-
Kaynana çaydanlık gibidir, fokur fokur kaynar,
Gelin demlik gibidir, sinsin sinsi demlenir,
OÄŸlan bardak gibidir, bir gelin doldurur bir de kaynana
Görümce çay kaşığı gibidir, arada bir gelir ortalığı karıştırır
Çocuk şeker gibidir, ortalığı tatlandırır
Kayınpeder de çay tabağı gibidir, okkalıca oturur seyreder...
-
Kendi çektiğiniz güzel kareleri bu başlık altında paylaşabilirsiniz.Lütfen paylaştığımız fotoğraflar alıntı değil, kendi karelerimiz olsun...
Evimizin arka yolundan bir kare...
-
İSTİKLAL MARŞININ ANLAMI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz.
Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez.
Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal!
Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır.
Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doÄŸal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uÄŸruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayraÄŸa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Åžair “ben” diyor.(Ancak kast ettiÄŸi mana aslında bizdir türk milleti adına konuÅŸmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaÅŸamıştır,hür yaÅŸayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir ÅŸekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uÄŸrunda önüne çıkacak her engeli aÅŸacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için daÄŸları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir.
Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
“Medeniyet!” dediÄŸin tek diÅŸi kalmış canavar?
Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir.
Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
DoÄŸacaktır sana va’dettiÄŸi günler Hakk’ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
Åžair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uÄŸratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Åžehit gövdelerinin meydana getireceÄŸi siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceÄŸi Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiÄŸi zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doÄŸacağına inanmaktadır.
Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir.
Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin.
Ruhumun senden, ilahi, ÅŸudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki ÅŸahadetleri dinin temeli-
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Allah’a ÅŸair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileÄŸi ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin deÄŸmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir.
O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir.
Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal!
Åžair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Åžanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü ÅŸafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuÅŸmuÅŸtur. Atrık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız ÅŸehitlerimizin kanlarını hak etmiÅŸtir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doÄŸruluktan ayırmayan Türk milletinin en doÄŸal hakkıdır
Mehmet Akif ERSOY.
-
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİBirleşmiş Milletler Genel Kurulu:
İnsanlık topluluğunun bütün bireyleriyle kuruluşlarının bu Bildirgeyi her zaman göz önünde tutarak eğitim ve öğretim yoluyla bu hak ve özgürlüklere saygıyı geliştirmeye, giderek artan ulusal ve uluslararası önlemlerle gerek üye devletlerin halkları ve gerekse bu devletlerin yönetimi altındaki ülkeler halkları arasında bu hakların dünyaca etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamaya çaba göstermeleri amacıyla tüm halklar ve uluslar için ortak ideal ölçüleri belirleyen bu İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini ilan eder.
Madde 1: Bütün insanlar hakları ve onurları eşit ve özgür olarak doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine karşı kardeşlik duyguları ile davranmalıdırlar.
Madde 2: Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal veya diğer bir inanç, ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş ya da herhangi başka bir durumdan dolayı ayrıma uğramadan, bu bildiride ilan olunan hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.
Dahası, insanlar arasında, uyruğu bulundukları ülkenin ya da bölgenin, bağımsız veya bağımlı, özerk ya da herhangi bir biçimde kısıtlı oluşuna bakılarak; o ülkeye ya da bölgenin siyasal, hukuki veya uluslararası konumundan dolayı ayrım yapılamaz.
Madde 3: Yaşam, özgürlük ve kişisel güvenlik her insanın hakkıdır.
Madde 4: Hiç kimse kölelik ya da kulluk altında bulundurulamaz; kölelik ve köle ticareti her türlü biçimi ile yasaktır.
Madde 5: Hiç kimseye işkence ve zulüm uygulanamaz, insanlık dışı ya da onur kırıcı biçimde davranılamaz, ceza verilemez.
Madde 6: Herkes, nerede olursa olsun, hukuki kişiliğinin tanınması hakkına sahiptir.
Madde 7: Yasalar önünde herkes eşittir ve yasaların koruyuculuğundan eşit olarak faydalanma hakkına sahiptir. Bütün insanların bu bildiriye aykırı her türlü ayrımcı uygulamaya ve böyle bir ayrıma özendirici her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır.
Madde 8: Her insanın, kendisine yasalarla tanınan temel haklara aykırı uygulamalar karşısında, hak ve hukukunun fiilen korunması için, bu işle görevli ulusal mahkemelere başvurma hakkı vardır.
