı, içerken lezzetini, enerji bakımından vücut hareketlerinizi takip ederseniz size ilaç gibi gelecek suyu tespit edebilirsiniz.
Bazı sular size su içirtirken, bazılarının sizi su içmekten uzaklaştırdığını fark edeceksiniz!
Aynı bölgeden çıksa dahi su kaynakları ve fabrikasyon işleyişi farklı olduğu için, doğal kaynak suyu olarak aldığını suları test edin. Dönem dönem içme suyu markanızı ve bölgesini değiştirin, kendinizde de değişiklikler fark edeceksiniz.
Vücudumuzdaki toksinlerden arınmak için, su içmenin yanında, bitki özelliklerini göz önünde bulundurarak, suyu tatlandırarak yani, doğal bitki çayı halinde tüketmenin de dolaşım sistemi açısından büyük faydaları bulunuyor.
Eğer doğadan temiz su elde ederim diyorsanız, doğal alabalıkların yaşadığı akarsuları tespit ederek çevrenizdeki en temiz suyu da bulabilirsiniz!
Son olarak, özellikle İstanbul ve ülkemizin bir çok yerinde bulunan, geleneÄŸimizin bir parçası “hayrat” olarak yaptırılmış çeÅŸmelerin bugünkü halinin içimi acıttığını paylaÅŸmak istiyorum.
O özenle yapılmış nadide çeşmelerimizin bugün neden akmadığını, bir çok alanda yenilikler ve yatırımlar yapılırken, tarihi ve turistik bir şehirde bu çeşmelerin susuz hali hem düşündürücü, hem de üzücü!
Canlı canlı çeşmeden akan suyun tadıyla, günümüzde büyük maliyetlerle üretilen ve en küçüğü 1000 yılda yok olabilen plastik pet şişelerden içtiğimiz suyun tadını ve anlamını karşılaştırınca daha da düşünür hale geliyoruz!
Nihal DoÄŸan
iyibilgi.com
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 16.50 - Admin
Batıyoruz
Aykırı adamım ya, gündemde değilmiş gibi görünen "asıl gündemi" tartışmaya bayılırım. Herkes Mersin'e giderken ben tersine giderim, huyum kurusun.
Şimdi de, herkes şu son Yargıtay-Hükümet çatışmasında Aydın Doğan'ın bazı adamlarının ağızlarından köpükler saçarak "geçirdik, geçirdik" tavrını takınmalarını ibretle izlerken, ben aklımı cumhuriyetin numaralarına taktım.
"Numaracı cumhuriyetçiler" şeklinde hakaret edilen bazı yazarlar var, biliyorsunuz.
Yeni, demokrat ve özgürlükçü bir anayasa istiyorlar. Bürokrasi ve basında onun kuyrukçuluğunu yapanlar da, istemiyorlar.
Ama kendi düzenlerini de bir türlü tutturamıyorlar, "konsolide" edemiyorlar. 1876 yılından beri altı anayasa denediler...
1876 (1908'de değişiklik olmadı, rafa kaldırılmış metin yeniden yürürlüğe kondu), 1921, 1924, 1960, 1971, 1980...
Elbette tarih onlar için 28 Ekim 1923'ü 29 Ekim'e bağlayan gece başladığından, hadi daha öncesini saymayalım... O dönemi bu toplum yaşamadı, uzaylılar yaşadılar diyelim.
Fakat cumhuriyet boyunca da dört kere değiştirmek zorunda kaldılar.
Bürokrasi anayasa yapıyor, halka ya onaylatıyor ya onaylatmıyor, fakat bu anayasa "fazla gitmiyor"...
Kendileri sık sık değiştiriyorlar, fakat "başkası" değiştirelim deyince de (aydınlar ya da halkın temsilcileri) kızıyorlar!
Bu memlekete komünizm lazımsa onu da onlar getirirler, anayasa lazımsa onu da onlar... Halka ya susmak düşer ya da önüne konulanı yemek.
Değiştirme teklifini destekleyene "numaracı" diyorlar, oysa Batı'da, özellikle Fransa'da bu numaralar esas olarak anayasa değişikliğine göre konuyor.
