-
T.C.
YARGITAY
1. Ceza Dairesi
Belgelerin Duruşmada Okunması
Öldürmeye Teşebbüs
Yaralama
Özet:
Nüfus ve evlilik kaydının duruşmada okunarak sanığa diyeceklerinin sorulması gerekir.
Sanığın hamile olduğunu bildiği eşinin batın bölgesine bıçak sokmak suretiyle hayati tehlike geçirecek ve 20 gün iş ve güçten kalacak şekilde yaralaması, öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.
1412 s. Yasa m. 242
5271 s. Yasa m. 209
765 s. Yasa m. 449,62
5237 s. Yasa m. 35,82
Karısı Halime'yi öldürmeye tam derecede teşebbüsten ve izinsiz silah taşımaktan sanık Mustafa'nın yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 06.10.2005 gün ve 117/150 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle, incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayr azaltıcı tahrik ve takdiri indirim sebeplerinin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma sebepleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafıinin eksik incelemeye, tahrikin derecesine, para cezasının hatalı olduğuna, 5237 sayılı TCK'nın lehe bulunduğuna vesaireye ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
1- Nüfus ve evlilik kaydının duruşmada okunup sanığa diyecekleri sorulmamak suretiyle CMUK'nın 242. (CMK'nın 209.) maddelerine muhalefet edilmesi,
2- Oluşa ve delillere göre, sanığın hamile olduğunu bildiği eşinin batın bölgesine bıçağını sokarak hayati tehlikeye maruz kılıp, 20 gün iş ve gücüne
engel olacak şekilde yaraladığı olayda, suçta kullanılan aletin niteliği, hedef alınan vücut bölgesi, meydana gelen yaranın niteliği dikkate alındığında öldürme kastıyla hareket edildiği anlaşıldığı halde, öldürmeye teşebbüs yerine yaralama suçundan hüküm kurulması,
Yasaya aykırı olup, hükümlerin (BOZULMASINA), ceza miktarı bakımından kazanılmış hakkın korunmasına 27.12.2006 günü oybirliği ile karar verildi.
-
T.C.
YARGITAY
18. HUKUK DAİRESİ
E. 2002/7092
K. 2002/8738
T. 26.9.2002
• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Asansör Yapım Giderlerini Ödemeyen Kat Maliki Aleyhine Yapılan İcra Takibine Vaki İtiraz Nedeniyle )
• ANATAÅžINMAZA ASANSÖR YAPILMASI ( Mimari Projede Öngörülüp Yeri Belirlenen Ancak Anayapının İnÅŸaasından Sonra Yapılan Asansörün Kat Mülkiyeti Kanunundaki Yenilik ve İlave NiteliÄŸindeki İşlerden Sayılmaması )
• MİMARİ PROJE ( Her Kat Malikinin Mimari Pojenin OlduÄŸu Gibi Uygulanmasını İsteme Hakkına Sahip Olması-Anataşınmazın Onaylı Mimari Projesinde Gösterilen Asansörün Sonradan Yapılmasının Yenilik ve İlave NiteliÄŸindeki İşlerden Sayılmaması )
• KAT MALİKİNİN BORÇLARI ( Anataşınmazın Onaylı Mimari Projesinde Gösterilmekle Birlikte Sonradan İnÅŸa Edilen Asansörün Yenilik ve İlave NiteliÄŸindeki İşlerden Sayılmaması-Bu Masraflara Katılmakla Yükümlü Olması )
2004/m.67
634/m.20,42
ÖZET : Anataşınmazın mimari projesinde asansörün öngörüldüğü ve yerinin de ayrıldığı, ancak anayapının inşası sırasında yapılmadığı anlaşılmaktadır. Böyle bir asansörün sonradan inşası, Kat Mülkiyeti Yasasının 42. maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Çünkü anılan madde, anataşınmazın ortak yerlerinde -fakat projede öngörülmeyen- yenilik ve ilaveleri kapsamaktadır. Asansör, anayapıdaki kat sayısına göre İmar Yönetmeliği uyarınca zorunlu değil ise de, inşası onaylı projede öngörülmüş ve bu bağlamda yeri de gösterilmiştir. O halde bağımsız bölüm maliklerinden her biri, mimari projenin olduğu gibi uygulanmasını isteme hakkına sahip olup, projede yer alan bu tesisin yapılmış olması durumunda da yapım giderlerine katılmak ve payına düşeni ödemekle yükümlüdür.