Madde 9: Hiç kimse keyfi olarak yakalanamaz, alıkonamaz veya sürgün edilemez.
Madde 10: Herkes, haklarının, sorumluluklarının ya da kendisine yönelik, cezayı gerektirir herhangi bir suçlamanın açıklığa kavuşturulmasında, davasının, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde hakkaniyetle ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir.
Madde 11: Bir suç işlemekten sanık her insan, savunulması için kendisine gerekli bütün koşulların sağlanmış bulunduğu açık bir yargılama ile, yasalar uyarınca suçlu olduğu kanıtlanmadıkça suçsuz sayılır.
Hiç kimse, işlendikleri sırada ulusal ya da uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan fiillerden veya ihmallerden ötürü mahkum edilemez. Bunun gibi, suçun işlendiği sırada uygulanan cezadan daha şiddetli bir cezaya çarptırılamaz.
Madde 12: Hiç kimsenin özel hayatına, ailesine, konutuna ya da haberleşme ve yazışmalarına keyfi olarak karışılamaz, şeref ve ününe sataşılamaz. Herkesin bu tür sataşma ve karışmalara karşı yasalarla korunmaya hakkı vardır.
Madde 13: Herkesin herhangi bir devletin toprakları üzerinde serbestçe yolculuk etmek ve yerleşeceği yeri seçmek hakkı vardır. Her insanın kendi ülkesi de içinde olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terketmeye ve yeniden dönmeye hakkı vardır.
Madde 14: Her insanın zulüm karşısında, başka ülkelere sığınmaya ve bu ülkelerde sığınmacı işlemi görmeye hakkı vardır. Bu hak, siyasal olmayan suçlar veya Birleşmiş Milletler ilke ve amaçlarına aykırı faaliyetlerden dolayı açılan kovuşturmalar halinde ileri sürülemez.
Madde 15: Her insanın bir ülkenin vatandaşı olma hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak vatandaşlığından ya da vatandaşlığı değiştirmek hakkından yoksun bırakılamaz.
Madde 16: Evlilik çağına varan her erkek ve kadın, ırk, vatandaşlık ya da din bakımından hiçbir sınırlama ile karşılaşmaksızın, evlenmek ve yuva kurmak hakkına sahiptir. Kadın ve erkek, evliliğin kuruluşu, devamı ve sona erdirilişinde eşit haklara sahiptirler.
Evlilik ancak evlenecek kişilerin özgür ve kesin istekleri ile kurulabilir.
Aile toplumun temel unsurudur; toplum ve devlet tarafından korunmak hakkına sahiptir.
Madde 17: Her insanın tek başına ya da başkaları ile birlikte mal ve mülk edinme hakkı vardır. Hiç kimse keyfi olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılamaz.
Madde 18: Her insanın düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inanç değiştirme özgürlüğünü, din ya da inancını tek başına ya da topluca, açık veya özel biçimde, öğretme, uygulama, ibadet ve ayinlerle açığa vurma özgürlüğünü de kapsar.
Madde 19: Her insanın, düşüncelerini özgürce açıklamaya hakkı vardır. Bu hak, düşüncelerinden ötürü rahatsız edilmemek, ülke sınırları söz konusu olmadan bilgi ve düşünceleri, her türlü araç ve yollarla aramak, elde etmek ve yaymak hakkını gerektirir.
Madde 20: Her insan barışcıl amaçlarla toplanma ve dernek kurma ve bir derneğe katılma hakkına sahiptir. Hiç kimse bir derneğe katılmaya zorlanamaz.
Madde 21: Her insanın doğrudan doğruya ya da serbestçe seçtiği temsilcileri aracılığı ile ülkesinin yönetimine katılma hakkı vardır. Herkesin, ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır. İktidarın gücünün tek kaynağı halk iradesidir. Bu irade, genel ve eşit oy hakkına dayalı, belli aralıklarla tekrarlanan, gizli oylama ya da serbestliği sağlayacak benzer bir yöntemle yapılan dürüst seçimlerle ortaya konur.
Madde 22: Her insanın, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvencesi, şahsiyetinin serbestçe gelişmesi ve onuru için zorunlu olan ekonomik, sosyal ve kültürel hakları vardır. Bireyler, her devletin, kuruluşları ve kaynakları gözönüne alınarak ortay konacak ulusal çabalar ve uluslararası işbirliği yoluyla bu haklarından yararlanırlar.