Yazıyı uzatmamak için daha gerilere gitmeyelim, 1946 Anayasası kabul edilince oluyor Dördüncü Cumhuriyet, o kaldırılıp yerine 1958 Anayasası konulunca da oluyor Beşinci Cumhuriyet...
Bu yüzden Fransa'da hiç kimse "istiskale" de hakarete de uğramıyor. Cumhurbaşkanı da bu numarayı kabul ediyor tarihçisi de, kralcısı da komünisti de, askeri de hamalı da.
Bu hesaba göre, biz de şimdi Beşinci Cumhuriyet'i "idrak etmekteyiz".
Hadi 1921 metninde yapılan 1924 değişiklikleri üzerinde fazla durmayalım, fakat o dönemin Türkiyesi'yle 1960 sonrası Türkiye arasında, o Türkiye'yle de 1980 sonrası Türkiye arasında çok derin ve önemli farklar vardır. Yalnız anayasa açısından da değil, her bakımdan.
Bunu kabul etmekten niçin korkuyoruz ve bu konuda ağzını açanın da ağzına etmeye niçin bu kadar hevesliyiz?
Yoksa bürokrasi, kurduğu düzenin "ilelebet payidar kalmayacağından"mı kuşkulanmaktadır?
Payidar bırakmayan, Atatürk'ün kurduğu sistemi ortalama on ile yirmi yılda bir orasından burasından çekiştiren, eğip büken, bozan, değiştiren de kendisi!
Ama tarihimizde ilk kez halkın temsilcileri, bazı aydınlarla da hemfikir olup yeni bir anayasa tasarlamak isteyince de, tu kaka...
Artık üzülmüyorum, gülüyorum demiştim.
E-Muhtıra'ya da, Y-Muhtıra'ya da, Türkiye'nin önünde birkaç aya kadar açılacak olan uçuruma da...
Gülüyorum, salya sümük ağlamamak için. Bürokrasi bir kez daha Türkiye'yi bilmem kaç yıl geri götürmek üzere. İşin en acı tarafı da bunun "ilericilik" kılıfıyla yapılması.
Batıyoruz, farkında mısınız?
Engin Ardıç
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 16.39 - Admin
Jüristokrasi (Juristocracy), ya da "dikastokrasi", yargıçlar yönetimi olarak tanımlanan, demokrasiye zıt, oligarşik, milli iradeyi gözardı eden bir yönetim biçimidir. Olgunlaşmamış, oturmamış demokrasilerde sıkça görülen jüristokrasi'de yargı kurumunun başında bulunan kimselerin yorum kabiliyetleri, şahsi içtihatları ön plana çıkar ve yargıçların öznel yorumları ile şekillenen yasalar ile ülke yönetilmeye çalışılır. "Jüristokrasi" halka hesap vermez, siyaseten sorumsuzdur. Bir başka deyişle jüristokrasi, yasama-yürütme-yargı ayrımında yargının diğer kuvvetleri ezici derecede baskın gelerek kendi iktidarını kurmasıdır. Mahkemeler iktidarı denebilecek anti demokratik yönetim biçiminde özellikle Anayasa Mahkemesi gibi kurumların yasaların Anayasaya uygunluğu konusunda keyfi kararlar alması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Türkiye bir ideolojik devlet olarak cari düzenini bürokratik egemenlerin eliyle muhafaza yolunu tercih ettiğinden hukuk bürokrasisi kendisini siyasal iktidarlar karşısında sistemin birer sigortası olarak konumlandırmıştır. Ancak modern dünyaya bakıldığında özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra demokrasiye istikrar kazandırmış ülkelerin çoğunda Anayasa Mahkemesi gibi kurumların olmadığını, bir kısmında yargı denetiminin de bulunmadığını biliyoruz. Bizde ise Anayasa Mahkemesi 1961 ihtilali ile birlikte kurulmuştur. Ancak 1961 Anayasası, Anayasa Mahkemesi'nin 15 asıl üyesinin üçte birinin Parlamento tarafından seçilmesini benimsemişti. O dönemde parlamentonun Anayasa Mahkemesi'ne üye seçmesine itiraz eden ve bütün üyelerin yargıçlar tarafından seçilmesini isteyen Anayasa Komisyonu üyelerine Komisyon Başkanı Muammer Aksoy şu cevabı vermişti: "'Hukuk Devleti' başkadır, 'Hakimler Devleti', 'jüristokrasi' başkadır..."