DAVA : Dava dilekçesinde itirazın iptali istenilmiştir. Mahkemece davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
KARAR : Dava, asansör yapım giderlerinden payına düşeni ödemeyen kat maliki hakkında yapılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Anataşınmazın yerinde yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda; anayapının beş katlı olduğu, onaylı projesinde asansör boşluğu bırakılmış olmasına karşın İmar Yönetmeliği gereğince beş katlı yapılarda zorunlu bulunmaması nedeniyle başlangıçta inşa edilmeyen asansörün daha sonra kat malikleri kurulunun 27.2.1999 tarihli kararı uyarınca yapıldığı saptanmış, ancak asansör yapımı ile ilgili bu karar Kat Mülkiyeti Yasasının 42. maddesinde öngörülen sayı ve arsa payı çoğunluğuna dayanmadığı için yasal olmadığı görüşüne yer verilmiş, mahkemece de bu görüş doğrultusunda davanın reddine karar verilmiştir.Dosyada toplanan belge ve bilgilere göre, anataşınmazın mimari projesinde asansörün öngörüldüğü ve yerinin de ayrıldığı, ancak anayapının inşası sırasında yapılmadığı anlaşılmaktadır. Böyle bir asansörün sonradan inşası, Kat Mülkiyeti Yasasının 42. maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Çünkü anılan madde, anataşınmazın ortak yerlerinde -fakat projede öngörülmeyen- yenilik ve ilaveleri kapsamaktadır. Asansör, anayapıdaki kat sayısına göre İmar Yönetmeliği uyarınca zorunlu değil ise de, inşası onaylı projede öngörülmüş ve bu bağlamda yeri de gösterilmiştir. O halde bağımsız bölüm maliklerinden her biri, mimari projenin olduğu gibi uygulanmasını isteme hakkına sahip olup, projede yer alan bu tesisin yapılmış olması durumunda da yapım giderlerine katılmak ve payına düşeni ödemekle yükümlüdür.
Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar gözönünde tutularak mevcut asansörün yapım giderlerinden davalı kat malikinin payına düşen ve ödemekle yükümlü olduğu borç miktarının saptanması, gerekirse bu konuda bilirkişilerden ek rapor alınması ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine kararı verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ : Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.9.2002 gününde oybirliğiyle karar verildi.
-
T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2005/18-59
K. 2005/130
T. 2.3.2005
• KAT MALİKLERİ KURULU KARARLARI ( Aidatların Belirlenmesi Gibi Mutad Yönetim İşlerine İliÅŸkin/İptal Edilmedikçe Bütün Kat Maliklerini BaÄŸlayacağı - Ödenmeyen Ortak Onarım ve Aidat Giderlerinin Tahsili İstemi )
• AİDAT VE ONARIM GİDERLERİ ( Ödenmeyenlerin Tahsili İstemi - Aidatların Belirlenmesi Gibi Mutad Yönetim İşlerine İliÅŸkin Kat Malikleri Kurulu Kararlarının İptal Edilmedikçe Bütün Kat Maliklerini BaÄŸlayacağı )
• YÖNETİM PLANI ( Adi ÇoÄŸunlukla Alınabilen Kararların Yönetim Planı Hükümleriyle ÇeliÅŸkili Olması - Karara Olumlu Oylarıyla Katılmayan Maliklerden Her Birisinin İptalini Mahkemeden İsteyebileceÄŸi )
• MUTAD YÖNETİM İŞLERİNE DAİR KAT MALİKLERİ KURULU KARARLARI ( Aidatların Belirlenmesi Gibi - İptal Edilmedikçe Bütün Kat Maliklerini BaÄŸlayacağı/Ödenmeyen Ortak Onarım ve Aidat Giderlerinin Tahsili İstemi )
634/m.20,32,37
ÖZET : Kat Mülkiyeti Yasası'nın özel ve mutlak nisap öngördüğü hususlara ilişkin kararlar dışındaki, aidatların belirlenmesi gibi mutad yönetim işlerine ilişkin kat malikleri kurulu kararları iptal edilmedikçe Yasa'nın 32. maddesinin ikinci fıkrasının buyurucu hükmü gereği olarak bütün kat maliklerini bağlayıcı niteliktedir. Adi çoğunlukla alınabilen kararların, yönetim planı hükümleriyle çelişkili olması durumunda, karara olumlu oylarıyla katılmayan maliklerden her birisi bunun iptalini mahkemeden isteyebilir.