Madde 23: Her insanın çalışmaya, mesleğini serbestçe seçmeye, adil ve elverişli çalışma şartlarına ve işsizliğe karşı korunmaya hakkı vardır. Herkesin, hiçbir ayrım yapılmaksızın eşit iş karşılığında eşit ücret hakkı vardır. Çalışan her insanın kendisine ve ailesine insan onuruna yakışır bir yaşam sağlayacak ve gerekirse sosyal güvencelerle de tamamlanacak adil ve yeterli bir ücrete hakkı vardır. Herkesin çıkarlarının korunması amacıyla sendikalar kurmaya ve bunlara katılmaya hakkı vardır.
Madde 24: Her insanın dinlenmeye, eğlenmeye, özellikle çalışma süresini akla uygun sınırlar içinde tutmaya ve belli aralıklarla ücretli tatillere hakkı vardır.
Madde 25: Her insanın, yiyecek, giyecek, konut, sağlık hizmetleri ve gerekli toplumsal hizmetler de içinde olmak üzere; kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyine hakkı vardır. İşsizlik, hastalık, dulluk, ihtiyarlık ya da geçim olanaklarından iradesi dışında yoksun kaldığı diğer hallerde sosyal güvence hakkına sahiptir. Anneler ve çocuklar öncelikle özen ve yardım görmek hakkına sahiptirler. Bütün çocuklar evlilik içinde ya da dışında doğsunlar, aynı toplumsal güvenceden yararlanırlar.
Madde 26: Her insanın eğitim görme hakkı vardır. Eğitim parasızdır, hiç olmazsa ilk ve temel eğitim evresinde böyle olmalıdır. İlk öğretim zorunludur. Teknik ve mesleki eğitimden herkes yararlanabilmelidir. Yüksek öğrenim herkese, yeteneklerinin ve başarılarının elverdiği ölçüde tam bir eşitlikle açık olmalıdır. Eğitim, insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan hakları ile temel özgürlüklere saygının güçlenmesini amaçlamalıdır. Bütün uluslar ırk ve dinler arasında anlayış, hoşgörü ve dostluğu özendirmeli ve Birleşmiş Milletler'in barışın korunması yolundaki çalışmalarını geliştirmelidir. Anne ve babalar, çocuklarına verilecek eğitimin türünü seçmek hakkına sahiptirler.
Madde 27: Her insanın toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılmaya, güzel sanatlardan zevk almaya, bilimsel ilerlemeden ve bunun nimetlerinden pay almaya hakkı vardır. Her insanın, sahibi bulunduğu her türlü bilimsel, edebi ve sanatsal yapıttan doğan manevi ve maddi çıkarlarının korunması hakkı vardır.
Madde 28: Her insanın, işbu Bildiride açıklanan hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla uygulanmasını sağlayacak bir toplumsal ve uluslararası düzene hakkı vardır.
Madde 29: Her insanın, şahsiyetinin serbest ve tam gelişmesinin ancak içinde yaşaması ile mümkün olduğu topluma karşı ödevleri vardır. Her insan, hakları ve özgürlüklerinden yararlanırken, sadece, başkalarının da hak ve özgürlüklerinin tanınması ve korunması amacıyla; ahlak, kamu düzeni ve genel refahın, demokratik bir toplum yapısındaki haklı gereklerini karşılamak için, ancak yasanın koyduğu kısıtlamalara tabidir. Bu hak ve özgürlükler hiçbir surette Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı olarak kullanılamaz.
Madde 30: Bu Bildirinin hiçbir hükmü, içinde ilan edilen hak ve özgürlüklerin, bir devlet, zümre ya da kişi tarafından yok edilmesini savunmaya, veya bunu fiilen gerçekleştirmeye hak verdirir biçimde yorumlanamaz.
-
Günlük borsa haberleri bugünden itibaren bu köşede duyurulacaktır.
-
Yazan: 08 - 05 - 2008 : 10.38 - Admin
Arkadaşlar hatırlıyacaksınız bu isimde THS de bir topik açmıştım.
Baktım orda bu topik hala devam ediyor ve tutmuş. Burda neden olmasın diyerek burada da açayım dedim:)
"Dumura uğramak" sözcüğünün anlamı sözlükte; şaşırmak, apışıp kalmak, hayret etmek...
Dumura uğratan sözler, olaylar ve bu olayları kendimizin de kurgulayabileceği bir forum düzenlemek istedik.