Montesquieu' nun da ifade ettiği gibi yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirlerinin alanlarına müdahale etmeleri yönetimde ve yargıda keyfiliği beraberinde taşıyabilir. Kuvvetler ayrılığı olarak da bilinen prensibin ana amacı, sorumluluk ve yetki sınırlarını aşmaya meyilli olan mutlak iktidarı ve siyasete müdahale edebilecek olan yargıyı keyfiyetten kurtararak sınırlandırmaktır. Ancak yargıda tarafsızlık, yargıçların dünya görüşü, içinde bulundukları siyasal konjonktür ve siyasal yapı gibi birçok farklı değişkene bağlı olduğundan yargı tarafsızlığının uygulamada hayat bulması çok güçtür. Muammer Aksoy Anayasa Mahkemesi üyelerinin yargıçlar tarafından seçilmesinin üreteceği tehlikeleri işaret ederek jüristokrasiye dönüşebilecek bir yargıçlar yönetimi düzeninin demokrasi ve hukuk devleti açısından tehlike oluşturacağının sinyallerini 1960'larda vermiştir.
Jüristokrasinin önüne geçmek üzere siyasi irade tarafından atılacak en etkili adım ilk planda Anayasa Mahkemesi'ni kaldırmak ol(a)masa da bir demokratikleşme paketi kapsamında yüksek yargı organlarının mensuplarının TBMM tarafından seçilmesini sağlamaktır. Aksi takdirde seçkinci derin siyasal akıl yargı yoluyla demokratik siyasal düzene ve siyasetin normal gidişatına müdahale etmekten geri durmayacaktır. Muammer Aksoy'un yıllar önce işaret ettiği "hakimler yönetimi" düzeni seçilmiş iradenin üzerinde vesayetini kullanmaya devam edecektir.
Antidemokratik, zümre siyasetine dayalı yönetim biçimlerinin en temel özelliği şeffaflıktan ve hukukun üstünlüğü ilkesinden yoksun olmaları, derin bir siyasal akılla sürgit kılınmalarıdır. Bu anlamda Türkiye'de de aktörleri konjonktürel olarak değişen bir derin siyasal akıl sürekli olarak varlığını hissettirmektedir. 28 Şubat postmodern darbesinin aktörleri yerlerini 'yargıçlar iktidarına' bırakmıştır. Derin siyasal aklı işletmenin iki yönteminden birisi hukukilik ise diğeri gayri hukukiliktir. Gayri hukuki ve keyfi uygulamalar zaman zaman derin siyasal akıl tarafından devreye sokulur, önceden planlanmış senaryolar yukarıda ifade edilen oligarşik kesimler tarafından sahneye konulur. Bu tiyatronun oyuncularının kimi zaman jüristokratik güçler olmaları mukadderdir. Ak Parti hakkında açılan kapatma davası bununla açıklanabilir. Yine zümre siyasetine dayalı derin siyasal aklın yargı yoluyla müdahalesine verilebilecek en iyi örnek, 22 Temmuz seçimlerinden önce, Anayasa Mahkemesi'nin meşhur 367 kararıdır. Söz konusu kararın hukuki olmaktan çok siyasi niteliğinin ağır bastığını söylemek için geçerli birçok neden vardır. Bunlardan birincisi, mahkeme, Cumhurbaşkanı seçiminin birinci turunu iptal ettiği kararın gerekçesini açıklamamıştır. Oysa Anayasa'da, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarını, gerekçelerini yazmadan açıklayamayacağına dair açık bir hüküm vardır. İkincisi ise Anayasa Mahkemesi, kendisini yasa koyucu yerine koyarak bu kararı vermiştir. Oysa yine mahkemenin, yeni bir pratiğe yol açacak biçimde hüküm veremeyeceğine ilişkin açık bir karar mevcuttur. Bu süreçte yargının siyasal hayata aktif müdahalesi söz konusudur. Boğaziçi köprüsü giriş ücreti zamlarının Danıştay tarafından iptali, Sosyal Güvenlik reformunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptali gibi rijit örnekler yargının siyaset alanına müdahalenin açık örnekleridir.
