-
Yazan: 04 - 05 - 2008 : 15.50 - cepmagdur
ben bir telefoncuya 2007 nin 5 nci ayıda nokia 6233i model telefon sattım
o adama ismini telafuz ederken bile ... neyse
telefonu verirken doğal olarak kimlik fotokopimi verdim altına adresimi
yazdım (adres değiştirdiğim için beni bulamadılar sanırımki memleketten
aradılar ) imza attım ne yalan söyleyeyim imzamı gerçek olarak atmadım
yani günlük haytta kullandığım imzadan farklı birşey attım
ve ben , ifade vermeye gittim iddayı okudular okurlarken tabi şoktayım,
adamın birininmiş telefon o an arabasını terketmiş geri geldiğinde telefonu yokmuş
v savcılığa şikayet etmiş olay kısa olarak böyle.
bende şu telefonu benden aldığını söyleyen ali müsvettesi nin resmine
bir bakim dedim gösterirlerken
benim vermiş olduğum fotokopiyi gördüm ve birden atıldım ya bu imza
benim değilki dedim yani ben ble attığım imzayı unutmuşum ben bir aptalım neyse
aaaaa dedi öyleyse senin iş kolay dedi o katip hemen yazmaya başladı
benim ifdemi yani imza benim deÄŸil diye ÅŸuan orada ifadem bulunmakta.
Sonradan düşündümki o imzayı ben oanda tanımadığım insana neden
imza vereyim ki diyerek paraf niyetine attım(bu esnada hemen söyliyeyim
hakim imza örneğimi istedi bende oracıkta verdim ve bana dediki EVET İMZANDA
BENZEMİYORMUŞ ZATEN dedi ) şimdi neyapacam şaştım kaldım adamı resmen
sahte imza ile suçladım ben Ama şuvarki ben oraya sadece adres ve imza attım ,benim
yazdığımın üstüne İMEİ NOSU VE SAMSUNG E250 DİYE yazmışlar yani ben kesinlikleöyle
bişi yazmadım Bu benim için bir delil sayılabilirmi acaba bilmiyorum
1-aradan tam bir yıl geçti davacı kişi nezaman şikayette bulundu onu gidip bakıcam
ve o an neredeymişim onu araştırıcam
2-benim adresin üzerindeki yazının (tel modelinin) benim olmadığını nasıl ispat edecem
3-verdiğim ifadeyi geri alabilirmiyim yeni ifade verebilirmiyim. şuanki kayıtlı olan ifadeye ne olur?
4-gramafolog la oyazını sonradan ve benim tarafımdan yazılmadığı ortaya çıkarmı
ben tsk da görev yapıyorum hemde uzman çavuş yani atılabilirim ve zırnık kadar
tazminatta vermezler ben neyaptım olay nasıl bu boyuta geldi bukadar anlamıyorum olayın boyutunu değiştirdim
Nasıl bukadar aptal alobildim anlamıyorum
5 tel. satarken bir örnrğinide almadım bu boyuta geleceğini nereden bileyimki kahretsin
başka ortaya cıkmadık bir ayrıntı kalmadı enazından şuan
6-mayıs 27 sinde mahkeme var ve bende 20 mayıs 10 haziran göreve gidiyorum
mahkemeye katılmam mümkün değil beni bırakmazlar
beni ne yapmam gerektiği konusunda aydınlatırsanız çok rahatlıycam
Yanıtlarınızı dört gözle bekliycem. şimdiden teşekkürler
-
Yazan: 04 - 05 - 2008 : 15.38 - cepmagdur
ben bir telefoncuya 2007 nin 5 nci ayıda nokia 6233i model telefon sattım
o adama ismini telafuz ederken bile ... neyse
telefonu verirken doğal olarak kimlik fotokopimi verdim altına adresimi
yazdım (adres değiştirdiğim için beni bulamadılar sanırımki memleketten
aradılar ) imza attım ne yalan söyleyeyim imzamı gerçek olarak atmadım
yani günlük haytta kullandığım imzadan farklı birşey attım
ve ben , ifade vermeye gittim iddayı okudular okurlarken tabi şoktayım,
adamın birininmiş telefon o an arabasını terketmiş geri geldiğinde telefonu yokmuş
v savcılığa şikayet etmiş olay kısa olarak böyle.
bende şu telefonu benden aldığını söyleyen ali müsvettesi nin resmine
bir bakim dedim gösterirlerken
benim vermiş olduğum fotokopiyi gördüm ve birden atıldım ya bu imza
benim değilki dedim yani ben ble attığım imzayı unutmuşum ben bir aptalım neyse
aaaaa dedi öyleyse senin iş kolay dedi o katip hemen yazmaya başladı
benim ifdemi yani imza benim deÄŸil diye ÅŸuan orada ifadem bulunmakta.