Formumuzun, dinamik, espri yoğunluklu, insanları gülümsetici, işten yorulduğunda veya bilgisayar başında çok kalıpta ayrılmak istemediğinde neler var birazda biz gülümseyelim demek istediğinde buraya gelmeye arzulaması gerekir.
Hadi Bismillah vira…
-
Yazan: 08 - 05 - 2008 : 09.30 - Admin
Bazen dondurmak ister insan duyularını hislerini. Dondurmak ister ki hissetmesin, acıyı, hatta sevinci. Şoklanmış, derin dondurucuya atılmış duygularınız oldu mu sizin de bilmiyorum ama ben zaman zaman denerim duygularımı şoklayarak dondurmayı. Ama genelde başarılı olduğumu söyleyemem. Donduramadığımı öyle anlarım ki sürekli bir sızı içimde, ince ince sızlatır yüreğimi. Sanki bir labirentte, çıkış yolunu kaybetmek gibidir bu hal. Yahutta bulmak istememek. Hangisi olduğu çok önemli aslında birinde çıkış için çaba diğerinde çıkmak istiyor gibi yapıp çıkamamak. Acıyla beslenmeye alışmak yahut umutsuzluk girdabına yakalanmak.
Çevremi umutsuzluktan örtülerle kapatıp, ruhumu evham ve endişe kuyusuna atarak kaybolduğum, yok olduğum, görünmez olmak istediğim, alabildiğine kaçtığım en sevdiğim arkadaşlarımla bile vakit geçirmekten sıkıldığım kendi içime kendimi hapsettiğim günlerden birinde, gönlümün aynasında bir ışıltıyla gözlerim kamaştı. Israrsız ama varlığını belli eden bir ışığa gönlünü açmamak ne mümkün? Bir de bakıyorum ki karşımda. Harika bir dost. Beni alabildiğine güler yüzle, sevecen, candan, çıkarsızca çekip güneşin hala ısıttığını söyleyerek gülümsetti.
Dost’un gönlü bir hudutsuz derya, dalga dalga sevgiyle bakıyor aleme. Yanımda, arkamda duruyor. Ne ayıplıyor ne yargılıyor sadece sükunet veriyor. Kayarsam düşmeyeyim, düşersem kalbim kırılmaya diye yanımda duruyor sadece. Ben darmadağınık, pejmürde bir halde iken, dostun varlığı ile toparlanmaya baÅŸladıysam da, rüyaların çok kısa sürdüğünü uyanınca anladım. Evet, hakiki dostluklar sadece rüyalarda kalmış. Ve rüyalarda çok çabuk bitiyor.
-
Askeri mahkemelerden Askeri Ceza Kanununun Üçüncü Babının Dördüncü Faslında yazılı suçlardan dolayı verilen cezalar tecil edilemez ve para cezasına veya ...
www.mevzuat.adalet.gov.tr/html/496.html - 221k
-
merhabalar ben 2005 yılında sahte evrakla hava değişimi raporu aldığım için askeri savcılık ifademe başvurdu askeri savcılık yalan konuşacağım takdirde cezamın artacağını ve bana yardımda bulunmayacaklarını söylediler.bende en son olaylardan etkilenerek 2007 yılında ifade verdim herşeyi doğru ve yalansız katıksız anlattım savcının dediği bize yardım edersen mahkemede savcı olarak ben görev alacağım için cezanızdada indirim sağlayacağım dedi bende dolayısıyla herşeyi anlattım ve benim verdiğim isimler doğrultusunda bir kaç kişiyide tanımladılar.bu arada ben askerliğimin arasnda aldığım raporu iptal ettirerek tekrardan birliğime telim oldum ve geri kalan 100 günlük askerliğimi tamamlayıp teskeremi aldım.yaptığım araştırmalar sonunda madde 80 veya madde 81 den yargılanacak olmamızdır.madde 80 nin bir fıkrası 1 yıldan 10 yıla kadar ağız hapis cezası derken diğer bir fıkra ise ''Az vahim hallerde olmak üzere 6 aydan 5 yıla kadar'' diye bir kanun var şunuda çok iyi biliyorum ki 2008 şubat ayında çıkan bir kanun eğer hapis cezası 2 senenin altında ise ve sanık daha önceden hiç bir suç işlememişse 5yıl deneme süreci ile birlikte cezanın uygulanmayacağı ve hüküm giymeyeceğini öngörmektedir.herşeyi anlayabiliyorum ama ''Az vahim hallerde 6 aydan 5 yıla kadar'' olan kısmı anlayamadım bu kanundan nasıl faydalanırım cezam ne olabilir yapmadığım askerliği (90gün) tekrar yaparmıyım.bu konuda aydınlatırsanız çok sevinirim
-
Yemek Kültürümüzün Mizahî Yönleri
Türk mutfak kültürü, sadece yemeğin yapılmasına ilişkin maddi kültürden oluşmamaktadır. Yemek yemeye ilişkin bir çok manevi değerler, tutumlar, davranışlar da zengin mutfak kültürümüzde görülmektedir. Kuşkusuz bu hususlar, Anadolumuzda uzun bir tarihsel gelişim içinde birikmiş bir kültürdür.