Son söz olarak Sokrates'in dönemin jüristokratları önünde söylediği cümle tarihe geçmiş olması ve felsefi anlamının derinliği bakımından dikkate değerdir. Sokrates kendisini idama mahkûm eden hakimlere şunları söylemiştir: "Siz kalıyorsunuz, ben öleceğim ama, hangisinin daha iyi olduğunu kimse bilmiyor."
*Araştırmacı-Yazar Kamu Yönetimi Bilim Uzmanı AKİF ÇARKÇI
11.05.2008
YeniÅžafak
-
Kusura bakmayın ama aklıma bir konu daha geldi.Bu meseleyi de sormak istiyorum.Gerçekten çok teşekkür ediyorum yanıtlarınız için sağolun,varolun.Saygılarımla.
Sorum şöyle; Nafaka bağlanmasına karar verilmesinden sonraki süreçlerde nafakanın arttırılması veya eşim tarafından kaldırılması istenebilir mi?
-
Nafaka ile ilgili benim de sorularım olacak.1-Nafaka miktarı neye göre belirlenir, kesin bir kriteri var mıdır?
2-Nafaka topluca ödenebilir mi?
Teşekkürler...
-
Åžirin baba (Admin)
Şirine (Ferda Aydın)
Åžair ÅŸirin (Hasan Alp ErdoÄŸan)
Örgülü şirin (Mona Roza)
Kral ÅŸirin (Admax )
Çevik şirin (Bigüna )
Ressam ÅŸirin (tobaccoexper )
-
Cevabınız için çok teşekkürler, sayın Ferda hanım.Bir soru daha sormak istiyorum izninizle.Nafaka ödeme yükümlülüğü ne zaman sona erer? Bu yükümlülükler ömür boyu sürer mi?
-
Sizden sormak istediğim bir husus var.Acaba kaç çeşit nafaka vardır, hangi şartlarda hükmedilir?
Cevap verirseniz çok sevinirim,şimdiden teşekkür ederim.
-
Kızkardeşim eşinden ayrılmak istiyor.Eşinin bir süredir başka bir kadınla ilişkisi var.Ve bu durum delillerle ispatlanabilecek bir durumda.Kardeşimin iki çocuğu var.Kendisi çalışmıyor.Boşanma davası ve maddi-manevi tazminat davası açabilir mi? Teşekkür ederim.Saygılarımla.
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 12.53 - Admin
STAR-YARGITAY’IN yayınladığı sert bildirinin, hükümetin hazırlayarak AB’ye sunduÄŸu ve kimi akademisyenlere göre ‘yargıçlar iktidarını’ sarsan Yargı Reformu Strateji Taslağı ile ilgili tepkilerden kaynaklandığı belirtiliyor. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK) üyeleri de reformun tartışıldığı Antalya’daki toplantıyı da protesto ederek katılmadı. Yüksek Yargı çevrelerini rahatsız eden Yargı Reformu Strateji Taslağı ile Türkiye’de yargı mensupları için etik ilkeleri ve davranış kuralları belirlenecek. Yargının bütün kademelerini kapsıyacak bir ÅŸekilde ‘Yargısal Etik ve Davranış Kuralları’nı içeren bir belge oluÅŸturulacak.