Sonradan düşündümki o imzayı ben oanda tanımadığım insana neden
imza vereyim ki diyerek paraf niyetine attım(bu esnada hemen söyliyeyim
hakim imza örneğimi istedi bende oracıkta verdim ve bana dediki EVET İMZANDA
BENZEMİYORMUŞ ZATEN dedi ) şimdi neyapacam şaştım kaldım adamı resmen
sahte imza ile suçladım ben Ama şuvarki ben oraya sadece adres ve imza attım ,benim
yazdığımın üstüne İMEİ NOSU VE SAMSUNG E250 DİYE yazmışlar yani ben kesinlikleöyle
bişi yazmadım Bu benim için bir delil sayılabilirmi acaba bilmiyorum
1-aradan tam bir yıl geçti davacı kişi nezaman şikayette bulundu onu gidip bakıcam
ve o an neredeymişim onu araştırıcam
2-benim adresin üzerindeki yazının (tel modelinin) benim olmadığını nasıl ispat edecem
3-verdiğim ifadeyi geri alabilirmiyim yeni ifade verebilirmiyim. şuanki kayıtlı olan ifadeye ne olur?
4-gramafolog la oyazını sonradan ve benim tarafımdan yazılmadığı ortaya çıkarmı
ben tsk da görev yapıyorum hemde uzman çavuş yani atılabilirim ve zırnık kadar
tazminatta vermezler ben neyaptım olay nasıl bu boyuta geldi bukadar anlamıyorum olayın boyutunu değiştirdim
Nasıl bukadar aptal alobildim anlamıyorum
5 tel. satarken bir örneğinide almadım bu boyuta geleceğini nereden bileyimki kahretsin
başka ortaya cıkmadık bir ayrıntı kalmadı enazından şuan
6-mayıs 27 sinde mahkeme var ve bende 20 mayıs 10 haziran göreve gidiyorum
mahkemeye katılmam mümkün değil beni bırakmazlar
-
Yazan: 04 - 05 - 2008 : 14.54 - Admin
1 MAYIS
1 Mayıs’ın ulusumuzun tarihi ve sosyal geçmiÅŸi ile bir ilgisi olmamakla birlikte dünyada genel kabul görmüş emekçiler için bir gösteri günüdür. Ülkemizde her nedense 1 Mayıs bir öcü olarak gösterilmekte ve bunu kutlayanlar adeta devlet otoritesine karşı bir kalkışmanın içinde gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Ben 1 Mayısın kutlanmasından ve hele bayram olarak kutlanmasından yana deÄŸilim. Benim anlayışıma ters. Ancak benim gibi düşünmeyen bir kesim insanın varlığın görmezlikten gelmem mümkün deÄŸildir bir entelektüel olarak. Özgür ve demokrat düşüncenin gereÄŸi olarak, insanların tercihlerine saygı duymak ve hele 1 Mayıs gibi dünya ölçeÄŸinde kabul görmüş bir günü kutlamak isteyenlere o günü zehir etmek özgürlükçülüğün neresine sığar bilmiyorum.
Taksim ısrarının elbette hükumeti zaaf içinde göstermenin bir aracı olarak kullanılma ihtimali göz ardı edilmemekle beraber Taksim müdafaası yaparak dimdik ayaktayızı ispatlamakta mümkün olmamıştır.
Büyük bir fırsat kaçırılmıştır özgürlük ve demokrasi adına. Sivilleşme adına, bürokratların boyunduruğundan kurtulma adına kaçırılan bu fırsat inanılmaz bir fırsattır. Şöyle bir tablo hayal etmek çok mu zor: Kortejin önünde Başbakan, ilgili bakan ve sendika temsilcileri arkalarında işçilerle ile Galatasaray Meydanı'ndan İstiklal Caddesi boyunca Taksim meydanına yürüseydi düşünsenize nasıl bir Türkiye tablosu ortaya çıkardı.