Dava, ödenmeyen ortak onarım ve aidat giderlerinin tahsili istemine ilişkin olup, davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararlarının iptali istemiyle ayrı bir dava da açılmış olduğundan müstakil bir davaya konu edilmiş husus eldeki davada ayrıca irdelenemez.
Öte yandan, Kat Mülkiyeti Yasası'nın 37. maddesine göre işletme projesinin kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmiş olması halinde yöneticinin ayrıca bir işletme projesi hazırlamasına gerek yoktur. Bu nedenlerle, davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararı esas alınmak suretiyle aidatlara ilişkin istem yönünden de defter ve kayıtlar üzerinde inceleme ve değerlendirme yapan ek bilirkişi raporu alınarak davalının ödenmeyen boya, onarım ve aidat borçlarının ve buna bağlı gecikme tazminatının tespit edilip ulaşılacak bu miktarın tahsiline karar verilmesi gerekir.
DAVA : Taraflar arasındaki ""alacak"" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 22.03.2004 gün ve 2003/870 E. 2004/352 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 24.06.2004 gün ve 2004/4735 - 5341 sayılı ilamı ile;
""... Dava, ödenmeyen ortak onarım ve aidat giderlerinin tahsili istemine ilişkin olup, kat malikleri kurulunun 29.1.2002 tarih ile 7.6.2002 tarihli kararları ile Kat Mülkiyeti Yasası'nın 20. maddesine dayalı olarak açılmıştır.
Davalı vekili savunmasında, Yönetim Planı'nın 42. maddesinde her türlü giderlerden muaf tutulan dava konusu dükkanlar için gider istenemeyeceğini ve yapılan harcamaların lüks masraflar olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Yönetime ait defter, kayıt ve belgelerin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, salt onarım giderleriyle ilgili olarak dava konusu iki bağımsız bölümün paylarına düşen toplam 523.529.412 TL'nin ödenmediğinin tespit edildiği, işletme projesi olmadığından aidat borcunun hesaplanamadığı bildirilmiştir.
Mahkemece, dava konusu edilen 19 ve 23 nolu dükkan nitelikli bağımsız bölümlerin dosyada mevcut Yönetim Planı'nın 42. maddesinin 3 numaralı bendi hükmüne göre ortak giderlere katılmamaları gerektiği, buna aykırı olan kat malikleri kurulu kararının yok hükmünde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Oysa Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulamalarında Kat Mülkiyeti Yasası'nın özel ve mutlak nisap öngördüğü hususlara ilişkin kararlar dışındaki, aidatların belirlenmesi gibi mutad yönetim işlerine ilişkin kat malikleri kurulu kararlarının iptal edilmedikçe Yasa'nın 32. maddesinin ikinci fıkrasının buyurucu hükmü gereği olarak bütün kat maliklerini bağlayacağı kabul edilmektedir. Adi çoğunlukla alınabilen kararların, yönetim planı hükümleriyle çelişkili olması durumunda bunun iptalini, karara olumlu oylarıyla katılmayan maliklerden her birisinin mahkemeden istemesi mümkündür. Nitekim somut olayda davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararlarının iptali istemiyle bir dava da açılmış olup, kararın yasaya ve yönetim planına uygunluğu o davada değerlendirilip tespit edilecektir. Müstakil bir davaya konu edilmiş hususun eldeki davada ayrıca irdelenmesi olası değildir. İptal istemiyle açılan davanın sonucuna göre bir hak doğarsa bunun geri istenebileceği de kuşkusuzdur. Öte yandan, Kat Mülkiyeti Yasası'nın 37. maddesine göre işletme projesinin kat malikleri kurulu kararıyla belirlenmiş olması halinde yöneticinin ayrıca bir işletme projesi hazırlamasına gerek olmayıp bu husustaki kat malikleri kurulu kararının doğrudan uygulanmaya konulması yeterlidir.
Açıklanan nedenlerle davaya dayanak yapılan kat malikleri kurulu kararı esas alınmak suretiyle aidatlara ilişkin istem yönünden de defter ve kayıtlar üzerinde inceleme ve değerlendirme yapan ek bilirkişi raporu alınıp önceki raporla birlikte değerlendirmek suretiyle davalının ödenmeyen boya, onarım ve aidat borçlarının ve buna bağlı gecikme tazminatının tespit edilip ulaşılacak bu miktarın tahsiline karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiştir.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz...""
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ : Açıklanan nedenle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, 02.03.2005 gününde karar verildi.