HSYK KARARLARI İNTERNETTE Yargıtay ve Danıştay’ın aldığı kararlar içtihat birliÄŸinin daha iyi saÄŸlanabilmesi, hakim, savcı ve avukatlar ile bilim adamlarının alınan kararları bir bütün olarak görebilmelerini saÄŸlamak için internet ortamında yayınlanacak. Aynı ÅŸekilde HSYK’nın disipline iliÅŸkin kararları da internette yayınlanacak. Hakimler ve savcıların disiplin suçu teÅŸkil eden ve cezalandırılması gereken hal ve hareketleri HSYK kanunla belirlenen bu disiplin suçlarını iÅŸleyen hakim ve savcılar hakkında disiplin cezası kararları vermekte ancak bu kararlar sadece ilgilisine tebliÄŸ edildiÄŸinden baÅŸkalarınca görülemiyor. Taslakta bu durum şöyle açıklanıyor:
ORTAK BİR DİSİPLİN YÖNETMELİĞİ TASLAKTA bu durumun ÅŸeffaflık saÄŸlayacığı vurulanarak yargının tarafsızlığına eve yolsuzlukla mücadeleye de örnek teÅŸkil edeceÄŸi belirtiliyor. Reform taslağında, yargı mensupları ile ilgili disiplin düzenlemeleri arasında birlik ve paralellik bulunmadığı ve bu konudaki düzenlemelerin de ‘muÄŸlak ifadelerle’ kaleme alındığı belirtilerek, yeni bir düzenlemenin gerekliliÄŸine vurgu yapılıyor. Taslakta, yüksek mahkemelerin baÅŸkan ve üyeleri dışındaki yargı mensupları için uyarma, aylıktan kesme, kınama, kademe ilerlemesini durdurma, derece yükselmesini durdurma, yer deÄŸiÅŸtirme ve meslekten çıkarma olmak üzere yedi tür ceza düzenlendiÄŸine dikkat çekildi. Buna raÄŸmen, Yargıtay mensupları için ‘uyarma’ ve ‘görevden çekilmeye davet’ olmak üzere iki, Danıştay mensupları için, ‘uyarma’ ve ‘hizmet süresine göre istifa etmeye veya emekliliÄŸini istemeye davet edilme’ olmak üzere iki tür disiplin cezası öngörüldüğüne iÅŸaret edildi.
HSYK’YA TBMM’NİN ÜYE SEÇMESİ Taslakta şöyle denildi: ‘Yolsuzlukla mücadele, yargıya güven, meslek onur ve ahlakı gibi temel deÄŸerlerin daha iyi korunabilmesi açısından yargı mensupları ile ilgili disiplin hükümlerinin açık, sınırları çizilmiÅŸ ve belirli hale getirilecek ve yüksek mahkeme baÅŸkan ve üyeleri ile ilgili paralel düzenlemeler yapılacaktır.’ Yargı reformu önerileri arasında en dikkat çekici deÄŸiÅŸiklik tekliflerinden birini de Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısının deÄŸiÅŸtirilmesi oluÅŸturuyor. Ön taslakta, HSYK’nın bina ve sekretaryasının ayrılması, Kurul’a mali özerklik verilmesi, yerel mahkemelerden de üye seçilmesi önerileri yer alıyor. Yerel mahkemelerden HSYK’ya seçilecek adayların bir kısmının TBMM tarafından seçilmesi de isteniyor. Aynı ÅŸekilde, Yargıtay’ın 250 olan üye yapısında da indirimler öneriliyor. Ön taslakta ayrıca tüm yargı hakimlerine Adalet Akedemisi’nde yargı bağımsızlığı konusunda ders, seminer ve konferanslar verilmesi de yer alıyor.
Yargı reformunun bazı başlıkları şöyle:
ASKER SİVİLİ YARGILAYAMAYACAK Askeri mahkeme binaları askeri bölgeler dışına çıkarılacak ve sivilleri yargılayamayacak. ‘Hakimler ve Savcılar BirliÄŸi’ kurulacak. İdari ve mali özerkliÄŸi olacak olan Birlik, yargı bağımsızlığı uyarınca İçiÅŸleri Bakanlığı’nın ve mülki amirlerinin denetimi dışında kalacak. BilirkiÅŸilik yeniden ele alınacak. Kürtçe ve benzeri yerel dilleri konuÅŸabilen bilirkiÅŸi listeleri hazırlanacak.
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 11.05 - Admin
Ülkemizin hızla bir siyasi krize sürüklenmek istendiğini teessürle izlemekteyiz. Akıllı ve vatanını seven herkesin bu durumdan endişelendiğini biliyoruz. Siyasi kriz memleketimiz açısından kolay katlanılamaz. Ekonomik krizi ve çöküntüyü de beraberinde getirir. Buna sebep olanları ise tarih ve gelecek kuşaklar iyilikle anmaz elbet. Tarihe insanlar adını iki türlü yazdırmıştır. Ya zulümleri ile yahut adalet ve örnek insanlıkları ile. İkincisini seçenler hep rahmet, minnet ve şükranla anılmışlardır. Biz de bu ikincisine talip olmalıyız.