Artık tarihten ders alalım ve kutuplaşma isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyelim. Özgürlükleri AB standardına getirmekten inanın zarar görmez kimse. Yalandan değil gerçekten demokrat olalım. Yoksa jakobenlere boşuna kızıp durursunuz.
-
Yasa Metni:
MADDE 56- 5510 sayılı Kanunun 93 üncü maddesinin baÅŸlığı “Devir, temlik, haciz ve Kurum alacaklarında zamanaşımı” ÅŸeklinde, birinci ve ikinci fıkraları aÅŸağıdaki ÅŸekilde deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir.
“Bu Kanun gereÄŸince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, saÄŸlık hizmeti sunucularının genel saÄŸlık sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu Kurum nezdinde doÄŸan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler; 88 inci maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.
Kurumun prim ve diÄŸer alacakları ödeme süresinin dolduÄŸu tarihi takip eden takvim yılı başından baÅŸlayarak on yıllık zamanaşımına tâbidir. Kurumun prim ve diÄŸer alacakları; mahkeme kararı sonucunda doÄŸmuÅŸ ise mahkeme kararının kesinleÅŸme tarihinden, Kurumun denetim ve kontrolle görevli memurlarınca yapılan tespitlerden doÄŸmuÅŸ ise rapor tarihinden, kamu idarelerinin denetim elemanlarınca kendi mevzuatı gereÄŸince yapacakları soruÅŸturma, denetim ve incelemelerden doÄŸmuÅŸ ise bu soruÅŸturma, denetim ve inceleme sonuçlarının Kuruma intikal ettiÄŸi tarihten veya bankalar, döner sermayeli kuruluÅŸlar, kamu idareleri ile kanunla kurulmuÅŸ kurum ve kuruluÅŸlardan alınan bilgi ve belgelerden doÄŸmuÅŸ ise bilgi ve belgenin Kuruma intikal ettiÄŸi tarihten itibaren, zamanaşımı on yıl olarak uygulanır. Bu alacaklar için 89 uncu madde gereÄŸince hesaplanacak gecikme cezası ve gecikme zammı, 88 inci maddede belirtilen ödeme süresinin son gününü takip eden günden itibaren uygulanır.”
-
Yazan: 04 - 05 - 2008 : 12.00 - Admin
"İnsan onurunu temellendiren, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşullarından biri de kuşkusuz, düşünceyi ifade özgürlüğüdür. Anayasa ve yasalarda hak ve özgürlüklere verilen yer, ulusların kültür ve uygarlık alanında ulaştıkları düzeyin bir göstergesi olarak kabul edilmekte, düşünce özgürlüğü ise ülkelerin demokratik sicilinin saptanmasında en belirgin ölçü sayılmaktadır.
FARKLI DÜŞÜNCELERİN YASAKLANMASI SONUÇ VERMEZ
Alman Anayasa Mahkemesi de birçok kararında düşünce özgürlüğünün
hürriyetçi demokratik düzen için kurucu bir nitelik taşıdığını, bu düzenin hayat öğesi olan sürekli düşünsel hesaplaÅŸmanın ancak bu özgürlüğün varlığı ile mümkün olacağını belirtmiÅŸtir. 1982 Anayasasında düşünce özgürlüğü “düşünce ve kanaat özgürlüğü” ve “düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü” olarak iki ayrı maddede düzenlenmiÅŸ olsa da, bu kavramla her zaman düşünceyi açıklama özgürlüğü anlatılmak istenmiÅŸtir. Bu özgürlük, insanın serbestçe bilgilenmesi, düşüncelere ulaÅŸabilmesi, onları baÅŸkalarına iletebilmesi, düşünce ve kanaatleri nedeniyle suçlanamamasıdır.
Bireyin iç dünyasından çıkmamış ve toplumun beğenisine sunulmamış
bir düşüncenin anayasal korumaya ihtiyacı olamaz. Farklı düşüncelerin ifade edilmesinin yasaklanarak, tarihsel, toplumsal ve siyasal olaylarda “tek doÄŸrunun” varlığını savunmak demokrasinin birlikte yaÅŸamayacağı tabular yaratmaktan öte sonuç doÄŸurmamaktadır. Aynı olguların farklı kiÅŸilerde farklı algılama sonucu farklı inanç ve kanaatlere yol açtığı biyolojik bir gerçektir. Bireyin yerine geçerek onun ne düşünmesi ya da nasıl hissetmesi gerektiÄŸine karar vermek ancak “dayatma” kavramıyla tanımlanabilir. Oysa, demokrasiler tartışma ve aykırılıkların olmayışı üzerine deÄŸil, tam tersine, onların varlığı ve etkinliÄŸi üzerine kuruludur.
