Yazan: 09 - 05 - 2008 : 11.54 - Admin
Prof. Dr. Mustafa ErdoÄŸan / star / 08.05.2008
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç�ın Radikal gazetesine yaptığı açıklamanın (4 Mayıs) bir yanı özellikle dikkatimi çekti. Sayın Başkan, başka bir bağlamda söylenmiş olsa da, Mahkeme�nin çalışma tarzı hakkında da bilgi veren şöyle bir açıklama yapıyor: �Her üye kendi kararını verir, karar için toplanıldığında da oyunu ve gerekçelerini açıklar. Ondan önce oyumuzu açık edici bir konuşma yapmayız.�
Bu ifadeden Anayasa Mahkemesinin karar oluşturma tarzı hakkında şöyle bir sonuç çıkar: Mahkemede kararlar üyeler arasında cereyan eden sahici bir müzakerenin sonucunda değil, aksine üyelerin kendi �özel akıl�larıyla ulaştıkları yargıların toplanması suretiyle oluşur. Yani, her bir üye dava konusu üstünde esas olarak kendi başına düşünüp bir karara vardıktan sonra bir araya gelinir ve bu �karar�ların sayısal hesabı yapılıp �kamusal karar� oluşturulur.
Ben bu anlatımın Anayasa Mahkemesi�nin karar alma yöntemini kabaca doğru yansıttığını sanıyorum. Şimdiye kadar farklı zamanlarda ve değişik vesilelerle Mahkeme�nin işleyişi hakkında kamuoyuna yansıyan bilgiler bunu doğrular mahiyette olduğu gibi, özellikle ihtilaflı siyasî konularda Mahkeme�nin nihaî kararının üyelerin önceden bilinen eğilimlerine bakarak tahmin edilebiliyor olması da bunu göstermektedir.
Şahsen benim buna inanmamı sağlayan başka bir nedenim daha var: Bundan yirmi yıl kadar önce, yine somut bir olay vesilesiyle, yüksek mahkemeyi aynı nedenle eleştirmiş olmam. Hatırladığım kadarıyla, eleştirimi şöyle bir gerekçeye oturtmuştum: Heyet (kurul) halinde karar alınmasına ilişkin düzenlemelerin amacı, ilgili kişileri tartıştırmak, �hakikat�in tartışma yoluyla ortaya çıkmasına imkán vermektir. Herkes uyuşmazlık hakkındaki kanaatini kendi başına oluşturacak olduktan sonra, sözde �kurul� olarak karar vermenin hiçbir anlamı yoktur.
Bu durum bana demokrasi teorisiyle ilgili bir tartışmayı hatırlattı. Malum olduğu üzere, demokrasi kamusal kararların �kamusal akıl-yürütme�yle (public reasoning) alınması esasına dayanır. Kamusal akıl-yürütme ise �müzakereci (deliberative) demokrasi� bakış açısından, özel akıl-yürütmeden farklı olarak, siyasal düzenin ahlákî ilkeleri ve genel normlar üstündeki mutabakatın vatandaşların birlikte düşünmelerinin, birlikte muhakeme ve müzakere etmelerinin eseri olmasını ifade etmektedir.
Bunun konumuzla ilgisi şurada: John Rawls kamusal akıl-yürütmeye örnek olarak anayasal bir rejimin yüksek mahkemesini göstermişti. Gerçi, genellikle vatandaşları temsil etmeyen az sayıda hukukçudan oluşan bir yüksek mahkemenin herkese uygulanacak (genel) normlara geçerlilik sağlayacak bir kamusal müzakere mekánı olarak görülmesi pek isabetli değildir. Böyle son derece elitist bir usulün halkın neyin üzerinde mutabık kalacağını tespit etmenin en iyi -hatta iyi bir- yolu olduğu şüphelidir.
Fakat buradaki varsayım şudur: Eğer fiilen kendi aralarında bir müzakere yapacak olsalardı, vatandaşlarların neyin üzerinde mutabık kalacak olduklarının iyi bir kanıtı mahkemelerin gerçekleştirdikleri muhakemedir. Ama konu Türkiye olunca, bu yargının doğruluğu iki şarta bağlıdır: Anayasa Mahkemesi�nin kararlarını gerçekten tartışmacı bir yöntemle oluşturmasına ve Mahkemenin üye kompozisyonunun toplumun genel eğilimlerini yansıtmasına...
Bizde ne yazık ki ikisi de yok!