Erikleme
Anadolu’da NiÄŸde’de ‘Erikleme’ denen bir gelenek var. BaÄŸlık bahçelik yerlerde insanlar birbirlerine gelir, gider, yer, içer, muhabbet ederler. ÖrneÄŸin bir aile, yemeÄŸe konuklar çağırmıştır. Konuklar eve gelince önce bahçeye buyur edilirler. Orada birlikte oturup sohbet edilirken bahçedeki meyva aÄŸaçlarından bir ÅŸeyler atıştırılır. Konuklar ev sahibi tarafından aÄŸaçlardan bir ÅŸeyler yemeÄŸe teÅŸvik edilir. ÖrneÄŸin çaÄŸla, badem vs. olmamış ham yeÅŸil haldeki ÅŸeyler konuklarca bol bol yenilir. Böylece karınları ÅŸiÅŸer, yemek yiyecek halleri kalmaz, ya da yemeÄŸi çok az yerler. Bu da ev sahibinin yararına olur, fazla masraf etmemiÅŸ olur. Aslında bunu konuklar da bilirler ve ev sahibiyle birbirlerine ‘Erikleme’ ÅŸakası yaparlar, gülerler.
Arkası Yufka
Yufka, ince, hafif anlamındadır. Anadolu’da yine ev sahibi konuklara yemek ikramı sırasında ‘Arkası yufka, onun için bununla karnınızı iyice doyurun’ der. İlk ikram edilen yemekten daha iyi daha güzel yemeÄŸim yok, yani bundan sonraki hafif ÅŸeyler. Bu nedenle bununla yetinin anlamında ÅŸaka yaparlar. Fakat bu da bazen bir ÅŸaka olarak söylenir. Bir de bakarsınız ilk servisin arkasından pek çok ikramlar gelir. Bu kez de konuklar arkası yufka dediÄŸin de bu muydu? diye gülüşürler. Bu da Türk konukseverliÄŸinin bir yönüdür.
-
Osmanlı Mutfağı
Bir zamanlar, Asya'dan Anadolu'ya doğru akan Türk boyları, eski uygarlıkların mayaladığı bu topraklara Uzak Doğu'da oluşan o zengin kültürü büyük bir ustalıkla ve yol boyu, geçtikleri her ülkeden aldıkları malzemeyle zenginleştirerek taşımışlardı. Bu hareket sırasında elbette mutfak kültürüne de gereken yeri vereceklerdi.
"Açları doyurun, çıplakları giydirin, yıkılanları yapın, az halkı çok edin" gibi kutsal öğütlerle yola çıkan göç kafilelerinin yeni vatandaki görevleri kendilerine böylece bildirilmişti.
İşte, yıllar sonra Anadolu ve Rumeli'nde gelişen Osmanlı kültürü ve de bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturan mutfak ve yemek töreleri Asya Türklerinin tarihsel birikimiyle birlikte oluştu, gelişti ve ünlendi.
Bu hareketli kültür birikimini yeni vatanda geliştirecek, destekleyecek ve üretkenliğini arttıracak bir çok eleman vardı. Yeni toprak, her şeyden önce üç ayrı denizle çevrilmişti: Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi. Bu üç deniz bütün mal varlıklarını Anadolu göçmenlerinin emrine sunmuştu ve bu üç denize bağlı iki boğaz (Çanakkale ve İstanbul Boğazları) ve de onları birbirine bağlayan Marmara Denizi, bir yandan kendine özgü bereketi ile bir yandan da Anadolu'da, dört mevsimi birarada yaşamanın özellikleri ile, Batı'da bahar keyfi sürerken, Güney'de yaz, Karadeniz'de ılıman bir sonbaharı yaşama imkanını kullanarak, ülkenin bütününü, her mevsim taze sebzeler ve değişik meyvelerle donatıyordu. Bizler de, bugün bile aynı keyfi yaşamıyor muyuz?