REJİMLERİN EN YÜREKLİSİ DEMOKRASİDİR
Cumhuriyetimizin kurucusu ulu önder Atatürk, “Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve yıkım vardır. Her ilerlemenin ve kurtuluÅŸun anası özgürlüktür” ifadesiyle tüm tabulara karşı çıkarken şöyle diyordu: “Ben manevî miras olarak kalıplaÅŸmış hiçbir düstur bırakmıyorum. Zaman süratle ilerliyor. Böyle bir dünyada asla deÄŸiÅŸmeyecek düsturlar getirildiÄŸini ileri sürmek aklın ve bilimin geliÅŸmesini inkar etmek olur. Benim manevi mirasçılarım yalnızca aklın ve bilimin rehberliÄŸini benimseyenlerdir.” Georges Clémenceou’nun “konuÅŸan ülkelerde zafer susan ülkelerde utanç vardır” sözünün devamı olarak ifade özgürlüğünün ve çoÄŸulculuÄŸun gönül birliÄŸimizi ve bütünlüğümüzü pekiÅŸtireceÄŸi çoklukta birliÄŸin bizi güçlendireceÄŸi açıktır. Demokrasi rejimlerin en yüreklisi olarak tarif edilirken, yalnızca ilgi uyandırmayan, tedirgin etmeyen düşüncelere deÄŸil, tersine, toplumu inciten, sarsan görüşlerin sergilenmesine de izin verdiÄŸi için yüceltilmiÅŸtir. Haber 7
IRKI VE İNANCI NE OLURSA OLSUN İNSAN ONURDUR
Irkı ve rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, her insanı aziz kılan, kendini ifade edebilmesi ve insan olma onurudur. Düşünceyi ifade özgürlüğünün “içinden düşün”, mantığına indirgenerek hapsedilmesi bu özgürlüğün ortadan kaldırılması ile eÅŸdeÄŸerdedir. Åžiddet olgusu ile ifade özgürlüğünün birbirinden ayrılmasının öncelik kazandığı ortadadır. SavaÅŸ dili deÄŸil barış dili argümanlarını kullanarak kendini ifade edenlerin insanlık onuru korunmalıdır. Bireylerin kendilerini ifade edebilmeleri,
konuşabilmeleri, uyuşmazlık ve kavga yerine çözüm ve barış getirir. Konuşamadığımız yerde ancak kötülükler üretiriz. Düşünceyi açıklama özgürlüğü, herkesin kendi kimliğiyle ortaya çıkmasına olanak sağlayan,
sahteliği ve ikiyüzlülüğü yok eden onurlu bir hayatın sigortasıdır.
HERKES AYNI DÜŞÜNCEYE ZORLANAMAZ
Herkesin aynı ÅŸekilde düşünmeye ve inanmaya zorlandığı bir ülkede çoÄŸulcu demokrasiden bahsetmek mümkün deÄŸildir. Tek doÄŸru anlayışı etrafında toplumu ÅŸekillendirmek isteyen bir siyasi yapı, bir adım ötede siyasi vesayetçiliÄŸin tuzağına düşecektir. Vesayetçilik, bireyin ve toplumun henüz olgunlaÅŸmamış, iyi ve kötü ayrımını yapamayan varlıklar olarak görülmesinden kaynaklanır. Alman filozof Kant’ın ifadesiyle, tasavvur edilebilen en büyük despotizmin doÄŸduÄŸu yer de tam burasıdır.