Ülkemizin hızla bir krizden buhrana yönelmemesi için bu gidişatı durdurmak, ekonomiye ve politikaya yeniden hayatiyet kazandırmak için, akla ve vatanseverlik ilkelerine uygun tedbirler diyalogla derhal alınmalıdır. Kişi ve kurumların plansız ve hesapsız açıklama ve davranışlardan kaçınması elzemdir. Kurumların ve özellikle Anayasal güçlerin birbirlerine güç gösterisi yapmaları, birbirlerini hırpalamaları kabul edilmemelidir. Bu yöne ilişkin davranışlar huzursuzluğu arttırır. Unutulmamalıdır ki tarih, basit sözlerden çıkan büyük kavgaların tanığıdır. Darbe kapıları hep böyle açılmıştır.
Siyaset adamlarımızı serinkanlı, ılımlı konuşmalı, öfkeyi, sert konuşmayı bırakmalıdır. Hiç birinin vatan sevgisinden zerre kuşkumuz olmayan siyasetçilerimizin buna artık dikkat etmeleri milletimizin selameti açısından elzem hale gelmiştir. Yargı organlarımız ise adaleti hızla gerçekleştirmelidir. Meşhur söz vardır ya hani, politikacının milleti üzmeye, yargıcın milleti bekletmeye hakkı yoktur.
İktidarın yargılanıyor olması gerçekten elem ve ızdırap verici bir durumdur. İddianamenin haklı yahut haksızlığı deÄŸil bizim konumuz. Bu konuda uzlaÅŸmakta mümkün deÄŸildir. Her kiÅŸi, sınıf ve taraf, sebepleri karşı saflarda aramakta ve kendileri için hiçbir hata kabûl etmemektedir. Dolayısıyla buradan uzlaÅŸma çıkması mümkün deÄŸildir. Ancak ne olacaksa bir an önce olmasında sayılamayacak kadar millî menfaat vardır. Büyük milletlerin akıllı liderleri, az bir zamanda olumlu sonuçlar almasını bilmiÅŸlerdir.Nitekim Atatürk, “az zamanda çok ve büyük iÅŸler yaptık” derken tam da bu büyük milletin zeki adamı olduÄŸunu kanıtlamıştır. Ama gene bazı büyük milletler, felâketleri, akıllı adamlarına yol vermeyerek önleyememiÅŸlerdir.
Bir olma, birlik olma zamanıdır. Gemi hepimizin gemisi. Batarsak birlikte batarız. Allah encamımızı hayreylesin.
-
Hukukla ilgili sorularınızı "hukuk soruları" forumunda sormanızı ,özel mesaj ile sormamanızı önemle rica ederiz.Saygılarımızla.Site yönetimi.
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 06.51 - Admin
Saygıdeğer üyelerimiz,
Sitemizin altında link verilen
www.hukukara.com sitesi bir hukuk siteleri arama motoru olup sitemizi bünyesinde arandığında bulunacak siteler listesinde yayınlamıştır. Karşılıklılık ilkesi gereğince biz de mezkur siteye link verdik. Üyelerimizden bir kısmının da üye olduğu kimi sitelerin, isimlerinin bir şekilde benzerlerinin veya taklitlerinin de linklerine yer verildiği
www.hukukara.com sitesinde görülmektedir. Ancak bu tamamen o sitelerle hukukara.com sitesi arasındaki ilişki olup bizimle doğrudan yahut dolaylı bir ilgisi yoktur. Biz başka sitelerin haklarını arayacak değiliz. Öte yandan bizim sitemizin adının benzeri olan free bir site de oluğu görülmektedir.
www.hukukcafe.tr.tc biçiminde. Biz bundan da rahatsız değiliz. İnternet dünyasında iletişimde bulunan herkes sitelerin isimlerini ve içeriklerini ayıracak yeteneğe sahiptir.
Hukukara.com gibi dizinler karşılıklı link prensibiyle çalışan link rehberleridir. Bu tip sitelere link ekleme talebinde bulunanlardan dizine (burada hukukara.com) link verilmesi istenir. Buna reciprocal link denir. Dizinin kullandığı kod otomatik olarak linkin, talepte bulunan siteye eklenip eklenmediği tespit ederek, eklenen linki onay için beklemeye alır. Site sahibi onaylarsa link yayına girer.