İşte bu nedenlerle Osmanlı mutfağının ve yemek kültürünün özelliklerini, tarihsel kültürel birikiminin verdiği çeşitlilik ve coğrafyanın ve iklimlerin verdiği zenginlik ve de denizlerin, göllerin getirdiği bereketle birlikte incelemek ve düşünmek gerekiyor sanırım.
Bu koşullar, Osmanlı yemek kültürünü dünyanın üç büyük mutfağından biri olma kıvamına getirdi.
Yaşadığımız günler, yaşadığımız koşulların büyük değişimleri nedeniyle bu kültür elbette durmadan yenileniyor. "Kalıcı olma" şansı her gün biraz daha azalıyor. Bugün tüm dünyada insanlar evlerinde ve aile sofralarında birlikte yemek keyfini çok az bulabiliyorlar. Gelişen iş töreleri, sıcak yemek alışkanlıklarını, ayakta yenen "tost, sandviç" gibi kuru yemeklere dönüştürülüyor, davet yemekleri daha çok lokantalarda veriliyor. Çağdaş tıp, eskilerin en çok sevdiği yağlı yemeklere, hamur işlerine, hamur tatlılarına iyi gözle bakmıyor, fazla kilolu olmaktan korkanlar devamlı "diyet" gayretiyle kolay yemeklere önem veriyor.
Ve böylece... Yeni dünyanın yemek sistemi kendi kurallarına göre, eski sistemden ayrılıyor.
Ama, eski sisteme de dikkatle bakıldığı ve araştırmalar yapıldığı zaman onların da, özellikle sağlık açısından bir çok tedbirleri olduğunu, o günlerin koşullarına göre bazı kurallar ve kararlarla bu konuyu yürüttüklerini görüyoruz.
Madem ki bizim konumuz Osmanlı mutfağı... Bu konularda, ne demiş Osmanlı'nın akıllısı biliyor musunuz? Ne demiş? Yemekten, içmekten, tatlıdan, tuzludan söz açıldığında... o bolluk ve bereket sofralarında... Haber vermiş ki:
"Az yiyen melek olur
Çok yiyen helak olur"
Aman dostlar dikkat. Aman!
O zamanlar, buna benzer vurgulu sözleri usta hat sanatçıları o sanat eseri olan süslü yazılarıyla yazan, zarif levhalar yaparmış. Akıllı ev sahipleri de bu levhaların bir iki tanesini yemek odalarının duvarlarına asarmış:
"Az yiyen her gün yer
Çok yiyen bir gün yer" gibi.
"Ağız yer, yüz utanır" gibi.
Çok yemek yemenin insanın işine yaramayacağını anımsatan aşağıdaki dize gibi.
"Neler yedi neler yedi bu diÅŸ"
-
Bakır Kapların Parlatılması
Bir bezi sirke ile hafifce islatip, bakiri ovun. Kaplariniz piril piril olur.
Balık Kokusu
Balik kizarttiktan sonra mutfaga sinen kokuyu gidermek için bir kapta: 1 çay bardagi su ve 2 çorba kasigi sirkeyi kaynatiniz.
Ceviz Lekesi Elden Nasıl Çıkartılır
Eller önce 1-2 dakika kadar sirkeye batirilmis bir pamukla ovulur. Sonra da soguk suyla ovulur. Ardindan soguk suyla yikanir. Ceviz lekesi tamamen çikar.
Domates Kabukları
Domatesin kabuğunu kolay soymak için, kaynar suya daldırıp, bıçağın tersini domatesin yüzünde ağır ağır gezdirin.
Ekmek
Ekmekleri düzgün kesmek için bazen zorlaniriz, özellikle taze ekmek hemen hamur olur. Oysa biçagimizin ucunu biraz atese tutarsak daha kolay yapabiliriz.
Kahve Nemli İse
Türk kahvesinin nem aldigini farkederseniz, kahve dolu kavanozun içine 1-2 tane kesme seker koyun.
Kavanoz Kapakları
Ne kadar zordur sikismis kapaklari açmak. Oysa kapagi biraz ocak atesine tutarsaniz, kolayca açilir. Veya kaynar su dolu bir kaba, kavanozu ters çevirip, kapagini sokarak da ayni sonucu aliriz. Bir de kavanozun altindan kuvvetlice elimizle vurarak da sikisan kapaktan kurtulabiliriz.