LAİKLİK VE DEMOKRASİ BİRBİRİNE TERCİH EDİLEMEZ
Türk milleti demokratik, lâik ve siyasal gelişimini kimi olumsuzluklara
raÄŸmen büyük bir özveriyle sürdürmeye devam etmekte, demokrasi ve lâiklikten birinin diÄŸerine tercih edilmesinin bilimsel açıdan yanlış, siyasal yönden de tehlikeli olduÄŸunu çok iyi bilmektedir. Dinin Devlet yönetimi ve siyasetten arındırılarak özgün yapısı içinde korunması, farklı inanç ve dinlerin ya da inançsızlıkların bir arada yaÅŸamasının temel güvencesi olan laiklik bir büyük “barış projesi” olarak Türk toplumunun koruması ve güvencesi altındadır. Bireyin siyasal yapının oluÅŸumuna özgürce ve eÅŸit olarak iÅŸtirak edemediÄŸi, bir azınlığın ya da çoÄŸunluÄŸun inançları nedeniyle siyasal katılımdan uzaklaÅŸtırıldığı yerde demokrasi olmayacağı gibi lâiklikten de söz edilemez. Özgürlükçü ve çoÄŸulcu demokrasi farklı olanı yani “öteki”ni kendi varlığının ve var oluÅŸunun teminatı olarak görmeyip onu yok edilmesi gereken bir “düşman” olarak nitelediÄŸi müddetçe, çaÄŸdaÅŸ demokrasinin muhtaç olduÄŸu hoÅŸgörü ve çoÄŸulculuÄŸu saÄŸlamak mümkün deÄŸildir. İşte tam da bu noktada laik devlet gücüne yaÅŸamsal deÄŸerde ihtiyaç duyulmaktadır.
Çoğulcu ve katılımcı devlet, bir orkestra şefi gibi farklı sesleri ahenkli hale getirme becerisini gösteren, maskeli toplum ve ikiyüzlü birey ahlakının oluşumuna izin vermeyen devlettir. Sayın Cumhurbaşkanım, Gücünü özgürlüklerden alan demokrasinin özgürlük alanını genişlettikçe bağışıklık sistemini de güçlendireceği açıktır. Toplumu kendi içinde ayrıştıran, onu devletine karşı soğutan, insanlık onurunu işkenceye tabi tutan bir yönetim anlayışı çağdaş dünyada yer bulamayacaktır.
HUKUK DIŞI GÜÇLER ÜLKEYİ BATIRIR
Hukuk dışı yollardan güç alarak rejimi ya da ülkeyi kurtarma girişimlerinin ülkenin batışını hızlandırmaktan başka işe yaramayacağı bilinmelidir.
Çağın kenar mahallesinde yaşamamak için uygar dünyayla tanışmak
ve kimliğimizi kaybetmeden bütünleşmek zorunluluktur. Evrensel kavramlara farklı anlamlar yükleyerek evrensel dilin ortadan kaldırılması çağdaş dünya ile bağlantımızı koparacaktır. Bugün sorunları çözmek için harcanması gereken çabadan daha çok, sanki çözülmemesi için büyük çaba sarf ediyoruz. Sorunlar ötelenmekte gerginlik tırmandırılmaktadır.
Toplumun siyasal, etnik ve dinsel kesimleri arasında ciddi bir güven bunalımının olduğu saklanamaz bir gerçektir. Güvensizlik kavgayı ve dayatmaları da berâberinde getirmektedir. Gücü elinde bulunduranlar karşı düşüncedekilerin güvensizliğini ve korkularını ortadan kaldıracak çözümleri üretmediği sürece bu çatlak derinleşecektir. Hissedilen korkular göz ardı edilemez. Yaşanan hayat tarzlarının ideoloji haline geldiği bir dünyada duyulan güvensizlik ve korkular âcilen değerlendirilmeye alınmalıdır. Aksi hâlde, her şeyin rejim sorunu haline getirildiği ülkemizde birlikte yaşama koşulları daha da ağırlaşacaktır.
ŞİMDİ BİRLİK OLMAZ ZAMANI
Şu günlerde, kişisel, toplumsal ve kurumsal uzlaşmaya her zamankinden
daha fazla ihtiyaç duymaktayız. Anayasal sorunlarımızı çatışmayla değil, hukuk kuralları çerçevesinde karşılıklı diyalog ve uzlaşma yoluyla çözmek zorundayız. Siyasi kutuplaşmaların bu ülkeye ağır bedeller ödettiği hepimizin malumudur. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü temelinde çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Demokrasi kurum ve kurallar rejimidir. Kurumlar, kurallara uyarak görevlerini yaptığında kriz olarak görünen sıkıntılardan da demokratik hukuk devleti güçlenerek çıkar.
HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ
Önceki nesillerden devraldığımız medeniyeti, kültürü ve geleneği yıkıcı ve olumsuz unsurlardan arındırılmış bir şekilde gelecek kuşaklara devretmek hepimizin ortak görevidir. Unutmayalım ki tek bir Türkiye var. Kaptanından güvertedeki yolcularına kadar hepimiz aynı geminin içindeyiz. Bu geminin sağlam, güvenilir ve huzurlu bir şekilde yol alması hepimizin en büyük amacı olmalıdır. Gün, ayrılıkları öne çıkarma, toplumsal ve siyasal kutuplaşmaları körükleme günü değildir.
Gün, farklılıklarımızı zenginlik kabul edip bir arada, refah ve özgürlük
içinde yaşamak için elimizden geleni yapma günüdür. Gün, demokratik,
lâik ve sosyal hukuk devleti olarak çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için bir adım daha atma günüdür."
-
Yazan: 04 - 05 - 2008 : 09.30 - Academic
Bu konuyu tekrar gündeme taşımak istiyorum..Zira artan vakalar gösteriyor ki bu konudaki caydırıcılar çok da yeterli değil....
Çocuk istismarına müebbet önerisi
22 Ağustos, 2007 15:54:00 (TSİ)
İlgili Haberler
•
Erkek çocuğa tecavüz iddiasında baba gözaltında
•
8 yaşındaki erkek çocuğa tecavüz iddiası
•
'Makamının gücünü kullanmamalı'
•
Yine devlet kurumu, yine çocuğa dayak
•
Elektronik ortamdaki suçlara tedbir
CHP'li Canan Arıtman, çocukların cinsel istismarına müebbet hapis önerisi içeren kanun teklifini Meclis Başkanlığı'na sundu.
Arıtman, 22'nci yasama döneminde verdiği ancak görüşülemeyen kanun teklifini, yeniden Meclis gündemine getirdi.
Arıtman, "
Fransa'daki Türk çocuğumuzun başına gelen üzücü olaydan da görüleceği üzere çocuklarımızı sapıklardan korumak için caydırılığı olan yasal düzenlemeler yapılması acil bir ihtiyaçtır" dedi.
Meclis'in konuya duyarlı olmasını isteyen Arıtman, kanun teklifiyle ilgili baroların olumlu görüş bildirdiğini, internet
sayfasındaki ankete katılan 605 bin 124 kişinin yüzde 100'lük oranla teklifi desteklediğini ifade etti.
http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber...haberID=385854
-
Bu tarz bir şiirin dünya literatüründe tek yazarı Ulu Sultan Yavuz Sultan Selim.Soldan sağa okunan satırlarla yukardan aşağı okunan satırlarda aynı anlamı taşıyor...
Sanma Canım Herkesi Sen Can-ı Dilden Yar Olur
Herkesi Sen Dostmu Sandın Belki Ol Ağyar Olur
Can-ı Dilden Belki Ol Alemde Bir Dildar Olur
Yar Olur, AÄŸyar olur, Dildar olur, Serdar Olur
-
Ey padişah-ı lemyezel
Ey kadir ü hayyü ezel
Ey lutfu çok, kahrı güzel
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Ağlatırsın zarı zarı
Eğer göstermezsen yarı
Layık görür isen narı
Narın da hoş, nurun da hoş!
HoÅŸtur bana senden gelen
Ya gonca gül yahut diken
Ya bir hilal yahut kefen
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Gelse cemalinden vefa
Yahut celalinden cefa
İkisi de cana safa
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Gerek ağlat gerek güldür
Gerek yaşat gerek öldür
Aşık Yunus sana kuldur
Lutfun da hoş, kahrın da hoş!
Yunus Emre
Sizlerle paylaşmak istedim. Çok sevdiğim bir Yunus Emre klasiği....
-
Yazan: 04 - 05 - 2008 : 06.54 - Admin
Geçmiş asırlara kıyasla bugün daha zengin ve daha kültürlüyüz, ama daha fazla mutlu değiliz. En büyük savaşlar bu çağda çıktı; en büyük terör eylemleri yine bu çağda gerçekleşti.
Batı’nın deÄŸerleri, ekonomiyi canlandırmak için tüketimi ve rekabeti alabildiÄŸine teÅŸvik etti. İnsanları daha çok kazanmaya, daha fazla ÅŸeye sahip olmaya, daha çok ÅŸey istemeye sevk etti. Böylece, her ÅŸeye sahip olmak isteyen, bencil, çıkarcı ve baÅŸkalarının haklarına saygı duymayan bir insan modeli geliÅŸti.