-
Yazan: 16 - 05 - 2008 : 09.55 - Admin
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt'ün, Ankara Kavaklıdere Tenis Kulübü önünde arkalarından gelen aracı takip edildikleri ve dinlendikleri gerekçesi ile durdurması ile başlayan tartışma ilginç boyutlara ulaştı... Zaman Gazetesi yazarı Bülent Korucu Paksüt olayının önemli ayrıntılarını yazdı...
İşte Korucu'nun yazısı...
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt, gündeme bomba gibi düştü. Kendisini takip ettiğini sandığı sivil polis arabasının başka görev için bölgede bulunduğuna ikna olup şikâyetçi olmadı. Emniyet de Paksüt'e yaptığı izahatla yetinmeyip yazılı açıklama ile kamuoyunu bilgilendirdi.
Fakat konu kapanmadı. Başkan Vekili ve eşi Ferda Hanım 'biz paranoyak değiliz, somut belirtilerden hareket ettik' savunması içinde konuyu uzattı. Söylemek bile abes, en küçük şüphe takipsiz bırakılmamalı. Yüksek mahkeme üyesi dahi kendini güvende hissetmezse, biz sade vatandaşların hali nice olur! Madem bu kadar tartışılıyor, Paksüt'ün hatalı davranışlarını da dile getirmeliyiz.
Paksüt istihbarata karşı koyma (İKK) eğitimini diplomat olarak Bağdat'ta görev yaparken almış. Sanırım bu eğitim sırasında güvenliğinin öncelikli olduğu kendisine anlatılmıştır. Paksüt ve eşi, adı geçen arabaya bizzat müdahale ederek büyük riske girdi. Sivil aracın dinleme maksatlı polis arabası olduğu üzerinde yazmıyor. Araçta bir suikast timi olabilirdi. Hudson senaryolarını çerçeveletip görünür bir yere asmak gerekiyor. Türkiye'yi karıştırmak isteyenlerin yapabilecekleri en büyük provokasyonlardan biri Yüksek Mahkeme üyelerine suikast olur. Paksüt ve eşinin araçtakilere fiili müdahalesi yanlıştı. Lahmacun tartışmasından ya da yol verme kavgasından adam öldüren magandaların bol bulunduğu bir ülke olduğumuz düşünüldüğünde bile riskin boyutu ürpertiyor.
Başkan Vekili'nin diğer hatası, belki de çok önemli bir operasyonun deşifre edilmesine sebep olmak. Paksüt'ün şüphelendiği aracın bölgede takip yapan Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele ekibine ait olduğu açıklandı. Operasyonun muhatapları herhalde tedbirlerini alıp, kendilerini kurtaran Paksüt'e dua ediyorlardır. Başkan, son aşamada yaptığını başta düşünebilse ve doğrudan emniyet müdürünü arasa, hem devam eden takibe zarar vermemiş olurdu, hem de kendisini yıpratmazdı. Bu yanlışların toplumdaki güvensizlik ortamına ve bir anlamda paranoyaya yaptığı katkıyı da ihmal edemeyiz. Gölgesinden korkan, evinde eşiyle bile fısıldayarak konuşan bir toplum haline geldik.
Ferda Hanım, aracın lastiklerinin yükünü taşımakta zorlandığını ileri sürüyor. Başkan Vekili Paksüt, aldığı İKK eğitiminden dinlemenin eskisi gibi hantal cihazlarla yapılmadığını öğrenmiş olmalıydı. Artık teknoloji çok gelişti. Edirne'de Hanefi Avcı'nın Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'ye yaptığı operasyonda görmüştük. 'Lazer pointli çanakla' başkanın makam odasını rahatlıkla dinleyip kayıt altına almıştı. Kurtlar Vadisi kültürüyle bile böyle bir takibin olamayacağını söyleyebiliriz. Neredeyse eskortluk yapmışlar. Paksüt'ü tatmin eden 'başka operasyon' açıklaması gelmese, ekiptekilerin ya çok acemi veya yakalanmak üzere yola çıkmış olduklarını düşünürdük. Paksüt'ü bu hatalara zorlayan şey, yanlış zamanda yanlış kişiyle görülme endişesi olabilir mi? Turan Çömez, bir dönem Tayyip Erdoğan'ın en yakınında bulunmuş, şu anda 'kanlı bıçaklı' durumuna gelmiş biri. Normalde hâkimler önlerindeki dosyanın selameti açısından davalının dostlarıyla olduğu kadar düşmanlarıyla da mesafeyi korur. Paksüt, diplomasiden geldiği için bu hassasiyeti ihmal etmiş olabilir. Zaten görüşmeyle ilgili rivayetler de muhtelif. Kimine göre eşli bir yemek, kimine göre Çömez'in arkadaşlarıyla tesadüfen bulunduğu mekânda bir karşılaşma. Olayın sıcaklığı devam ederken ilk haberi yapan internet sitesi 'eşli yemek' alternatifini tercih etmişti. Turhan Çömez'in tuzu kuru. Hatta daha bu tartışmalar devam ederken, üstüne CHP lideri Deniz Baykal'ı ziyaret ederek, 'önemli adam' pozunu pekiştirmeye çalıştı. Ancak Paksüt'ün konumu her şeyi kaldırmaz. Biraz daha özen...