Kolay SoÄŸutma
Buzdolabiniz bozuldu, ya da artik bos yer yok. Temiz bir kovayi musluk suyu ile doldurun. Içine bir çorba kasigi sofra tuzu atin. Siseleri daldirin. Yeterince soguyacaklardir.
Kuru Bakliyat
Kuru bakliyatları bir gece önceden ılık suya koyun ve haşlarken içine biraz karbonat ilave edin.
Limon Kabukları
Suyunu siktiginiz limon kabuklarini atmayiniz.Çelik esyalarin, biçaklarin parlatilmasinda kullanabilirsiniz.
Mayonez Hazırlama
Mayonez hazırlarken eğer sos kesilirse, bir yumurta sarısını 2-3 damla sirke ile çırpın ve yeterli miktarda zeytinyağı ile koyulaştırın. Bu karışımı kesilen sosa çırparak yedirin.
-
Şu anda nerede,kiminle/kimlerle olmak ne/neler yapmak isterdiniz.Paylaşalım mı?
-
Sevdiğimiz ressamlar ve eserleri,yönetmenler ve filmlerini...paylaşmaya,yorum yapmaya ne dersiniz?
-
Bir arkadaşım ailesine duyduğu öfkeden dolayı hem adını hem soyadını değiştirmek istiyor.Acaba bu mümkün mü? Bunun için ne yapmak gerekiyor.Kendisi bir vekil tayin edemeyecek durumda maddı olanaksız nedeniyle.Saygılarımla.
-
Bir arkadaşım ailesine duyduğu öfkeden dolayı hem adını hem soyadını değiştirmek istiyor.Acaba bu mümkün mü? Bunun için ne yapmak gerekiyor.Kendisi bir vekil tayin edemeyecek durumda maddı olanaksız nedeniyle.Saygılarımla.
-
T.C. YARGITAY
12.Hukuk Dairesi
Esas: 1985/2139
Karar: 1985/8043
Karar Tarihi: 14.10.1985
ÖZET: Askerlik hizmetinin devamı süresince yasada sayılan kişiler aleyhine takipte icra memurunun borçluya kendisine mümessil tayin etmesi için bir mühlet vermesi ve takibi bu sürenin bitmesine bırakması icap eder. İcra memurunun borçlu adına ödeme emri düzenleyip göndermesi yasaya uygun değildir.
(2004 S. K. m. 54/A)
Dava: Mercii kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu Mesut vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden daireye 7.2.1985 tarihinde gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Borçlu hakkında çıkarılan 163 örnek ödeme emrinin bila tebliği iade olunması üzerine alacaklı vekilinin borçlunun asker olduğundan bahisle ve askeri adresini bildirerek oraya tebligat yapılmasını istediği ve bu talep gibi işlem yapılmasına karar verilmiştir. Borçlunun askeri adresinde kendisine 16.10.1984 tarihinde ödeme emri tebliğ edilmiştir.
İİK. nun 54/a maddesine göre, askerlik hizmetinin devamı süresince bu maddede yazılı kişiler aleyhine takipte icra memurunun borçluya kendisine mümessil tayin etmesi için bir mühlet vermesi ve takibi bu sürenin bitmesine bırakması icap eder. Anılan madde hükmü kamu düzeni ile ilgili olup dairemizin 18.4.1983 tarih 1983/1866 sayılı kararında belirtildiği üzere re'sen alınıp uygulanması gerekir. İcra memurunun anılan madde hükmünü ihmal edip borçlu adına ödeme emri düzenleyip göndermesi yasaya uygun değildir.
Sonuç: Borçlu vekilinin temyiz itirazı yukarıda yazılı nedenle yerinde görülmekle mercii kararının İİK.nun 366. ve HUMK.nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 14.10.1985 gününde oybirliği ile karar verildi.
-
Ben bir soru yöneltmek istiyorum.Bir yakınım şu anda askerde.Bu kişiye ödeme emri gönderilmiş.Konuyla ilgilenmesi için bir avukata vekaletname vermemiz gerekiyor bu durumda.Ama kendisi askerde olduğu için itiraz süresini kaçırmadan vekaletname alamayacağız.Bu durumda ne yapmamızı önerirsiniz?Saygılarımla.