Düşünce özgürlüğünün sınırı elbette olmalıdırla baÅŸlayan arkasından bizim kendimize özgü ÅŸartlarımız varla devam eden kısıtlayıcı anlayış, her sahada kuÅŸatmıştır beyinleri. Fikri tarihimizin kilit kelimelerinden biri de elbette haddini bilmektir. Herkes haddini bilecektir. Söylenen söz deÄŸil kimin söylediÄŸi önemlidir. Çok ileri giderse bizim bakış penceremize göre kiÅŸi, demokratım diye bir milleti kandırdıklarını zannedenler bile “ bu kiÅŸiye haddini bildiriniz!” diye nara atmaktan geri durmazlar alkışlar arasında. Kimin hareket alanının nerede baÅŸlayıp nerede sona ermesi gerektiÄŸini bilinçaltımıza kazıyan ve bize daima haddimizi hatırlatan birileri veya bir ÅŸeyler vardır. Önceden çizilmiÅŸ alanların dışına çıkmadıkça ve ifade etmemek ÅŸartıyla. dilediÄŸinizce özgür düşünebilirsiniz.
Bu kısıtlayıcı anlayışın hakimiyeti sonucu olsa gerek unutuş kaçınılmazlaşmıştır adeta. Haddini bilmek ölçüsü kapsamında olan bir grupta en az düşün insanları kadar aşıklardır galiba. Aşk evet aşkta da bir hudut vardır. Gizlemelisin öncelikle aşkını ayıptır uluorta ilan etmek. Aşk, gerçekten yaşanılası bir duygudur. öncelikle yüzler arasında bir tek yüze aşık oluruz; sonra yüzdeki gizemleri keşfederiz ürpertiyle. Keşfettiğimiz her gizemle belki uzaklaşmaya başlarız yavaş yavaş.
Gizemin kaybolmasıyla birlikte uzaklaşma başlar. Ruhi bir uzaklaşma. Beyin ise bu uzaklaşışa paralel sevdiklerimizi unutmaya başlar.
Çayda eriyen kesme şeker gibi suretler bile eriyip çözülür, dağılıp silinirler peyderpey. Unutmaya başladıkça hoş bir anı olarak kalmaya başlar geriye tortusu aşkınızın
Antik Atina da, tapınağın kapısında “ kendini bil” yazılıydı. Galiba bizim beyinlerimizde de “ haddini bil” yoksa bildiriler kazılı.