Beyinde acıma ve pişmanlık duygusu
Antisosyal kişilerin beyninde acıma, pişmanlık, suçluluk duygularının faaliyet gösterdiği alanlarda fonksiyon azalması olmaktadır. Buna karşılık, kin ve öfkelilikle ilgili beyin hücreleri daha işlevseldir. Bu kişiler suçu normal bir olay gibi işlerler.
Beyninin böyle alanları iyi çalışmayan bireyler özel yöntemlerle “beyin yıkamaya” maruz kalırsa, sosyal ve politik idealleri için canavarca eylemlere ÅŸartlandırılabilirler. Sosyal ve politik ideale inandırılmış antisosyal bir kiÅŸiden daha tehlikeli bir canlı bomba yoktur. İntikam isteyen, haksızlığa uÄŸradığına inandırılan, sosyal ve politik bir ideale ÅŸartlandırılan antisosyaller dünyanın geleceÄŸini tehdit etmektedirler.
Şiddete karışan ve buna yatkın olan kişiliklerden kısaca bahsedelim:
Antisosyaller
Antisosyaller yalan söylerler. Ceza almasına sebep olacak eylemlerde pişman olmadan bulunurlar. Bu kişiler kendisinin veya başkasının güvenliği konusunda umursamazdırlar. Suçluluk duygusu yaşamazlar, vicdan azabı gibi kaygıları yoktur. Gelecek için plan yapmayı sevmezler. Dürtüsel yaşarlar. Amacına ulaşmak için kavgacı, sinirli saldırganlığı yöntem olarak seçerler. Kafa yorduğu konu menfaat ve zevklerini tatmindir. Antisosyaller başkalarının haklarına saygı duymazlar.
Narsisistler
Narsisistler kendilerini çok önemli ve vazgeçilmez hissederler. Başarı ve yeteneklerini abartırlar. Kendilerini özel ve önemli görürler. Benzeri bulunmaz bir kişi olduklarını düşünürler.
Narsisistler kendilerine yöneltilen eleştirilere öfkeyle karşılık verirler. Daima ayrıcalık, özel muamele beklentisi içindedirler. Başkalarını anlayamazlar ve onların zayıf taraflarını kullanırlar. Narsisistlerin kafa yorduğu konular başarı, güç, zekâ, güzellik ve kusursuz sevgi gibi düşüncelerdir. Çok kıskançtırlar.
Paranoidler
Dostlarından, iş arkadaşlarından ve diğer insanlardan yersiz yere hemen kuşkulanırlar. Bu kişiler arkadaşlarının kendisine bağlılığını ve güvenini sık sık sorgularlar. Her olayda kendisine kötülük yapılabileceği anlamını çıkarırlar. Aşırı ketum olurlar hiç sır vermezler. Kin besler ve hataları bağışlamayı sevmezler. Görmezden gelinmesine karşı öfke beslerler. Paranoidler dost ve düşmanını karıştırırlar. Hep güven bunalımı içinde yaşarlar. Haksızlığa saldırıyla karşılık verme eğilimindedirler.
İfade etmeye çalıştığım her üç kişilik yapısının temel örüntüsünden anlaşılacağı gibi, bu tiplerin, kendilerine yönelen tehditlere ve haksızlıklara karşı şiddete başvurma eğilimleri fazladır.
Bazı şiddet öğretileri:
Machiavelli
İdealist insan, düşünce ve gücü karşı kaşıya getirir. Yeniliği getirmek için ya rica ve yalvarma yolu seçilecek veya güç kullanılacaktır. Rica ve yalvarma ile hiçbir şey başarılamaz.
Hobbes
İnsan insanın kurdudur.
Darwin
Hayat bir mücadeledir; doğal ayıklanma vardır; kuvvetli olanın ayakta kalabilmesi için zayıf olanı yok etmesi doğrudur.
Marx ve Engels
Şiddet tarihte devrimci bir rol oynar. Bağrında yeni bir toplum (sosyalizm) taşıyan eski toplumun (kapitalizm) ebesi şiddettir. Tarihsel gelişimi harekete geçiren etken sınıf kavgasıdır.