Bu arada kimi THS ile ortak üyelerimizin başvuruları ile ilgili olarakta bir açıklama yapmak isteriz. Türk + Hukuk + Sitesi kelimelerinden oluşan bir sitenin yukardaki belirttiğimiz şartları yerine getirmesi halinde doğal olarak adını da Türk Hukuk Sitesi şeklinde kabul etmemenin bir anlamı yoktur. Türk, Hukuk ve Sitesi kelimeleri dilimizde yerleşik kelimeler olup, sadece bir siteye mal edilmesi de mümkün değildir. Şayet link türkhukuksitesi.com olarak eklenirse bu durumda isim hakkına tecavüz söz konusu olur.
Bu nedenlerle konu ile hiçbir ilgisi olmayan Hukukcafe'de; "Türk hukuk sitesi" adının
www.hukukara.com sitesinde kullanılmasını Hukukara.com sahibine sormak gereklidir. Hatta gerekirse ve istenip uygun görülürse hukukara.com sitesine gerçek
www.turkhukuksitesi.com linkinin eklenmesi daha uygundur.
Bakınız ayrıca 27 nisan 2008 tarihinde biz Türk hukuk sitelerini tanıttık şu linkten erişebilirsiniz.
http://www.hukukcafe.com/showthread....hukuk+siteleri
Bu vesile ile,
Sitemizin kurulması sırasında
www.turkhukuksitesi.com sitesi sayın Admini bize teknik destekte bulunmuştur. Bu nedenle kendilerine huzurda teşekkürü borç biliriz.
Sitemizin yayın hayatını devam ettirirken de sayın Admax teknik olarak desteğini bizden esirgemeyen bir üyemizdir. Ona da huzurlarınızda teşekkürlerimizi sunarız.
hukukcafe yönetimi.
-
Yazan: 23 - 05 - 2008 : 05.05 - jade30
merhaba.
Buyuksehir Belediyesinin sirketlerinden birinde 6 sene calistim.daha sonra 2007nin ekim ayinda sozlesmeli personel olarak buyuksehir belediyesi bunyesinde calismak uzere sirketten ayrildim. sirket politikasi olarak tum personele isten cikarilma halinde tazminat odemesi yapilmaktadir..bunun icin personele, personel bilgisi dahilinde, is sozlesmesi feshi dilekcesi imzalatilmakta ve is kanununun 17. maddesi geregi tum haklar odenmek uzere is sozlesmesi feshedilmektedir.
"30.09.2007 tarihi itibari ile.." ifadesi gecen bu dilekceyi imzaladim. ayrica ibraname ve kidem tazminati bordrosunu da imzaladim.bana soylenen bir sonraki ayin maas odemesi ile hesabima tazminatimin yatirilacagiydi.
ibranamede 10 is gunu iznim oldugu halde odeme gosterilmedi ve ihbar tazminati da gosterilmedi.
sadece kidem tazminati yatirilacagi soylendigi halde bugune kadar hicbir odeme yapilmadi.defalarca aramamiza ve sirket genel muduru ile birebir gorusmemize ragmen durumda herhangi bir degisiklik olmadi.bize soylenen aciklamada belediye ile sirketin bir protokol imazaladigi, bu kapsamda belediyenin bunyesine gecen elemanlarin magdur olmadigi, tazminat odemeleri icin belediyenin sirkete odeme yapmasi gerektigi bize soyleniyor.sirketin maas odemeleri duzenli yapiliyor.ayrica benden sonra isten kendi istegiyle ayrilip ozel sektore gecen veya hamilelik nedeniyle isi birakan arkadaslarima tazminatlari o ay icerisinde yatirildi.
bu durumda isverenin kotu niyeti oldugundan dava acmayi dusunuyorum.benimle ayni durumda bulunan yaklasik 20 kisi var. ne yapmami onerirsiniz? dava islemleri nedir? nasil acilir? parami faiziyle alabilir miyim? nasil ispatlayabilirim ?
-
Başınız sağolsun Hülya Hanım.
Size taziyelerimizi sunarız.