habar7.com
-
Yazan: 16 - 05 - 2008 : 08.01 - Admin
Dedelerimizin mezar taÅŸlarını, duvardaki levhaları, raftaki cildli kitapları okuyamamak ayıplarımızın başında gelmekte. Fakat ayıp onunla kalmıyor. UzaÄŸa gitmeye gerek yok 1950’den bu yana yazılan kitaplar da artık anlaşılamama tehlikesiyle yüz yüze. Harfler aynı olduÄŸu halde Türkçe’den Türkçe’ye tercüme zarureti doÄŸdu.
Bu vebalde en fazla pay sahibi olan Bülent Ecevit’tir.
Adı geçen, sadece Kıbrıs’ta baÅŸarısız olmadı, sadece cumhurbaÅŸkanıyla kavga ederek ülkeyi ekonomik krize sürüklemedi. Onun en büyük kusuru dilde ırkçılık hastalığıdır. “Öz Türkçe” diye bir illete müptela olarak lisanımıza büyük ziyan verdi. Sığlık kompleksini böylece aÅŸmaya çalışıyordu. Son senelerde belki hatasını anlamıştı ama iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸti. Mezkur siyasetçinin Türkçe katliamı gündelik Türkçe’yle sınırlı kalmadı. En beter kötülüğü hukuk dilinde oldu. Onun iktidarlarında deÄŸiÅŸtirilen veya yapılan Medeni Kanun gibi kanunların Türkçe’si felakettir.
Her mesleÄŸin kendine has kelimeleri vardır, meslek, bu kelimelerle icra edilir. MarangozluÄŸun da tıbbın da havacılığın da lügati farklıdır. Hakim de hekim de berber dükkânındaki Türkçe’yle konuÅŸamaz. Bu keyfiyet bütün dünya dillerinde de böyledir. Buna raÄŸmen bizde tek parti CHP’sinde ve onun versiyonu DSP devrinde hukuk dili feda edildi. Açılan yara, yapılan tahribat büyüktür. Biz demiyoruz ki “kelimeler asla ve kat’a deÄŸiÅŸmesin”. Tabiî ki hayatın zaruri kıldıkları yeri gelince ortadan kalkar. Ama bu zorlamayla olmaz. Bir dili o mesleÄŸin üstadları inÅŸa eder. Sonra insan sormadan edemiyor. Neden tıbbın kelimelerine iliÅŸen yok da ille hukuk? İzahı basit. Tıp literatürü Latin kaynaklıdır. EÄŸer vaktiyle hukuk terminolojisi de Roma menÅŸeli olsaydı kimse dönüp bakmazdı. Muayene olduÄŸunuz doktor, yazdığı reçete, ilaç kutusundaki prospektüsten hiçbiri anlaşılmaz. Buna raÄŸmen kimse onlarla kavga etmez. Kavga hukuk diliyle. Çünkü onlar Arapça asıllı zannedilir. Bin yıldır istimal ettiÄŸimiz kelimeler öz be öz Türk’tür, Türkçe’dir.
Bu iğreti hukuk dilinde ne sebep, ne saik, ne maksat, ne gaye yerine oturuyor. Sıkıntıyı en fazla da uygulamacılar çekmekte. Ecevit iktidarı, bu ideolojik kastıyla hukuka, adalete, yargıya darbe vurmuştur.
Madem ki yargı reformundan söz ediliyor. İlkin bu hatadan rücû edilmeli. Dil muhteşemse eser muhteşem olur. Kelimelere gömlek değiştirerek bir yere varılmaz. Hukuk tefekkürün mahsulüdür. İnsan kelimelerle düşünür, meselelerin derinliğine iner, künhüne vakıf olur. Bir fikri 5 ayrı kelimeyle ifade edemeyen hukukçunun dağarcığı çobanınkinden biraz zengindir.
Hukuktan zerrece nasibi olanlar bizi anlarlar
Rahim Er (Türkiye)