Hitler
Alman ırkı ari ırktır; dünyaya hakim olması için zayıf ırklar yok edilmelidir.
Sorun çözmede demokrasi kültürüne geçiş:
Günümüzde Gandi, Martin Luther King, Mandela gibi şiddete başvurmayı hak aramada ve sorun çözmede yöntem olarak kabul etmeyen değerler yükselmektedir. Bu durum, şiddet kültürünün demokrasi kültürüne değişimi olarak algılanmalıdır.
Aşağıdan gelen şiddet
Karşıt görüşlü kişiler ve grupların şiddete yönelmesidir. Açlık, yoksulluk, etnik veya ideolojik nedenlerle başlar. İlkel ve yereldir, iyi örgütlenmemiştir. Eğer şiddetin gerekçeleri çok kuvvetli ise Fransız ve Rus devrimlerindeki gibi örgütlenerek halk hareketi haline gelebilir.
Yukarıdan gelen şiddet
Monarşi veya oligarşide hesap verme duygusu yoktur. İnsanlık tarihinde deneme-yanılma yöntemi ile özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi düzeyine geliş, toplumsal şiddetin en aza inmesi ile eşdeğerdir. Gerçek demokraside ülkeyi yönetenler, yani devlet, halka karşı hesap vermek durumundadır. Aksi takdirde Saddam Hüseyin ve Hitler gibi çağdaş tiranlar ortaya çıkar. Çağdaş tiranlar akıllı ve nitelikli insanları sindirir veya öldürürler. Toplantılardan rahatsız olurlar; örgütlenme ve eğitimi çok kısıtlarlar. Yurttaşları birbirlerinden kuşkulandırırlar. Özel hayatı yok ederler. Yapay bir düşman seçip iktidarı sürdürme çabasındadırlar.
Fikrine güvenen şiddete başvurmaz
Demokrasinin bugün geldiğimiz düzeyi, şiddetin hak arama veya sorun çözme yöntemi olmaması gerektiğini ön şart olarak kabul eder. Özgür ve çoğulcu ortamda fikrine güvenen kişi fikrini ifade edebildiği için şiddete yönelmeyecektir. Fikirler çarpışacak, gerçekler ortaya çıkacaktır. Alternatif fikirlerin, farklı bakış açılarının ve aykırı düşüncelerin ortaya çıkması, toplumun olgunlaşması ve daha az hata yapması demektir. Şiddete başvurma öğretisi, yerini şiddete başvurmama öğretisine terk ettiği ölçüde, toplumsal şiddet azalacaktır. Fikrine güvenmediği için şiddete başvuran birey ve gruplar toplumsal itibar görmeyecektir.
Kalem kılıçtan keskindir
İnsanlık tarihinin ilk çağlarından beri, bütün ilkel topluluklarda, eğitimsiz kişilerde şiddet ve saldırganlık, bir hak arama ve sorun çözme yöntemi olarak kullanılmıştır. Şiddet ve saldırganlık, düşünmeye önem vermeyen, muhakeme ile değil, içgüdüleri ile hareket eden insanların yöntemidir.
Eğitimsiz bir kişiden, haksızlığa uğraması halinde nasıl doğru davranmasını bekleyebilirsiniz ki?! Mesela, elinden zorla oyuncağı alınan bir çocuk, arabasına çarpılan bir adam, inandığı değerleri yaşaması engellenen bir kişi eğer eğitilmemiş ise içgüdüsel olarak sorunu saldırarak çözmeye kalkışacaktır. Haklarını şiddet kullanarak almak isteyeceklerdir.
İkna yöntemi
Haksızlığa uğrayan kişi eğitimli ise, ikna ve inandırma yolunu seçecektir. Karşı tarafın kafasındaki soruları gidermeye çalışacak ve çözüm odaklı düşünecektir.
Fikrine güvenen kişi şiddete başvurmaz.
Şiddet ve öfke zayıflık işaretleridir.
Zor ama uzlaşmacı bir yol olan ikna ve inandırma yöntemi, en iyi hak arama yöntemidir. Çağımızın insanlarına üstünlük sağlamak ancak ikna ve inandırma yolu ile mümkündür. Sözden anlamayan ilkel kabilelerin yöntemini uygulayanlar, haklıyken haksız duruma düşeceklerdir.
O halde yapılacak şey; doğruyu doğru şekilde savunmak olacaktır.